Kitap Künyesi
Yazar: Berna Moran
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789754700558
Sayfa Sayısı: 328
--reklam--
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'ın ilk cildinde yazar 1950'lere kadarki Türk romanının ana sorunsalının batılılaşma olduğunu ve bu sorunsalın romanımızın kurgusunu, temalarını, tiplerini nasıl büyük ölçüde belirlediğini göstermişti. Bu ikinci ciltte, 1950-1975 yılları arasında yazılmış onbeş kadar yapıtı inceleyen yazar, bu dönemde, batılılaşmanın yerini, toplumsal yapıdan kaynaklanan, düzene dönük yeni bir sorunsalın aldığını ortaya koymakta ve bu toplumsal etmenle birlikte geleneksel halk edebiyatına dönme girişiminin Anadolu romanının özelliklerini nasıl belirlediğini araştırmaktadır. Berna Moran ayrıca, bu çizgilerin dışında kalan Tutunamayanlar ile Anayurt Oteli'ni incelemekte ve bu yapıtların romanımıza getirdiği yeni değerlere eğilmektedir.
--reklam--
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 Alıntıları - Sözleri
- İnce Memed yalnız Türk soylu eşkiyalarıyla değil, çeşitli ülkelerin, Robin Hood, Billy the Kid, Jesse James gibi efsaneleşmiş haydutlarıyla akraba sayılır.
- İnce Memed para dağıtmaz, adalet dağıtır.
- Yaşar Kemal gerçeklikle efsanenin, olağan ile fantastiğin iç içe girdiği bir dünya sunar bize, çünkü ona göre insan, yaşam savaşımını biraz da mitoslar yaratarak ve düşlerden güç alarak sürdürür.
- (...) son bir genelleme yaparsak diyebiliriz ki, ikinci dönem romanı, genelde, düzenle uzlaşmayan, isyan ederek toplumun dışına kaçan, ezilmiş insanların romanıdır. İster kurban ister asi olsunlar, kendilerini toplumdan koruyacak bir sığınağa ihtiyaçları vardır. İnce Memed'ler güvende olmak için dağlara sığınırlar; Zebercet, oteline, Turgut ise durmadan giden trenlere.
- Eposlarda (destanlarda), romanslarda, kahramanın yeraltına inmesi, orada bir canavarı öldürmesi (kimi zaman da kendi de yaralanarak) ve canavarın beklediği hazineyi alarak yeryüzüne çıkması, ölüp dirilmeyi simgeler. Yeraltında karşılaştığı güçlükler ve verdiği savaşım da bir sınavdan geçme sayılır. Kahraman, her zaman bir canavarla boğuşmasa bile, en azından bir süre için yeraltına, ölüler diyarına iner. Gılgamış'de, Vergilius'un Aneid'inde, Dante'nin llahi Komedya'sında olduğu gibi. Yalnız Batı'da değil Doğu'da da, efsanelerde, destanlarda aynı olay vardır. Kırgız destanı Manas'da kahraman ölür, mezara konur, sonra dirilir ve eve gelince anası onu yıkar ve emzirir, çünkü yeniden doğmuş tur o. Er-Töştük efsanesinde Töştük yeraltına iner, orada dövüştüğü devi öldürür, kızı alır yeryüzüne çıkar. Battal Gazi de birkaç serüveninde yeraltına iner, oradaki devi öldürür, hazineyi ve kızı kurtarır, yeryüzüne çıkar.
- Demokrat Parti'nin öyküsü malum. Halkın büyük desteğiyle iktidara gelen ve uzun süre bu desteği korumayı başaran DP, ideolojisi açıklık kazandıkça zayıflamaya ve kendini desteklemiş olan kesimlerden bir kısmını yitirmeye başladı. Atatürkçülüğü yorumlayışı geriye dönüktü. Devrimcilik, antiemperyalizm, ulusal bağımsızlık ve laiklik ilkelerinden ödün vermekte sakınca görmemesi, bürokratları, orduyu ve üniversiteyi karşısına almasına neden oldu. Buna ekonomik başarısızlık da eklenince, parti, gücünü, baskı rejimi kurarak korumayı yeğledi ve sonunda 27 Mayıs ihtilali ile devrildi.
