Kitap Künyesi

Yazar: İlhami Güler

Yayın Evi: Ankara Okulu Yayınları

İSBN: 9789758190171

Sayfa Sayısı: 207

--reklam--

Sabit Din Dinamik Şeriat Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Sekülerizm, gezegen çapında ve aynı zamanda de; dini yalnızca insanların vicdanlarına. ölüm ve ölüm ötesine, cenazeye, kiliseye, havraya, camiye, namaza, kutsal(!) birkaç geceye hapsetmiş bulunmaktadır. Öre yandan, katı muhafazakarlık da ed-dînin form kazandığı sun tecrübeyi. (Kitap/Sünnet) ve hatta onun üzerine binmiş bir tarihsel yorumsal yükü evrensel/nihai, genel geçer bir sistem addetmektedir. Böyle bir kültürel ortamda, Allah katındaki ed-dinin sosyalist ve liberal toplum teorilerinde olduğu gibi, toplumsal örgütlenmenin ideal şeklinin ne olması gerektiğine ilişkin değil; fakat, bütün siyaset felsefelerinin cevabını aradığı "ben kimim?" ve ‘‘ne yapmam gerekir?" sorularına cevap veren, zalimliği en aza indirme ve adaleti ikame etme anlamında ahlaki bir toplum teorisi talebinin olduğunu ileri sürmek ne kadar gericiliktir veya ne ölçüde sapıklıktır?

