Kitap Künyesi
Yazar: Adnan Binyazar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750710292
Sayfa Sayısı: 192
--reklam--
Şah Mahmet Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kanlı bakışlarından korkup kaçacak delik aradığım Şah Mahmet benim geleceğimdi; büyüyünce benim de onunki gibi kan çanağı gözlerim, güldükçe parlayan altın dişlerim, kuşağımın arasından görünen tabancam, yastığımın altına yerleştirmeden yatağa girmediğim dua işlemeli kamam olacaktı... Ben de çöp sokup dişlerimi karıştıracak, dilimi dişlerime değdirip cıyk cıyk edecektim... Şah Mahmet'in öyküsü anlatıldıkça içimdeki ona ulaşılmazlık duygusu daha da derinleşiyordu.
Şah Mahmet, okurunu sarsan, insanı yaşadığımız dünyanın en köklü sevgilerine, acılarına yaklaştırarak olduğu yere çivileyen, birbirinden güzel öyküleri bir araya getiren bir kitap.
Edebiyatımızın usta yazarı Adnan Binyazar'ın Şairin Kedisi'nden sonraki ikinci öykü kitabı bu. Öykülerdeki kahramanları, sözgelimi Şah Mahmet'i, Nevriye'yi, başlı başına bir öykü kişisi kılınan "eller"i unutamayacaksınız. Bunların her biri aşkın, tutkulu cinselliğin, yalnızlığın, gençliğin beklentilerle dolu günlerinin ve yaşama sevincinin kahramanları...
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Şah Mahmet Alıntıları - Sözleri
- insan ... şu zavallı umut mahkumu ...
- Tattığı hazzın ne olduğunu kişinin kendi bilir. Ne dişi ne erkek soyundan bir varlığın o güne değin böyle bir hazza ermediğini düşündün. Bilmiyordun ki, bedende varlık kazanan dişilikle erkeklik durmadan didişiyor, öyle bir an geliyordu ki, biri öbürünün benliğinden yaratılıyordu. Hazların bir duygu kesişmesi olduğunun bilincine o gün vardın.
- Okullarda okumuş, iş güç sahibi olmuştum. Büyük kentin, insanı insanlıktan çıkaran karmaşası içinde ruhumdan da sevdamdan da olmuştum. Bu duygu savrukluğuyla, telefon görüşmelerini yeterli görüyor, on yıldır bizim oralara gitmiyordum. Bir gün içime nasıl bir acı çöktüyse, kimseye haber vermeden atladım otobüse, her an burnumda tüten yaşlı anamın ellerini öpmeye gittim. Sevinçli günlerinde anamın sesi berraklaşır, yüzü ne sıcak pembelikler yayılırdı. Yıllar sonra yine öyle bir sesle, öyle bir yüzle karşıladı beni.
- "Niye böyle iri, ellerin; niye böyle sıcak?." dedi, ışıltılı sesiyle. "Çalışan el irileşiyor," dedim, "ben köy enstitüsünde okudum. Ağaç dikmek için, kirizma dedikleri derin çukurlar eştirirlerdi bize. Kazma sapları şimdiki gibi kaygan değildi. Köy enstitüsünde okuyordum ama kentte büyümüştüm. Kent çocuğunun eli toprağı tanımaz. Toprak, tanımayana uysal yanını göstermez. Bir iki vuruştan sonra avucum kan içinde kalırdı. Kanaya kanaya sonra böyle sertleşti. Sertleştikten sonra da artık kanamaz oldu."
- Şu "zaman"ın ettiğine bak; dünyada hem acı çekeceksin, hem o acılardan kurtulamayacaksın!
- Pişen ekmeği ilk tadan çocuklar olurdu. Elime tutuşturdukları ekmekten parçalar koparır, fare deliklerinin önüne koyardım. Bu ekmekli günlerde, kadınlarla, çocuklarla, hele o gün bohçacılar da uğramışlarsa avlu tam bir gürültü şenliği yaşardı. O zamanlar radyo yok, televizyon yok; onların işini kapı kapı dolaşıp entarilik kumaş, masa örtüsü, yatak çarşafı satan bohçacı kadınlar yapardı. Ellerindeki naftalin kokulu ipeklileri hışırtıyla açan bal ağızlı bohçacıların o kadından bu kadına taşıdıkları dedikoduları dinlerken, deliklerinden çıkmalarını beklediğim fareleri bile unuturdum.