- İstemedikleri adamla evlenmeye zorlanan kızlar bu duruma katlanmamalı, isyan etmeli, birleşmeli ve işbirliği yapmalı. Hatta gerekirse talip olan erkeği öldürmeli.
- Kübra’nın anasının dediği gibi, “parası olanın ırzı da tamam, namusu da!”
- İnsanın dramı kişiseldir ama kendi kişiliğinden değil toplumsallığından gelir
- ilk kez genelevde ilan eder Hamletliğini: "Ben Turgut Özben, Danimarka kıralının oğlu." Neden Hamlet? Çünkü ikisi de bir bakıma aynı evrelerden geçer. Hamlet sarayda bir prens olarak rahat yaşarken, babasının ölümü ve sonra hayaletinin ona görünerek "öcümü al" demesi üzerine sanki gaflet uykusundan uyanır ve saray çevresinin kokuşmuşluğunu fark eder, ondan iğrenir. Turgut da küçük burjuva yaşamında, tutananlar arasında rahat yaşarken Selim'in ölümü ve mektubuyla uyanır ve çevresinin sahteliğini, yozluğunu fark eder. Hamlet babasının, Turgut da Selim'in öcünü alacaktır ve bir süre kararsızlık içinde bocaladıktan sonra ikisi de öçlerini alırlar; biri kılıçla biri kalemle.
- Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı.
- Kemal Tahir : Roman, drama düşmüş insanı anlatır.
- Bir zaman yeni olan eskir.
- İkinci dönem romanı, genelde, düzenle uzlaşmayan, isyan ederek toplumun dışına kaçan, ezilmiş insanların romanıdır. ister kurban ister asi olsunlar, kendilerini toplumdan koruyacak bir sığınağa ihtiyaçları vardır. lnce Memed'ler güvende olmak için dağlara sığınırlar; Zebercet, oteline, Turgut ise durmadan giden trenlere.
- Rousseau, Discours sur l'origine et les fondements de l'inégalité parmi les hommes (İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı ve temelleri üzerine deneme) adlı yapıtında, insanların toplum düzenine geçmeden önce yaşadıklarını varsaydığı “doğal durum”u betimler. “Doğal durum”da yaşayan “doğal insan” özgürdü, tek başınaydı, iyilik ve kötülük kavramlarından habersiz, masum ve mutluydu. Eşitlik vardı aralarında. Ama zamanla işbölümü ve mülkiyet çıktı ortaya ve doğal durum bozuldu. İnsanlar zengin ve fakir olarak bölündüler. Zenginler güçlüydüler ve egemenliği zorbalıkla ellerine geçirdiler, "efendi" oldular ve eşitlik kalktı. Bu keşmekeşten ve denetimsiz yaşamdan kurtulmak için bir sözleşmeyle düzenli topluma geçtiler, ama gerçekte hiçbir şey düzelmedi. Tersine, zenginlerin gücü yasalarla pekiştirildi ve meşruiyet kazandı. Paranın gücü üzerine kurulmuş, insanların kendi çıkarları için başkalarını ezdikleri, yalan, dolan, hile ve ikiyüzlülük sayesinde başarıya ulaştıkları bu düzende artık, masum “doğal insan” (l'homme naturel) ortadan silinmiş, onun yerini, ahlaken çürümüş “yapay insan” (l'homme artificiel) almıştı. İnsan doğal olarak iyidir, ama toplumun kurumları yozlaştırır onu. Rousseau felsefesinin bu temel ilkesini şu önermeyle ortaya koymuştu: “Tanrı elinden çıkan her şey iyidir, insan elinde her şey yozlaşır.” Bundan ötürü bugün milletler halinde görülen toplumların ve tüm uygarlığın karşısındadır Rousseau. Ona göre bilim ile erdem bağdaşmaz. Sanat ve kültür gibi eğitim de zararlı olduğuna inandığı için Emile adlı kitabında çocukların doğaya uygun bir biçimde nasıl eğitileceğini, daha doğrusu nasıl kendi kendilerini yetiştireceklerini göstermeye çalışır. Öyleyse bugünkü düzeni ortadan kaldırmak şarttır. Ne var ki, yapılacak iş "doğal durum”a dönmek ya da tekrar ilkel insan olmak değil, “doğal insan”ın özüne uygun, onun masumluğunu bozmayacak, mutluluğunu engellemeyecek, erdemli kalmasını sağlayacak adaletli yeni bir toplum biçimi bulmaktır. Rousseau Toplum Sözleşmesi'nde bu sorunu çözmeye çalışır.
