Kitap Künyesi
Yazar: Hannah Arendt
Çevirmen: İsmail Serin
Orijinal Adı: The Origins of Totalitarianism
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789750516610
Sayfa Sayısı: 382
--reklam--
Totalitarizmin Kaynakları 3 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hannah Arendt’in kapsamlı eseri Totalitarizmin Kaynakları’nın Türkçe çevirisi, üçüncü cilt Totalitarizm ile tamamlanıyor. Arendt’in anti-semitizm ve emperyalizm tartışmalarını ele aldığı iki cildin ardından, esere doğrudan adını veren bu ciltte totalitarist düşüncenin kökenleri, örgütlü hareket haline gelişi, kurumsallaşması, propaganda ve manipülasyon araçları etraflıca inceleniyor. Totalitarizmi sadece faşizmin çerçevesine sabitlenerek ve anti-semitizmin kıyıcılığı ekseninde ele almayı reddeden Arendt, bir yandan Nazi partisinin, kurumlarının ve yöntemlerinin totalitarist düşünceye dayanan biçimlenişini resmederken diğer yandan da Sovyetler Birliği ve Stalin üzerinden “Doğu despotizmi”nin bu totalitarist örneğini kapsamlı bir şekilde inceliyor. Arendt okuyucularını, özgür, yaratıcı ve gerçekten eşitliği benimseyen bir eleştirel anlayışla alt edebilecekleri totalitarizme karşı “dünya aşkıyla” biçimlenen bir politik sorumluluğa davet ediyor.
--reklam--
Totalitarizmin Kaynakları 3 Alıntıları - Sözleri
- Keder ve anma yasaklanmaktadır.
- "Totaliter ya da başka türden bir diktatörlüğün hüküm sürmesini olanaklı kılan şey, insanların bilgilendirilmemesidir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilir misiniz? Herkes size mütemadiyen yalan söylüyorsa, bunun sonucu, yalanlara inanmanız değil, artık hiç kimsenin hiçbir şeye inanmaması olur. Çünkü yalanlar, doğaları gereği, değiştirilmek zorundadır; yalan söyleyen bir hükümetin de kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir. Bunun muhatabı olarak, sonuçta önünüze hayatınızın sonuna kadar inanabileceğiniz tek bir yalan konmaz, siyaset rüzgarı nereden eserse ona göre değişen sayısız yalan konur. Artık hiçbir şeye inanamaz hale gelmiş bir halk da hiçbir konuda karar veremez. Sadece eylemde bulunma kabiliyetinden değil, düşünme ve muhakeme etme kabiliyetinden de mahrum kalır. Ve bu hale gelmiş bir halka dilediğiniz her şeyi yaptırabilirsiniz ..."
- Bir tiran, kendisini asla emrindekilerle özdeşleştirmez; onları günah keçisi olarak kullanabilir ve halkın gazabından kendini kurtarmak için emrindekilerin eleştirilmesini memnuniyetle ister, ama her zaman, herkesle arasına mutlak bir mesafe koyar.
- terk edilmiş bir insanın, kendisini bulma ve yalnızlık diyaloğu üzerine düşünmeye başlama şansı her zaman olmuştur. Bu, Sils Maria'da Zerdüşt'ü tasarladığı zaman Nietzsche'nin başına gelmiş görünüyor. İki şiirde ("Sils Maria" ile "Aus hohen Bergen") aniden terk edilmiş kimsenin nafile ümidinden ve hasret dolu bekleyişinden bahseder: ("Öğlendi Bir, İki Olduğunda/ Şimdi kutluyoruz biz, birleşik zaferimizden emin,/ Şölenlerin şölenini;/ Dost Zerdüşt geldi, konukların konuğu! ")
- Totaliter rejimler, psikolojik amaçlarına ulaştıktan sonra bile terörü kullanmayı sürdürürler: Onun gerçek vahşeti bütünüyle sindirilmiş bir halk üzerinde saltanat sürmesidir.
- Totalitarizm, karşı olgulara rağmen, işsizliğin olmadığını iddia etmekle yetinmeyecek; propagandasının bir parçası olarak işsizlik kazanımlarını ortadan kaldıracaktır.
