Kitap Künyesi
Yazar: İskender Pala
Tasarımcı: Utku Lomlu
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9789758950447
Sayfa Sayısı: 375
Şairlerin Dilinden Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Şairler vardı...
Şiiri gönülde duyup fikirde hummaya dönüştürerek tam altı asır yaşamışlardı. Onlar, yürekleri ürpertmekten ziyade, zihni sarhoş etmek için mısralar yazarlardı. Aynı dilber için sevdaya tutulup sonsuz acılar çekerlerken, aynı medeniyetin genel kabulleri içerisinde bilimin, sanatın, felsefenin, edebiyatın tarihini oluşturuyorlardı...
(Arka Kapak'tan)
Şairlerin Dilinden Alıntıları - Sözleri
- "Bir medeniyet; hukuku, felsefesi, mantığı, musikisi, mimarisi ile var olur ancak hepsinden önemlisi edebiyatı ve diliyle yaşar."
- "Galiba millet olarak topyekûn tövbeye, tecdidi-i imana ve herhâlde bundan böyle halisane şu duayı eylemeye ihtiyacımız var: -Allah evvelki iyilere rahmet eylesin, sonraki kötülerden muhafaza buyursun!"
- Bildik ve tasdik ettik ki canı olan her şey, bir aşk hamuruyla yoğrulmuştur.
- "Kelâmından olur malûm kişinin kendi mikdârı." (Lâedrî)
- "Ben gizli bir hazine idim; bilinmeyi istedim, âlemi yarattım."
- "Saltanat dedikleri ancak cihân gavgâsıdır Olmaya baht ü saâdet dünyede vahdet gibi Ko bu ayş u işreti çünkim fenâdır âkıbet Yâr-i bâkî ister isen olmaya tâat gibi Olsa kumlar sayısınca ömrüne hadd ü aded Gelmeye bu şîşe-i çerh bir sâat gibi Ger huzûr etmek dilersen ey Muhibbî fâriğ ol Olmaya vahdet cihânda kûşe-i uzlet gibi"
- "Eyleme vaktini zâyi, deme kış yaz; oku, yaz."
- "Yunus Emre bu sözü eğri büğrü söyleme Seni sîgaya çeker bir Molla Kasım gelir"
- "Şâirlik egerci mûteberdir Şi'ri tanımak da bir hünerdir" (Gerçi şâirlik seçkin bir vasıftır. Ancak şiirin iyisini tanımak da bir hünerdir.)
- "Hak şerleri hayr eyler Zannetme ki gayr eyler Arif anı seyr eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler"
- "Âvâzeyi bu âleme Dâvut gibi sal Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"
- "Sahi şimdilerde kaçımız seher vakti kuşların, o vecit ve şevk dolu münacaatlarını dinleme şansına sahibiz? Ya o kuşların geldikleri bahçelerde çiçekleri açılırken görenimiz var mı?.."
- "Kendi hüsnün hûblar şeklinde peydâ eyledin Sonra döndün çeşm-i âşıktan temâşâ eyledin"
- "Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi" (Muhibbi)
- "Fânist cihân der o vefâ nîst Bâkî heme ost cümle fânîst" (Bâkî) (Cihan fanidir ve onda vefa yoktur. Bâkî olan yalnızca "o" dur, gerisi hep geçici.)
Şairlerin Dilinden İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İskender Pala, bu kitapta bizlere aktardığı hikâyelerle, şairlerin bilmediğimiz yönleriyle, her biri birbirinden güzel olan şiirlerle divan edebiyatının hayattan kopuk olmadığını kanıtlamaktadır. Divan şiirinin layıkıyla incelenmesinin mazi ile bağlarımızı berkiteceğinden söz etmektedir. 13-19. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş olan bu döneme Batı etkisindeki edebi topluluklar tarafından çeşitli adlandırmalar yapılmıştır. Bu dönem; halkla ilgili olmayan, yüksek zümrelere hitap eden ve millî kültürü hiçe sayan bir dönem olarak nitelendirilmiştir. Bu kadar maharetli bir şekilde yapılmış benzetmeler, şiirdeki incelikler, şairlerin yalnız duygularını değil zekalarını da işin içine katarak kaleme aldığı, ilk okuyuşta anlaşılmayan fakat derine inildiğinde türlü manalar ifade eden şiirler, aşağılanmayı ne kadar hak etmektedir? Bizim bugün dönemi adlandırırken sıklıkla kullandığımız "divan" kelimesi ile koca bir dönemi ifade etmek ise ayrı bir eksikliktir. Bu dönemde şiirlerin toplandığı kitaplar için sadece divan tabiri kullanılmamıştır. Bu dönem içinde yer alan kimi şairlerin de divanı bulunmamaktadır. Hâsılı bu dönem için yapılan adlandırmalar bir aşağılama ve eksiklik teşkil etmektedir. Dönemin sadece eserleri değil adlandırılması da başlı başına tartışma konusu olmuştur. Şairlerin Dilinden, bu karalamalara verilmiş bir cevap gibidir. "Hangi alanda olursa olsun eski çağları değerlendirirken divanlara müracaat, hiç şüphesiz yeni bakış açılarını doğuracak ve bizi biz yapan değerleri daha iyi öğrenmemize kapı aralayacaktır." Bugün önemsenmeyen bu şiirler, yanlış bilinenin aksine sanat, toplum, siyaset, ekonomi, tabiat, coğrafya vb. yönlerden bir şehrin ve bir dönemin birinci dereceden tanıklığını yapmaktadır. Şairlerin Dilinden, dönemin aydınlatılması için okunması gereken eserlerden biridir. (Çalı Kuşuོ)