--reklam--
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İnce Memed'den Zebercet'e: İnce Memedler güvende olmak için dağlara sığınırlar, Zebercet oteline, Turgut ise durmadan giden trenlere." Kitabin genel ruhuna cok uygun bu son cümle ile roman okumaktan aldığım hazzı katlayarak ikinci cildi de bitirdim. Berna Moran, ilk cilte çok sevdiğim akademik, ciddi ama kendini okutan samimi üslubunu burada da muhafaza etmiş. Fazla olarak eserlerin ortaya çıktığı zamana tanıklık ettiği için anlatımında kendini yer yer belli eden bir coşku ve hareketlilik de vardı. Bu ciltte Moran'ın ikinci dönem diye adlanlandırdığı 1950-1975 arası dönem ele alınmış. Bu zamanin dışına taşan tek eser Kuyucaklı Yusuf. Çünkü bu roman, Köy edebiyatı diye bilinen ama kendisinin Anadolu edebiyatı demeyi tercih ettiği akımın öncüsü.İncelenen diğer yazar ve eserleri de şunlar: Orhan Kemal-Bereketli Topraklar Üzerinde, Yaşar Kemal İnce Memed serisi, Dağın Öte Yüzü serisi(Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu) Akçasazın Ağaları serisi(Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf) Kemal Tahir -Kurt Kanunu, Devlet Ana Fakir Baykurt- Tırpan Yusuf Atılgan- Aylak Adam, Anayurt Oteli Oğuz Atay- Tutunamayanlar Dönemine göre düşündüğümüzde az yazar üzerinde durulduğu görülüyor. Bunun sebebi eleştirmenin tıpkı ilk ciltte olduğu gibi belli bir yol izlemek için bu yazarları seçmesi. İlk ciltte romanlarımızda batılılaşmanın nasıl anlatıldığı irdelenirken bu cildin temel sorusu şu gibiydi: Sınıf çatışması nasıl ele alınıyor? Bu eseri okumak isteyenlere bir tavsiyede bulunmak isterim: Birikimlilik ve bütünlük açısından önce ilk cildi okumanız daha verimli bir okuma sağlayabilir. Moran, romanları incelemeye geçmeden önce Batılılaşma meselesinin nasıl sınıf çatışmasına dönüştüğünü ele almış. Dönemin siyasi ve toplumsal dinamikleri ile bu konuya cevaplar getirmiş. Toplumcu edebiyatının çıkış noktalarını, kaynaklarını, roman sanatı açısından olumlu ve olumsuz yönlerini anlatmış. Bu sayede ilerleyen yerlerde özellikle üzerinde duracağı olumsuz noktalara bir dayanak oluşturmuş. Özellikle Mahmut Makal'ın Bizim Köy'ünü vurgulamış. Eleştirmene göre bu eser romanımıza bir yandan yeni bir konu ve anlayış getirse de bir yandan da kendini tekrar etme eğilimini tetiklemiş. Bu kısımdan sonra bir kere daha gördüm ki özellikle 1940'lardan sonra romanımızın toplumcu çizgide ilerlemesi neredeyse bir zorunlulukmuş. Ülkenin genel durumu ve romanın geldiği nokta yazarları buna itmiş. Peki toplumcu edebiyatçıların üstünde durulduğu bu cillte Yusuf Atılgan'ın ve Oğuz Atay'ın da ele alınma sebebi nedir? Eleştirmene göre Atılgan'ın ve Atay'ın romanlarıyla toplumsalda bireysele geçsek de buradaki birey tek başına işlenmemiştir. Bireyin topluma duyduğu tepkidir esas olan. Ayrıca "başkaldırı" ve "isyan" yönünden de benzerlikler vardır toplumcu romanlarla. BENDE KALANLAR: İnceleme konusu olan iki eser bende büyük bir hayranlık bırakmasa da duygu ve düşünce değişikliği yaşattı: Kuyucaklı Yusuf ve Bereketli Topraklar Üzerinde. Kuyucaklı Yusuf, yıllar önce okuduğum ve etkilenmediğim bir eserdi. Eleştirmen sanki benim