Kitap Künyesi
Yazar: Anatole France
Yayın Evi: Alter Yayınları
İSBN: 9786054745906
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Thais Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kutsal `Tebaid`de yaşayanlardan bazıları, günlerini Tanrı`nın kendilerini gözetlediği inancıyla ibadetle geçirirler.Bazıları hurma ağacı lflerden ördüklerini satarak veya civar ziyaretçilerin hizmetine girerek hayatlarını kazanırlardı. Genç ve güzel melekler, ellerinde asa ibadethaneleri gezer, şeytanlar da Etyopyalı zenci kıyafetleriyle gelir ibadet edenleri yollarından çıkartmak için etraflarında dolanırlardı. Tebaid" cennetle cehennem kavgalarının yaşandığı savaş alanıydı. şeytan ordularının kudurmuşçasına saldırılarıyla hedef olan çilekeşler, hakkın ve meleklerin yardımıyla, oruç, tövbeve nefis terbiyesi satesinde kendilerini müdafaa ederlerdi. Bazen dünyevi ve bedensel zevkler, onları o kadar sıkıntıya sokardı ki acıdan böğürürülerdi; feryat ve figanları yıldızlı gecelere aç sırtlanların müyavlamalarına cevap olurdu. O zamanlarda şeytanlar, güzel kızlar şekline girerek onlara görünürlerdi. Şeytanlar aslında çirkin olsalar da bazen gerçek şekillerinin görünmesine engel olacak dış güzelliğe bürünürler...
--reklam--
Thais Alıntıları - Sözleri
- "Aşık oynayan bir çocuğa benziyorsun Nicias. Sözüme inan: özgür ol. İnsan ancak özgür olunca insandır." "Beden taşıyan biri nasıl özgür olur Eucrite?"
- Evet seni seviyorum. Seni seviyorum, ama tenin arzusuyla yanıp tutuşan, yırtıcı kurtlar, kızgın boğalar gibi üstüne gelen bu adamlardan tamamen başka bir aşkla seviyorum. Onlar aslanın ceylanı sevişi gibi seviyorlar seni. Et obur aşklarıyla ruhunun derinliklerine dek parçalıyorlar seni. Ben ise sana ruhta ve gerçekte âşığım.
- "ey düşünce, nereye sürükledin beni?"
- tartışırken insan onları aydınlatamadığı gibi günaha da girerdi. Bunun içindir ki gerçeği iyi tanıyanlar onu yayarken dikkati de elden bırakmamalı.
- "siz de en az onun kadar suçlusunuz. Yoksul, zengin, tüccar, asker, köle, yurttaş, Tanrının önünde içinizden hanginiz satılık kadından daha namuslu olduğunu söyleyebilir. Hepiniz canlı çirkef yığınından başka bir şey değilsiniz."
- ölüm dün vardı, bugün var, yarın da var olacak. henüz varlığını hissetmiyorum ama, ölüm bir olgu, ondan korkmamalıyım, gelenin gelişinden korkmak çılgınlık olur, bunlar, okuduğum ve henüz bitirmediğim kitabın son sayfası kadar gerçek.
- İskenderiye tiyatrosunda gördüğü Thais adındaki güzel oyuncuyu hatırladı. Yalnızca oyun oynamak için sahneye çıkan bu kadın, bedenini raksın ezgilerine korkusuz ve ustaca bırakıyor ve kıvranışlarıyla en hayasız tutkuları bile dile getiriyordu. Bu utanç verici kıvranışlarıyla, dinsizlerin masallarda anlattığı Venüs'e, Leda'ya ya da Pasiphae'ye benzemeye çalışıyordu. Böylece ateşli bir hovarda gibi tüm seyircileri birden öpmüş, kucaklamış oluyordu. Yakışıklı toy delikanlılar, zengin yaşlılar, yürekleri aşkla, arzuyla dolu, eşiğini çiçeklerle donatmaya geldikleri zaman, onları karşılıyor, bedenini cömertçe kollarına bırakıyordu. Öyle ki, kendi ruhuyla birlikte başka ruhları da yiyip tüketiyordu.
- Bu dünyada her şey yalan, kıpırdayan bir kumsal gibi yalgın. Tanrıdan özge [başka] her şey değişken. Kararlı olan yalnızca Tanrı.
