Kitap Künyesi

Yazar: İsmail Gezgin

Yayın Evi: Sel

İSBN: 9789755703558

Sayfa Sayısı: 192

--reklam--

Sanatın Mitolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Mitoslar, anlamsız, boş zamanlarda anlatlımak içni uydurulmuş fantastik masallar değildir. Mitoslar, insanlığın bugüne gelişinin öyküsünü verebilecek kültürel zenginlikler içeren, hatta hayatımızı şekillendiren, sınırlamalar getiren, kültür dediğimiz şeyin DNA'sıdır...

Her mitin bize sunduğu sözel bir resim söz konusudur; hatta beli süreçleri anlatmaları nedeniyle birçoğu hareketli resimlerden oluşan sinema ürünleri oldukları bile düşünülebilir. Mitoslar antik çağların psikolojilerini yansıtır. Sanat da en azından başlangıçta, psikolojik bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Bu anlamda mitoslarla sanatın aynı kaynaktan çıktığını ileri sürebiliriz. Bir başka deyişle, yazılı kültür mitosları, yazı öncesi insanının mağaraların kuytu köşelerine veya taşlara yansıttığı mitolojik ifadelerinin devamı niteliğindedir.

Sanatın Mitolojisi'nde, kimi zaman sanattan hareketle mitosa kimi zaman ise mitostan hareketle sanata doğru yolculuğa çıkacak, bazen bir resme nasıl anlam yüklenebileceğini, bazen de bir anlamın nasıl resimlenebileceğini bulacaksınız.

Sanatın Mitolojisi Alıntıları - Sözleri

  • Mitler, boş zamanlarda anlatılmak için uydurulmuş fantastik hikâyeler değildir; binlerce yıllık toplumsal yaşamın tüm yasal çerçevesi ve özüyle sürekli yeni bireylere aktarılması ve onların sisteme kazandırılmaları için fonksiyon yüklenen makinelerdir.
  • Mitoslar antik çağların psikolojilerini yansıtır. Sanat da, en azından başlangıçta, psikolojik bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. İnsanın kitonyen doğasının karanlığından ortaya çıkmış Apollonik ürünlerdir. Bu anlamda mitoslarla sanatın aynı kaynaktan çıktığını ileri sürebilirim.
  • Mircea Eliade, " kültür gibi inancın da tarihsel birikimin toplamı " olduğunu ileri sürer.
  • Akdeniz uygarlıgı kişisel arzuların iktidarca kontrol edilip sürekli değişen hedeflere yönlendirilmesi üzerine kuruludur. Toplumsal arzulanırlık makamı olan öznellik, bireyin öznelliğinin geride bırakılmasıyla mümkündür ancak. O yüzden bu uygarlığın içinde yaşayan herkes, dilin simgesel dünyasına geçip bedeninin ihtiyaç duymadığı doyumsuz bir hayat yaşamaya mahkûm olmaktadır.
  • Lukianus, dünyayı iki tiranın yönettiğini söyler: Umut ve korku.
  • Aklındakini gözleri önünde bulundurmak isteyen insanın ürettiğidir sanat, görünenin başka bir dünyaya referansını simgeler, bakanın bakışını bakılanın ötesine taşır; bu yüzden sanat bir metaphoros'tur.
  • İyiyi kendinden bilmek, kötüyü ise yükleyebilecek bir şeytan aramak, ötekinin varlık koşuluydu.
  • Mit ve dil birbirlerini varlığa taşırken, sanat onun bedenlenmesini sağlamış, görünmeyeni görünür kılmıştır.
  • Mitoslar boş zamanlarda anlatılmak için uydurulmuş fantastik masallar değil, insanlığın bugüne gelişinin öyküsünü verebilecek kültürel veriler içeren, hayatı belirleyen, şekillendiren, sınırlamalar getiren, kültür dediğimiz şeyin DNA'sıdır.
  • Kültür, üretim ve kontrol demektir. özellikle de cinselliğin dizgilenmesi, kimi kurallara bağlanması anlamına gelir ve kültürün, kadın kimliği atanmış bedenlerin kontrolü oldugunu söylemek abartı olmaz. Uygarlık dünyasında erkek-egemen yapı, diğer türlerden farklı olarak sürekli birleşmeye uygun olan kadın cinselliğinin zapturapt altına alınması gerektiğini düşünür, icraatları hep bu yöndedir. Mülkiyet, mahremiyet ve aile gibi kavramlar bu sınırlandırmanın sonucunda ortaya çıkarlar. Semavi dinler gibi, öncülleri olan antik kültür ve dinler de tehlikeli bedenleri daha Neolitik Dönem'den itibaren uygarlık adına kısıtlamak istemiştir.

