Kitap Künyesi
Yazar: Marcus Tullius Cicero
Çevirmen: Serap Gür Kalaycıoğulları
Çevirmen: Ceyda Üstünel Keyinci
Yayın Evi: İmge Kitabevi
İSBN: 9789755337197
Sayfa Sayısı: 104
--reklam--
Stoacıların Paradoksları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Stoacıların Paradoksları adıyla Latinceden Türkçeye aktarılan bu yapıtta Marcus Tullius Cicero, tarih boyunca insanların farklı anlamlar yüklediği, fakat hiçbir zaman üzerinde uzlaşmaya varamadığı, onur (honestia), erdem (virtus), mutluluk (beatitudo), eşitlik (aequitas), özgürlük (libertas), bilgelik (sapientia) ve zenginlik (divitiae) gibi kavramları ele alır. Cicero, stoacıların felsefe okullarında tartıştıkları bu kavramları halkın anlayabileceği sade bir dille tartışmaya açmayı amaçlayarak şu altı paradoks üzerinde durur:
"Sadece onurlu olan iyidir."
"Erdem mutluluk için yeterlidir. Birinde erdem varsa, o mutlu bir yaşam sürmek için her şeye sahip demektir."
"İşlenen suçlar da doğru yapılan işler de kendi içinde denktir."
"Aptal olan her kişi aynı zamanda delidir."
"Yalnız bilge kişi özgürdür, aptal olan köledir."
"Sadece bilge kişi zengindir."
--reklam--
Stoacıların Paradoksları Alıntıları - Sözleri
- Tutkuların egemenliği sona erince, işlenen suçların bilincinden bu kez başka bir efendi doğar: Korku. Ne de zavallı, ne de feci bir kölelik!
- Mademki benim paramı küçümsüyorsun ( aslında haklısın da; halkın gözünde orta halli, senin gözünde fakirim, bana göre yeterince param var )…
- Sonuç olarak nasıl ahlaksız,aptal ve tembel bir kişinin iyi bir halde olması mümkün değilse, iyi,mert ve bilge bir kişinin de zavallı olması mümkün değildir. Erdemi ve ahlakı övgüye layık olmayan bir kişinin aslında yaşamı da övgüye layık değildir; öte yandan övgüye layık bir yaşamın peşinden gidilmelidir,ancak eğer zavallı bir yaşam söz konusu ise,ondan durmak gerekir. Sonuç olarak yaşamda övgüye layık her ne varsa o,gerçek mutluluk,başarı ve asıl arzulanması gereken şey olarak görülmelidir.
- Zengin olup olmadığını kendi öz benliğin göstermelidir. İnsanların ne dediği ya da senin neye sahip olduğun değil. Benliğin her şeye sahip olduğunu düşünüyor, daha fazlasını istemiyor, elindeki parayla yetiniyor ya da hatta memnun oluyor, öyle mi? O halde kabul ediyorum, sen zenginsin.
- Nitekim arzunun yol açtığı açlık hiçbir zaman ne giderilebilir ne de doyurulabilir. Böyle kişiler sadece sahip olduklarını arttırma hırsıyla değil,aynı zamanda onları kaybetme korkusuyla da kendilerine sürekli işkence ederler.
- … Onun arzusuna göre konuşur, ne denirse onu yapar, sürekli onun peşinde dolanıp yanında durur ve ona armağanlar verir. Bu davranışlardan hangisi özgür bir adamın yapacağı şeydir? Peki hangisi tembel bir kölenin yapmayacağı şeydir?
- İyi olan bir şey düşün ki, ona sahip olan kişiyi daha iyi kılmasın.
- Ey kendini hayatının baharında ve mutlu sanan sen,aslında her türlü üzüntü ve dert altında eziliyorsun. Ey elindekiyle yetinmeyen ve sürekli elindekini kaybedeceğinden korkan sen,tutkularının esirisin ve gece gündüz işkence görmektesin. Yaptığın kötülükler yüzünden vicdanın seni rahat bırakmıyor,yasa ve yargı korkusu içini kemiriyor. Nereye bakarsan bak,yaptığın haksızlıklar,öç tanrıçaları gibi gözünün önünden gitmiyor ve özgürce nefes almana bile izin vermiyor.
- Arzunun yol açtığı açlık hiçbir zaman ne giderilebilir ne de doyurulabilir. Böyle kişiler sadece sahip olduklarını arttırma hırsıyla değil, aynı zamanda onları kaybetme korkusuyla da kendilerine sürekli işkence ederler.
- İyi bir şey başka biri için kötü olabilir mi?
- Sadece erdemle donatılmış kişiler zengindir
- …ancak insanı esir alan en aşağılık duygulara, çirkinliğe ve rezilliğe boyun eğmeyi bıraktıktan sonra başkalarına hükmetmeye başlamalı; çünkü bu duygulara gerçekten boyun eğdiği sürece o, bırak imparatoru, özgür bir yurttaş bile sayılmayacaktır.
- 5. Paradoks Yalnız bilge kişi özgürdür, her aptal köledir.
- …talih insanın kendi davranış biçimine göre şekillenir.
- Zengin deyince kimi kastediyoruz, ya da bu sözcüğü nasıl bir insan için kullanıyoruz? Bence “zengin”, özgürce yaşamaya yetecek kadar mala mülke sahip olan, bundan fazlasını beklemeyen, elde etmeye çalışmayan ve arzulamayan insandır.
