Kitap Künyesi
Yazar: H. G. Wells
Çevirmen: Murat Karlıdağ
Editör: Alican Saygı Ortanca
Tasarımcı: Hamdi Akçay
Orijinal Adı: The Food of the Gods
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053758990
Sayfa Sayısı: 272
--reklam--
Tanrıların Tohumu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Eğer Wells olmasaydı, çağdaş bilimkurgu da olmazdı.”
– Kingsley Amis
“Geleceğin, insanların hayal ettiği gibi parlak olmayacağını öngören Wells’i okumak, yaptığım en iyi keşiflerden biriydi.”
– George Orwell
H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun Adası ve Dünyalar Savaşı gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Tanrıların Tohumu’nda ters giden bilimsel gelişmelerin, kırılgan bir ırk olan insanlığı nasıl yıkıma sürükleyeceğini anlatıyor.
Sevimsiz oldukları söylenebilecek iki biliminsanı Profesör Redwood ve Bay Bensington gözden uzakta çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bu sırada keşfettikleri Herakleophorbia, namı diğer Devtohumu ile insan evrimindeki en büyük gelişmenin altına imza attılar. Bu tohum sayesinde daha zeki, daha güçlü süper insanlar geliştirilebilecekti.
Ancak göz ardı ettikleri bir şey vardı: Bilim, insanlığa boyun eğmeyecekti. Bu icat sayesinde insanlar ve hayvanlar kontrolün ötesinde büyüyecek, bu besini tüketen devler ile normal toplum arasına sınırlar çekilecek ve bu farklılığın getirdiği kaos, insanlığı yavaş yavaş ele geçirecekti.
Wells’in 1904 yılında, yani genetiği değiştirilmiş besinlerin tüketilmeye başlamasından uzun yıllar önce yazdığı Tanrıların Tohumu, bilimkurgunun günümüz biliminin dahi kafa yorduğu konulara değinen gizli hazinelerinden biri.
--reklam--
Tanrıların Tohumu Alıntıları - Sözleri
- "Siz erkekler hepiniz aynısınız."
- Eğer hiç soru sormazsan sana yalan söyleyen de olmaz.
- "İNSANLIK MAĞLUP OLACAK VE KENDİ YAPTIĞI ŞEYLERİN İÇERİSİNDE BOĞULACAK"
- “Orta yol hiçliktir.”
- Bu huysuz dünyadaki en huysuz şeylerden bana göre en huysuzu, bir doktordan veya askerden, görevi gereği onur, cesaret, liyakat beklerken, bir avukata veya bir emlakçıya izin verilmediği gibi onlardan açgözlülük, kaypaklık, engelleyicilik, embesilliğin ötesine geçen vb. türden şeyler sergilemeleri beklenir.
- İşlerin düzeleceğini ummaktan vazgeçtik ve her şey daha da kötüye gitti.
- “Görkem, insafa gelerek, onları kör ediyor ki hayatlarının geri kalanında bilginin ışıklarını rahatça tuta bilsinler.”
- İnsan, kazalar kol gezerken şansının ne olacağını asla bilemez.
- “Biz şu anda sadece başlangıcın şafağındayız.”
- Dünyada yalnızdı.
- “Ben seninim ve sen de benimsin. Bundan daha önemli ne olabilir ki?”
- “Görünen o ki annelik gururunun bir üst limiti var.”
- “Her şey değişir, ama insanlık bronz heykellerden bile daha dayanıklıdır.”
- “Aramızdaki duvarın yükselmesine sebep olan şey, sadece bir ifade kusurundan ibarettir.”
- “Kader, bizimle oyun oynar.”