Sanatın Mitolojisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Genel olarak bakıldığında okuyucu kitabın ismine aldanıp kitaptan çok fazla beklentiye giriyor. Sanat ile ilgili bir mitolojinin ya da sanat hakkında kavramsal bir tartışma bulacağını umut ederken, içinde yalnızca mitoloji bulabiliyor ve bulduğu şeylerde hemen her yerde bulabileceğiniz, 150 seneyi aşkın bir süredir çok fazla incelenmiş ve ilan edilmiş söylemleri okumak zorunda kalıyor. Öncelikle şu söylenebilir. "Sanatın Mitolojisi" sanat ile alakalı mitoloji ya da sanatın yarattığı, sanat kavramına ait bir mitoloji demektir. Bu kitabın adının Mitolojik Sanat ya da Mitolojinin Sanatı olmalıymış zira sanat ile alakalı hiçbir kavramsal tartışma yapılmamıştır. Hatta Mitolojinin Mitolojisi olsa çok daha yerinde olurdu. İsmail Sezgin burada mitosların toplumun kolektif hafızasının ürünleri olduğunu belirtirken mitosların içerisindeki oldukça kişisel sayılabilecek imgeleri biraz da olsa öteye itmiş gibidir. Mitos anlatılarında bulunan (ve günümüzde bize çok acayip ya da sıradışı sayılabilecek) figürler, olaylar, kurgular, nesneler, mitosun yaratıldığı dönemde oldukça kişisel bir imgelem ürünü iken, sonradan evrenselleşmiştir. Burada imgenin kişisel bir yapıntı mı yoksa evrensel bir yorum mu olduğu tartışılabilir. Ayrıca, İsmail Sezgin'in kullandığı "şunu söyleyebilirim", "bunu iddia edebilirim" diye bildirdiği çoğu iddia zaten çoktan beridir söylenmiş ve tartışılmış, aşılmış ve sonuca bağlanmış tartışmalardan ileri gidemiyor. Bu tip bireysel ifadeleri bir çeşit ego ile bağdaştırmak zorunda kalıyoruz. Bu da ya okuyucuyu küçümsemek ya da hafife almak anlamına geliyor ve bilimsel ifade yöntemleri ile alakasız, çiğ bir söyleme sebep oluyor. Bu tip cümlelerde yazar yerine ben utandım. İsmail Sezgin’in mitosları tarif ederken kullandığı “ölü söz”, “DNA”, “ışık (sorgulama, Apollonyen bir bakış, bilimsel yöntemler)” ve “kristal (geçirgen, ışığı kıran ve farklı gösteren, gizil güç, ya da eleyen, süzen ve seçici geçirgen)” (burada Newtonian bir bilimsel bakış açısını ele verir), “ayna” gibi imgeler ya da benzetmeler olaya kendi bakış açısını ele verir. Bir bilim insanı elbette ki bu açıdan bakacaktır ancak mitoslar bir laboratuvarda incelenebilecek bir obje değildir. Nereden çekilirse oraya gidiyormuş gibi durması da bu yüzdendir. İnsanın kitonyen doğasından çıkan Apollonik bir ürün olması ise kesinlikle çok tartışmalıdır. Kitonyen inanışlar ve ritüeller insanın direkt olarak ölüm ve vahşet, dolayısıyla korku (bilinmeyenin korkusu) ile bağlantılıdır. Bu nedenle ölüm ve kurban ritüelleri daha mantıklı, görkemli, orantısal bir zekaya hitap eden ve aydınlanma felsefesinin (insanın doğayı akıl yoluyla anlayabileceğine inanan) sembolü olan Apollon ile değil, daha çok Dionysos ile ilişkilidir ve onun mülkündedir. Nietzsche’nin felsefesini aktarırken Zerdüşt gibi mitolojik bir figürü seçmesi işte bu Dionysian bir tavırı olduğundandır. Mitoslar elitist tavırlı sanatçılardan daha çok dionizyen tavırlı sanatçıları etkilemiştir. Aydınlanma döneminde kullanılan ve belli mitosların anlatısını içeren resimlerde, heykellerde ve müzik eserlerinde bile belli bir elitist tavır, çok formel oluşları, mesajını gösterilenden çok gösterende saklayan, renklerden çok formların ve birbirlerine olan orantıları ile anlatmak isteyişleri bunu göstermektedir. Bu dönemdeki eserlerin ve arkasındaki anlayış, Apollon’un Dionysos’a olan zaferi olarak bile görülebilir. Öte yandan, mitosların ve sanatın aynı kaynaktan çıktığını ileri sürmek, Schelling’in sanat eserinin yaratımını gösteren çizelgesinde net bir şekilde ortaya serilmiştir. Önce insan zihninde mitos oluşur, sonrasında bu bir