--reklam--
Stoacıların Paradoksları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Marcus Tullius Cicero'nun latinceden çevrilen eseri. temelde ''mutluluk'' kavramına endeksli geliştirilen bu felsefi akım, evren bilmi ile ahlak arasında ilişki kurmuş ve etika'nın sorunlarını bu bağ ile çözmeyi denemiştir. Stoacılığa göre doğa, insan ve tanrı bir bütünün parçalarıdır. ve hepsi birbiriyle iletişim halindedir. bu bütünlük olgusunu da ''tanrısal akıl'' kavramıyla açıklıyor. bu aynılık içerisinde tüm varlık alanlarının aynı düzenin parçaları olmasından dolayı eski dönemin kahin, bilge ve alimlerinin yaşamlarını doğa ile ilişkilendirdiğini öne sürer. bu noktada stoa felsefesinin durduğu noktayı şöyle düşünebiliriz; ''tek tanrılı dinler öncesindeki inanç sistemlerini kendilerini aşması için oluşturulmuş bir felsefe.'' bu açıdan stoa felsefesinin (kendi döneminin koşullarını göz önüne alarak) insanlığın, tek tanrılı dinlerden kurtulması gerektiğini ve üstinsanın ahlakıyla yeni bir ahlak paradigması oluşturulmasını öne süren nietzsche'ci felsefenin antik çağ hali diyebiliriz. erdemi, mutluluğu, özgürlüğü, zenginliği, eşitliği ve bilgeliği doğa ile kurulan bağda eritip harmanlamıştır stoa felsefesi. bu noktada oldukça tutarlı bir söyleme sahiptir stoa felsefesi diğer felsefi akımlara binaen. tabi bunda ''okul'' faktörü olmanın da payı çok ama çok büyük. insanın ahlak problemini, insanı doğayla tekrar bütünleştirerek madde ve hazdan kurtulmasını sağladıktan sonra tanrının iradesine (kader olarak tanımlanıyor) ve onu yürekten izleyerek çözebileceğini öngörür. stoa felsefesi ilk felsefi okul olarak örgütlenmiş bir felsefi akım olduğu için oldukça yayılmış ve hatta tek tanrılı dinleri de etkilemiştir diyebilirim. çünkü, stoalılara göre dünyadaki bütün düzen muazzamdır. bunu tek tanrılı dinler de söylerken şunu da eklemektedir her ikisi; bu muazzamlığa kötülükler de dahil çünkü kötülük tanrı kaynaklı değildir, insanların ürettiği bir şeydir der. ancak kader ile kötülükleri bir sınav olarak algılamaktadır. peki insanın ürettiği şeye karşı koymak için maddeyi bilmek gerekmez mi? sorusu bence stoa ve diğer inanç yollarının çözemediği paradokslardan biri. çok ve tek tanrılı dinlerin yarattığı algılama ve bilinç şekillerini anlayabilmek için çok ideal bir eser. (Uğur De Molinari)
stoa felsefesini kanaatimce en başarılı bir şekilde öğreten kitap cicero’nun yazdığı paradoxa stoicorum / stoacıların paradoksları isimli eserdir. bu eserde cicero, stoa felsefesinin üzerine inşâ edildiği altı temel paradoks üzerinde incelemelerde bulunur. bu eseri, imge yayınevi latince - türkçe karşılaştırmalı biçimde yayınlamıştır ancak piyasada olup olmadığını bilemiyorum. bendeniz, cicero’nun bu eserinden hareket ederek paradoksları daha basit bir şekilde izah etmeye çalıştım. burada şu hususa dikkat edilmelidir, cicero stoacı bir filozof değildir. hattâ onun filozof olup olmadığı meselesi de oldukça tartışmalıdır. çünkü yazdığı eserlere baktığımız zaman özgün bir fikir üretmediğine tanıklık ederiz. daha çok akademia ekolünün ve stoacılığın etkisinde kalmış ve roma imparatorluğu’nda felsefî düşüncenin yayılması için çaba sarfetmiş bir felsefe eleştirmeni olarak görebiliriz cicero’yu. gerçekten de yunanca olan felsefî kavramları latinceye çevirmeye çalışması, eserlerinde sık sık kendisinden evvel yaşamış filozofların ve politikacıların düşüncelerini açıklamaya çalışması -ki paradoxa stoicorum bunun tipik bir örneğidir- durumun böyle olduğunu göstermektedir. yine de yaşadığı dönemi göz önünde bulundurduğumuzda yazdığı eserlerin ne kadar önemli olduğunu kavrayabiliriz. vi. paradoks dışında, paradoksların altına kendi izlenimlerimi yazdım. vi paradoks ise cicero’nun eserinden alıntılar içermektedir. bu yazımda temel olarak imge yayınevinin i. baskısını esas aldım. bu yazının felsefe tarihine damgasını vurmuş stoacılığın biraz da olsa anlaşılmasına katkıda bulunmasını allah’tan diliyorum. i. paradoks: "sadece onurlu olan iyidir." birinci paradoksun ortaya çıkmasına sebep olan en temel ayrım maddi şeyler ile manevi şeyler arasındaki ayrımdır. şöyle ki, cicero para, ev, güç gibi geçici ve maddi şeylerin insana iyilik/ahlakilik kazandırmayacağını iddia etmektedir. gerçekten de para başkası tarafından