Kitap Künyesi
Yazar: Jacques Lacan
Çevirmen: Ahmet Soysal
Orijinal Adı: Télévision
Yayın Evi: Monokl
İSBN: 9786055159061
Sayfa Sayısı: 120
--reklam--
Televizyon Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir aziz, yaşamı boyunca, kendisine bazen bir hâlenin sağladığı saygıyı duyurmaz. Baltasar Gracian'ın yolunu izlediğinde gürültü patırtı yapmamak onu kimse fark etmez, ki bundan Amelot de la Houssaye onun saray insanı konusunda yazdığını sanmıştı. Bir aziz, anlaşılmak istersem, merhamet (charité) dağıtmaz. O daha çok pisliği (déchet) ayırmaktadır:"ters-merhamet" yapar (décharite).
Bunu da yapının buyurduğunu gerçekleştirmek için yapar: özneye, bilinçdışının öznesine kendisini (azizi) arzusunun nedeni olarak görmeyi sağlamak için. Gerçekte (en effet) söz konusu özne, bu nedenin iğrençliğinden (abjection) dolayı yapıda hiç değilse kendi yerini bulma şansına sahiptir. Bu aziz için komik değildir ama hayal ediyorum ki bu televizyondaki birkaç kulak için, aziz olaylarından bazı garipliklerle iyi kesişmektedir. Bunun zevk (jouissance) etkisi olması konusunda, kim alınmış zevk (joui) ile anlamına (sens) sahip değil? Kuru kalan bir tek aziz, onun için bir yadsıma. Ki bu da olayda en eğlendirendir. Ona yaklaşanları ve yanılmayanları eğlendiren: aziz, zevkin hor görülenidir. Ne kadar çok sayıda aziz isek, o kadar çok güleriz, bu benim ilkemdir hatta kapitalist söylemden çıkış, ki bu bir ilerleme oluşturmayacak, eğer yalnızca bazıları içinse.
--reklam--
Televizyon Alıntıları - Sözleri
- Kandırılmamışlar başıboş gezer.
- Siz solculuğa gönül verdiniz; ama bildiğim kadarıyla, sekso-solculuğa değil.
- Bana yalnızca şu noktada yanıt verilsin: bir duygulanım bedeni ilgilendirir mi? Bir adrenalin boşalması, beden midir değil midir? Onun işlevlerini bozuyor olması doğru. Ama ne anlamda bedenden gelmekte? Bu, düşünceden boşalmaktadır.
- Beni sorgulayan beni okumasını da bilir.
- ... duygulanım uyumsuzluktur..
- İnsan ruhuyla düşünmez..
- İyi-söyleme, İyi'nin nerede olduğunu söylemez.
- İyi-söyleme, İyi'nin nerede olduğunu söylemez.
- Bir kadın erkekle ancak psikozda karşılaşır.
- Bir kadın erkekle ancak psikozda karşılaşır.
- Şu şarkıyı söyleyen bir fısıltı var: eğer bu denli kötü zevk alınıyorsa, bu, cinsellik üzerine baskı olduğundandır, ve bu, birinci olarak ailenin, ikinci olarak toplumun, özellikle de kapitalizmin suçudur.
- Freud, geri püskürtmenin baskıdan (repression) geldiğini söylemedi: iğdişin -eğer imge yapmak gerekiyorsa-, Baba'nın (Papa), zımbırtısıyla (quequette) oynayan küçük oğluna, "Valla keserler, devam edersen" diye kükremesine bağlı olduğunu söylemedi.
- Ancak konuşan varlıkta bilinçdışı vardır.
- Ne hoşunuza gidiyorsa onu umun.