gibi düşünenleri anlamış gibi daha önceden kafamdan geçen şu iki soruya cevap aramıştı: Eser neden bu kadar romantik? Yusuf karakteri bana neden soğuk geliyor? Öncü ve başarılı bulunan bu eser bütün kusurlarıyla ele alınıyor. Ayrıca Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'u üç cilt olarak tasarladığını ve ikinci ciltte Yusuf'un eşkiya olacağını öğrendim. Moran'ın öngörülerine göre İnce Memed gibi bir eser ortaya çıkacaktı o vakit. Bereketli Topraklar Üzerinde'yi nasıl da diğerleri gibi bir "Çukurova romanı" diye geçiştirmişim, yüzeysel okumuşum. Buradaki masalsı kurgudan( ayrışım- savaşım- dönüş), gösterme tekniğinden, kapitalizmin simgesi patozdan ve diğer simgelerden çok güzel bahsetmiş eleştirmen. Yani bu iki romanı tekrar okumak elzem oldu. Yaşar Kemal'e çok uzun bir yer ayrılmış. Hayranlık ve beğeni kendi belli ediyordu. İnce Memed başkaldırı, Dağın Öte Yüzü kıtlıktan bolluğa geçiş, Akçasazın Ağaları yozlaşma temalarıyla incelenmiş. Ince Memed'e geçmeden önce dünyada ve bizdeki "eşkiya tipleri"nden, Yaşar Kemal'i besleyen kaynaklardan bahsedilmiş. Bu kısım gerçekten nefisti , okunacaklar listeme epey eser kattı. Ben, İnce Memed'i seri olarak değil birinci cildi tek başına daha çok seviyorum. Diğer iki seriyi bütün olarak daha beğendiğim için burada daha çok dikkatimi çekti. Hele Dağın Öte Yüzü'ndeki büyülü gerçekçi unsurları, insanların abartılmış ruh hallerini, ince detayları hatırlamak ne güzel oldu. Kemal Tahir, olumsuz özellikleriyle öne çıkıyor. Ama romana farklı bir anlayış getirmesi, diyaloglardaki başarısı ve yazarın araştırmacılığının hakkı verilmiş. Berna Moran'a göre araştırmacı Kemal Tahir ile sanatçı Kemal Tahir sürekli çatışıyor. Romanlardaki aksaklığın sebebi de bu. Tırpan eleştirilirken seri boyunca belki ilk kez 'başarısız" tabirini gördüm. Bunun yanında Fakir Baykurt'un marksist ve feminist tavrı çok iyi açıklanmıştı. Baykurt'un Tanzimat edebiyatiyla ortaya çıkan görücü usulüyle evlendirilmiş, geleneklerle çatışan "kurban tipi" kadını nasıl dönüştürdüğünün anlatıldığı kısma bayıldım. Artık çatışma aşk ve gelenek arasında değil ezen ve ezilen arasındadır. Eleştirilen de açıkça haksız düzendir. Kadın kurtuluşu başka bir erkekle değil ya kendi kendine ya başka bir kadın yardımıyla bulacaktır. Tutunamayanların başarısını uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. Yalnız neden çok yoğun hatta tıkış tıkış bir eser olduğu, kullanılan teknikler ve kaynaklar tespit edilmişti. Ve Anayurt Oteli: Benim bu kitaptaki yıldız incelemem. Sanki Berna Moran da oradaydı, oteldeydi hep. Zebercet'in kafasına girip çıkmıştı. O kadar içselleştirmiş ve o kadar etikileyici anlatmış ki... Bu eseri sevenler mutlaka bu deneyimi yaşamalı. Kitabı yeniden okuma, filmi yeniden izleme ve Anayurt Oteli hakkında uzun uzun konuşma ihtiyacı hissettim. Sonuç olarak Yusuf'tan Zebercet'e bir isyan duygusu sürüp gidiyor. Ve edebiyatımızın bu yıllarında düzenle uzlaşamamanın, toplumla uyuşamamanın ve kaçış duygusunun hakim olduğunu gördüm. O yüzden: "İnce Memedler güvende olmak için dağlara sığınırlar, Zebercet oteline, Turgut durmadan giden trenlere." (Gönül.)