ele geçirilebilen, bir başka deyişle "yitirilebilen" bir şeydir. keza güzellik/yakışıklılık zaman tarafından yıpratılabilen, kalıcılıktan son derece uzak olgulardır. bunun gibi tüm maddi şeyler sınırlı, geçici, tanrısallıktan uzak şeyler olduklarına göre, bunların insana iyilik, mutluluk kazandırabileceğine inanmak mümkün değildir. bir an için kazandırabileceğini varsaysak bile, bu elbette sahte bir iyilik/mutluluk olur. çünkü sahtelik, kalıcılıktan uzakta olduğu gibi hakikatten de uzaktır. demek ki iyiliğin kaynağını gelip geçici maddede aramak son derece yanlış tercih olacaktır. epikürcülerin iddia ettikleri gibi iyiliğin kavramını "zevk" kavramında aramak da mümkün değildir. zira "zevk" olgusunun temelinde de madde vardır. madde gelip geçici bir şey iken zevkin bâki olabileceğini iddia etmek saçmalıktan başka bir şey olamaz. kaldı ki zevk, insanın akli muhakeme yetisini körelten bir şey olduğuna göre, nasıl olur da iyiliğin kaynağı/ölçütü olabilir? ayrıca zevke uygun yaşayan, paraya ve güce sahip olan insanlara, sırf bunlara sahipler, böyle yaşıyorlar diye "iyi" denilebilir mi? halbuki "iyi" olan bir şeye sahip olan kişiye "iyi" denilebilir. çünkü "iyi" kavramından pay alabilmek, kişinin kendisini "iyi" kılar. bu sebeple maddi bir şeye sahip olan kişiye, sırf o şeye sahip diye "iyi" diyebilmemiz mümkün olmadığına göre, demek ki bu şeylerin "iyi" olduklarını söyleyebilmemiz mümkün değildir. "doğruluk", "dürüstlük" ve "erdem" kavramları ise maddi şeyler gibi değildir. bir kere bunlar gelip geçici şeyler değildir, zaman tarafından yıpratılamazlar. ikincisi bunlara sahip olan kimseler, sırf bunlara sahipler diye "iyi" olarak nitelendirilebilirler. tarihteki birçok şahsiyet, "zengin, güçlü" oldukları için değil ve fakat "dürüst, erdemli, onurlu, cesur, fedakar" vs oldukları için "iyi" olarak tanımlandırılmaktadırlar. dolayısıyla bu kavramlar "iyilik" kavramının bizzat karşılığını oluşturmaktadırlar. son olarak, madde ve zevkler arzulamayı doğurur. arzulamak ise insanı köleliğe kadar götürebilen bir şeydir. zenginliğe değer veren birisi, rahat rahat para harcayabilmeyi bile beceremez, çünkü zenginliğin zorunlu öğesi paradır ve devamı için de paranın muhafazası şarttır. bunun gibi maddi şeyler üzerine inşa edilmiş ahlâk, insanı ancak köleleştirir. halbuki "erdem" üzerine inşa edilmiş ahlâk insanı özgürleştirir. çünkü böyle bir insan, kendinden başka hiçbir şeye değer vermez; hırslardan, arzulardan, zevkten uzak bir yaşam sürerler. -metindeki bias örneği, seneca'nın verdiği stillbon örneği bunu anlatabilmek içindir.-/-keza "talih" de burada devreye girer. zira talih sonucunda gerçekleşen olaylar kişinin kendisinden neşet edemediği için kişiye hiçbir şey kazandıramaz.- ii. paradoks: "erdem mutluluk için yeterlidir. birinde erdem varsa o, mutlu bir yaşam sürmek için her şeye sahip demektir." ii. paradoksun izahında "erdem" ve "iyi" kavramlarıyla ilgili oldukça önemli açıklamalar yapılmaktadır. mesela, mutlu olmak erdemli olmaya bağlanmış, aynı zamanda "kendi kendine yetmek" ve "sahip olunan her şeyi benlikte taşımak" mutluluk sebebi olarak gösterilmiştir. demek ki "erdem" kavramının bunlarla yakından ilgisi mevcuttur. "sahip olunan her şeyi benlikte taşımak" sözünden "kişi sahip olduğu tek şeyin kendisi olduğunu bilmelidir." sözü anlaşılmalıdır. (bias ve stilbon örneklerine atıfla.) yine "kendi kendine yetme"yi de "mala mülke tamah etmemek, hırslı olmamak, zevk düşkünü olmamak" ile birlikte ele almak gerekir. aksi takdirde ı. paradoksa aykırı sonuca varılmış olur. burada şuna değinmek gerekir: cicero paraya, zevke, şöhrete karşı değildir. onun düşüncesine göre, konu maddi şeyler olduğunda ölçülü olmak, onlara fazla değer atfetmemek, onları benliğin temeli ve/veya benliğin muhteviyatı olarak görmemek gerekir. kötü olan ölçüsüzlüktür,sadece maddi şeylere önem vermektir, kişinin kendisini maddeyle anlamlandırmasıdır. bu sebepledir ki cicero talih kavramının üzerinde çokça durur. tüm maddi şeyler -sahip olunan diyelim; zenginlik, beden güzelliği vs- talihin eseri olduğu için, bir başka ifadeyle kişinin kendinden sâdır olmadığı için, kişinin kendine ait olan şeyler değildirler. bu sebeple, talih eseri sahip olunan şeyler yine talihin eseri neticesinde kaybedilebilir. işte