--reklam--

Sabit Din Dinamik Şeriat Alıntıları - Sözleri

  • Her ortodoksi, düşünce dünyasında düşünülmesi yasak alanlar oluşturarak kendi mezarını kendisi kazmaya başlar. İslam düşüncesi de (Ehl-i Sünnet ve Şia) aynı şeyi yapmıştır. Gelin on asır boyu sıkılı duran düğümleri (akide) çözelim. Düğümler (dogmalar) çözülünce iman artar ve yükselir.
  • Sağlam bünyeye sahip bir çocuk dünyaya getirmek için zayıflık üstüne zayıflık çeken, sonrada onu bakıp büyütmek için binbir zahmete katlanan bir kadının, insanlığa bir filozof veya bir bilim adamından daha az hizmet ettiği veya daha az katkı yaptığı söylenemez. Biri fikir üretiyorsa, diğeri de insanlığın geleceğini doğuruyor...
  • Bugün 'İslam' kelimesi üç farklı anlamda, birbiıinden farklı üç şeye işaret edecek şekilde kullanılmaktadır. Biıincisi, bizim bahsettiğimiz isim-fiil manası: Müslüman bireyin kendi kişisel teslimiyeti, onun Allah'a kişisel teslimiyeti ve sorumluluğudur. Şahsi ve canlı bir kişi olarak onun somut durumunda kendini adaması eylemi, kabul ettiği kozmik bir emir ve itibar ettiği aşkın ilahi/sonsuz gerçeklik ile kasdi ve ihtiram/huşu uyandıran bir ilişkisidir. Dolaysız ve varoluşsaldır. Kesin, özel ve devredilemezdir. Onun bu kişisel teslimiyeti -eğer böyle bir telim kullanabilirsek-, doğal olarak diğer insanlarınkinden kesinlikle ayn olacaktır. İkinci ve üçüncü olarak, o [İslam] kurumlaşmış bir varlık olarak bütüncül islami bir sistemin platonik bir idealine ve pratik bir gerçekliğine delalet etmektedir. Bu [ikinci] durumda o, somut realite olarak dinin (the Religion) genelleşmiş bir şablonudur; dünyevi, talihsel, sosyolojik bir kavramdır. Diğer [üçüncü] durumda ise ideal olarak dinin akla en uygun halidir.
  • Şeriat-Din İlişkisi 5. Ma'ide suresinin 48. ayetinin tefsirinde İbn Abbas şöyle diyor: "Sizden her nebi için ayn bir şeriat açıkladık" . İbn Abbas, ayetin devamındaki "eğer Allah istese idi, sizi tek bir ümmet yapardı" ifadesini de: "Eğer Allah istese idi sizi bir tek Şeriat üzere kılardı" diye yorumluyor.55 İlk tefsir sahiplerinden Abdurrezzak (ö. 22 1) ise aynı ayetin tefsirinde "din tektir, şeriatlar ise muhteliftir"56 diyor. Dinin tek olduğunu ifade eden en açık ayet, 42. Şura suresinin 13. ayetidir: "O, dini konularda Nuh'a emrettiğini -ve sana (Hz. Muhammed) vahyettiğimizi, aynı zamanda İbrahim'e Musa'ya ve İsa'ya öğrettiğimizi- size de açıkladı (ortaya koydu) : O halde, dini ayakta tutun, tefrikaya düşmeyin". Kurtubi, ekimü'd-dine (dini ayakta tutun) ifadesindeki ed-din'i "Allah'ın birliği, O'na itaat edilmesi, Peygamberi'ne, kitaplarına, ceza gününe ve kişinin yerine getirmesiyle Müslüman olduğu herşeye iman" şeklinde yorumladıktan sonra, şunu ekliyor: "İfadede, milletlerin ihtiyaçları ve durumlarına mebni şeriatlar ibaresi, yer almadı. Çünkü onlar, muhtelif ve birbirinden farklıdır; din ise daimidir, demvamlıdır, mahfuzdur, mustakardır, bünyesinde herhangi bir ihtilaf ve çekişmeye yer yoktur. Bunun ötesinde şeriatlar hikmet ve maslahatın gereği ve Allah'ın iradesiyle milletlerin zamanlarına göre farklılaştı" . Ebu Hanife de, dinin birliği ve şeriatların farklılığı konusunda şöyle diyor: Bilmiyor musun ki, Allah'ın resulleri -Allah hepsine salat ve selam eylesin- muhtelif dinlere mensup değillerdi. Hiçbiri kendi kavmine, kendisinden önce gelmiş olan resulün dinini terketmeyi emretmemiştir. Çünkü peygamberlerin dini birdir. Buna mukabil her resul kendi şeriatına davet ediyor, kendinden önceki resulün şeriatına uymaktan nehyediyordu; zira resullerin şeriatlan çok muhteliftir. Bundan dolayı, Allah, Kur'an-ı Kerim'de "sizin her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı" (5: Ma'ide, 48); "Senden evvel hiçbir peygamber göndermekdik ki, ona, 'Ben'den başka hiçbir ilah yoktur, ancak Bana ibadet edin', diye vahyetmiş olmayalım" (521 /25); "Allah'ın yaradışı değiştirilmez, en doğru din budur" (30/30) buyurmuştur. Yani Allah'ın dini değiştirilemez. Nitekim din, tebdil , tahvil ve tağyir edilmemiştir. Şeriatlar ise tebdil ve tağyir edilmiştir. Zira birtakım şeyler bazı insanlar için helal iken, Allah onları diğer insanlara haram kılmıştır. Birçok emir vardır ki, Allah onların yapılmasını bir kısım insanlara emrettiği halde diğer insanları, onları işlemekten nehyetmiştir. O halde, şeriatlar çok ve muhteliftir.