- " Derinliği olmayanın dinginliği de olmaz. "
- "Artık ben, ben'den yaratılmış iki ben'im. " S. 129
--reklam--
Şah Mahmet İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"şu hayat, ellerin elleri oynattığı bir sahne, bizler parmakların ucuna takılmış birer kuklayız" toplam 7 öyküden oluşan bir kitap, ilk bölümlerde ki ben o hikayeleri daha çok sevdim; hüzünlü, zarif, narin kadınlar başrolde. sonlara doğru daha çok deneme türüne yakın hikayeler var, onları da beğenmekle birlikte çokta bana hitap etmediklerini söylemeliyim. kitaba dair hoş bir ayrıntı da yazarın bazı cümleler için sayfanın altına koyduğu notlar, bazı sözcükleri değiştirebileceğini belirtmiş. o halleri ya da özgün halleri arasındaki farkları görmek, tartmak keyifli oluyor. "hayat dediğin nedir ki, bir gün gördüğünü başka bir gün görmemekten başka!" (Alp Giray Akkuş)
ŞAH MEHMET öyküsü bir Diyarbakır öyküsü. Aslen de Diyarbakırlı olan yazarımızın gözlemleri, gelenekten yetişmesi anlatımı samimi hale getirmiş.Üslubundaki alıntı, iç monolog ve kolaj gibi metinler arası ilişki türleri ile imge kullanımının yoğunluğu, ona özgü karakteristik özellikleridir ve bu eserde de göze çarpmaktadır. Özellikle romanları yazarın biyografisiyle örtüştüğü için gerçeklik oranı çok yüksektir. Aynı şey bu öykü kitabında da geçerli. Yazar sık sık yaşadıklarından, tanık olduklarından beslenmiş. İlk öykü kitaba da adını veren Şah Mahmet, ondan bahsedeyim: Çocukluğunun kahramanı Şah Mehmet'i ve onun güzeller güzeli karısı Atiye'yi anlatır. Gah geriye döner gah yaşanılan anı anlatır.Geriye dönüşlerde Atiye ve Şah Mehmet'in tanışıp evlenmesi, yaşanılan anda ise Atiye'nin Şah Mehmet'in ölümünden sonraki hayatı anlatır. Yaşananlar ise hiç de iç açıcı değil ne yazık ki.... Bu kitaptaki öykülerinde bir hayat kadınının yaşadıkları, Eller öyküsünde ellerin çağrıştırdıkları, Nevriye öyküsünde telefonda kendini tanıtmayan kadınla geçmişe yapılan yolculuk, Oy Nare ile göğse düşen ilk sevdanın unutulmayışı, Varoluşun Sesi ile "artık ben, ben'den yaratılmış iki ben'im" diyerek analığın gücünü, Ölümün Sesi öyküsünde "Ölüm yaşam dalımıza tünemiş bir konuktur." diyerek ölümü, Sonsuzluk Tramvay'ında ise yalnızlığı dramatik şekilde işin içine kendi gözlemlerini de katarak ustaca anlatır. "Ne baharlar geldi geçti, bahçelerde ne otlar yeşerdi sarardı, bizi kuytuluğunda barındıran nar ağacı nice pembe dişli narlar verdi... O gitti gideli, sabahtan akşama, bozkır ağaçlarının iskeletleri arasında rüzgârların uğultusunu dinledim." s. 108 (Oy Nare) " Artık ben, ben'den yaratılmış iki ben'im. " S. 129 (Varoluşun Sesi) " Derinliği olmayanın dinginliği de olmaz. " s. 143 (Varoluşun Sesi) Ölüm yaşam dalımıza tünemiş bir konuktur. S. 158 " Sabahı. Üstelik bahardı. Ölümün sesini duydum." s. 155 (Arzu Polatkan)
--reklam--
Şah Mahmet PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Adnan Binyazar - Şah Mahmet kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Şah Mahmet PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Adnan Binyazar Kimdir?
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.
Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.
Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.
Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.