kendini talih eseri neticesinde sahip olunanlarla tanımlayan kişiler, onları yitirdikleri zaman kendilerini de yitirirler ve yok olup giderler. halbuki "iyi, bilge, mert" gibi erdemlere sahip olan, sadece kendisine sahip olduğunu bilen, maddi şeylerin geçici olduklarının idrakinde olan kişiler sonsuzluğa erişiler ve mutlulukları talih gibi ne olduğu belirsiz olan ve kesin olmayan bir şeye değil, kendileri gibi belirli ve kesin bir şeye bağlanmış olur. bu sebepledir ki; erdem mutluluk için yeterlidir ve birinde erdem varsa o, mutlu bir yaşam sürmek için her şeye sahip demektir. iii. paradoks: "işlenen suçlar da doğru yapılan işler de kendi içinde denktir." bir önermeyi anlayabilmek için "kavram" denilen şeyi açıklayabilmek gerekir. zira cicero "erdem", "iyilik", "doğruluk" gibi kavramların artıp azalamayacağından yola çıkarak temellendirmede bulunuyor. o hâlde bu kavramlar neden artıp azalmaz? hemen belirtmek gerekir ki; bir kişi "iyi" veya "erdemli" olabilir fakat sonradan o kişi bu özelliklerini yitirebilir. cicero'nun bahsettiği şey bundan farklıdır. zira o, "iyilik" ve "erdem"in bizzat kendisinden bahsetmektedir. konuyu daha fazla aydınatmak adına platon'un "idea" kavramına bakmakta fayda vardır. platon'a göre "varlık" ile "var olan" birbirinden farklı şeylerdir. elimde tuttuğum kalem "var olan/şey/nesne"dir. bu kalem bozulabilir, değişebilir veya başka bir şeye dönüşebilir. çünkü her şeyden önce elimde tuttuğum kalem maddedir ve maddenin en temel özellikleri değişebilmesi, dönüşebilmesi veya bozulabilmesidir. ancak, elimde tuttuğum kaleme "kalem olma" vasfını kazandıran şey maddi değildir; bu sebeple değişemez, dönüşemez veya bozulamaz. işte bu şey "kalem ideası"dır, elimde tuttuğum kaleme "kalemlik" vasfını kazandırır. "varlık" ile "var olan" arasında da aynı ilişki vardır. "varlık" şeylere "var olma" vasfını kazandıran kavramdır (nelik veya idûlûk). dolayısıyla "iyi olandan" daha iyi olan başka bir "iyi olan" bulunabilir. ancak "iyilikten" daha iyi başka bir "iyilik" olamaz. bunun aynısı "erdem" ve "erdemli olan" için de geçerlidir. cicero da "nesne" ve"kavram" arasındaki farktan yola çıkarak ııı. paradoks'u temellendirmektedir. çünkü o suç "kavramından" yola çıkmakta, yasak ihdâs eden bir normun çiğnenmesinin suçun oluşabilmesi için yeterli olduğunu savunmaktadır. bu norm ihlâlinin biçimi, ihlâlde kullanılan aracın ne olduğu, ihlâlle elde edilen menfaatin boyutu önemli değildir; önemli olan yasak öngören herhangi bir normun ihlâl edilmesidir. hâl böyle iken bir kimseye hakaret eden kişi ile bir kimseyi öldüren kişi eşit derecede suçludur. çünkü ikisi de yasak öngören ceza normunu çiğnemiştir. platon'un ifadesiyle, ikisi de "suç" kavramından pay alarak suçlu olmuşlardır. peki, stoacılar veya cicero, hakaret eden kişi ile katilin aynı ceza ile cezalandırılması gerektiğini mi savunuyorlar? bir başka ifadeyle "suçun büyüğü küçüğü olmaz, suç suçtur." derken "tüm suçlara aynı ceza uygulanmalıdır." mı diyorlar? hayır. yukarıda da belirttik, "iyi olandan" daha iyi bir başka "iyi olan" olabilir. dolayısıyla "suçlu olandan" daha fazla başka bir "suçlu olan" olabilir. ceza tayininde bakılması gereken husus da buna göre belirlenmelidir. bir kişi başka bir kişiye karşı hakaret ederse, yaptığı eylemle o kişinin şerefli yaşama hakkına müdahale etmiş olur. ancak cinayet suçu işleyen bir kişi, yaptığı eylemle maktulün bütün haklarına müdahale etmiş olur. bu sebepledir ki katile daha fazla ceza verilmesi gerekir. özetle bu iki kişi yasağı çiğnediği için eşit derecede suçludur -kavram olarak suçludur- ancak yaptıkları eylemin sonuçları birbirinden farklı olduğu için onlara tayin edilecek ceza da birbirinden farklı olmalıdır. cicero bu durum için, "biz, cezanın büyüklüğünü/ ya da azlığını çokluğunu tartışmalıyız." demektedir. modern ceza hukukunda da ceza tayini ile "korunan hukuki değer" arasında bağ kurulmuştur. ceza normunun koruduğu hukuki değer ne kadar önemli ise bu ceza normunun ihlalinde verilecek ceza da o kadar fazla olacaktır. ancak burada hırsızlık suçu için öngörülen özel bir durumdan bahsetmek gerekir, cicero da metninde bundan bahsetmektedir. başkasına ait bir kalemi çalmakla yüklü miktarda para çalmak arasında fark var mıdır? modern hukuk perspektifinden