  • Şeriat: "Dinamik, Dini-Ahlaki Bir Toplum Önerisi" ve "Dogmatik, Dini-Toplumsal Bir Sistem" ya da (Olması Gereken ve Olan) Kelimeler -Kur'an'da kullanılmış olsalar da- sabit ve donuk değildirler; insanlar ve toplumlar gibi iç ve dış tesirlere açık olarak değişirler, donarlar, ölürler. 'Şeriat' kavramı da ortaçağ boyunca ulema ve İslam toplumu tarafından değiştirilmiş, genişletilmiş ve dondurulmuştur. Bugün İslam dünyasında 'Şeriat' hala din, Allah, Kur'an, İslam gibi en yüksek düzeyde değere sahip odak bir kavramdır. Ancak, bizim ülkemizde bu yüzyılın başlarından itibaren kavrama yeni ve olumsuz bir anlam içeriği yüklenmiştir. Bazı toplum kesimlerine göre Şeriat denince akla gelen şeyler; saltanat, hilafet, el kesme, çarşaf, kadınların evlere kapatılması, dört kadınla evlilik, "boş ol" deyince hemen kadının boşanmış olması gibi, -bir kısmı Kur'an'dan, gerisi ortaçağ yönetim tarzı ve hukukundan derlenmiş, kavramın oldukça geç dönemine aitkarikatürize edilmiş, irtica ile neredeyse eşanlamlı bir kavramdır. Hatta bir Başsavcı'ya göre, Şeriat ile savaşmak 'sevap'tır. Muhafazakar, dindar kesimlere göre ise, kavram din ve İslam ile eşanlamlıdır; dolayısıyla, kutsaldır ve siyasi, hukuki, ahlaki, bütüncül bir sistemdir. Bu makalede kavramın doğuşu, aslı ve özü itibarıyla her iki yaklaşımın da doğru olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Türkiye'de, her iki toplumsal kesim de bu kavram üzerine konuşurken Heidegger'in deyimiyle bir 'laflama'nın (idle-talk) içine düşmektedir. Laflamada ifadeye duyduğumuz ilgi , onun delalet ettiği şeye (nesneye) duyduğumuz ilgiyi aşar. Laflama, nesneye olduğu gibi erişmeye çalışmak yerine, nesne hakkında ne söylendiğine odaklanır. Söylenen şeyin esasen öyle olduğunu varsayanz, çünkü bu, söylenmiş bir şeydir; bu yüzden de söyleneni akratınz, söyleneni yayar, sözkonusu nesneyle ilgili sohbetlerimizi yönlendirmesine izin veririz. Bu anda iletişimin görünüşündeki nesneyle temasını ise kaybederiz . Konuşmalarımız temelsiz olur. Ne hakkında konuşulduğunu kolaylıkla anladığımızı sanmamız, aslında anlamadığımız bir anda herşeyi anladığımızı sanmamızı gösterir. Laflama, böylesi eksiksiz bir anlamayı ileri sürerek, ilgilendiği nesneleri açığa çıkartacağı yerde anlan gizler, bu nesnelerle ilgili inceleme yapma olasılığını da ortadan kaldırır. Zati olmayan, köklerinden koparılmış bir anlayış (yani 'onlar'ın anlayışı) bu nedenlerden dolayı, 'Dasein'ın dünyayla ve ötekilerle olan gündelik ilişkilerine egemen olur.
  • Birçok yasaklarla birlikte içki yasağını vahyin başlangıcından on-onbeş sene sonraya erteleyen ve Müslümanlanın manevi hayatlarını yükseltip tek ayetle ortadan kaldırma "gücü varken üç ayet indirerek yasaklamaya çalışan Allah'ın güçsüzlüğünden" bahsedilemez. Adına ister "nesh" denilsin, isterse "tedric" Allah'ın şartlara göre davranması (ayet indirmesi) onun insana, "insanın doğasını, yapısını dikkate alarak davrandığının delilidir..
  • Kur'an'a 30 cilt tefsir yazanlar veya bir harfinden yüzlerce anlam çıkaranlar, hakikati görme gücünü kendinde bulamadığı için, metni istismar etmeyi kendine daha kolay bulunan zayıf iradeli ve zayıf akıllı lardır.
  • Sekülarizm, gezegen çapında ve aynı zamanda ülkemizde, dini yalnızca insanların vicdanlarına, ölüm ve ölüm ötesine, cenazeye, kiliseye, havraya, camiye, namaza, kutsal (!) birkaç geceye hapsetmiş bulunmaktadır. Öte yandan, katı muhafazakârlık da ed-dîn'in form kazandığı son tecrübeyi (Kitap/Sünnet) ve hatta onun üzerine binmiş bir tarihsel yorumsal yükü evrensel/nihai, genelgeçer bir sistem addetmektedir.