- O zamanlar, gelmedik kalmıyordu Hıristiyanların başına. İmparatorun buyruğuyla, kiliseler yıkılıyor, kutsal kitaplar yakılıyor, kutsal taslar kırılıyor, mumlar parçalanıp atılıyordu. Hıristiyanlar, varı yoğu ellerinden alınmış, her an ölümü bekliyorlardı. İskenderiyedeki Hıristiyan topluluğu üstünde dehşet saltanat sürüyordu; din tutukluları kurban olarak boğazlanıyor, Suriye'de, Arabistan'da, Mezepotamya'da, Kapadokya'da, imparatorluğun tüm ülkelerinde kırbaçlanıp dövülüyor, işkence sehpalarına yatırılıyor, demir tırmıklarla delik deşik ediliyor, çarmıha geriliyor, yırtıcı hayvanlara yem yapılıyorlardı. Rahiplerin, erden rahibelerin nasıl parçalandığını anlatan öyküler dilden dile dehşetle dolanırdı. Ermişliği çilekeş yaşamıyla adı o zamanlar yeni yeni duyulan, Mısır Hıristiyanlarının önderi Antoine'ın, İskenderiyenin sarp kayaları üzerinde, kiliseden kiliseye uçarak sadıkların inanç ateşini nasıl tutuşturduğu Hıristiyanlar arasında anlatılır dururdu. Zındıkların gözüne görünmeden, her yerde, Hıistiyanlar içine girip, ruhlarına güç, sabır ve canlılık üflüyordu. Zulüm; hele de kölelere, tam bir kesinlikle uygulanıyordu. Bazan korkuya kapılıp da inançlarından dönenler bile oluyordu.
- Aynı anılar ve aynı umutları bölüşen bir topluluktan olmak demektir yurttaşlık.
- Ölüm dün vardı, bugün var, yarın da var olacak. Henüz varlığını duymuyorum ama ölüm bir olgu, ondan korkmamalıyım, gelenin gelişinden korkmak çılgınlık olur, okuduğum ve henüz bitirmediğim kitabın son sayfası kadar gerçek.
- Ruhu hüzünle dolu, dolandı durdu, ne kadar dolansa da ayağı kiliselere varmıyordu. Aryalılar Efendisinin evinin altını üstüne getirmiş, kendi çıkarlarına hizmet ediyorlardı. Sırtlarını Doğu İmparatoruna dayayan bu dini bozuklar, patrik Athanase'ı da kapana kıstırmışlar, İskenderiye hristiyanlarını durmadan aldatıyorlardı.
- İnsan ancak özgür olunca insandır.
- Akıldan, bilimden, erdemden bizlere artık kala kala, çöküşümüzü kendi gözlerimizle izlemek kıvancı kaldı.
- aşk bir karaciğer hastalığına benzer, kişi bu hastalığa bir gün tutulup tutulmayacağını bilemez.
--reklam--
Thais İncelemesi - Şahsi Yorumlar
#1001kitap~~~: "...Ruhun ilgisi olmadan, insanın vücudu şehvete mağlup olabilir..." Fransız yazar Anatole France, klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler verip, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. Aslında "Thais" 1001kitap arasında olmasından dolayi okumak isteyip ve kaç kere sepete atıp çıkarttığım 1kitap olmuştu ki Proust un en sevdiği edebiyatçılar arasında olunca hemen kitabı öne aldım okumak için iyiki de okumuşum... Anatole France, "Thais" üzerinden insanlığın sosyal ve kültürel tarihi kadar eski bir soruyu tarihsel karakter ve olaylar üzerinden soruyor: İster Tanrı adına, ister 1yaşama tarzı tercihi olarak bedensel haz ve zevklerden vazgeçmek insanı mutlu eder, ona ruh huzuru sağlar mı? Keşiş Pafnüs ruhsal huzuru bulduğunu düşündüğü an, bastırılmış olanın rüyalarında geri dönmesi üzerine, kendi maddi varoluşu ile ruhu arasına sıkışıp kalır ve 1 yola çıkar ama çıktığı yolla vardığı yer aynı olur mu, bu yol üzerinde mitoloji, din ve felsefe ( bu kısımlarda aklıma Diderot da gelmiştir o da kitabı ayrı 1 sevme durumu oluşturdu) adına edebi zevke ulaşmak istiyorsanız kesinlikle tavsiyemdir, bugüne kadar okuduğum en sıkı metinlerden 1i bence... "...İnsanlar, dedim, 1nimet sandıkları şeyden yoksun kaldıkları için üzülür yahut da bunu elde edince tekrar kaybedecekler diye hayiflanir veya kötü sandıkları 1şeye katlanmak zorunda kaldıklarından ötürü azap çekerler..." (Ayşe...)