- Savaşın insanları büyük bir kıyım çarkının küçük bir dişlisi olarak aşağılamasına ek olarak onlara yalın bir yıkım deneyiminden başka bir şey yüklemediğini ilk kez kabul etmek zorunda kalanlar savaşa inananlardı.
- Totalitarizm, iktidara gelir gelmez, istisnasız, görüşlerine bakılmaksızın tüm birinci sınıf yeteneklerin yerine, zekadan ve yaratıcılıktan yoksunları yine de sadakatlerinin en iyi garantisi olan kafadan çatlakları ve aptalları koyar.
- Genci, yaşlısı tüm Macar halkı "yalanların göbeğinde yaşadıklarını" biliyorlardı ve oybirliği içinde tüm manifestolarında, Rus aydın kesiminin nasıl hayal edilebileceğini bile unutmuş olduğu bir şeyi, düşünce özgürlüğü istiyorlardı.
- Kimi modern mantıkçıların yaptığı gibi, tutarlılığı doğruluk olarak tanımlamak demek doğruluğun varlığını yadsımak demektir.
--reklam--
Totalitarizmin Kaynakları 3 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
Totalitarizmin Kaynakları 3 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hannah Arendt - Totalitarizmin Kaynakları 3 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Totalitarizmin Kaynakları 3 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hannah Arendt Kimdir?
Hannah Arendt (14 Ekim 1906 - 4 Aralık 1975), Alman siyaset bilimcidir. Çoğu kişi tarafında felsefeci olarak da bilinmekle birlikte, kendisi felsefenin "bireyin kendisi"ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiştir. Siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemesinin sebebi çalışmalarının "tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa" odaklanmış olmasıdır.
Biyografi
Arendt, o zamanlar bağımsız bir şehir olan Aşağı Saksonya'nın Linden şehrinde (şimdiki Hanover'in bir parçası), seküler bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve Königsberg (hayranı olduğu Immanuel Kant'ın şehri, bugünkü adı ile Kaliningrad) ile Berlin'de büyüdü.
Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesinde felsefe çalışan Arendt'in onunla uzun, fırtınalı romantik bir ilişkisi oldu. Bu ilişki, Heidegger'in Nazisempatisi yüzünden zaman zaman eleştirilmiştir.
Heidegger'den ayrıldığı dönemlerden birinde Heidelberg'e taşındı ve orada varoluşçu felsefeci Karl Jaspers'in danışmanlığında Aziz Augustine'in düşüncesinde aşk kavramı üstüne bir tez yazmaya başladı.
Arendt'in tez çalışması 1929 yılında yayınlandı ancak 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile gerekli hocalık niteliklerine sahip olmadığı belirtilerek Alman üniversitelerinde ders vermesi engellendi. Bunun üzerine Paris'e kaçan Arendt orada edebi eleştirmen ve Marxist gizemci Walter Benjamin ile tanışıp onunla dost oldu. Fransa'da kaldığı süre boyunca Yahudi göçmenlere yardım ve destek sağlamaya çalıştı.
Ancak Fransa'nın II. Dünya Savaşı sırasında savaş ilan etmesi ve Alman askeri kuvvetlerinin Fransa'nın bazı bölgelerini işgal etmesi sonucunda Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesinden ötürü Fransa'dan da kaçmak zorunda kaldı. 1940 yılında Alman şair ve felsefeci Heinrich Blücher ile evlendi.
1941 yılında kocası ve annesi ile birlikte, ona ve yaklaşık 2500 Yahudi göçmene yasadışı vize veren Amerikalı diplomat Hiram Bingham IV yardımı ileABD'ye kaçan Arendt New York'taki Alman-Yahudi topluluğun aktif bir üyesi oldu ve haftalık Aufbau için yazılar yazdı.
II. Dünya Savaşı bittikten sonra Heidegger ile ilişkisini sürdürdü ve Almanya'nın Nazilerden arındırılması etkinliklerinde onun lehinde tanıklık etti. 1950 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin doğal vatandaşı ve 1959'da da Princeton Üniversitesi'ndeki ilk tam kadrolu kadın profesör oldu.
1975 yılında, 69 yaşında hayata gözlerini yumduğunda Annandale-on-Hudson, New York'ta kocasının uzun süre ders vermiş olduğu Bard Koleji'nin mezarlığına gömüldü.