  • "Bugün size dininizi tamamladım ... " (5/3) ifadesinde geçen 'din'i ilk müfessirler müesses kurum olarak değil, bahsettiğimiz temel içerikler olarak yorumlamışlardır. Örneğin, bu ifadeyi İbn Abbas şöyle yorumluyor: "Allah, Nebisi'ne ve müminlere haber veriyor ki, imanı onlar için kemale erdirmiştir. Onlar bu konuda ebediyyen bir ziyadeliğe ihtiyaç duymayacaklar. Allah, onu tamamlamıştır, ebediyyen noksanlaştırmayacaktır. Allah onlardan razı olmuştur, ebediyyen onlara kızmayacaktır"1 Yine ilk tefsir sahiplerinden Abdurrezzak (ö. 211 ) bu ifadeyi şöyle anlıyor: "Allah, onların dinini halis kıldı (temizledi) ve müşrikleri Kâbe'den uzaklaştırdı"2. Aynı yorum Taberi'nin tefsirinde bir başka sahabi olan Katade'den gelmektedir3. Taberi'nin kendisi ise şu yorumu yapıyor: "Allah, Resulü'ne ve müminlere haber veriyor ki, bu ayetin nazil olduğu gün onlara dinini tamamladı. Bunu da, müşriklere karışmadan tek başlarına haccetmeleri için Beyt-i Haram'ı (Kabe ve çevresini) onlardan temizleyerek, orayı sadece müminlere vererek yapmıştır. Feraiz ve ahkama gelince, bunların tamamlanıp tamamlanmadığı hususunda ihtilaf vardır ... "4. Müşriklerin siyasi ve askeri anlamda Kâbe ve çevresinden uzaklaştırıldığı bir hac mevsiminde Arafe günü nazil olduğu rivayet edilen bu ayette 'ikmal' ile dinin toplum ile beraber eriştiği başarının vurgulandığı açıktır. Nitekim yine Taberi'de rivayet edildiğine göre. 4. Nisa' suresinin 176. 'Feraiz' ayeti bu ayetten sonra nazil olmuştur. Dipnot 1.Firuzabadi, Tenviru'l-Mikbas 'an Tefsiri İbn 'Abbas, (Sahifetu 'Ali b. Ebi Talha) , Kahire 1991, s. 170. 2. Abdurrezzak, Tefsiru 'Abdirrezzak, Beyrut 1991, l. 178. 3. İbn Cerir et-Taberi, Cami'u'l-Beyan, Beyrut 1988, IV. 80. 4. Taberi, age. , 4/80.
  • Hakikat kişilerin otoritesine göre bilinmez ."Hakikati bil hakli-dogru olduğunu idda edenleri ona göre degerlendir"sözü dogmatik eğilimin tam karşıtıdır
  • Dogmatik inancın en tehlikeli yani ,inançları böyle olanların genellikle korkak, tedirgin , müsamahasız oluşlarıdır. Bu bir zihin ve ruh durumu olarak hal-hatir,islam-kufur,dinî dünyevi,ideoloji ayrımı yapilmadan herkeste görülecek bir şeydir. Herhangi bir inanç ya da fikir sistemine dogmatizmin egemen olmasıyla,bir taraftan bu sistemin gelişmesi,zenginleşmesi,şartlara ve tarihi durumlara göre aslına uygun olarak yeniden üretilmesi tikanirken diğer taraftan da toplumda özgürlüğün,tesamuhun, tartışarak ortak paydaları çoğaltmanın imkanlarinin yok edilmesiyle tefrika ve şiddet artar..
  • ''Fakat, biz bugün ne yapıyoruz? İnsan olma potansiyelimizi aktüelleştirmediğimizden dolayı çözemediğimiz, elde edemediğimiz veya kaybettiğimiz şeyleri hep Kur'an'da arıyoruz. Bilim, akıl, teknik, demokrasi, insan hakları, vs. hepsi orada. Arayan herkes de aradığını buluyor fakat metnin bağlamını delaletini, semantiğini parçalayarak, onda olmayan şeyleri ona yükleyerek, sorun edinmediği şeyleri ona sorun yaparak, bir harfinin altına birbir anlam yükleyerek.''
  • "Ön yargı, yeni bir anlayışın ve imanın oluşmasına sebebiyet verecek doğru değerlendirmeyi önleyen en önemli engeldir. Kur'an bu durumu bir mecazla kalplerin 'kilitli' olması olarak ifade eder."
  • "İnsanın yeryüzünde ahlaki-dini alanda deneniyor oluşu, onun bu alanlardaki doğru olanı (hakk) bulma gücünün doğuştan onda epistemolojik ve ahlaki kapasite olarak var olmasını zorunlu kılar. Fakat Kur'an, insanların çoğunun bilgi aktlarını iman nesneleri üzerinde yoğunlaştırma yerine askıya aldıklarını haber verir."
  • "Doğanın güzellikleri arasında sakin ve rahat bir şekilde varoluşunun zevkine eren bir insanı düşününüz. Bu insan, içinde bir ihtiyaç duyacaktır: Bir varlığa minnet ve şükran duygularını iletme ihtiyacı."