--reklam--
Tanrıların Tohumu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
BİLİMKURGU: Çok üzgünüm ki yazarın diğer kitapları kadar başarılı ve sürükleyici bulamadım... Olaylar bilimkurgu için fazla basit geldi bu defa...Belki ben modumda değildim bilemiyorum. (Esra Ca)
Dikkat! Bu İnceleme GDO İçerir!: İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 36. kitap oldu. Bilimkurgu üstadı H. G. Wells'in ise şu ana kadar okuduğum 5. kitabıydı. Yazar, tıpkı diğer okuduğum kitapları olan Zaman Makinesi, Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam ve Dr. Moreau'nun Adası'nda olduğu gibi bu eserinde de bilimkurguyu distopyaya oldukça yaklaştırmış ve karanlık bir gelecek tasvir etmiştir. Zaten aynı dönemlerde yaşadığı, bir diğer bilimkurgu üstadı, Jules Verne ile anlaşamamasının sebebi de budur. Jules Verne kitaplarında her zaman güzel bir gelecek tasvir etmiş, Wells ise her zaman geleceğin karanlık olduğunu düşünmüştür. Bize düşense her iki değerli yazarı da okuyup keyif almak, keyif almanın yanında da dersler çıkarmaktır. Peki bu kitaptan alınması gereken ders nedir? Özellikle son 20 yıldır televizyonlarda ve bilimsel makalelerde sıkça tartışmalara sebep olan bir konu var: GDO! Eminim aramızda duymayan yoktur. Duyanların birçoğu da GDO karşıtı yazıları okuduğu için GDO'ya karşıdır... Nedir GDO? Yararları nelerdir, zararları nelerdir? GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar), biyoteknolojik yöntemlerle canlıların sahip olduğu gen dizilimleriyle oynanarak, mevcut özelliklerinin değiştirilmesi veya canlılara yeni özellikler kazandırılması ile elde edilen organizmalara verilen isimdir. Daha iyi anlaşılması bakımından en genel anlamıyla biyoteknolojiyi "canlı organizmaları ya da bunlardan elde edilen ürünleri kullanarak yeni ürün ve hizmetlerin üretilmesi" olarak tanımlayabiliriz. GDO'lu ürünler şu an hayatımızın tam ortasındalar. Onlardan kaçış neredeyse imkansız. Farkında olarak veya olmayarak genetiğiyle oynanmış ürünleri hapur hupur yiyoruz. En basitinden marketten aldığımız çikolatalar, kolalar, gazlı içecekler, salamlar, sosisler, sucuklar, yoğurtlar, yumurtalar, cipsler gibi diğer saymakla bitiremeyeceğimiz ürünlerin içerisinde envai çeşit GDO var. Peki tükettiğimiz bu GDO'lu ürünlerin ileride bize nasıl bir yarar/zarar getireceğini tam olarak biliyor muyuz? Sadece yediğimiz içtiğimiz şeylerin de genetiği değiştirilmekle kalmıyor, birçok hayvanın ve bitkinin de genetiği ile oynanıyor. 4 ayaklı tavuk, 2 başlı fare, 5 ayaklı inek gibi birçok hayvan üretiliyor. Peki 4 ayaklı tavuğa artık tavuk demek ne kadar doğru? Ya da 4 ayaklı tavuğun etini yerken hiç mi içinizde şüphe belirmiyor? Kasaplarda tavuk kanadının tavuğun diğer bölgelerine oranla nasıl daha fazla olduğunu hiç düşünmediniz mi? Gerçekten de akıl almaz bir hızla ilerleyen gen teknolojisi artık sadece bir araştırma alanı olmaktan çıkıp sağlıktan tükettiğimiz besinlere, kullandığımız eşyalardan evcil hayvanlarımıza kadar birçok alanda gündelik hayatımıza girmiş durumda. GDO'lar hakkındaki olumlu görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; bu