Herkese merhaba bu akşam sizlere Anatole France’in Thais isimli eserinden söz etmek istiyorum. Bence aldığı bütün unvanları hak eden bir baş yapıt.Zaman ve mekan ne olursa olsun,insanın nasıl bir canlı olduğunun bizlere en güzel yansıması bu kitaptır.Ayrıca kitabın ilk psikolojik roman olma özelliği de göz ardı edilmemeli.Bir insanın karşı koyulamaz iç güdülerinin ve duygularının bundan daha iyi anlatıldığı bir yapıt görmedim. Tanrı sevgisinden başka bi sevgi çeşidiyle ilgilenmediğini zannedip ona göre yaşayan, ama iş işten geçtikten sonra yanıldığını anlayan ve asıl istediğini elde edemediği gibi elindekini de kaybeden bir adamın hikayesi Thais..Aslında hiç bir insanın bir diğerinden farklı olmadığını anlatıyor. Düşündürücü ve gayet ustaca yazılmış bir kitap. Kitabın yıldızı benim için nihilist filozof Nikias şöyle diyor: "her şey ve hiç aslında aynı şeyler. güzel ve çirkin de birbirinden farklı değil.Bunlar insanın yargılarıdır ve görecelidir. çirkin elbette güzel değildir ancak her şey güzel ya da her şey çirkin olsa, güzel ve çirkin yargıları yaratılmamış olurdu." Çok etkileyi bir cümle de şu: "filozofların yüceleşmeyi kafalarına koyması, tanrı için büyük talihsizlik... Bu eşsiz eseri mutlaka okuyun dostlar.. (Dark Reader)
Bir insan, yaşadığımız sosyal dünyaya bir türlü ayak uyduramaz. Sürekli sorunlar yaşar. İnsanların durumları midesini bulandırır. iletişim kuramamakta ve mutsuz şekilde yaşamaktadır. Sonra insanlardan uzakta, kendisini sadece İsa'ya ve tanrısına adayarak İskenderiye çöllerinde keşiş gibi yaşamaya karar verir. Toparlanıp çöle giderek kendisine küçük bir baraka yaparak içinde yaşamaya başlar. Hayatında sadece isa sı ve tanrısı vardır. Sosyal hayatın zorlukları, stresi ve bunalımı kalmamıştır. Gününü sadece tanrısına dua ederek geçirir. Taki o rüyayı görene kadar. Keşiş olmadan önce tiyatroda oynayan çok güzel thais i rüyasında görür. Onu düşünmeye başlar. Sürekli gelgitlerde dir. Ve kararını vererek bu thais i yani günah abidesi ve şeytanın ete kemiğe bürünmüş halini, Tanrı'nın yoluna sokacağına yemin eder. Sonra yola çıkarak hedefine gider. Thais de hayatından mutsuzdur. Çevresindeki her şey yapmacıktır, sahtedir. Bütün imkanlara sahiptir ve buna rağmen mutsuzdur. Keşiş thais in yanına gelir ve durumu anlatır. Başlarda kadın dalga modunda erkekle oynamak ister. Fakat olan bir takım olaylar keşişi haklı çıkarır. Tamam dediklerini yapacağım der. İlk başta keşiş kadının nesi varsa büyük bir ateşte hepsini yaktırır. Her şeyden kurtulmuş vaziyette ellerinde bohçaları olduğu halde manastırın yolunu tutarlar. Thais i manastıra verir. Karanlık bir odaya kapatılmasını ve işlediği günahlardan aranmasını ister keşiş. Kadın karanlık odada yaşamaya ve işlediği günahların kefaretini ödemeye başlar. Keşiş görevini yapmanın verdiği mutlulukla çölüne döner. Bir tane günahkarı Tanrı yoluna sokmuştur. Müritleri çok büyük coşkuyla naralar atarak karşılar keşişi. Omuzlara alınır ve herkes sevgi