--reklam--

Sabit Din Dinamik Şeriat İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Islamda tarihselcilik: Sabit Din Dinamik Şeriat adlı kitap öncelikle bize yanlış bildiğimizi idda ettiği iki kavramın ayrımıyla başlıyor. Bunlar şeriat ve islam kavramlarıdır. Yazara göre İslam dini esasında sabit olan ve hiç değişmeyen bir dindir. Ancak bu dinin beraberinde getirdiği şeriat zaman zaman, gönderilen peygamberle ( İbrahim, Musa, İsa, Muhammed (a.s.) ) birlikte fıkhi açıdan değişmektedir. Yani esasında bugün Yahudilik Hristiyanlık dediğimiz dinler özünde İslam'dı. Bu dinin içeriği veya emirleri toplumdan topluma biraz farklıydı ancak kesin ve değişmeyen ortak hükümleri de bulunmaktadır. Şimdi bizim şeriat dediğimiz şey ile İslam dediğimiz şey aslında farklı kavramlardır diyen yazar bu tezine yönelik ayetlerden ve arapça dilinden deliller getirmektedir. Daha sonra bizim bu kavramları yanlış anlamamızın bazı sonuçlarına değinmekte. Benim esas dikkatimi çeken şeriat ve islam kavramlarının bir kabul edilmesinin bizim zihinsel algımızda şeriatı da tıpkı islam gibi kutsal, keskin ve değişmez hükümlerden ibaret bir şey olarak kabul etmemizi sağlamasıdır. Dolayısıyla yazara göre bizler islam dinini ilk vaz ediliş şekliyle günümüzde de devam ettirmeye çalışmaktayız. Bu ise dini yaşamak açısından son derece yanlış bir tutumdur. Bu durumu özellikle Imam Şafiî'nin, hadisleri ictihad sırasında kullanırken hadislere verdiği öneme dayandırmaktadır. Yani Imam Şafiî nin hadisleri ikinci kutsal kabul etmesi neredeyse dokunulmaz kabul etmesi beraberinde şeriatı da katılaştırıp kısılaştırmıştır. Bu durumu da 28. Sayfada "Tıpkı öncekiler gibi, son şeriat ve son müslümanlar da kendilerine verilen şeriatı ayniyle kaim kılmaya çalıştılar. Bunu da mahalli bir şeriatı tarihsel bir form içinde mündemiç olan ed-din ile aynileştirip adını 'islam koyarak yaptılar." Şeklinde ifade eder. Burda dikkat çeken şey ise, önceki müslümanlar ve son müslümanlar kavramlarıdır. Çünkü ona göre tek din var o da İslam'dır . Aslında bu bakış açısı alışkın olmadığım bir bakış açısı olduğundan ve yazarın buna yönelik güçlü deliller sunması nedeniyle mantıklı geldi. "Allah indinde tek din İslamdır." veya " müslümanların ilki olmakla emrolundum" gibi ayetler bu bağlamda düşünülmeye değer. Şeriatın dinamikliği konusuna gelirsek, yazara göre Kur-an toplumsal maslahatları bulunduran bir kitaptır. Bu ise islam şeriatına tarihsellik katmaktadır. Yani ayetler ve hadisler yorumlanırken ayetlerin ve hadislerin o dönemin şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği gibi günümüze de uyarlandığında günümüz şartları göz önünde bulundurulmalıdır. . Ancak bizim müslümanlarımız Dini, şeriattan zihinsel olarak tecrit edemedikleri için şeriatı da dinamik tutamadılar. 28.s) Bu konuda şöyle bir örnek vermekte: "Hz. Muhammed'in ölümünden sonra toplumsal yapı (siyasal genişlemeye rağmen) fazla değişmediği için, ilk üç asırda Müslüman entelektüeller islami disiplinleri tedvin ederek başarılı bir toplumsal yapı kurdular (siyasi düzen hariç) . Miladi 10. yüzyıldan sonrası, bu yapının tekrarı, tezyini ve nisbi olarak değiştirilmesidir. Burada can alıcı soru , Batı toplumları Orta Çağdan moderniteye doğru evrilirken İslam toplumunun (özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun) kendi modernitesini (Şeriatı'nı yenilemesini) niçin yaratamadığıdır. İşte burada toplumun Şeriat anlayışının (dini dünya görüşünün, toplumsal zihniyetinin, tarih anlayışının) önemli olduğu kanaatindeyiz." 36.s. Yani şeriatı dinamik tutmanın toplumsal anlamda ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. ve bunun esasında islama ters olmadığını da hz Omerden yola çıkarak kitapta ara ara örnekler vermekte . "(Hz. Ömer) Hac vazifesini yaptıktan sonra arkadaşları ile beraber Medine'ye dönerken yol üzerinde Hz. Muhammed'in bir kere namaz kıldığı bir camiye herkesin koştuğunu görünce onlara şöyle demişti: "İsrailoğullannın helak olmasının sebebi, onların peygamberlerine ait hatıraları mabedlere çevirmeleridir." Nitekim bugün Mescid-i Nebevi'nin hac ibadetinin zorunlu bir parçası olarak görülmesinin ve 'sakal-ı şeriflerin Anadolu'da büyük bir ibadet şuuruyla camilerde Ramazan ayında görüşe açılması ve etrafında salavat getirelerek tavaf edilmesi (kutsanması) , Hz. Ömer'in eleştirdiği kutsallık anlayışının yüzyıllardan beri devam eden örnekleridir... 79.s. Kitabın son bölümlerinde islam dininin yorumlanması ile ilgili fikirlerini beyan etmekte ve bence kendi verdiği çabasıyla sunduğu dinamik şeriat tezine yönelik bazı ihtilaflı veya tartışmalı konuları kendi perspektifinden tarihselci bir bakış açısıyla yeniden yorumlamakta.. (betül)