#kitaptanıtım #türkromanınaeleştirelbirbakış2 Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış adıyla yayımlanan serinin ikinci kitabı. Seri oluştururken Moran kronolojik bir sırayla ilerlemiş tıpkı Türk edebiyatının dönemleri gibi. İçerisinde Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan'ın dönemlere damga vurmuş kitapları karşılaştırmalı olarak incelenmiş. İsmi geçen sanatçıların ikişer kitabı bütün yönlerinden ziyade Moran'ın özellikle üzerinde durmak istediği yönüyle anlatılmış. Yazar daha önce okuduğumuz kitapları öyle derinlemesine incelemiş ki tekrar okumuş gibi oluyorsunuz böylece. İlgi alanıma girdiği ve daha önce de haşır neşir olduğum kitapların böylesine muazzam bir eleştiriye karşıma çıkması serinin 3. kitabını da bir an önce okuma isteği uyandırdı. Mutlaka tavsiye ederim. (Öztürks)
Merhaba, Serinin ikinci kitabının da sonuna geldim. Okuduğum yorumlarda çoğunluğun şu fikirde olduğunu görmüştüm. " Serinin ikinci kitabı daha güzel, çünkü içerisinde daha fazla bildiğimiz yazar ve romanları var". Bende ise tersi oldu. Serinin ikinci kitabı tabii ki çok güzel, fakat birinci kitap da daha az tanıdığım yazar ve romanı olduğu için, onu daha büyük bir merekla okumuştum. Yalnız bu demek degildir ki ikinci kitabı beğenmedim. Ikinci kitapda da Sabahattin Ali ile başlıyoruz serüvenimize. Kuyucaklı Yusuf eserini inceleyip, hakkında bilmediklerimizi öğrendikten sonra; Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve Kemal Tahir ile serüvene devam ediyoruz. O Dönemlerdeki yazarların koşullarını, ele aldıkları konuları ve yarattıkları karakterleri Berna Moran'ın eleştirel yaklaşımı ile inceliyoruz. Sonrasında Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan ile de kitabı bitiriyoruz. Bu serinin en büyük faydası, bahsi geçen eserler ile tanışmadıysanız onları merak etmenizi ve bilinçli bir şekilde, daha fazla farkındalıkla okumanızı sağlıyor. Aralarında okuduklarınız varsa, onları da yeniden hatırlamanızı ve eserlerle ilgili bilgilerinizi beslemenizi sağlıyor. Ve yukarıda da bahsettiğim gibi o dönemlerdeki roman konularını ve yazım tekniklerini de inceleme fırsatınız oluyor. Ben şimdi heyecanla serinin 3. Ve son kitabını beklerken, sizlere de keyifli okumalar diliyorum. Youtube kanalım için; https://www.youtube.com/channel/UCfOYAdpca9gSpXaa33F04Cw (Elif Beğenmiş)
--reklam--
Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Berna Moran - Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Berna Moran Kimdir?
Prof. Dr. Berna Moran (23 Ocak 1921, İstanbul - 31 Ekim 1993, İstanbul)[1] edebiyat kuramcısı, eleştirmen. Türkiye'de modern edebiyat eleştirisi alanının öncülerindendir.
İstanbul’da doğdu. Dedesi Ali Kâmi Akyüz, İsmail Safa ile şair Ahmet Vefa’nın kardeşi, romancı Peyami Safa’nın amcasıdır. Orta öğrenimine İngiliz High School’da başladı, Robert Kolej ve Darüşşafaka Lisesinde okudu, İstanbul Işık Lisesi'ni bitirdi. 1941’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. 1945’te mezun olarak aynı bölümde asistanlığa başladı. 1950-51 yılları arasında Birleşik Krallık'ta Cambridge Üniversitesinde doçentlik çalışması yaptı. 1956’da doçent, 1964’te profesör oldu. 1981’de emekli oldu.