bakacak olursak, hırsızlık suçunda korunan hukuki değer zilyetliktir. dolayısıyla zilyet olunan şeyin ne olduğu önemli değildir, önemli olan şeyin zilyetliğini, zilyedin rızası hilafına iktisap etmektir. ancak zilyet olunan şeyin değeri, ceza tayininde dikkate alınır. bu sebeple kalem çalmakla para çalmak arasında fark yoktur, ikisi de hırsızlık suçunu oluşturur; ancak kalem çalana daha az ceza verilir, hatta ceza vermekten vazgeçilebilir de. ancak cicero, bu durumda "hata"nın cezalandırılacağını kalem çalan ile para çalanın hatasının aynı olduğunu, dolayısıyla ikisinin de eşit derecede cezalandırılması gerektiğini ileri sürmektedir. iv. paradoks: "aptal olan her kişi aynı zamanda delidir." cicero bu paradoksu azılı düşmanı olan pulcher'e seslenerek temellendirmektedir. "aptal", "zekâsı pek gelişmemiş" anlamına gelmektedir. "deli" ise, "doğru" ile"yanlış"; "iyi" ile "kötü"; "güzel" ile "çirkin" arasındaki farkı ayırt edemeyip genel kanının aksine/normalin dışında davranışlar sergileyen kişiyi -ayırtım gücü/temyiz kudreti olmayan- ifade eder. aptal, zekâ gelişmemiş olduğu için akli muhakemeyi tam olarak yapabilme yeteneğinden de mahrumdur. bu sebepledir ki tıpkı deli gibi o da iyi/doğru/güzel olanı tercih etmekte sıkıntı çeker. dolayısıyla aptal ile deli arasına pek bir fark yoktur. ayrıca yukarıdaki pasajlarda cicero erdemli olanın kötülüklerden etkilenmeyeceğini de bir kez daha ifade ediyor. yine maddi şeylerini yitiren kişinin herhangi bir zarara uğramayacağını yine belirtme ihtiyacı duyuyor. bunların tam aksini düşünen kişinin aptal dolayısıyla deli olduğunu söylemeye gerek yoktur. pulcher de cicero'nun evini yakmakla , onu sürgüne göndermekle ona zarar verdiğini düşündüğü için aptaldı, dolayısıyla da deliydi. son olarak belirmek gerekir ki, cicero'ya göre devletin devlet olabilmesi için consul ve senato'ya -dolayısıyla cumhuriyet ile yönetilmesine-, kanunlara riayet edilmesine, yargı kararlarının uygulanmasına, keyfiliğin hüküm sürmemesine , zalimliğin yok edilmesine yurttaşların devlete güven duymasına ihtiyaç vardır. bu sebeple cicero, devletin zorbalıkla veya tiranlıkla yönetilemeyeceği, bunlar mevcutsa devletin ortadan kalkacağını iddia etmektedir. (daha detaylı bilgi için bkz: de re publica). v. paradoks: "yalnız bilge kişi özgürdür, aptal olan köledir." bu paradoks stoacı ahlâkı anlayabilmek adına oldukça önemlidir. zira ahlâk felsefesinin en önemli konusu özgürlük problemidir. cicero, bu paradoksu izah ederken kısa da olsa "özgürlüğün ne olduğu"nu da söylemektedir: insanın arzuladığı gibi yaşama gücü, özgürlüktür. tam da bu noktada bilge olan kişi ile aptal olan kişi arasındaki fark özgürlük meselesinde de kendini gösterir. çünkü özgürlük tanımında "arzulama" kavramı geçmektedir, ki stoacı filozoflar bu kavram üzerinde titizlikle durmuşlardır. cicero'dan sonra yaşamış olan stoacı filozof epiktetos, arzulamanın insanın kendisine bağlı olan şeylerden olduğunu, dolayısıyla insanın bu güdüsünü ustalıkla yönetmesi gerektiğini ifade etmiştir (enkheiridion). dolayısıyla özgürlük her ne kadar insanın arzuladığı gibi yaşaması olsa da insanın arzularının neye yönelmiş olduğu da önemlidir. zira arzuların yöneldiği şeyler de insanı köleleştirebilir. zenginlik tutkusu, daha önce de belirttiğimiz gibi insanı paranın kölesi yapar. ayrıca zengin olmak için çabalayan insan, zenginliğinin bağlı olduğu insanların emirlerine göre yaşamayı da göze almalıdır. demek ki zenginliğe yönelmiş arzu insanları özgürleştirmek bir yana daha da köleleştirir. epiktetos buna çözüm olarak şunu söyler: arzulama, insanın kendisine bağlı olmayan şeylere yönelmemelidir. insanın kendisine bağlı olmayan şeyler de talihle ilgili olan şeylerdir ki zenginlik buna örnektir. işte bilgenin özgürlüğü ve aptalın köleliği arasındaki fark buradan kaynaklanır. bilge birisi neyi arzu etmesi gerektiğini bilir ve ona göre hareket eder, fakat aptal olan birisi arzularını duygularına ve hırslarına göre yönettiği için köleliğe mahkumdur. tam da bu noktada mesele basit bir ahlâk felsefesi sorunu olmaktan çıkıp epistemolojik bir meseleye dönüşür, zira konuya "bilgi" dâhil olur: özgürlüğün bilgisi. cicero'nun yaptığı tanımdan hareketle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: bilge