Eserleri
Arendt'in eserleri iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik ile ilgilidir. Çalışmalarının çoğunda eşitler arasındaki kolektif politik eylem ile eşanlamlı olan özgürlük kavramının doğrulanmasına odaklanmıştır
"Politikanın bittiği yerde özgürlük başlar" şeklindeki libertaryan var sayıma karşı çıkan Arendt, özgürlüğü kamusal ve birlikteliğe dair bir kavram olarak temellendirir, buna dair antik Yunan şehir devletleri, Amerikan kasabaları, Paris Komünü, 1960lı yıllardaki toplumsal özgürlük hareketleri ve başka alanlardan örnekler sunar.
En önemli eserlerinden biri İnsanlık Durumu (1958) olup, bu eserinde emek, iş ve eylem arasındaki farkları ve bu farkların yol açtığı önemli sonuçları kışkırtıcı şekilde ortaya koyar. Politik eylem teorisini bu eserinde iyice detaylandırır.
İlk büyük eseri olan Totaliterizmin Kökenleri isimli kitapta Komünizm ve Nazizmin kökenlerini ve bunlarla antisemitizm arasındaki bağlantıları incelemiştir. Bu kitabı epey tartışmaya yol açmıştır çünkü kimilerine göre bağdaştırılamayacak iki konuyu kıyaslamaya kalkışmıştır.
Daha sonra Eichmann in Jerusalem isimli kitaba dönüşecek Eichmann davasını The New Yorker dergisinde anlatırken kötülüğün temel ve kökten bir şey mi yoksa basitçe insanların banalitesinin -- sıradan insanların diğerlerinin emirlerine uyma ve eylemlerinin ya da eylemsizliklerinin sonuçlarını düşünmeksizin çoğunluk görüşüne itaat etmelerinin bir sonucu olup olmadığı sorusunu sormuştur.
Son kitabı The Life of the Mind öldüğünde yarım kalmıştır ancak günümüzde mevcut hali ile hala okunmaktadır.
Yaşamak ya da ölmek
2006 yılında Eugene McCarraher şunları yazmıştır:
"1962'nin güneşli Mart sabahlarından birinde Hannah Arendt'i taşıyan bir taksi Central Park'a doğru hızlanırken bir kamyonla çarpıştı. Gözlerini ambulansta açan Arendt kollarını ve bacaklarını hareket ettirdi, gözlerini yuvarladı, tarihleri, şiir mısralarını ve telefon numaralarını sayarak hafızasını test etti. Daha sonra yakın arkadaşı Mary McCarthy'ye olayı şöyle aktarmıştır: "kısa bir süreliğine yaşam ya da ölüm kararının bana bağlı olduğunu düşündüm." "Ölümün korkunç olmadığını düşünse de" aynı zamanda "hayatın epey güzel olduğunu ve sevdiğini" düşünmüştü.
Ödülleri
1975 Sonning Ödülü
--reklam--
Hannah Arendt Kitapları - Eserleri
- Kötülüğün Sıradanlığı
- Şiddet Üzerine
- İnsanlık Durumu
- Siyasette Yalan
- Totalitarizmin Kaynakları 1
- Totalitarizmin Kaynakları 3
- Sorumluluk ve Yargı
- Totalitarizmin Kaynakları 2
- Zihnin Yaşamı
- Geçmişle Gelecek Arasında
- Kant'ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler
- Devrim Üzerine
- Formasyon, Sürgün, Totalitarizm
- Men in Dark Times
--reklam--
Hannah Arendt Alıntıları - Sözleri
- "Akıl, bütün erdemleri darağacına götüren bir sofisttir." Saint-Just (Devrim Üzerine)
- Kant’ı okudum. Niçin Kant’ı okudunuz? diye sorabilirsiniz. Benim açımdan sorun bir yönüyle şuydu: Ya felsefe okuyacaktım ya da, deyim yerindeyse, kendimi boğacaktım. (Formasyon, Sürgün, Totalitarizm)
- "Anayasa, anlaşıldığında, rıza verildiğinde ve yüreklere yerleştiğinde bir norm, bir temel ya da bir bağdır. Onu besleyen bu duygu ve düşünce olmadan, havaya bırakılmış bir uçurtma ya da bir balondan farkı yoktur." - John Adams (Devrim Üzerine)