Moran, 1972’de yayımlanan "Edebiyat Kuramları ve Eleştiri" başlıklı yapıtıyla büyük ilgi gördü ve 1973 Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü’nü kazandı. 1983 yılında, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Birikim ve Çağdaş Eleştiri gibi dergilerde yayımladığı inceleme yazılarından hareketle oluşturduğu Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış adlı çalışmasını yayımladı. Türk romanının doğuşunu ve o dönemin toplumsal koşullarını Batılılaşma olgusu içinde inceleyen bu kitap, Türk edebiyatı eleştiri geleneğinin en önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. 1990 yılında 2. cildi yayımlanan Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'ın 3. ve son cildi yazarın ölümünden sonra yayımlanmıştır. Moran Shakespeare’nin III. Richard adlı eserini de Kıral III. Richard Faciası adıyla Türkçeye çevirmiştir.
1952 yılında akademisyen Tatyana Moran ile evlenen Berna Moran, 1993’te karaciğer kanserinden hayata veda etti, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.
Eserleri
- Türklerle İlgili İngilizce Yayınlar Bibliyografyası (1964)
Edebiyat Kuramları ve Eleştiri (1972) ISBN 975-470-704-9 (1973 Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü)
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1: Ahmet Mithat'tan A. H. Tanpınar'a (1983, İletişim Yayınları): Edebiyatımızda romanın I. dönemi olarak ayırdığı ve ana sorunsal olarak Batılılaşmayı içeren eserlerden belli başlılarını incelediği çalışması (ISBN 975-470-054-0) (Yazarlar Birliği Deneme-Tenkit dalında 1985 yılının sanatçısı ödülü)
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2: Sabahattin Ali'den Yusuf Atılgan'a (1990, İletişim Yayınları): II. dönem romanı olarak adlandırdığı Anadolu romanlarında başkaldırı ögesini incelediği ikinci kitap (ISBN 975-470-055-9)
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3: Sevgi Soysal'dan Bilge Karasu'ya (1994, İletişim Yayınları - Ölümünden Sonra): 12 Mart romanı diye adlandırılan eserlerle başlayıp 12 Eylül sürecini irdeleyen bazı eserleri değerlendirdiği ve vefatından kısa bir süre önce tamamladığı çalışması. (ISBN 975-470-402-3) Kitap yayına Nazan Aksoy ve Oya Berk tarafından hazırlanmıştır.
- Edebiyat Üzerine (2004): Dergi ve gazetelerde yayınlanmış fakat eserlerine girmemiş makale ve röportajlardan oluşturulmuştur.
--reklam--
Berna Moran Kitapları - Eserleri
- Edebiyat Kuramları ve Eleştiri
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2
- Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3
- Edebiyat Üzerine Makaleler / Röportajlar
--reklam--
Berna Moran Alıntıları - Sözleri
- İnce Memed yalnız Türk soylu eşkiyalarıyla değil, çeşitli ülkelerin, Robin Hood, Billy the Kid, Jesse James gibi efsaneleşmiş haydutlarıyla akraba sayılır. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2)
- Müşahedat'ın roman tarihimizdeki öteki Tanzimat romanlarından ayrı bir yeri vardır, çünkü Batı'da bile görülmemiş yeni bir tekniğin bilinçle denendiği ilk romanımızdır. Batı romanında bu yöntemin özellikleri gerçekten yok mu? Yazarın kendi adıyla romandaki kişiler arasında yer aldığı bir yapıt bildiğim kadarıyla yok, zaten olsa, roman değil açıkça otobiyografi sayılırdı.... Romanın yazılışını konu haline getirme bakımından Müşahedat'takini andıran bir tekniği, 18. yüzyıl İngiliz romancısı Lawrence Sterne Tristram Shandy’de kullanmıştı. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1)
- Biliriz ki çoğunluğun hoşlandığı şeyler, sanat değeri çok yüksek olan şeyler değildir. (Edebiyat Üzerine Makaleler / Röportajlar)
- Yazarın, biraz da kendi olduğu söylenen bu kadın kahramanları, o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü bir kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat kolunda yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1)
- Kübra’nın anasının dediği gibi, “parası olanın ırzı da tamam, namusu da!” (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2)