--reklam--

Sabit Din Dinamik Şeriat PDF indirme linki var mı?

--reklam--

İlhami Güler - Sabit Din Dinamik Şeriat kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sabit Din Dinamik Şeriat PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı İlhami Güler Kimdir?

1959 yılında Tortum’da dünyaya geldi. 1980 – 1985 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans öğrenimini tamamladı. 1987 yılında AÜ ilahiyat Fakültesi’nde Kelam Ana Bilim Dalı araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1985 – 1991 yılları arasında AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. Mustafa S. Yazıcıoğlu danışmanlığında “Kur’an’a Göre Allah ve Ahiret İnancının Ahlakla İlişkisi” konulu teziyle doktora öğrenimini tamamladı. 1992 – 1993 yılları arasında Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde dil öğrenimini gördü ve doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1996 yılında yardımcı doçent, bir yıl sonra doçent ve 2004 yılında profesör oldu. 2007 yılında bir yıllığına Londra’da dil ve bilimsel araştırma maksadıyla bulundu. 1997’den 2009’a dek çıkan İslamiyat dergisini çıkaranlar arasında bulundu, 2005 yılında resmiyet kazanan Doğu Konferansı çalışması içinde yer aldı. Bu dönemden sonra doğudan dergisi ve fikirzamanı internet sitesinde yazılar yazdı. 2010’da kurulan Halkın Sesi Partisi kurucu üyelerinden biri oldu. Halen AÜ İlahiyat Fakültesinde görev yapmakta olan İlhami Güler, evli ve iki çocuk babasıdır.