gösterisinde bulunur. Keşiş eski yaşantısına devam eder. Fakat ters giden şeyler vardır. Yaşadığı kulübe, kum, müritleri sanki kendisine yabancıdır. Her şey değişmiştir. Büyük şaşkınlık yaşamaya başlar. Acaba şeytan ruhumu ele mi geçirdi diye düşünür. Sonra kendini daha çok dua etmeye, daha çok namaza verir. Fakat yine olmaz. Motivasyonunu kaybetmiştir. Bunun için Tanrı'dan yardım ister. Eskisi gibi olayım der ama bir türlü eski keşiş olamaz. Diğer yandan da sürekli thais i düşünür. Yattığında gözüne uyku girmez. Yemekten kesilir. Ruhu ve kalbi thais için atar. Tanrı'm ne olursun bana yardım et. Kurtar beni bu durumdan diyerek yardım ister. Fakat bir türlü istediği o yardım kendisine gelmez. İyice thais i sevdiğini, onsuz dünyanın bomboş olduğunu, yaşamanın anlamının kalmadığını büyük naralarla haykırır. Seni çok seviyorum thais diyerek manastıra doğru bütün kuvvetiyle koşmaya başlar. Çünkü rüyasında thais in öldüğünü görmüştür. Onu kurtarmaya çalışır. Fakat thais bir ağacın altında can çekişmektedir. Keşiş yanına gelerek " lütfen ölme, beni bırakma, sensiz bu dünya çekilmez. Seni çok seviyorum. Seni ilk gördüğüm anda sevmeye başladım. Tanrı'nın canı cehenneme. Varsın beni yaksın tanrı. Seni çok seviyorum, lütfen ölme gözlerini aç, ne olursun. Thais bir anlığına gözlerini açar, keşişe söyle bakar ve " artık tanrıya gidiyorum " diyerek gözlerini kapatır ve ölür. (Faruk)
--reklam--
Kitabın Yazarı Anatole France Kimdir?
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.
--reklam--
Anatole France Kitapları - Eserleri
- Kırmızı Zambak
- Tanrılar Susamışlardı
- Penguenler Adası
- Thais
- İskenderiye Dilberi
- Meleklerin İsyanı
--reklam--
- Iokaste
- Mavi Sakal'ın Yedi Karısı
- Perde Arkası
- Dostumun Kitabı
- Penguenler Adası
- Balthasar
- Sylvestre Bonnard'ın Suçu
--reklam--
- Dilsiz Kadınla Evlenenin Güldürüsü
- Edebiyat Hayatı
- Bay Bergeret Paris'te
- Küçük Pierre
- Mail'in Karaağaçları
- Epikürün Bahçesi
- Epikürün Bahçesi
--reklam--
- İhtilalin Çocukları
- Ermiş Claire'in Kuyusu
- Kraliçe Pedaque Kebapçısı
--reklam--
Anatole France Alıntıları - Sözleri
- Siz korku ekiyorsunuz, oysa kahramanları yaratan cesaretten çok korkudur. (Tanrılar Susamışlardı)
- Asıl suçlular yasalardan kaçabilir. Onurlu insanlar gibi aramızda dolaşabilir. Bunun bizim toplumsal durumumuzla hiç ilgisi yok. Önemsiz bence. Düşün; ilkel okyanuslarda yaşayan büyük sürüngenlerin yerini, biçimleri daha güzel, içgüdüleri daha ileri hayvanlar alıyor. Bu arada da eski sürüngenlerden birkaçı gelip kumsalların çamuruna yığılıyor. Bunun ne önemi var?" (Bay Bergeret Paris'te)
- "Sembobitis, insanın içindeki duyguları yok eden bilgiler ver bana. Ben de seni halkım arasında onurlandıracağım." (Balthasar)
- "adli tıpta dedikoducu kadınların laflarıyla hareket edilmez" (Iokaste)
- ''... çatışma çatışmayı doğurur,kan kanı çağırır,zafer yenilginin ilk adımıdır.yenilen tanrı şeytan,yenen şeytan da tanrı olur!'' ''muhalefet,muhelefet olduğu sürece yenilikçi ve devrimcidir,iktidar olduğu zaman ise eleştirdiği 'baskıcı iktidar'a dönüşür. '' (Meleklerin İsyanı)
