Kitap Künyesi

Yazar: Filibeli Ahmed Hilmi

Derleyen: Mustafa Kemal Kaya

Yayın Evi: Mavi Gök Yayınları

İSBN: 9786056976568

Sayfa Sayısı: 128

--reklam--

Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanını kaleme alan Filibeli Ahmet Hilmi, ortaya koyduğu tüm eserlerinde verdiği “hakikati kavramak” mücadelesi ile meşhur olmuştur. Pek çok eseri onlarca baskı yapan ve oldukça ilgi gören düşünürün iki eserinin ise kayıplara karışmış olması hayli enteresandır. 1910 yılında yayımlanan “Müslümanlar! Dinleyiniz!” ve 1913 yılında yayımlanan “Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor?” isimli iki kitapçık, ilk baskısından sonra bir daha hiç gündeme gelmemiş, günümüz Türkçesine çevrilmeyi bırakın Latin alfabesine dahi aktarılmamıştır.

Yorgun düşen Devlet-i Aliyye’nin vatandaşlarına, toplumun huzurunu, ittihadını ve terakkisini sağlamak adına bir nutuk ve bir öğüt amacı ile kaleme alınmış “Müslümanlar! Dinleyiniz!” eserinde meşrutiyet ve hürriyetin faziletlerini sık sık tekrar etmiş; İslâm toplumlarının tembelliğinin ve doğru yoldan ayrılmasının sebeplerini sıralamıştır.

Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor eserinde ise Balkan Savaşı’nda yaşanan ağır yenilginin ardından elde kalan toprakların ve vatandaşların müdafaası için halkın Türklüğe sarılması gerektiğini öğütlemiş Türklerin mağlubiyetinin çeşitli sebeplerini sıralamış; zaferin birlik, ilerleme, eğitim ve çalışkanlıkla doğacağını müjdelemiştir.

Bir asırdır hiç yayınlanmayan ve sahafların tozlu raflarında dahi rastlanamayan bu değerli eserler Mavi Gök Yayınları’nın gayretleri ile uzun ve meşakkatli çalışmaları neticesinde yayına hazırlanmıştır. Eserlerin özüne müdahale edilmeden, okuyucuların daha rahat okuyabilmesi amacıyla çeşitli açıklamalar ve fotoğraflar eklenerek ilk basım yılından 111 sene sonra hem günümüz Türkçesi ile hem de Osmanlı Türkçesindeki tıpkıbasım hali ile yayımlanmıştır.

Sözlerimizi Filibeli Ahmet’in bu eserin kapağına eklediği küçük rica ile noktalayalım.

“Her vatanperverden, bu eserciği Türklere okumasını ve anlamasını niyaz ederiz.”

--reklam--

Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? Alıntıları - Sözleri

  • Milletini kurtarmak: İşte ümidi. Milletini yüksek görmek: İşte hayali!
  • "Fakirlik, belki kafirliğe sebep olabilir."
  • Balkan Savaşı'nda sadece toprak değil, bir vatan kaybettik.
  • İhtimal ki ilk zamanlar, size şükran nuru göstermeyen çok olur, ihtimal ki size eza ve cefa edenler de bulunur. Lákin siz, bunları bile iltifat gibi görünüz. Yâr sitemi, millet telaşı, hamiyetli sırtları incitmez.
  • "Fenalığı Çalab'tan değil, kendi özünüzden biliniz, size Çalab zulmetmez, kendi özünüz eder."
  • Ey Türk gençleri, ey vatan yavruları, ey millet kulları! Haydi koşunuz, Anadolu'yu baştan başa velvele-i ikaz ve irşadınızla doldurunuz. Avam sınıfını uykudan uyandırınız, orta sınıfı entrika ve siyasetten kurtarınız, cümlesine doğru yolu gösteriniz
  • Yuf olsun o kulaklara ki sazları, ahenkleri duyar da milletinin acıklı iniltilerini duymaz.
  • Haydi yaralarını sar, cılızlığından, hastalığından, bu yoksulluktan kurtul. Çalış, çabala, hiç durma, hazırlan ve bekle. Yürek almak için şanlı dedelerini, Moskof kırlarında, Macar illerinde, Garp'ten ve Afrika çöllerinde şanlı al bayrağımızı gezdiren arslan Türkleri hatırla. Yüreğini yakmak ve gayretini kızıştırmak için akıtılan Türk kanlarını, yakılan ve parçalanan Türk canlarını hatırla.
  • hep cahillik belası değil midir ki bu kadar muharebe kaybettik...
  • Açlığa, fakirliğe, cahilliğe, huysuzluğa ve tembelliğe karşı da kavga etmeliyiz. Bunlar da bizim en büyük düşmanlarımızdır.