- "Adaletin hem yerine getirilmesi hem de yerine getirildiğinin görülmesi gerektiği" doğruysa, hâkimler davalıya aşağıdaki gibi hitap etmeye cesaret etselerdi, Kudüs'te yapılan davanın ne kadar adil olduğunu herkes görürdü: "Savaş sırasında Yahudi halkına karşı işlenen suçun yazılı tarihteki en büyük suç olduğunu ve bunda rol oynadığınızı itiraf ettiniz. Ama asla adi gerekçelerle hareket etmediğinizi, asla bir insanı öldürme eğiliminde olmadığınızı, Yahudilerden hiç nefret etmediğinizi, yine de başka türlü hareket etmenize imkân olmadığını ve kendinizi suçlu hissetmediğinizi söylediniz. Söylediklerinize inanmanın, tümüyle imkânsız olmasa da, zor olduğunu düşünüyoruz; sayısı fazla olmasa da, saikler ve vicdan bakımından makul şüphelere mahal vermeyen, aleyhinize kanıtlar var. Ayrıca, Nihai Çözüm'de rol oynamanızın bir rastlantıdan ibaret olduğunu, sizin yerinizde başka herhangi birinin de olabileceğini, dolayısıyla potansiyel olarak neredeyse bütün Almanların eşit derecede suçlu olduğunu söylediniz. Herkesin veya hemen hemen herkesin suçlu olduğu yerde, aslında hiç kimsenin suçlu olmadığını kastettiniz. Bu aslında sık varılan bir sonuç, ama biz böyle bir sonucu kabul etmek istemiyoruz. Neden kabul etmediğimizi anlamıyorsanız, dikkatinizi Sodom ve Gomora hikâyesine çekmek isteriz. Kutsal Kitap'a göre, bütün insanlar eşit derecede suçlu hale geldiği için, Tanrı bu iki komşu şehri gökten ateş yağdırarak yok eder. Bu arada, sözünü ettiğimiz şeyin şu yeni 'ortak suç' kavramıyla ilgisi yok; zira bu kavrama göre, insanlar yapmadıkları ama onların adına yapılan -katılmadıkları ve yarar sağlamadıkları şeyler nedeniyle suçlu sayılır veya suçlu hissederler. Başka bir deyişle, kanun karşısında suçun ve masumiyetin nesnel bir doğası vardır; sizin yaptığınızı seksen milyon Alman da yapmış olsaydı, bu durum yine de yaptıklarınızı mazur göstermeye yetmezdi." "Neyse ki, o kadar ileri gitmemiz gerekmiyor. Siz kendiniz de, başlıca siyasi amacı eşi benzeri görülmemiş suçlar işlemek haline gelmiş bir devlette yaşayan herkesin gerçekten eşit derecede suçlu olduğunu değil, sadece böyle bir ihtimalin olduğunu iddia ettiniz. Sizi suç yoluna iten iç veya dış koşullara bağlı rastlantılar bile olsa, sizin gerçekten yaptıklarınız ile başkalarının bunları yapma ihtimali arasında koca bir uçurum var. Biz burada sadece yaptıklarınızla ilgileniyoruz; iç dünyanızın ve saiklerinizin muhtemelen suça uzak olmasıyla veya etrafınızdaki kişilerin suç işleme potansiyeliyle değil. Talihsizliklerle dolu bir hayat hikâyesi anlattınız; bu koşulları bildiğimizden, daha iyi koşullarda yaşasaydınız büyük ihtimalle bizim karşımıza veya başka bir ceza mahkemesinin karşısına hiç çıkmayacağınızı bir dereceye kadar kabul ediyoruz. Diyelim ki katliamın örgütlenmesine rıza gösteren bir araç haline gelmenizin nedeni talihsizlikten başka bir şey değildi; bu durum yine de bir katliam politikasını uygulamaya geçirdiğiniz ve dolayısıyla aktif olarak desteklediğiniz gerçeğini değiştirmez. Zira siyaset çocuk bakıcılığına benzemez, siyasette itaat ve destek aynı şeydir. Ve nasıl siz dünyayı Yahudi halkıyla ve daha nice ulustan insanla paylaşmak istemediğiniz için -sanki sizin ve üstlerinizin bu dünyada kimin yaşayacağına, kimin yaşamayacağına karar verme hakkınız varmış gibi bir politikayı destekleyip uyguladıysanız, biz de hiç kimsenin, yani insan ırkının hiçbir üyesinin bu dünyayı sizinle paylaşmak isteyebileceğini düşünmüyoruz. İşte bu nedenle, sadece bu nedenle, idam edilmeniz gerekir." (Kötülüğün Sıradanlığı)