poesis işlemiyle şiire dönüşür, arkasından ise herhangi bir sanat dalı içerisinde görünür hale gelir. Mitosla sanatın aynı kaynaktan çıktığını söylemek sanat ile mitosu aynı annenin çocuğu haline getirir. Halbuki mitos sanatın anne/babasıdır. Paleolitik dönem insanının ortalama besin oranları ve bu besinleri hangi edimlerle elde ettikleri konusunda kaynaklar çeşitlilik göstermektedir. Ancak protein ve karbonhidrat oranlarına bakıldığında etten elde edilen proteinin günümüzdeki insandan çok daha yoğun olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum tarım devri öncesi olmasının bir özelliği olarak da yorumlanabilir. Ama buradan toplayıcılığın öneminin daha çok olduğunu çıkarmak bir hatadır. Her ne kadar, toplayıcılık daha yoğun bir faaliyet olarak gözükse de avcılıktan elde edilen besin tarım öncesinde çok daha geniş bir besin yelpazesi sağlamaktadır. Dolayısıyla, avcılığın önemi halen önemlidir. Jared Diamond’un 1998 tarihli Seks Neden Keyiflidir? Kitabından alıntı yapılmıştır ancak bu kaynak o kadar da güvenilir bir kaynak değildir. Dolayısıyla, mağara resimlerindeki av sahnelerinin avcılık edimiyle alakasız olduğu düşüncesinin çıkarım noktası yanlıştır. İsmail Gezgin burada hem anakronizm hem de fikrini ifade ederken “başka türlü açıklamak imkansızdır” diyerek mistifikasyon hatasına düşmüştür. Halbuki bu resimlerin bir toplumsal terapi ya da ölüm konusunda bir iç rahatlatma eylemi olmasından çok daha uygun ve mantıklı açıklamalar bulunmaktadır. İlk olarak, şişman kadın (gebe kadın) motifleri ya da heykelcikleri çok daha geç dönemlere ait olmakla beraber çok daha köklü bir inancın ya da ritüelin ürünleridir. Burada Hegel’in diyalektik düşüncesinden yola çıkarak olumlamanın her zaman olumsuzlamadan daha önce varolduğunu ya da ortaya çıktığını söylemek yeterli olacaktır. Yaşamın ölüm yoluyla ya da ölümü sembolize eden hayvanlar yoluyla olumsuzlanmasından önce yaşamı olumlayan hayvanların ya da olayların resmedilmesi daha mantıklıdır. Bu av sahneleri ise, sanat eseri olmaktan daha önce insan bilincinin oluşma sürecindeki şimdiye kadar bilinen en eski ürünlerdendir. Bilincin ilk şartı hafızadır. Dolayısıyla bu resimlerin kolektif bir terapi ya da iç rahatlatma ürünü ya da göstergesi olmaktan önce kolektif hafıza ürünü olarak açıklamak çok daha uygundur. Av sahneleri kabilenin yırtıcı hayvanlara ya da av hayvanlarına karşı kazandıkları zaferleri ya da yenilgileri hatırlamak ve sonraki kuşaklara bunu aktarmak için kullanılmış olmalıdır. Bu tavır günümüzde dahi görülmektedir. Dünyanın bir ucundan diğerine aynı sahnelerin gözlenmiş olması ise, zamanın insanının dertlerinin zaferlerinin ve yenilgilerinin de ortak olduğu manasına gelir. Av sahneleri, kabilenin başarıyla avladığı, kendileri için büyük tehdit oluşturabilecek bir hayvanı kolektif olarak öldürdükleri bir olayın hatırasını kalıcı hale getirmek, unutmamak ve bunu bir daha tekrarlamak için kullanılan bir eğitici resim de olabilir. Bu resimleri gören bir sonraki kuşaklar bu resimlerden ders alıp aynı avı tekrarlayabilirler. Dolayısıyla bu resimler bir ihtiyacı karşılamaktadır ancak bu ihtiyaç terapi değildir. Aynı şekilde, acı hatıralar ya da büyük felaketler de unutulmamak ve aynı tehditlere karşı dikkatli olmak için mitoslaştırılmış ve resmedilmiş olabilir. İsmail Sezgin’in bahsettiği ve ölümün (olumsuzlamanın) hayvanlar yoluyla sembolleştirildiği, mitoslaştırıldığı ve belli imgeler yoluyla insanların muhayyilesine kazındığı yöntemleri kullanabilmek için gereken kolektif hafıza bu dönemlerde henüz gereken birikimde değildir. Terapi ya da katharsis, bu olayın bir yan ürünüdür. Bu duvar resimlerinde oluşan ana şey ise kolektif bir hafızadır. (Oz)