--reklam--

Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Her vatanperver bu eserciği Türklere okumasını ve anlamasını niyaz ederiz: Esenlikler, bugün çoğu kişinin varlığından dahi haberdar olmadığı bir eserin incelemesini yapacağım. Benim eserden haberdar olmam ise Mavi Gök Yayınları’nın öncülüğünde günümüz Türkçesine çevrilip, basılmasıyla olmuştur. Kitap aslında iki kitapçıktan oluşuyor desem yanlış olmaz, Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor ve Müslümanlar Dinleyiniz adlı iki bölüme ayrılmış eser. Söylev havasında olan metin ilk bölümde Türk milletine yönelik olan sesleniş ikinci bölümde ise Müslümanlara dönüşüyor lakin önce kaleme alınıp yayımlanan ikinci kısım yani Müslümanlar Dinleyiniz. İki eserin arasında yanılmıyorsam üç yıl mevcut, ve bu üç yıl, yaşanılmış olan olayların da ekstrem olaylar olması nedeniyle büyük fikir değişmeleri görülmektedir. En belirgin örnek ise, ikinci kısımda kavmiyetçiliğin münafıklık olduğunu dile getiren kişinin ilk bölümde koyu bir şekilde ırkçılık yapması direkt dikkatimi çekmişti. Bu durum belki herkes için enteresan bir durumdur ancak, Müslümanlar Dinleyiniz bölümünü okurken kuru kuru sözden ziyade her kelamının altının bilgiyle ve imanla dolu oluşunu hissetmemle ilgisi vardır belki de bu durumu garipseyişimin. Kaleme alınış dönemini göz önünde tuttuğumuz zaman ise Balkan Savaşlarından yeni çıkmış Osmanlı İmparatorluğu’nun beş yüz elli yıl hüküm sürdüğü topraklardaki halkın ayaklanması kolay sindirilebilir bir durum değildi elbette. Ufak bir noktaya değinecek olursam hazırlayanın da parmak mevzu, Balkanlar’ın elden gidişinin bu kadar kolay kabullenilmesi, derdinden bile bahsetmiyor oluşumuzdur bırakın bugünü kaybedilen ilk zamanlarda bile zamanında Abdülhamid’e o toprakları savunmuyor eleştirip baskın yapan grubun dahi bu kadar kolay bir şekilde o toprakları teslim edişi içler acısı bir durum olsa gerek. Filibeli’nin, Ey Türk yavrusu! diye söylediği sözler, öğütler üstten vaaz veren insanlardan farklıdır, sebebi ise kendimizi kusursuz, şahane, en yüce varlık olarak değil de kusurlarımızı, eksiklerimizi, hatalarımızı farkına varmış olması ve çalışkanlığa mecbur oluşumuzun nedenleri bize birer birer saymasıdır. Farkına varacağımız en acı kısım ise yüz yıl önceki hatalarımızı hâlâ ısrarla devam ettirmemiz olsa gerek. En çok dikkatimi çeken nokta ise, Filibeli’nin Çalab kelimesinin kullanımı. Yunus Emre ile hafızama kazınan kelimenin, Divan Edebiyatı’nın yüzyıllar süren hükümranlığının ardından, Osmanlı’nın sonlarına doğru, okuduğum kadarıyla, çağdaşı hiç kimsenin kullanmazken Filibeli’nin tercih etmesi akıllarda bir soru işareti bırakıyor. Bu kitapçığı 111 yıl ardından tarihin tozlu raflarından çıkarıp kitaplığımızın raflarına ulaştıran, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Esen kalın. (Zeynep K.)

Günümüzün Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan Filibe doğumlu Ahmet Hilmi’yi, hem doğduğu yerin hem de babasının Şehbenderzadelik (konsolosluk) mesleğini ön ad olarak kullanmasıyla biliyoruz. Ya da en bilinen eseri Âmâk-ı Hayal ile. Aslında bu eser ile Âmâk-ı Hayal’in yayımlanma tarihlerinin (1910) aynı olduğunu dikkatten kaçırmazsak eğer, dönemin mevcut şartları gereği ‘Müslümanlar Dinleyiniz’ nutku gerekli değeri görmemiş. Öyle ki günümüze kadar Latin alfabesine bile çevrilmemiş. Buraya yazılacakların yetersiz olacağını düşündüğümden, çoktan Ötüken Dergisinde yayımlanması için kitabın incelemesini yazıp düzenledim ve arkadaşlarıma gönderdim. Ama en temel ifadesiyle içeriğinden bahsedecek olursak; Filibeli Ahmet Hilmi’nin yaşadıklarıyla fikir dünyasının evrildiği söyleyebilirim. Mesela, kitabın isminde yer alan ve yine kitabın da 2. bölümünü oluşturan Müslümanlar Dinleyiniz’de kötü gidişatın temellerini Kur’an’dan ayrılmak ve müslümanların birbirini desteklememesi olarak ifade ederek, kurtuluşun yine İslam’ın özüne dönmesi gerektiği, ama güncel hayata uyarlayarak yaşanması gerektiğini söylüyor. Bu dedikleri tamamen doğru olsa da bahsetmek istediğim şey aslında şu. Bu kitapçığı yazdıktan üç yıl sonra kurtuluşun Türk çocuğunda olduğunu söylemesi. Malumunuz tarihsel olarak bakıldığında Balkan Savaşları ve devamında gelecek olan I. Dünya Savaşı düşüncelerine yansımış diyebiliriz. Lafı fazla uzatmayalım üzerine güzel şeyler yazdım ve gönderdim. Bir sonraki sayıda çıkınca merak edenler alıp okuyabilirler. Türk evladını irfana davet ederek, eski gücün ancak böyle geleceğine olan inancını sevdim. Verdiği anektodlar dönemin sosyolojik yapısını da ortaya koyuyor. Zaten kısa da bir metin, çevrilmemiş hali de 3. Kısımda yer alıyor. Osmanlıcası olanlar oradan da okuyabilirler. Okuduğunuza pişman olmazsınız, Ben sevdim (Müverrihhane)