teknolojinin daha fazla üretim yolunu açacağı, besinlerin besleyici değerini arttırarak dünyanın birçok yerindeki açlık sorununa ve kötü beslenmeye çözüm getireceği, bazı besinlerin alerjik özelliklerinin ortadan kaldırılacağı, besinlere eklenecek öğelerle hastalıklara karşı kolayca bağışıklık sağlanacağı ve üretim maliyetlerinin düşürülerek toplumda birçok kesimin besine kolayca ulaşabilmesinin sağlanacağı şeklindedir. GDO'lar hakkındaki olumsuz görüşleri bir paragraf içerisinde toplamaya çalışırsak; gen teknolojisi ile üretilen besinlerin, toplumda görülen alerjik reaksiyonları artıracağı, zararlı etkileri olabileceği, antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların kısa sürede gelişeceği, ekolojik açıdan zaman içinde dünyadaki genetik çeşitliliği azaltacağı, ekonomik açıdan dışa bağımlılığı da artıracağı ve özellikle küçük çiftçilerin bundan zarar göreceği şeklindedir. Asıl konumuz olan kitaba dönecek olursak, iki biliminsanı, keşfettikleri Herakleophorbia, diğer adıyla Devtohumu ile daha zeki, daha büyük, daha güçlü süper insanlar ve diğer canlıları geliştirmeye başlıyorlar. Üzerinde tohum kullanılan her canlı 11-12 kat daha fazla büyüyor ve zamanla büyüme kontrolü insanlığın elinden çıkıyor. Akabinde ise kitaba tam bir kaos hakim... Bilimkurgu üstadı H. G. Wells, gen teknolojisinin bu kadar gelişmesinden yaklaşık 100 yıl önce bu konuya değiniyor ve sonumuzun pek de iyi olmadığını öngörüyor. Bilimkurguyu neden bu kadar seviyorsun diye soranlara, sanırım bir önceki cümle yeterli cevabı veriyordur. GDO ile ilgili benim fikrimi soracak olursanız, yeniliklere açık bir kafa yapısına sahip olsam da GDO’ya karşıyım. İnsanın, hayvanın, bitkinin veya bir eşyanın genetiğiyle oynanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonucunu tam olarak kestiremediğimiz bir deneyin içerisinde girmek bizim için çok tehlikeli sonuçlara varabilir. Bununla birlikte GDO'yu savunan görüşlerin dayandıkları en önemli nokta, dünyada giderek artan besin ihtiyacını karşılamak ve açlık sorununa çare bulmak için GDO’nun zorunlu olduğu. Fakat esas sorunun besin yetersizliği olmadığını hepimiz pekala biliyoruz. Birbirimizi kandırmayalım. Esas sorun, dünyada adil bir sistem olmaması... Besin dağıtımında adil bir yaklaşım sergilenirse bütün insanlar gerekli besinlere ulaşır ve dünyanın bir kısmı oboziteden kurtulmak için çareler ararken, diğer kısmı açlıktan ölmez. Gördüğünüz üzere, kitap her ne kadar 100 yıl kadar önce yazılmış olsa da günümüze ışık tutmaktadır. Konu hala güncel ve ilgi çekici. Herkese keyifli okumalar dilerken, sağlıklı ve GDO'suz bir yaşam diliyorum. Tabii isteyen 4 ayaklı tavukların kanatlarını fazla fazla yiyebilir. Hatta benim hakkımı da çekinmeden yiyebilirsiniz. (Semih Doğan)