kişi,kendisini özgürlüğe eriştirecek olan arzulama güdüsünü nasıl yönetmesi gerektiğini bilir. aslında bu meseleye yukarıda değindik. epiktetos'un kendine bağlı olan/olmayan şey ayrımından bahsediyorum. kişi kendisine bağlı olmayan şeyleri arzularsa sefil bir köleliğe mahkûm olur. yukarıda verdiğimiz zenginlik örneğinde olduğu gibi. zira zenginlik, talihle ilgili bir şey olduğu için, kişinin kendisine bağlı olmadan gerçekleşir. kişinin kendisine bağlı olmadan gerçekleştiği için de kişi, zenginliğe asla sahip olamaz. sahip olunamayacak şeye sahip olmak da kişiyi köleleştirmekten başka bir işe yaramaz. işte bilge birisi, bunu fark edebilen kişidir ve ayrıca kendine bağlı olan şeyleri arzulaması gerektiğini bilir. böylece bilge özgür olurken, aptal köle olur. (iv. paradoksla ilintilidir ayrıca.) vi. paradoks: "sadece bilge kişi zengindir." "...bence 'zengin', özgürce yaşamaya yetecek kadar mala mülke sahip olan, bundan fazlasını beklemeyen, elde etmeye çalışmayan ve arzulamayan insandır. zengin olup olmadığını kendi özbenliğin göstermelidir, insanların ne dediği ya da senin neye sahip olduğun değil." (s.83) "...bir insanın çok zengin sayılması için çok değerli bir şeye sahip olması gerekiyorsa; hiçbir mal ve hiçbir hazine aslında erdemden daha değerli sayılamayacağına göre, gerçek zenginliğin erdemde olduğundan kim kuşku duyabilir?" (s.89) "...gerçekte zenginliğin ölçütü malın mülkün değeri değil, kişinin yaşam tarzı ve kültürüdür. hırslı olmamak zenginlik, açgözlü olmamak kazanç getirir. kuşkusuz, elindekinden tatmin olmak en büyük ve en sağlam zenginliktir." (s.91) "...sadece erdemle donatılmış kişiler zengindir; çünkü sadece onların sahip oldukları hem sınırsız hem de sarsılmazdır ve sadece onlar sahip olduklarıyla tatmin olurlar, ellerindekilerin yeterli olduğunu düşünürler, daha fazlasını arzulamazlar, hiçbir şeye gereksinim duymazlar, hiçbir şeyden yoksun olmadıklarını düşünerek daha fazlasını elde etmeye de çalışmazlar.buna karşın ahlâksız ve açgözlü kişiler şansa bağlı ve gelip geçici şeylere sahip oldukları ve her zaman daha fazlasını elde etmeye çalıştıkları için, onlar arasında elindekinin yeterli olduğunu düşünen biri şimdiye dek hiç çıkmadığına göre, böyle kişilerin kesinlikle varlıklı ve zengin olmadıklarını, tersine muhtaç ve fakir olduklarını düşünmemiz gerekir." (s.93) (umut kalkan)
Daha önce okuduğum kitapta (Melankolinin Antomisi) stoa kelimesini çok sık duydum. Merak edip araştırdığımda fikirleri oldukça hoşuma gitti.Kısaca bu felsefeden bahsetmek gerekirse Stoa;İnsanı gerçek mutluluğa götüren yol nedir? sorusunu doğaya uygun yaşamak ve insanın bağımsızlığı etrafında şekillendirmiş.İnsanın ruhunu yönlendiren hırs, tutku,ün,zenginlik.. karşısında kendine hakim olmalı asıl mutluluğu kendi iç dünyasında bulmalı her anını akla ve doğaya uygun yaşamalıdır.Yani mutluluk dış koşullara bağlı olmamalıdır. Stoacılığa göre hayvanlardan farklı olarak insanlara akıl bahşedilmiştir.Bütün insanlar eşittir. Bu yüzden köleliği reddeder.Stoacıların Paradoks'larında 6 paradoksa yer verilmiş. 1)Sadece onurlu olan iyidir. 2)Erdem mutluluk için yeterlidir.Birinde erdem varsa o mutlu bir yaşam sürmek için her şeye sahip demektir. 3)İşlenen suçlar da doğru yapılan işler de kendi içinde denktir. 4)Aptal olan kişi aynı zamanda delidir. 6)Sadece bilge kişi zengindir. Alt kısımda yapılan açıklamalar ve girişte Ciceronun hayatı, görüşleri, Stoacılığın uğradığı değişimlerin bulunması kitabı oldukça anlaşılır hale getirmiş. Yormayan çevirisiyle de kitabı çok beğendim bu akıma dair daha ayrıntılı kitaplar okumaya yönlendirdi. (Nisa)
--reklam--
Stoacıların Paradoksları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Marcus Tullius Cicero - Stoacıların Paradoksları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Stoacıların Paradoksları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Marcus Tullius Cicero Kimdir?
Marcus Tullius Cicero (MÖ 106 - MÖ 43), (Latin) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar. Felsefe öğrenimini, Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve Akademi'ye bağlı Philon'dan almış olan Cicero'nun önemi, Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarmasından oluşur. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.