Filibeli Ahmet Hilmi Bey, yıkılmakta olan devletle birlikte perişan haldeki milletin haliyle dertlenip teşhis ve tedavi peşinde kafa yoran son dönem Osmanlı aydınlarından. Bu çare arayışları onu, İslamcılık ve Türkçülük arasında gezdirmiş. Mevcut duruma dair yaptığı ürkütücü tespitler oldukça isabetli. Son 400 senede millet bünyesine yerleşen kronikleşmiş toplumsal hastalıklarımızla ilgili çıkarımları sanki bir asır öncesinden değilmiş gibi geliyor okurken. Günümüze dahi seslenen bu eseri yüz yıl aradan sonra neşriyat alemine kazandıran Mavi Gök Yayınları'na teşekkürlerimle... kitap/kitap--266413 (Okan Balkan)

--reklam--

Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Filibeli Ahmed Hilmi - Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Filibeli Ahmed Hilmi Kimdir?

Materyalizme karşı spiritüalizmi (tinselcilik) savunarak gelenekteki kelami düşünceden felsefeye geçişi temsil eden II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı felsefecisi Filibeli Ahmet Hilmi, 1865'de Filibe'de doğdu, 1914'de İstanbul'da öldü.

İlköğrenimini Filibe'de yaptıktan sonra, bir süre Filibe Müftüsü'nden Arapça ve temel İslâm bilimleri eğitimi aldı. Daha sonra İstanbul'a gelerek Galatasaray Mektebi'ni bitirdi. 1890 yılında Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi'nde çalışmaya başladı. Bu idare tarafından memur olarak Beyrut'a gönderildi ancak siyasi nedenlerden Mısır'a geçti. Burada Terakki-i Osmani Cemiyeti'ne girmiş; bir de "Çaylak" adlı bir mizah gazetesi çıkarmıştır. 1901'de İstanbul'a dönse de bir jurnal üzerine Fizan'a sürüldü. Orada da araştırmalarını sürdürmüş, tasavvufla ilgilenmiştir.

Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönerek Darülfünun'da felsefe dersleri verdi. Aynı zamanda 1908'de "İttihâd-ı İslâm" adlı haftalık bir gazete çıkarmaya başladı ve buna 1910'da haftalık "Hikmet" gazetesi dergisini çıkarmayı da ekledi. Bir yıl sonra günlük olarak yayımlamaya başladığı Hikmet gazetesi İttihat ve Terakki hükümetini eleştiren yazıları üzerine defalarca kapatılsa da Mübahese, Coşkun Kalender, Münakaşa, Kanat ve Nimet adlarında kısa süreli gazete / dergiler çıkararak yayıncılığa devam etti. Ayrıca İkdam ve Yeni Tasvir-i Efkâr gazetelerinde, Sırât-ı Müstakim ve Şehbâl dergilerinde yazılar yayımladı.

Ahmet Hilmi; Baha Tevfik, Abdullah Cevdet ve Celâl Nuri'nin hemen hiçbir eleştirel süzgeçten geçirmeden Batı'dan Osmanlı toplumuna aktardıkları materyalist görüşlere ortaçağ mantığıyla ve geleneksel bilgilerle cevap verilemeyeceğini, bu görüşlerin ancak Batı'da yeni ortaya çıkan bilimsel bilgilere dayanan bir felsefe ile çürütülebileceğini ileri sürer. Bu bakımdan Ahmet Hilmi'de gelenekteki felsefeye karşı tutumun değişerek, felsefi düşüncenin kültürel değerlere uygun hale getirilmesiyle haklılaştırılması gibi oldukça önemli bir gelişme görülür. Bu gelişmede artık felsefe, "niçin" sorusunu sorarak varlığın temel sebeplerini anlamaya yönelen insanlığın zorunlu bir düşünce faaliyeti, bir ihtiyaç olarak algılanmaktadır.