Herşey Bir Tohumla Başlıyor: Bensington ve Redwood adlı İki biliminsanının "herakleophorbia" (dev tohumu) adlı bir tohum bulmasıyla birlikte bu tohumun yayılması sonucunda hem çevrede hem de insanlarda yarattığı değişiklikleri görüyoruz kitapta. Buna benzer bilimkurgu filmleri var ve çoğumuz izlemişizdir; ancak bu kitap daha farklı ve derin. İlk etapta tohumun (herakleophorbia' nın) yayılması ile dev bitkiler, dev fareler, dev kulağakaçanlar görülmeye başlanıyor. Bununla kalmayıp, daha sonra insanları, hatta bizzat biliminsanı olan Redwood' un çocuğu da tohumu yiyor ve gittikçe devleşmeye başlıyor. Bir takım çocuk da bu tohumla tanışmaya başlayıp gittikçe devleşince kaos ortamı başlıyor, gittikçe de tırmanıyor. Devler ve küçükler diye iki grup oluşuyor; (devler çok sayıda olmasa da) küçük insanlar arasında endişe ve öfkeye sebep oluyor. Devler ise küçük insanların yarattıkları dünyaya tepeden bakıyor, düzenlerine (biz insanların saçma düzenlerine) anlam veremiyorlar (bu kısımlar gerçekten çok hoş). Devlerin küçük insanlara zararları olmasa da, küçük insanlar kendilerine tepeden bakan, böyle farklı varlıkları elbette (şaşırmadık tabii ki) dışlıyor, onları istemiyor. Dev sorunu en temel sorun haline geliyor; hatta siyasi olarak bu sorun en sıcak gündem halini alıyor. Bu tohumun yayılmaması için, devlerin çoğalmaması için harekete geçiyorlar, devler ile anlaşmaya çalışıyorlar... İki biliminsanının keşfettiği bir tohumdan böyle bir kaos meydana geliyor... Dev fareler, dev bitkiler, dev kulağakaçanlar neyse de, esas hikaye başka: Devler ile küçük insanlar... Bilimkurgunun Shakespeare' i H.G. Wells' ten harika bir klasik daha sizi bekliyor. Keyifli okumalar diliyorum... (Mert)
--reklam--
Tanrıların Tohumu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
H. G. Wells - Tanrıların Tohumu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tanrıların Tohumu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı H. G. Wells Kimdir?
Herbert George Wells ya da daha çok tanındığı adla H. G. Wells (21 Eylül 1866 - 13 Ağustos 1946), Dünyalar Savaşı, Görünmez Adam, Dr. Moreau'nun Adası ve Zaman Makinesi adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınan ama neredeyse edebiyatın her dalında birçok eser vermiş olan İngiliz yazardır. Sosyalist olduğunu açıkça söyleyen H.G. Wells'in çoğu eserinde önemli ölçüde siyasi ve sosyal yorumlar bulunmaktadır. Jules Verne gibi gelecekteki teknolojik gelişmeleri anlattığı kitaplarıyla bilimkurgu dalının öncülerinden hatta yaratıcılarından sayılmaktadır.
Wells'in bilimkurgu romanlarında teknolojinin gözlemlenmesinin getireceği olanaklar bir yana bırakılır. Wells'te spekülasyon bir edebiyat biçimine dönüşür ve teknolojinin değil de onun toplumsal temellerinin araştırılmasına dönük bir boyut kazanır.
Wells'in ilham kaynağı Jules Verne olmuştur, ama Verne'in Aya Seyahat'i (De la Terre a la Lune) ile Wells'in Aydaki İlk İnsanlar (The First Men in the Moon) romanını karşılaştıracak olursak, kolaylıkla görebileceğimiz gibi Wells; Verne'in teknolojiye verdiği önemi paylaşır, ama Verne'in romanında 'Nasıl ve hangi teknolojik olanaklar?' sorusu ortaya atılırken, Wells'te Ay yolculuğunun teknik sorunu baştan savma bir biçimde geçiştirilir. Çünkü Wells'in derdi, teknolojik olanakların gelecekteki muhtemel ürünlerini tahmin etmek değil, Ay'daki toplumsal hayatın bizzat kendisi üzerine, tıpkı bir zamanlar Thomas More'un 'Ütopya Adası' örneğinde olduğu gibi, model düşünceler geliştirmektir.