--reklam--
Televizyon İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Her zaman aynı tarz kitapları okumak veya bir kişiye ait tüm seri kitapları okumak değildi hedefim. Ancak bu kişi beni başka etkiledi. Okuma gereği duyup o bilinmeyenle yol almak inanın paha biçilemez bir haz veriyor. Çevirilerin eksikliğinden mi kaynaklanıyor bilemiyorum. Ama Ahmet Soysal bu konuda en iyi çevirisini yapmış diyebilirim. Kuramlarını bilinçdışı bir yolculuk gibi temellendiren ve bu kuramları bilinçdışı ile anlamlandıran insan bana göre zor anlaşılırdı zaten. Lacan kendi dilinde zaten zor anlaşılıyor ve konu Türkçeye gelince iş başkalasiyor diyebilirim. Kitap Lacan'ı televizyon programına çağıran ve yöneten Benoit Jacquot"un soruları üzerine başlıyor. Genel olarak bahsedilen konu bilinçdışı ve Lacan'ın kuramları üzerine bir yolculuk. Bu yolculukta bir sözlük şart. Bununla birlikte yapısal dilbilim bilmek ve bilincdisina yapısal bir bakış acısıyla yaklaşmak önemli diye düşünüyorum. . Kitapta geçen bir bölümde "bilinçdışının koşulu dildir." denilmekte. Peki dili olmayan ve konuşamayan hayvanlarda bu olay nasıl gerçekleşir ve bilinçdışı var mıdır? Lacan bunu ustalıkla yanıtlıyor. Bunların içinden bilinçdışının sarsıntıları geçiyor. Peki duyamayan ve konuşamayan insanlarda bilinçdışı kavramı var mı ? Bu konu bilinmeze sürüklüyor diyebilirim. . Bununla birlikte şu soru aklıma geldi: " Dil eril mi ? Dişil mi ?" Bu konuda dil dişil özellikler göstermekte ve doğurgan yapısı vardır. Erkek dili kullanır ve kadınlar öğrenir. Iktidar eşittir erkektir sonucu çıkıyor. Oidipus kompleksi meselesinde babasız bir çocuk düşündüğümüzde bu kompleks gözlemlenebilir mi ? Lacan'ın teorisinden çıkardığım sonuc: "Gözlemlenir." Peki şu acıdan baktığımızda dilin erkek için bir iktidar meselesi olduğunu bilmekteyiz. Oidipus kompleksi için çocuk baba olmadan da bir iktidarın, yani Oidipus kompleksinin görüleceginin bilincindedir. (Oğuzhan)
Lacan ile yapılan bir söyleşinin metni olan ve lacan'ın temel formüllerini açıkladığı bu kitapta çevirinin pek de tatmin edici olduğunu söyleyemeyeceğim. Örneğin öteki kelimesi başka olarak çevrilmiş, cümleler devrik ve çoğu yerde anlamsız, bu da zaten zor bir okumayı daha da anlamsız hale getirmeyi başarmış. Bunun haricinde lacan'ın "bilinçdışı yapılanmış dildir" ve "cinsel ilişki yoktur" gibi bir takım temel formüllerini anlamak için kuramını genel hatlarıyla biraz da olsa okumuş olmak gerekiyor. Ötekinin bir bireyi değil yasayı, dili ya da yeri karşıladığını Gerçek ve gerçeklik kelimelerinin farklı şeyler ifade ettiğini, arzunun asla tatmine ulaşmadığını, ön okumalarında öğrenmemiş okuyucu için kitap epeyce anlamsız kaçacaktır. Hülasa bu kitap bir başlangıç olarak uygun değil, çevirisi de epey kötü bu nedenle okunmasa da olabilir. Zaten bu hususta dilimize kazandırılmış daha akıcı ve anlaşılır eserler var. (başlangıcın çağrısı)
Lacan ın en yüksek düzeyli eseri olduğunu duymuştum anlaşılması zor olduğunu da tahmin ediyordum. Kitabın psikanaliz ile ilgili olduğunu düşünmüştüm ama daha çok psikolojisi üzerine felsefeyi içeren ve klasik felsefe konularının da yorumlarını içeren bir kitap. Kitabın yüzde 20siini anladım diyebilirim. Belki de anlamak için Fransızca sından okumak gerekiyor.. Bu arada kitap çok az esprili biraz da küfür içeriyor.. beklediğim verimi alamadım diyebilirim bu benimle de ilgili olabilir Belki de genel bir durum ise kitaplarda ilgili iyi yanı da olabilir.. (B.Nihat KILIÇ)
--reklam--
Televizyon PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jacques Lacan - Televizyon kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Televizyon PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jacques Lacan Kimdir?