- ...yanlış çalan saate inanmak istesen de batan günle doğan günün sırasını tersine çeviremezsin. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- "Yalnızlığı göğüslemek herkesin kolay başarabileceği bir iş değil." (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- Bir sanatkârda, hisseden, ıstırap çeken ruh ile eseri yaratan kafa birbirinden ne kadar ayrılabilirse sanatkâr o nispette büyük olur. (Edebiyat Üzerine Makaleler / Röportajlar)
- Tolstoy'a göre duygu aktarımını başaran her eser sanat eseridir. (Edebiyat Kuramları ve Eleştiri)
- Durmadan değişen, daima oluş halinde bulunan duyu dünyası hakkında sağlam ve kesin bir bilgiden söz edemeyiz. Gerçek bilgi, değişmeyen ideaların bilgisidir ve bundan ötürü filozof da ancak aklın objesi olabilen idealar dünyasını kendine bilgi konusu olarak seçer (Edebiyat Kuramları ve Eleştiri)
- İstemedikleri adamla evlenmeye zorlanan kızlar bu duruma katlanmamalı, isyan etmeli, birleşmeli ve işbirliği yapmalı. Hatta gerekirse talip olan erkeği öldürmeli. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2)
- Her kadın okurun edebiyat yapıtını bir kadın olarak okuduğu anlamına gelmez, çünkü bu bağlamda kadınlık biyolojik bir cins ayırımına dayanmaz; sonradan, kültürle kazanılan belli bir kadınlık bilincine dayanır. Kadın olarak okumak için dişi olmak yeterli değildir, dişiliğin anlamını bilmek gerekir. (Edebiyat Kuramları ve Eleştiri)
- Anadolu romanında, sömürülen köylünün yerini 12 Mart öncesinde Türkiye halkı ; sömüren toprak ağası yerini de kapitalist burjuva sınıfı alır. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- Öte yandan faizle para vererek servet yapmış, ama çok zengin olmasına karşın cimriliği yüzünden ne yemeğine ne keyfine, ne rahatına ne çocuklarına para harcayamayan sözde dindar Kasım Efendi ile ailesi de bağnazlıkları, cahillikleri ve cimrilikleriyle alay konusu olurlar (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1)
- Yaşar Kemal gerçeklikle efsanenin, olağan ile fantastiğin iç içe girdiği bir dünya sunar bize, çünkü ona göre insan, yaşam savaşımını biraz da mitoslar yaratarak ve düşlerden güç alarak sürdürür. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2)
- İşte bizleri zayıfatan bu. İçinden gelmediğimiz bir sınıfa, farketmeden özenmek. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- İnce Memet gerçek dünyayı değil, insanların özlemlerine karşılık veren, kötülüklerin cezalandırıldığı, yoksulların bolluğa kavuştuğu ideal bir dünyayı dile getirir. Öyküye şekil veren gerçeklik değil, daha önce yazılmış, sanatsal bir düzenleme sergileyen anlatı formlarıdır. Zaten yazınsal şekil (biçim, form) yaşamda bulunmaz, yazınsal gelenektir onun kaynağı. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- (...) romanları postmodernist ögeler taşıyan Oğuz Atay döneminin ilerisinde bir sanatçıydı ve bundan ötürü romanları 1970'lerin gerçekçi ve toplumcu yapıtlar bekleyen, karmaşık biçim oyunlarına kuşkuyla bakan okurunca pek anlaşılmadı. Diyebiliriz ki Oğuz Atay 1980 döneminin habercisiydi. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
- Toplumcu gerçekçilik sanatın ne olduğu sorusundan çok ne olması gerektiği sorusuna cevap verir. (...) Toplumcu gerçekçiliğe göre sanatın yansıttığı gerçeklik toplumsal gerçekliktir, ama bu gerçeklik devrimci gelişme içinde görülür ve doğru olarak tarihî somutlukla, işçi sınıfının eğitimi gözetilerek yansıtılır. (Edebiyat Kuramları ve Eleştiri)
- Bir Düğün Gecesi 1970'li yıllardaki Türk toplumunun genel bir tablosunu sunan, o dönemi ilerici ve gerici tipleri ile yansıtan ve bundan ötürü bir yönüyle panoramik bir roman. Ama aynı zamanda birkaç aydının birey olarak iç dünyalarında yaşadıkları sarsıntının anlamını irdeleyen ve bundan ötürü başka bir yönüyle de dramatik bir roman. (Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 3)
Yorumlar
0 yorum