Wells sadece bilimkurgu içindeki ütopya karşıtı düşüncelerin savunucusu olarak bu türe damgasını vurmakla kalmaz, toplumun şiddet ve zor yoluyla, gereğinden hızlı bir süreç içinde sosyalist bir topluma dönüştürülmesinin sakıncalarına olduğu kadar, sınıf karşıtlıklarının da iyice sivrileceğine karşı da uyarır bizi.
...
--reklam--
H. G. Wells Kitapları - Eserleri
- Zaman Makinesi
- Doktor Moreau’nun Adası
- Görünmez Adam
- Dünyalar Savaşı
- Körler Ülkesi
- Tanrıların Tohumu
- Efendi Uyanıyor
- Ağrı Dağı Yolcusu Kalmasın
- Duvardaki Kapı
- Körler Ülkesi ve Diğer Karanlık Öyküler
- Ay'daki İlk İnsanlar
- Gölgeler İçinde Rusya
- Gelecek Günlerin Hikayesi
- Tüm Savaşları Bitirecek Savaş
- Geçmiş Günlerin Hikayesi
- Kronik Argonautlar - Karıncalar İmparatorluğu
- Kipps
- Ay Işığı Masalları
- Kızıl Oda ve Diğer Öyküler
- İnsan Hakları
- Uzay ve Zaman Hikayeleri
- Kısa Dünya Tarihi
- Açık Komplo
- The Magic Shop
- Tanrı İnsanlar
- Ana Hatlarıyla Dünya Tarihi - 1
- Hayalet Bataklıkları
- Görünmez Kral Tanrı
- Kuyrukluyıldız Günleri
- Çağdaş Bir Ütopya
- Geleceğin Keşfi
- On İki Hikâye ve Bir Rüya
- The Crystal Egg and Other Stories
- Ann Veronica
- In the Abyss
- Seçilmiş əsərləri
- The Land Ironclads
- The World Set Free
- A Slip under the Microscope
- The History of Mr Polly
- The Crystal Egg & Other Stories
- Thirty Strange Stories
- The Wheels of Chance
--reklam--
H. G. Wells Alıntıları - Sözleri
- “Şans eseriydi işte.” diye araya girdi. İnsanın hayatındaki diğer her şey gibi. (Doktor Moreau’nun Adası)
- Huzursuzluğun getirdiği ızdırap içindeydim . (Zaman Makinesi)
- İnsanlar artık özgür değiller. Özgür olamadıkları gibi, daha büyük ya da daha iyi de değiller. Keşke hepsi bu kadar olsa. Bu şehir bir hapishane. Bütün şehirler gibi. Anahtar servet sahiplerinin elinde. Sayısız insan, beşikten mezara kadar sadece çalışıyor. Bu doğru mu? Hep böyle mi olacak bu? (Efendi Uyanıyor)
- Zamanla öğretmenler bile gereksiz hale geldiler. Elektrikli aletlerin olmadığı bir dünyada yaşamak ilkellik olarak görülmeye başlandı. Kırsalda yaşamak çağın rafine değer yargılarına göre sefaletten farksızdı. (Efendi Uyanıyor)
- O, kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır ve kendini kafa karıştırıcı fikirlerden uzaklaştırmaya devam edecektir. O, bir koh-i noor'a dönüşür; o bir Işık Dağı'dır, büyüyen ve giderek yoğunlaşan. O, her yere yayılan ve her şeyi içine alan bir berraklık, parlaklık ve arılıktır. Onun kesilecek bir kafası ya da zarar verilecek bir bedeni yoktur. O, tüm engelleri aşar; her türlü sınırlamaya karşı koyar. O her şeyi, kendisine uymaya zorlar. Hava ne denli bulutlu ve sisli, ne denli kapalı ve puslu olursa olsun, o şafak sökerken gelir. Denize indirilen gemilerde sabah olurken, o gelir. O, görünmez kral Tanrı'dır. (Görünmez Kral Tanrı)
- "Kör de ne?" diye sordu kör adam omzunun üstünden fütursuzca. " (Körler Ülkesi)