Jacques Marie Émile Lacan (d. 13 Nisan 1901 – ö. 9 Eylül 1981), "Freud'dan bu yana en tartışmalı psikanalist" olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatr.
Geliştirdiği psikanaliz kuramlarının yanısıra 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Lacan, yapısalcılık, postyapısalcılık, eleştirel teori, feminist teori, sinema, kültürel çalışmalar gibi pek çok alanda ve çağdaş kıta felsefesinde oldukça etkili olmuştur.
Her ne kadar Lacan kendi çalışmalarını "Freud'a bir şerh" olarak sunsa da, döneminin dilbilim, antropoloji ve felsefe gibi geniş bir literatürünü Freud'un psikanaliz teorileriyle birlikte yorumlayan ve kullanan Lacan, oldukça özgün bir düşünce sistemi ortaya koymuştur.
Michel Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Luce Irigaray, Julia Kristeva, Alain Badiou, Louis Althusser, Slavoj Žižek gibi pek çok düşünür kendi düşüncelerini, destekleyerek ya da karşı çıkarak, Lacan'ı temel alarak geliştirmiştir.
1977'de Fransız parlamentosuna rıza yaşına ilişkin birkaç maddenin yürürlükten kaldırılması için verilen bir dilekçede Jean Paul Sartre, Foucault gibi isimlerle birlikte Lacan'ın da imzası vardı.
Asıl ve tam adı Jacques-Marie Emile Lacan’dır. Jacques Lacan olarak bilinir. 13 Nisan 1901'de Paris’te doğmuş, 9 Eylül 1981 de aynı yerde ölmüştür. Tıp eğitimi aldıktan sonra, 1932'de "Kişilikle İlişkileri Açısından Paranoyak Psikoz" adlı doktora teziyle psikiyatr olur. Daha sonraki çalışmaları da yine özellikle kuramsal-felsefi alanda yoğunlaşacak ve yeni bir Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye yönelecektir.
Lacan’ın genel teorik şeması ve argümanları anlaşılmakla birlikte, genelde sözlerinin oldukça karmaşık, belirsiz ve anlaşılması güç bir niteliğe sahip olduğu bilinir. Dolambaçlı ve çetrefilli söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması güç göndermeler sürekli olarak bu dile hakimdir. Lacan güç bir yazardır, ama Lacan’ın yazmaktan çok konuşmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Onun yazıları daha çok öğrencileri ve izleyicilerinin tuttuğu notlar ve ses kayıtlardan oluşur. Konuşmaları, daha doğrusu seminerleriyle ünlüdür. Dönemin Fransız aydınları seminerlerinin sıkı bir takipçisi olmuşlardır. Başlıca çalışması Ecrits (Yazılar) 1966'da yayımlanmıştır. Bu dönem, bir yandan yapısalcılığın Fransa’da çok etkili ve güçlü olduğu, bir yandan da postyapısalcı düşüncenin kendini geliştirmekte olduğu bir zamandır. Dolayısıyla Lacan’ın konuşmaları dönemini derinden etkilemiş ve sonrasında da sürekli yeniden yorumlanmıştır.
Kuramsal psikanaliz alanındaki çalışmaları Sigmund Freud’un yeniden yorumlanmasıyla yapısalcılık'tan postyapısalcılığa (Yapısalcılık ötesi) uzanan bir yol izler. Dolayısıyla Lacan, yalnızca önemli bir psikanaliz kuramcısı olarak değil, daha başlangıçta psikanaliz, dilbilim, antropoloji ve felsefe alanındaki geçişkenliği sağlamasıyla ve ardından da geliştirdiği formülasyonların ve kavramların felsefi düzlemde yol açtığı sarsıcı sonuçlarıyla 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini almıştır.