İlk bölümünde sanatın mitolojisini okuyoruz. Mitler nasıl ortaya çıkmış ve bunlar daha sonra sanata nasıl yansımış bunları görüyoruz. Daha sonra mitolojiye giriş yapılıyor, ve son olarak ikonografi okuyoruz. Kısacası sanat ve mitoloji ile ilgili başlangıç seviyesinde pek çok şeyi bulabileceğiniz bir kitap kendisi. Genel bilgiler edinmek istiyorsanız bu konular hakkında ideal olduğunu düşünüyorum. Ancak sanatla alakalı pek fazla bir şey yok içerisinde, çoğunlukla mitolojiyi okuyoruz diyebilirim. Aslına bakarsanız sanatla mitoloji ayrılmaz ikili olduğu için bana gayet normal geldi. Yani mitolojiye ilginiz varsa daha çok, bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum canlar (Öznur Biçer)

Sanatın Mitolojisi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

İsmail Gezgin - Sanatın Mitolojisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sanatın Mitolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı İsmail Gezgin Kimdir?

1988 yılında Ege Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümünü bitirdikten sonra aynı okulda Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini de tamamladı. 1995 yılından bu yana Ege Üniversitesi, Turizm ve Otelcilik Yüksekokulu, Turist Rehberliği Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. İsmail Gezgin, Anadolu'nun birçok yerinde arkeolojik kazılara katılmasının yanı sıra İzmir ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında da bulunmuştur. İsmail Gezgin, Psikeart, Memlekent, Artist ve Gastro dergilerinde sanat, arkeoloji, tarih ve yemeğin kültür tarihi konulu yazılar yazmakta ve Çeşme'de yaşamaktadır.

--reklam--

İsmail Gezgin Kitapları - Eserleri

  • Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?
  • Sanatın Mitolojisi
  • Gılgamış
  • Cinsellik ve Erotizm
  • Uygarlaşan İştah
  • Masalların Şifresi
  • Fallusun Arkeolojisi
  • Aynadaki Herodotos
  • Alacaat'tan Alaçatı'ya
  • Arkaik ve Klasik Dönemde Batı Anadolu
  • Tarih Boyunca Çeşme