- "Başkaları neyse de ondan böyle bir şey beklemezdim." (Duvardaki Kapı)
- Ama bir yol bulmak hiçbir zaman o yolun ustası olmak değildir. (Ay'daki İlk İnsanlar)
- " Körler Ülkesi'nde Tek Gözlü Adam Kral Olur. " (Ay Işığı Masalları)
- Sosyalist olma, dünyaya başkaldırma ve sonsuza kadar bir daha misafirliğe gitmeme gibi çılgın planlarını tekrar düşününce cesaretini kaybetmişti. (Kipps)
- “Good heavens!” he exclaimed; “What little things we are! What daring little devils! Down there, miles and miles of water—all water, and all this empty water about us and this sky. Gulfs!” He threw his hands out, and as he did so, a little white streak swept noiselessly up the sky, travelled more slowly, stopped, became a motionless dot, as though a new star had fallen up into the sky. Then it went sliding back again and lost itself amidst the reflections of the stars and the white haze of the sea’s phosphorescence. (In the Abyss)
- Ari kavimleri Batıya doğru iki dalga halinde ilerlediler. Fransa’ya, Britanya’ya ve Ispanya’ya girdiler. Büyük Britanya’ya demiri getirmiş olup, Breton (Brythonic) Keltler adiyle anılırlar. Galli’ler dillerini işte bu Keltlerden almışlardır. Aynı ırktan Keltler, Ispanya'ya girdiler.Sadece oradaki Heliolitik Bask’larla değil, deniz kıyılarındaki Samî asıllı Fenike’li sömürgeleriyle de temasa girdiler. Latin Ariler İtalya'ya, Sanskrit dili konuşan Ari kabileler de, Milâttan önce 1000 yılından çok önceleri batı geçitlerini aşarak kuzey Hindistan’a girmişler. (Kısa Dünya Tarihi)
- İnsan kusurlu bir hayvandır. (Açık Komplo)
- Yahudilerin sebt günü geleneği pek çok Hristiyan tarikatının önemli geleneğidir. ama isa sebt gününü yıkmış sebt'in insan için olduğunu insanın sebt günü için olmadığını söylemiştir. (Ana Hatlarıyla Dünya Tarihi - 1)
- "Bu səhləblər həmişə nə qədər maraqlıdırsa, - bir dəfə dedi, - bir o qədər də ehtimal və gözlənilməzliklər mümkündür. Darvin onların mayalanmasını öyrənmiş və sübut etmişdir ki, səhləbin adi çiçəyinin quruluşu həşəratların tozcuğu bitkidən bitkiyə daşımasına uyğun şəkildədir. Amma səhləblərin çoxlu məşhur növləri mövcuddur ki, bu cür mayalana bilmir. Məsələn, kipripedilərdən bəziləri - onlardan tozcuq daşıya bilən heç bir həşərat məlum deyil. Bəzi səhləblərdə isə, ümumiyyətlə, heç vaxt toxum tapa bilməyiblər." (Seçilmiş əsərləri)
- “ ...prensip olarak, yalnız olmak ve rahatsız edilmemek istiyorum. ” (Görünmez Adam)
- Kader insanların küçük planlarını altüst eder. (Ay'daki İlk İnsanlar)
- “Ben seninim ve sen de benimsin. Bundan daha önemli ne olabilir ki?” (Tanrıların Tohumu)
- Dünya büyüyor ama insanlar küçülüyor.Yine de aklımız ve duygularımız var.Sadece içgüdüleriyle hareket eden varlıklar değiliz ama gücümüzün bir sınırı var.Bir gün hepimiz ölüyoruz.Ölüyoruz,doğuyoruz,yaşamaya devam ediyoruz,zaman geçiyor... (Gelecek Günlerin Hikayesi)
- Bizler yarı ölü sayılırız bir yerde. (Efendi Uyanıyor)
Yorumlar
0 yorum