--reklam--

İlhami Güler Kitapları - Eserleri

  • Allah'ın Ahlakiliği Sorunu
  • Sabit Din Dinamik Şeriat
  • İlhamiyyat / Dini - Teolojik Aforizmalar
  • İman Ahlak İlişkisi
  • Direniş Teolojisi
  • İtikattan İmana
  • Özgürlükçü Teoloji Yazıları
  • Derin Ahlak
  • Evrensel Ümmetçiliğe Doğru
  • Sünniliğin Eleştirisine Giriş
  • Din'e Yeni Yaklaşımlar
  • Realpolitik - Muhafazakarlık Karşıtı Yazılar
  • Politik Teoloji Yazıları
  • Vicdan Böyle Buyurdu
  • Kur'an, Tasavvuf Ve Seküler Dünyanın Yorumu
  • İlhamiyyat 2 / Dini - Teolojik Aforizmalar
  • Kur'an'ın Ahlak Metafiziği
  • Kur’an’ın Mahiyeti ve Yorumu
  • İsimsiz İlhamlar
  • Sözün Özü
  • Küfreden Düşünme Karşıtı Şükreden Düşünme
  • Kuş Bakışı
  • Aklın İçindeki İlhamlar
  • Otorite ve Din
  • Aklımın Erdiği
  • Biz ve Onlar