Ödülleri
2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)
--reklam--
Adnan Binyazar Kitapları - Eserleri
- Masalını Yitiren Dev
- Ölümün Gölgesi Yok
- Atatürk Anlatıyor
- Ağıt Toplumu
- Şairin Kedisi
- On Beş Türk Masalı
- Kızıl Saçlı Kontes
- Bozkır Aydınlığında Aşk
- Şah Mahmet
- Kerem İle Aslı
- Duyguların Anakarası
- Toplum ve Edebiyat
- Ozanlar Yazarlar Kitaplar
- Günışığına Yolculuk 1
- Günışığına Yolculuk 2
- Aşık Veysel: Uzun İnce Yolda
- Elif ile Mahmut
- Sözün Onuru
- Halk Anlatıları
- Günışığına Yolculuk 3
- Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi
- Ayna
- Edebiyatın Dar Yolu
- Türk Dilinde 25 Ünlü Eser
- Kültür ve Eğitim Sorunları
- Aklın İç Kalesi
--reklam--
Adnan Binyazar Alıntıları - Sözleri
- (...)İyi kitaba alışmış kişi, kitabın dışındaki hayatın, alışkanlıklarla sarmalanmış bir tekdüzelik olduğunun ayrımına tez varır.(...) ( Okuma Körlüğü ) (Ağıt Toplumu)
- “İnsanoğlunun yapısında var bu; kendini savaştan uzak tuttuğunda bile akıtacak ‘kan’ buluyordu.” (Ölümün Gölgesi Yok)
- Hayatım hep böyle geçmişti; sevinmeyegöreyim, yüreğimde cadıların kanlı elleri dolaşıyordu. (Duyguların Anakarası)
- Ne sevdiğim yemek vardır ne sevmediğim. Eşimin elinin kokusu sinen her yemek ağzımın tadı olurdu. Şimdi yediğim her şeyde o kokunun yitik hüznü tütüyor... (Sözün Onuru)
- Yitip giden dostlar gözlerimin perde arkasından geçtikçe ölüm sıcak geliyor bana. İçimdeki ölüm korkusunu yeniyorum. (Ağıt Toplumu)
- Kiminin ensesinde ölüm dolaşır, kimi düğün dernek kurar. (On Beş Türk Masalı)
- İnsan düşüncesi, sistemleri kırarak gelişir. Montaigne (Ozanlar Yazarlar Kitaplar)
- Mutluluklarının kaynağı, kendi içlerinde yarattıkları o " büyük yalnızlık" tı. (Ölümün Gölgesi Yok)
- Sevgi ırmağa benzer; önü tutulsa da bir yerlerden sızıp yürekteki yerine ulaşır. (Kerem İle Aslı)
- Kitabı kaldıracaksın öğrencinin başına diktatörler, rahipler dikeceksin. Kimi yüksek sesle nutuk atacak kimi "telkin"lerde bulunacak. Buna da öğretim diyeceksin! Onu tartışmadan uzaklaştırıp bir Ortaçağ kafasıyla düşündüreceksin. Her şey yoluna girecek böylece...? (Ağıt Toplumu)
- Ağa Kerem, paşa Kerem, han Kerem! Alış Kerem, tutuş Kerem, yan Kerem! Aslı olsun sana kurban can Kerem! Aman Kerem, beni rüsvay eyleme! (Kerem İle Aslı)
- "Gel ver muradımı ben de bileyim Çok ağlattın bugün, ben de güleyim İstersen canımı kurban edeyim Hünerim yok sana bundan ziyade" (Kerem İle Aslı)
- "Yalnızlık Allah'a özgüdür." (On Beş Türk Masalı)
- insan ... şu zavallı umut mahkumu ... (Şah Mahmet)
- “Dost”, “dostluk” denir de, bunun ne olduğunu söyleyen çıkmaz. Çıksa da kendine göre söyler. Bir İsveç atasözü, “Sevilen çocuğun adı çoktur,” der. Bunun gibi, “dostluğun” tanımı çoktur... (Masalını Yitiren Dev)
- Tattığı hazzın ne olduğunu kişinin kendi bilir. Ne dişi ne erkek soyundan bir varlığın o güne değin böyle bir hazza ermediğini düşündün. Bilmiyordun ki, bedende varlık kazanan dişilikle erkeklik durmadan didişiyor, öyle bir an geliyordu ki, biri öbürünün benliğinden yaratılıyordu. Hazların bir duygu kesişmesi olduğunun bilincine o gün vardın. (Şah Mahmet)
- Dertli Kerem der ki dünya fanidir Nicelerin abdal abdal gezdirir Kimse bilmez ne zamandan beridir Hiç hesaba gelmez yaşı dünyanın (Kerem İle Aslı)
- Sevmek, insanoğlunun en yüce duygusuyken duyguca gelişmemiş toplumlarda sevmekten büyük suç yoktur. (Ölümün Gölgesi Yok)
- " Derinliği olmayanın dinginliği de olmaz. " (Şah Mahmet)
- “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince öbürleri de yanlış gider.” (Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi)
Yorumlar
0 yorum