Kaynak ve detay:https://tr.wikipedia.org/wiki/Jacques_Lacan
--reklam--
Jacques Lacan Kitapları - Eserleri
- Fallus'un Anlamı
- Psikanalizin Dört Temel Kavramı
- Baba-nın-Adları
- Benim Öğrettiklerim
- Televizyon
- Yine/Hâlâ
- Dinin Zaferi
- Çalınan Poe
- Psikanalizin Temel ilkeleri
- Los Escritos Técnicos de Freud
--reklam--
Jacques Lacan Alıntıları - Sözleri
- İnsan kendi bakışıyla dış dünyasını, ötekileri görebilir ancak o bakış kendini kendine göstermez. Öznenin kendine yönelik bu körlüğü, sadece ayna dönemiyle sınırlı kalmayıp ömür boyu sürecektir. “Ben”in yansımasının da içinde yer aldığı bir toplu görüntü olarak "imago öznenin kendine bakınca göremediği vücut bütünlüğüne ulaşmayı sanal bir yansımanın içinde ona vaat eden, çocuğun davranışlarını ötekilere benzetmesini sağlayan bir güç etkisinde bulunur. Bu gücü Lacan makalede Simgesel bir etki olarak vurgulamıştır. Bu Simgesel etki sayesinde çocuk, dağılmış bir vücut algısından kurtularak yürümeyi, ayakta durmayı, nasıl bakması ve nasıl davranması, dış dünyayla ağzı yoluyla değil diğer iletişim biçimlerini kullanarak iletişim kurması gerektiğini öğrenir. Bu açıdan imagonun küçük çocuk üzerinde Simgesel açıdan yapılandırıcı bir etkisi vardır. Bu nokta Simgesel'in dilden çok önce öznenin üzerinde görsel yoldan yapılandırıcı bir etkide bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. "Çocuğun gerçekliği bu noktadan itibaren, kendisinin karşıdan görünüşünü içermeyen ama doğrudan gözüne görünen bir görüntüyle kendi dışındaki bir aynada oluşan ve kendinin karşıdan görünüşünü de içeren başka bir görüntü arasında ikilenecektir. Bu ikilenme anından itibaren çocuğun başta gelen uğraşı, elindeki iki farklı gerçeklik arasındaki örtüşmeyi sağlamaya çalışmak olacaktır." (Psikanalizin Temel ilkeleri)
- ''Özne arzu ettiğine inanır çünkü kendini arzulanan olarak görür ve başka*'nın ondan koparıp almak istediği şeyin onun bakışı olduğunu görmez.'' (Baba-nın-Adları)
- Dünya, sadece bir düştür, konuşan bedenin bir düşü. Zira, bilen özne yoktur.'' (Yine/Hâlâ)
- Bazıları der ki, sanatçı tabloda özne olmak ister ve resim sanatını öteki sanatlardan ayıran da sanatçının yapıtta kendini bize bir özne, bir bakış olarak kabul ettirmek istemesidir. Başkaları sanat ürününün nesne yönünü vurgulayarak karşılık verir. Her iki istikamette de az çok geçerli bir yan vardır, ama muhakkak ki meseleyi bütünüyle açıklamaz. Ben şu iddiada bulunuyorum tabloda her zaman mutlaka ba kışla ilgili bir şey kendini açığa vurur. Ressam bunu gayet iyi bilir, sanatçının ahlakı, araştırması, arayışı, çalışması, ona bağlı kalsın kalmasın, gerçekten de belli bir bakma biçimini seçmeye dayanır. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
- Lacan’da kastrasyon sadece -imgesel- bir penisin kesilmesi tehdidi değildir; "fallus olmak"tan, yani her iki cins için de Öteki’nin arzusunun nesnesi olmaktan yoksun olmaktır. (Fallus'un Anlamı)
- Freud'un kavramları -psikanalistler dışında kimsenin okumadığı- psikanaliz literatürü denen o sıkıcı, bıktırıcı, caydırıcı silsile içindeki her türlü kuramsal tartışmanın merkezinde tutulduğu halde, gene de onların çok gerisinde duruyoruz; bu kavramların çoğu çarpıtılmış, değerden düşürülmüş, parçalanmış durumda; çok zor olanları da bir kenara atılmış. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