- Önyargılar ne kadar basit olurlarsa, o kadar güçlüdürler. Kolayca açıklığa kavuşmayan bir önyargı o insanları derinden etkiler. (Mail'in Karaağaçları)
--reklam--
- Çocukluğumun en güzel dönemimde, kanun ve işadamlarının sonu gelmez soylarını tanıdım: her şey onların çevresinde gelişiyor ve birbirlerine çok benziyorlar. Onlar bugün de Rabelais'in anlattığı gibiler; gagalarını, pençelerini, hatta korkunç el kitaplarını da sakladılar. (Küçük Pierre)
- Haksızlıkları yok etmenin o kadar kolay olmadığını ve her gün yeniden başlamak gerektiğini gördün. (Penguenler Adası)
- Mutlu olmak mı istiyorsun bilmeyeceksin, gönlünü yalanlarla avutacaksın. (Tanrılar Susamışlardı)
- Cinayet ve gasp dediğiniz şeylere savaş ve fetih denir, insanlık tarihinin ve büyük imparatorlukların en şanslı sayfaları bunlarla doludur. (Penguenler Adası)
- ...şu alçak dünyada insan ne hainler görüyor! (Iokaste)
- "Mösyö Bergeret, birbirinden farklı iki görüş aynı konu içinde yer alabilir. Bunlardan biri, tanrısal kaynaklı teolojik görüş, diğeri insan kaynaklı rasyonel ya da deneyimsel görüş olabilir." (Mail'in Karaağaçları)
- -Hayran olduğum tek pratisyen hekim, diyordu arkadaşlarına, Pinel'dir. Hastalığın standart ilerleyişini bozmaktan yahut ilerleyişini durdurmaktan korktuğu için hastalarına hiçbir zaman ilaç vermezdi. Lezyonları tasvir edip sınıflandırarak tatmin olduğunda, ihtiyatı elden bırakmadan bir müddet tedaviden kaçınırdı. Aktif bir lezyonun inanılmaz ilerleyişi karşısında dikkatli, saygılı, hareketsiz kalırdı. Şu Pinel ne hekim ama! (Iokaste)
--reklam--
- Tüm insan tanımları içinde en sevmediğim, insanın düşünen bir hayvan olduğu tanımıdır....Sıradan kişilerde az rastlanılan akla, büyük düşünürlerde çok daha az rastlanılır. (Küçük Pierre)
- Dünyada zarar vermeden yaşamanın çaresi yoktur. Delilerden hiçbir zaman nefret etmemeliyiz. Onlar da bizim benzerlerimiz değil midir? Hiç de deli değilim diye kim güvenebilir? (Edebiyat Hayatı)
- Evlilik her zaman meşalelerle çevrelenmez. (Dostumun Kitabı)
- İnsan başına gelecekleri bilse, hayat çekilmez olur. (Tanrılar Susamışlardı)
- Varlığımızı bize mülayim gösteren, hiç olmazsa tahammül edebilecek bir hale koyan duygular bir yalandan doğarlar ve hayallerle beslenirler. (Epikürün Bahçesi)
- Güzel bir şey gördük mü, onu elde etmek isteriz. Yasaların göz önünde tuttuğu doğal bir eğilimdir bu. Béranger'nin "Görmek, sahip olmaktır" diyen Çingeneleri, az bulunur türden akıllı kimselerdir. Bütün insanlar onlar gibi düşünseydi uygarlık olmazdı ve biz, Macellan Adaları'nda oturanlar gibi çıplak ve sanatsız yaşardık. (Dostumun Kitabı)
- Eğer üzüntü beni hiçbir şekilde etkilemeseydi, arzularım tüm yaşantımı yönetebilirdi. Varlığımın da büyük bir arzu olduğunu söyleyebilirim. İstemeyi severim; arzudan mutlu olmayı ve acı çekmeyi severim. (Küçük Pierre)
Yorumlar
0 yorum