--reklam--

İsmail Gezgin Alıntıları - Sözleri

  • İnsan kafasından atamadığı ölümlülük bilgisinin neticesi olarak, içinde yaşadığı hayatı başka bir yaşamın simülasyonu şeklinde yorumlamıştır. (Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?)
  • İşte size bir gerçek: İnsan kendini kandırandır. (Fallusun Arkeolojisi)
  • Dünyada görünen hiçbir şey gerçekte olduğu şey değil, o dilin içine mahkum edilen, dilde algılanan, öğrenilen şeydir. (Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?)
  • Haz isteği doyumsuzdur ve akıldan yoksun kişide, her şey bu isteği tahrik eder. (Devlet IV. 431b-432c) (Fallusun Arkeolojisi)
  • "Soru çok eski: Nereden geliyoruz? Antik Yunan halkı der ki, insanı tanrılar kilden şekillendirdiler. Şimdi biliyoruz ki biz Afrikalıyız ve bedenimiz doğal seçilim tarafından şekillendirilmiş. (Wrangham 2009:8) (Uygarlaşan İştah)
  • Mitler her ne kadar bazen bir karakterin yaşamını konu alsa da toplumsal bilinçdışının bilince yansımasıdır. Bu nedenle aktarılan mitik öykü bireyin değil toplumsalın öyküsüdür ve onun taleplerini dile getirir. (Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?)
  • "Geçmişi bilenler bugüne hakim olanlardır. Bugüne hakim olanlar geleceğe yön vereceklerdir." (G. ORWELL, 1984) (Gılgamış)
  • Çünkü kadın doğası gereği güce ve iktidara sahiptir. Güç ve iktidar için çalışması ve kudretli olması gereken erkektir. (Fallusun Arkeolojisi)
  • Lukianus, dünyayı iki tiranın yönettiğini söyler: Umut ve korku. (Sanatın Mitolojisi)
  • Mitoslar antik çağların psikolojilerini yansıtır. Sanat da, en azından başlangıçta, psikolojik bir ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. İnsanın kitonyen doğasının karanlığından ortaya çıkmış Apollonik ürünlerdir. Bu anlamda mitoslarla sanatın aynı kaynaktan çıktığını ileri sürebilirim. (Sanatın Mitolojisi)
  • Yoksulluk bir uygarlık icadıdır. J.Zerzan (Uygarlaşan İştah)
  • Uygarlık başkalarına karşı işlenmiş suçların toplamıdır. Birilerinin güzeli kapmasıyla diğerleri ötelenmiş, çirkinlere mahkum olmuştur. (Fallusun Arkeolojisi)
  • Şu halde diyebiliriz ki, insanın geçmişe ve geleceğe yüklediği gerçeklik şimdiki zamandan hareketle mümkün olmaktadır. İnsanın yapma­ya çalıştığı şey, yaşamının anlam kazanması amacıyla bir gerçeklik arayışı, hatta inşasıdır. Sahip olunan bilgiden ha­reketle yapılan bu inşa kaygan bir zemin üzerinde yüksel­mektedir ve bugünün koşullarına göre yeniden yeniden üretilir. (Gılgamış)
  • Kentsel yaşam insana yeni engellemeler getirmektedir. Üstelik bu engellemeler, tanrısal yasalar ve yazıyla insanı daha keskin hatlar içerisine hapsetmektedir. İnsanın dil yoluyla tanıştığı kültür, yazı yoluyla kader olmaktadır.İnsan kendi çizdiği dairenin içerisinde hapsolmakta, anne yasaklamakta ve bilinçdışı yarığı genişlemektedir. Doğada küçük klanlar halinde ve özgür yaşayan insan için, sınırları yazıyla ve yasaklarla belirlenmiş bir hayatın başlangıcıdır. Kaderin insanın alnına yazılamasıdır bu. (Gılgamış)
  • Erkek egemen toplumların kadın görünümlü erkeklerden nefret ettikleri çok açıktır. Bu tür marjinallikler bilinçdışının yansımalarıdır ve toplumun homofobisini açığa çıkarırlar. (Fallusun Arkeolojisi)
  • Mitler, boş zamanlarda anlatılmak için uydurulmuş fantastik hikâyeler değildir; binlerce yıllık toplumsal yaşamın tüm yasal çerçevesi ve özüyle sürekli yeni bireylere aktarılması ve onların sisteme kazandırılmaları için fonksiyon yüklenen makinelerdir. (Sanatın Mitolojisi)
  • Bir hayatın olduğunu bilmek kaybedecek bir şeyinin olduğunu da öğrenmek anlamına gelir. (Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?)
  • Atın evcilleştirilmesi M.Ö 5. bin yıl sonlarında Ukrayna’da gerçekleşmiştir. Eşeğin ise Eski Mısırlılar tarafından yine M.Ö 400 dolaylarında evcilleştirildiği bilinmektedir. (Uygarlaşan İştah)
  • Doğada ne ihtiyacından fazlasını yiyen ne de şişman bir hayvan vardır. Uygarlaşan iştahıyla insan karnını da gözünü de doyuramaz hale geldi. Uygarlık ilerlemiş ve onun sonucu olan tatminsiz bireylerde gittikçe büyüyen mideyle birlikte açgözlülük de artmıştı. İnsan kentcilleşmiş, evcilleşmiş ve doğasından uzaklaşarak midesini bedeninin dışına taşımayı başarmıştı. Artık doyurulmayı bekleyen midelerin yerini doldurulması gereken cepler, para kasaları, depolar, bankalar almıştı. Gözün doyumsuzluğu midenin açlığını bastırmış, iştah uygarlaşmıştı. (Uygarlaşan İştah)
  • Bir hakikat bilgisi olarak ölüm bakiyken, yaşam onun kısa süreli kesintisi görünümündedir. Yaşam ölüm yolculuğudur veya yaşamın anlamı ölmektir. (Homo Narrans: İnsan Niçin Anlatır?)