- Kadın olsun erkek olsun insan "eksik"tir, ''kastre"dir; yani narsistik açıdan yaralıdır. Çünkü kadın olsun erkek olsun fark etmez, insan Öteki’nin arzusunun nesnesi olacak şey değildir. (Fallus'un Anlamı)
- Dışarısını gördüğüm gayet açıktır, algı benim içimde değildir, kavradığı nesnelerin üzerindedir. Algıladığım anda temsillerim bana ait hâle gelir. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
- "Herkesin bildiği gibi haseti doğuran genellikle haset duyanın hiçbir işine yaramayacak mallara bir başkasının sahip olmasıdır; üstelik o bunların hakiki niteliğinin farkında bile değildir." (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
- Çoğu insanın yakınının iyiliğini, bunu onun için çok fazla isteyerek sağlayamadığını bilmesi sağlığa yararlı olacaktır. Bu iş görürdü. (Benim Öğrettiklerim)
- ... dilin, sessizce elden ele geçen silinmiş paraya benzediğini söyler Mallerme.. (Baba-nın-Adları)
- Dindar kesinlikle nevrotik değildir. Dindardır. Ama nevrotiğe benzer, çünkü o da aslında Başka'nın arzusu olan [şey] etrafında bir şeyleri bir araya getirir. Yalnız, bu var olmayan bir Başka olduğu için -çünkü Tanrı'dır-kanıt göstermek gerekir. O zaman, o bir şey talep ediyormuş, örneğin kurbanlar istiyormuş gibi yapılır. İşte bu yüzden yavaş yavaş nevrotiğin, özellikle de takıntılı nevrotiğin tavrıyla karışmaya başlar. Bu tüm kurban törenlerinde kullanılan tekniklere çok benzer. (Benim Öğrettiklerim)
- Dil ne kadar niyetten arınmışsa, gerçek ve akıl ermez haliyle hakikatin ta kendisiyle karıştırılmaya o kadar müsait olur. (Dinin Zaferi)
- "Öncelikle, analiz edilebilir bir fenomen olması için, bir fenomenin bir yer değiştirmeyi temsil etmesinin, başka bir deyişle imgesel fenomenler içinde yer almasının yeterli olmadığı anlamına gelir. Öte yandan, bir fenomenin ancak kendisinden başka bir şeyi temsil ederse analiz edilebilir olduğu anlamına gelir." (Baba-nın-Adları)
- Çünkü kadın olsun erkek olsun fark etmez, insan Öteki’nin arzusunun nesnesi olacak şey değildir. Nitekim fallus penis biçimiyle erkeğin "sahip olduğu' bir şey olmakla beraber, fallus olamamanın narsistik acısını en çok yaşantılayan yine erkektir. Bu bakımdan Narcissus söylencesinin bir erkeği konu alması ilginçtir. (Fallus'un Anlamı)
- Bilinçdışı daima öznedeki bir kesintiye bir bocalama gibi kendini gösterir. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
- Kaygı, öznenin etkilenimleri arasında, aldatmayandır. (Baba-nın-Adları)
- İnsan türünü karakterize eden şey, tam da cesedi, bu insanın yaşamış olduğu gerçeğini muhafaza eden ve bir kabir oluşturan bir şeyle çevrelemesidir. Mezarın üstündeki toprak yığını ya da kabirdeki herhangi başka bir işaret kesinlikle “simge” adına layıktır. Bu insanileştiren bir şeydir. (Baba-nın-Adları)
- “Bir düşünceyi düşünmemenin yegane yolu, başka bir düşünceyi düşünmektir." (Fallus'un Anlamı)
- Özneye kendi kendinin efendisi olma vaadini sunan özgür dünya, onu esaretin katmerlisine sürükleyen bir psikoterapi biçimini temel almıştır. (Psikanalizin Temel ilkeleri)
Yorumlar
0 yorum