Hayatı
3 Ocak MÖ 106 yılında Arpinum'da doğmuştur. Çocukluğundan itibaren harika bir öğrenci olmuş, eğitime olan tutkusu ve sevgisi ile ünlenmiştir. Yoğun bir hukuk öğrenimi görmüş, daha sonraları ise edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilenmeye başlamıştır. Savaşı hiç sevmezdi, yine de orduya katıldı. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Daha sonraları ise konsül oldu, daha önce ailesinden hiçbir kimse konsül olmamıştı, yani o bir homo novus idi. MÖ 60 yılında Sezar, ilk Triumvirliği başlattı. MÖ 58 yılında Publius Clodius Pulcher'in koyduğu yasa ve aralarında gelişen sürekli muhalefet yüzünden İtalya'yı bir yıllığına terk etti. MÖ 50'li yıllarda, Cicero popülist Milo'yu Clodius'a karşı destekledi. Sonra 50'li yılların ortasında Clodius Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia'da öldürüldü. Cicero Milo'yu savundu, bariz kanıtlar yüzünden pek başarılı olduğu söylenemez. Nitekim Milo sürgüne gitti ve uzun bir süre Marsilya'da yaşadı.
MÖ 50 yılında Sezar ile Pompey arasındaki gerilim iyice artmıştı, Cicero bu yıllarda Pompeius'in tarafını tuttu, yine de Caesar'ın düşmanı olmak istemiyor buna göre daha yumuşak bir politika izliyordu. MÖ 49 yılında Caesar İtalya'yı işgal ettiğinde, Cicero kaçmak zorunda kaldı. Daha sonraları Caesar onun geri dönmesi için ikna etmeye çalışınca, Cicero İtalya'yı terk ederek Selanik'e gitti. MÖ 48 yılında Pompeius taraftarlarıylaydı, bu dönemde onlarla arası açıldı, Ceasar'ın Pharsalus'daki zaferinin ardından Roma'ya geri döndü. Caesar'ın hükümranlığı altında sesini çıkarmadı, yazılarına konsantre olmuştu.
MÖ 45 yılının Şubatında kızı Tullia öldü. Hayatı boyunca bu şoktan kurtulamadı.
MÖ 44 yılında Caesar öldürüldü. Bu dönemde popülaritesi arttı; Senato'nun en güçlü, en sözü geçer adamı haline geldi. Sezar'dan sonra giderek güçlenen Marcus Antonius'yi sevmiyordu. Yine de Marcus Antonius ve Cicero dönemin en güçlü iki adamı olarak diğerlerinden daha öne çıkıyordu. Caesar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya varınca, Cicero Antonius'a karşı onu savunmaya başladı. Sürekli Antonius'u eleştiriyor, Octavianius'u ise övüyordu. Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı. Cicero'nun ününün doruğuydu bu dönemler. Zamanla Cicero'nun Antonius'a olan kini arttı, kafasındaki plan hem Octavianus hem de Antonius'u aradan çıkarmaktı. Ama bu ikisi Lepidus ile beraber ikinci Triumvirliği kurunca, Cicero'u devlet düşmanı ilân ettiler. Cicero kaçtı, fakat yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum'daki Rostra'da halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi.
--reklam--
Marcus Tullius Cicero Kitapları - Eserleri
- Dostluk Üzerine
- Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine
- Yasalar Üzerine
- Her Şey Bitmek İçin Başlar
- Yükümlülükler Üzerine
- Dostluk ve Yaşlılık
- Ölüme Övgü
- Kader Üzerine De Fato
- Devlet Üzerine
- Stoacıların Paradoksları
- Tanrıların Doğası
- Ölümü Küçümseme
- Şair Archias Savunması
- Bir Seçim Nasıl Kazanılır?
- Philippicae Söylevleri 1
- Kral Deiotaros Savunması
- L. Catilina Söylevi
- Murena Savunması
- Bir Özgürlük Düşmanına Saldırı
- Cicero'nun Düşünce Dünyası
- Milo Savunması
- Scipio’nun Düşü
- Deiotarus’u Caesar’a Karşı Savunma
- On Living and Dying Well
- Toplu Eserler Tusculum Tartışmaları
- Atticus’a Mektuplar
- Pompeius'un Yetkisi Hakkında
--reklam--
Marcus Tullius Cicero Alıntıları - Sözleri
- Konuşmada bir şey ne doğru ne yanlışsa, onun doğru olmadığı kesindir. Oysa doğru olmayan bir şey niçin yanlış olamasın ya da yanlış olan bir şey niçin doğru olamasın? (Kader Üzerine De Fato)
- —Devlet, ne kralsız olmalı ne de uzun süreli bir kralı olmalı; hiç kimsenin güce alışmasına ve onu teslim etmekte ağırkanlı davranmasına ya da onu sürdürmek için fazla hırslı olmasına izin verilmemelidir.. (Devlet Üzerine)
- No life is too short if virtue is complete. (On Living and Dying Well)
- Doğanın ruhların ölümsüzlüğünü sessiz sedasız bir karara bağlaması fevkalâde önemli bir kanıttır, çünkü herkes ölümden sonra neler olacağından endişe eder, hem de çok endişe eder. (Ölümü Küçümseme)
- ../birçok kişi de kendilerinin olamayacağı türde bir dosta sahip olmak istiyor, dostlarına vermedikleri şeyleri onlardan talep ediyorlar. Oysa olması gereken, önce kişinin kendisinin iyi bir insan olması, sonra kendisine benzeyen başka birini aramasıdır.. (Dostluk Üzerine)