--reklam--

İlhami Güler Alıntıları - Sözleri

  • Panteizm, materyalizmin teolojik/din dili ile ifadesidir. (Kur'an, Tasavvuf Ve Seküler Dünyanın Yorumu)
  • Dinin dezavantajı, kötülüğü örtmesi, maskelemesi ve hatta ''iyi'' olarak gösterme kabiliyetinin olmasıdır. İkinci olarak da mutlak olan Tanrıyı devreye sokarak vahyi dogmalaştırıp dinde aklın kullanılmasını (düşünceyi) engellemesidir. (Aklın İçindeki İlhamlar)
  • Müslüman dünyada artık alimlerin otoritesi yok. Türkiye de buna dahil. Eline Kur'an'ı alan herkes Kur'an'dan kendince anlam çıkarıyor. (Derin Ahlak)
  • "Kur'an'ın insanın ahlâkı hayatına getirdiği katkı nedir sorusuna yanıt olarak diyebiliriz ki: Kur'an arzulara uyularak oluşturulan ahlâkı rolativizmi (görecilik) ortadan kaldırma amacının yanında asıl amacı ve katkısı, ahlâkı doğruyu davranışa (eyleme) dönüştürmede insanın gösterdiği "kayıtsızlığı" ortadan kaldırarak ahlâkı doğrunun, iyinin (olabilecek en iyi şekilde) maksimum düzeyde insan eylemlerine yansımasını /fiilileştirilmesini sağlamaktır. Bunu da insanın mantiki, ahlâkı yanını ortaya çıkaracak bir Allah'a inandırma ya da Onun zarar, acı ve sıkıntısından kaçıp, yarar haz ve mutluluğa yönelme duygusuna hitaben ahiret inancını sürekli ayakta tutarak yapmaya çalışır. Kur’an’a göre Allah ve ahiret inancı insanın yeryüzünde kendi cinsine karşı takınacağı ahlâkı tavrın "iyi" yönde ve sürekli olmasının iki temel unsuru olmaktadır." İman Ahlâk Ilişkisi/İlhami Gűler syf 106 (İman Ahlak İlişkisi)
  • Faydacılık ve pragmatizmin teorilerini 'insan için'lik, Kant ve Levinas'ın teorilerini 'insan uğrunda'lık, olarak niteleyebiliriz. Burada 'uğrunda'lık ödevi, 'için'lik ise faydayı ifade eder. (Kur'an'ın Ahlak Metafiziği)
  • Kur’an’nın önerdiği düşünme “yol (sırat-sebil-şeriat)” iken; Haidegger’in ki “patika (orman yolu)” dır. Birincisi, insana güveni ve kolaylığı ifade ederken; ikincisi, ona güvensizliği ve modern dönemde zorluğunu ima eder. (Kur’an’ın Mahiyeti ve Yorumu)
  • Hiçbir şey yapmadan dua ile Allah'tan bir şey istemek onursuz bir dilenciliktir. (İtikattan İmana)
  • Muhafazakarlar olarak çoğumuz itikat sahibiyiz ancak canlı imanımız yok.Helal-haramlarımız var,ancak "takva"mız yok.Alışkanlığa indirgenmiş ibadetlerimiz var,ancak huşumuz saygımız yok. (Küfreden Düşünme Karşıtı Şükreden Düşünme)
  • Yeni değer sistemi eskiyi mükemmelleştirmek için gelir yoksa onu yıkmak ve ilga etmek için değil. (Özgürlükçü Teoloji Yazıları)
  • İslam dünyasında çöküş, iman sosyal boyutunu kaybettiğinde başlamıştır. -Roger Garaudy- (Din'e Yeni Yaklaşımlar)
  • Hakikat, insanın tabiat ile düşünme üzerinden girişeceği ilişkide şükran/minnettarlık duygusu ile gayba(Allah'a) imanı başarması; insanlar ile olan ilişkisinde ise ahlaki doğruyu görmesidir.(iman ve salih amel/tevhid ve adalet) Bunları başaramayanlar, Kur'an ın deyimi ile 'sağır, dilsiz ve körlerdir'. İnsanın, nefsini(kendini) terbiye etmeden, hakikati görmesi mümkün değildir. (İlhamiyyat / Dini - Teolojik Aforizmalar)
  • Bir çok insan, şüphenin doğuracağı kaygıdan kaçarak, zahmete girmekten imtina ederek, tembellikten ve korkaklıktan doğan dogmatikliğini/taklidini ''telimiyet/itaat/boyun eğme'' kavramları ile 'meziyet' olarak sunmaktadır. Kendini güce adayarak/sığınarak kurtuluşu kolayca garanti etmektdir. (Aklın İçindeki İlhamlar)
  • Bugün Gazze'de İsrail'in yaptıkları, Batılı Prometheusçu insanın dört yüz sene boyunca yeryüzünde yaptıklarından pek de farklı değildir. Dillerimize pelesenk ettiğimiz insan hakları, demokrasi, hukuk devleti vs, kahraman insanın kendi evi için geliştirdiği iç-denge aparatlarıdır. (Direniş Teolojisi)
  • "Unutmak ve alışmak ise sağcılığın tabiatıdır. (Politik Teoloji Yazıları)
  • Liberal kapitalizm, şu anda tabiri caiz ise: 'köpeksiz köyde değneksiz' gezmektedir. Kendini "Tarihin Sonu' olarak lanse etmektedir. (Direniş Teolojisi)
  • Tutku, bağlılık, muhabbet ve aşk hakikat olmak zorunda değiller. (İsimsiz İlhamlar)
  • "Eğer hakk, hevaya tâbi olsaydı gökler, yer ve ikisinde bulunanlar bozulur giderdi." (23/71) (Kur'an'ın Ahlak Metafiziği)
  • "Doğanın güzellikleri arasında sakin ve rahat bir şekilde varoluşunun zevkine eren bir insanı düşününüz. Bu insan, içinde bir ihtiyaç duyacaktır: Bir varlığa minnet ve şükran duygularını iletme ihtiyacı." (Sabit Din Dinamik Şeriat)
  • Din , insan içindir. (Din'e Yeni Yaklaşımlar)
  • "Dindar olmakla "dinci" olmak, ahlaklı olmakla "ahlakçı" olmak derininde birbirine çelişiktir." (Aklımın Erdiği)