- bu içi boş ruhlarda filizlenebilecek tek yetenek, onları "bir aşırı partinin heybetli önderi" yapacak, Tanrı vergisi bir [kitleleri] büyüleme yeteneğiydi. (Totalitarizmin Kaynakları 2)
- Hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir. (İnsanlık Durumu)
- . Üzücü gerçek şu ki, çoğu kötülük, asla iyi ya da kötü olmaya karar vermeyen insanlar tarafından yapılır. ... (Zihnin Yaşamı)
- "Akıl tüm insanlar için, arzu ise yaşayan tüm organizmalar için ortak olanı açığa vururken sadece irade tamamen bana aittir." (Sorumluluk ve Yargı)
- Kant'ın tanrıya karşı benimsediği konum Eyüp'ün konumuydu.. (Kant'ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler)
- Krallar tebaaya hükmeder, çıkarlar da krallara. (Devrim Üzerine)
- “Eğilmeye ne kadar elverişliyse insan, o ölçüde becerir boyun eğmesini…” (Şiddet Üzerine)
- Sokrates hiçbir şey öğretmedi; sorduğu soruların cevaplarını hiç bilmedi. Bilgi uğruna değil, sorgulama uğruna sorguladı. Cesaret, adalet, dindarlık vb. gibi şeylerin ne olduklarını bilseydi, artık onları sorgulama, yani onlar hakkında düşünme arzusunu duymayacaktı. Sokrates'in eşsizliği, sonuçlarından bağımsız olarak düşünmenin kendisine odaklanışında saklıdır. Bütün bu girişiminin ardında yatan gizli bir saik ya da maksat yoktur. Sorgulanmamış bir yaşam, yaşamaya değer değildir ve mesele bundan ibarettir. (Kant'ın Siyaset Felsefesi Üzerine Dersler)
- Bu tam yalnızlık hali içinde “hiçbir insan, benim kendimle geçirdiğim sert mücadeleye”, ruhun “iç mekanı”nda ve “yüreğin karanlık dehlizleri”nde ortaya çıkan ölümcül çatışmaya mani olamazdı. (Geçmişle Gelecek Arasında)
- . Hikaye anlatımı, onu tanımlama hatasını yapmadan anlamı açığa çıkarır. . (Men in Dark Times)
- "Hitler sağolsun, sonsuza kadar olmasa da en azından bu sıralar, antisemitizm iyice gözden düştü." (Kötülüğün Sıradanlığı)
- "Hata, hakikat için ödediğimiz bedeldir." (Zihnin Yaşamı)
- Her şey sana rağmen gelişiyor, çünkü zorunluluk senden daha güçlü... (İnsanlık Durumu)
- Alelacele yapılan bu açıklamalardan biri, antisemitizmi taşkın bir milliyetçilik ve buna bağlı olarak patlak veren ya bancı korkusundan (xenofobi) doğan galeyanlarla özdeşleştirmek olmuştur. Ne yazık ki gerçek şudur: Modern antisemitizm, geleneksel milliyetçiliğin gerilemesine koşut olarak yükselmiş ve tam olarak Avrupa ulus-devletler sistemi ile onun kararsız güçler dengesinin çatırdadığı bir dönemde doruk noktasına varmıştır. (Totalitarizmin Kaynakları 1)
- "İnsanı yaratan emektir" önermesiyle Marx, Tanrı hakkındaki geleneksel anlayışa, emek hakkındaki geleneksel değerlendirmeye ve aklın geleneksel yüceltilişine meydan okumakta, karşı çıkmaktadır. (Geçmişle Gelecek Arasında)
- Savaşın insanları büyük bir kıyım çarkının küçük bir dişlisi olarak aşağılamasına ek olarak onlara yalın bir yıkım deneyiminden başka bir şey yüklemediğini ilk kez kabul etmek zorunda kalanlar savaşa inananlardı. (Totalitarizmin Kaynakları 3)
Yorumlar
0 yorum