- İnsanın meylettiği büyük kusurlardan tümüyle sıyrılacak kadar arındırılması ve onlardan kökten kurtulması doğal nedenlere değil, isteğe, çalışmaya ve eğitime bağlıdır. Eğer kaderin etkisi ve karakteri kehanet mantığıyla sağlamlaşacaksa bütün bu unsurlar anlamını yitirir. (Kader Üzerine De Fato)
- "Ben bir davacının ne yetkisini, ne akla gelebilecek herhangi bir üstünlüğünü, ne yüksek otoritesini ne de haddinden büyük nüfuzunu duruşmaya taşımasını isterim. Tüm bunlar masumların kurtulması, zayıfların güçlenmesi, felakete uğrayanların yardımına koşulması durumunda etkin olmalıdır, yurttaşların gerçek bir tehlikesinde ve mahvolmaları durumunda ise reddedilmelidir!" (Murena Savunması)
- Gerçekten de kendilerini öğretmen olarak sunan kimselerin yetkinliği çoğunlukla öğrenmek isteyenlere engel oluşturur, çünkü öğrenciler kendi görüşlerini bir kenara koyup yetkin olarak gördükleri kimsenin onayladığı görüşünü benimserler. (Tanrıların Doğası)
- İnsanken tanrılaştığı söylenen diğer kişiler,insanlığın daha ilkel çağlarında yaşamıştı,o dönemlerde insan aklı masal uydurmaya meyilli olmakla birlikte ilkel insanlar hemen inanmaya eğilim gösterirdi. (Devlet Üzerine)
- Kötü insanların mutluluğundan üzüntü duymaktansa,iyi insanların beni özlemesinden daha büyük bir mutluluk duydum. (Devlet Üzerine)
- Ölümü küçümsediğinde, bütün korkularını yenmiş olacaksın. (Ölümü Küçümseme)
- Dahası sabit yıldızlar denilen yıldızlar da aynı aklı ve bilgeliği sergilerler. Bunların birbirleriyle uyumlu ve bir düzen içindeki dönüşleri gündeliktir, doğa felsefesinden habersiz pek çok kişinin söylediği gibi, bunların seyir leri ne esirdeki yörüngelerinden ne de gök kubbedeki sabit konumlarından kaynaklanır; çünkü esirde kendi gücüyle yıldızları kucaklayıp döndürecek bir yapı yok tur, doğrusunu söylemek gerekirse az basınçlı, geçirgen ve çevresine eşit ısı yayan esir yıldızları kendi içinde barındırmaya da pek uygun değildir. Sonuç olarak sa bit yıldızların esirden ayrı ve ondan tamamen bağımsız, kendilerine ait bir küresi vardır.186 Şimdi bu yıldızlar ara sındaki olağanüstü ve inanılmaz uyumun yanı sıra hiç kesintisiz devam ettirdikleri seyirleri bunlardaki tanrısal gücü ve aklı gösterir. Bu yıldızlardaki tanrısal gücü anla yamayan kişi hiçbir şeyi anlayamayacaktır. !>o “Görülüyor ki gökyüzünde şans, rastlantı, yanılgı, de ğişkenlik diye bir şey yoktur; aksine düzen, doğruluk, akıl ve uyum vardır. Söz konusu niteliklerden yoksun, sahte, yanlış ve yanılgılarla dolu her şey yeryüzü ile Ay (ki bütün göksel cisimlerin en sonuncusudur) arasındaki bölgede ve yeryüzünde bulunur. Sonuçta göksel cisimle rin her şeyin tam bir korunmasını ve güvenliğini sağla yan olağanüstü düzeninde ve inanılmaz uyumunda akıl bulunmadığım zanneden kişinin kendisi akıldan yoksun kabul edilmelidir. (Tanrıların Doğası)
- Kitaplarım için her zaman boş zamanım var. _onlarsa asla meşgul değiller... (Yılın 60 ıncı ve son kitabı.) (Devlet Üzerine)
- Ülkenin önde gelenleri nasılsa, ülkenin kendisi de öyledir. (Yasalar Üzerine)
- Erdemin iyinin en üst mertebesi olduğunu düşünenler haklıdır, erdem dostluğu doğurur ve korur, erdem olmadam dostluk kurulması imkansızdır. (Dostluk Üzerine)
- Yalnızca, insan gücünü yönetmesini bilmeli, ancak gücünün yettiği kadarına el atmalı: işte böyle olursa, insan, eski gücüm kalmadı diye yazıklanmaz. (Dostluk ve Yaşlılık)
- “Ey Titus, ne olacak ödülüm, Yardım etsem, dindirsem İçine yerleşerek, kalbinde dönüp duran kaygıyı.” (Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine)
- "İnsan için elbette hiçbir şey bilgelikten daha değerli değildir, yaşlılık her şeyi alıp götürürken bilgeliği getirir..." (Ölümü Küçümseme)
- "Ruhun nasıl bir bedende bulunduğu fevkalâde önemlidir; çünkü zihni keskinleştiren de, körelten de pek çok şey bedenden kaynaklanır." (Ölümü Küçümseme)
- Arkhytas, "Zevke son derecede kapılmış bir insan düşünün" diyormuş. Onun düşüncesine göre, kimse kuşku duymaz ki böyle bir insan, bu zevkin etkisi altında kaldığı sürece her türlü düşünceden, her türlü uslamlamadan uzak olur, hiçbir şeye kafa yormaz. Onun için maddi zevkten daha tiksinilecek, daha zararlı bir şey yoktur. Çünkü bir de yeğin ve sürekli olursa, ruhun bütün ışığını söndürür. (Dostluk ve Yaşlılık)
Yorumlar
0 yorum