İskender Pala divan şiirini sevdiren isim. Gerçekten klasik şiirimizle ilgili bilgi birikimi hayranlık uyandırıyor. Bu birikimi gayet açık ve anlaşılır bir şekilde okuyucuyla paylaşıyor. Şairlerin dilinden bize hem anılar hem kavramlar hem de şiirler aktarıyor. İyi ki varsın İskender Pala ... (Hidayet KARABAY)
İskender Pala'nın divan edebiyatını sevdiren adam olarak anılmaya başlandığı eski kitaplarından biri. Eski edebiyatımızda yer etmiş bir kısım unsurları muhteşem bir üslup ve harika bir sunumla aktarmakyadır. Zaman zaman tebessüm ettiren zaman zaman bilgilendiren harika bir eser. (Faruk Kaplan)
Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü
İskender Pala Kitapları - Eserleri
- Şah ve Sultan
- Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
- Od
- Kitab-ı Aşk
- Aşkname
- Aşina Güzeller
- Ah Mine'l-Aşk
- ... Ve Gazel Yeniden
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
- Atasözleri
- Ayine
- Katre-i Matem
- Boğaziçi'ndeki Mücevher
- Divan Edebiyatı
- Divane Güzeller
- Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
- Düşte Kalan
- Efsane Güzeller
- Gözgü
- Gül Şiirleri
- Güldeste
- İki Darbe Arasında
- Hayriyye
- İki Dirhem Bir Çekirdek
- Kadılar Kitabı
- Kahve Molası
- Kırk Ambar
- Kırk Güzeller Çeşmesi
- Kırkıncı Kapı
- Kudemanın Kırk Atlısı
- Leyla ile Mecnun
- Mir'at
- Muhteşem Şair Muhibbi
- Müstesna Güzeller
- Perişan Gazeller
- Perî-şan Güzeller
- Su Kasidesi
- Şair Fatih: Avni
- Şairlerin Dilinden
- Şiirler Şairler Meclisler
- Şir-i Kadim
- Tavan Arası
- Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
- Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
- Aşka Dair
- Mevlana
- Efsane
- Hoş Sadâ
- Kırklar Meclisi
- Lale Devri
- Mihmandar
- İstanbulcunun Sandığı
- Bülbülün Kırk Şarkısı
- Şahane Gazeller 1
- Üstatlar konuşuyor
- Fetih ve Fatih
- Nurundandır Bütün Nurlar
- Mesela
- İstanbul Bir Rüya
- Karun ve Anarşist
- Şahane Gazeller 2
- Şahane Gazeller 3
- Uzmanlar Konuşuyor
- Barbarossa
- Tarihimiz Konuşuyor
- Türk Dili ve Kompozisyon
- Yunus Emre
- Şahane Gazeller 1- Fuzuli
- Nabi
- Naili
- Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
- Necati
- Nedim
- Nef'i
- Şeyh Galip
- Aşkî
- Baki
- Fatih Sultan Mehmet
- Fatih'in Şiirleri
- Abum Rabum
- İtiraf
- Kalp
- Akşam Yıldızı
- Şiirin Sultanları
- Ortaöğretim için Divan Şiiri
- Ahmed Paşa
- Jennifer’ın Düğünü
- Darbe: Kan ve Sultan
- Aşk Bir Zamanlar
- Neyzen Tevfik
- Vali Hanım
- Süleyman
- Leyla ile Mecnun
- Nizamülmülk
- Kılıçarslan
- Kervan
- Düşte Kalan
- Güldeste
- Mevlanâ Celaleddin
- Ah Mine'l Aşk
- A-71
- Şehir ve Kültür İstanbul
İskender Pala Alıntıları - Sözleri
- Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
- "Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
- Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
- İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
- Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
- Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)
- Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
- Göz... Savaşı başlatan haberci. Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza. Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
- Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
- 21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz. 22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez. 23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez. 24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz. 25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez. 26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz. 27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez. 28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi? 29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten.. 30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
- Mihr-ü mah ister cemalinden zekat Failatün Failatün Failat.. (Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
- Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu NÂ Bî (Nabi)
- Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var |Nailî Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)
- Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
- Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
- Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
- Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
- Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
- gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
- Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)
Yorumlar
0 yorum