Ahmet Hilmi'nin felsefeye karşı tutumu, bir yandan geleneksel felsefe karşıtı düşünceden ayrılırken, öte yandan bu tutum Tanrı'nın varlığı, ruhun maddeden ayrılığı gibi materyalist felsefenin karşı çıktığı İslam'ın temel inançlarının savunulmasında haklılaştırma aracı olarak kullanıldığı için gelenekteki "ilim" ve "hikmet" anlayışına dönülmüş olmaktadır.

Gerçekten de onun amacı doğrudan doğruya felsefe yapmak değildir. O tipik bir İslamcı düşünür olarak, II. Meşrutiyet'te Baha Tevfik ve Celal Nuri gibi materyalistlerin İslam'ın temel inançlarıyla çatıştığını ileri sürdüğü görüşlerinin toplumda yaratacağı manevi çöküntüye karşı, onları Batı'daki bilimsel gelişmelere ve yeni felsefi yaklaşımlara dayanarak çürütüp bu tehlikeyi savuşturmak amacındadır. Bu amacını “Allah'ı İnkar Mümkün mü? Yahut Huzur-ı Fende Mesâik-i Küfür / Bilim Karşısında İnkarcı Doktrinler” adlı eserinin önsözünde açıkça belirtir. Kaldı ki yayınladığı haftalık Hikmet ve aynı adı taşıyan günlük gazetede, misyonu açısından, doğrudan felsefeye değil, İslâmcı akımın eğildiği sosyal-politik konulara ağırlık verilmiştir.

Ayrıca bu ve diğer neşrettiği yayınların adlarındaki vurgunun da felsefeye değil "hikmet"e olması anlamlıdır. Bununla birlikte onun özellikle Celal Nuri'nin Tarih-i İstikbâl I / Mesâil-i Fikrîye (Geleceğin Tarihi I - Fikri Problemler, 1913) adlı eserinde Büchner'den aktarılan materyalist görüşleri eleştiren “Huzur-t Akl ü Fende Maddfîyyûn Meslek-i Dalâleti / Akıl ve Bilim Karşısında Sapkınlık Doktrini Olarak Materyalizm” adlı eseri, felsefi tartışmanın güzel bir örneğidir. Bu eserinde bilimsel olduğunu iddia eden Büchner'in biyolojik materyalizminin dayandığı "madde" ve "kuvvet" kavramları etrafındaki temel görüşlerin, Batı'da yeni gelişen fizik, kimya gibi pozitif bilimlerdeki yeni bilgilere aykırı olduğunu; materyalizmin, metafizik düşünceye tamamen karşı olduğu halde, bilimin sahasından çıkıp metafizik ve spekülasyon yaptığını ileri sürer.

Ahmet Hilmi, batılılaşma süreciyle birlikte Osmanlı aydınında gittikçe daha baskın olarak ortaya çıkan bilimin kesinliğine ve değerine olan metafizik ve hatta bir tür dinsel inanma ve kabullenme olgusundan oldukça farklı yeni bir bilim anlayışını Türk düşüncesine ilk kez getirenlerden biri olmasıyla Türkiye'de "bilim felsefesinin öncüsü" durumundadır. Hatta Türk düşüncesinde bilim felsefesinin önemli bir boş saha olduğunu belirterek bundan yakınır. Celal Nuri'nin "Hakikate ulaşmak için bir tek aracımız vardır: Bilim" görüşünü, "Acaba hakikat nedir?", "Hakikatin ölçüsü nedir?" ve "Bilim ne demektir ve değeri nedir?" sorularıyla epistemolojik (bilgi kuramsal) planda sorgulayan Ahmet Hilmi; Henri Poincare ve Emile Boutroux'un eserlerine dayanarak bilimin aslında varsayımlara dayandığını, bu yüzden de değerinin göreli olduğunu, araştırma ve inceleme sonsuz olduğundan bilimin hiçbir zaman son sözü söylememiş bulunduğunu, o günlerde değişmez prensip olarak kabul edilen bazı fizik kanunlarının bile temellerinin sarsıldığını vurgular.

Ahmet Hilmi, materyalizmin ruhu beynin fonksiyonları olarak ele alan görüşünü reddeder. Ona göre bedenden bağımsız ve mahiyetçe ondan ayrı bir ruh vardır, ayrıca ruhun bedenin ölümünden sonra dağılmayarak hayatına devam etmesi fikri akla aykırı ve çelişik değildir. Yine ona göre ebedilik, ezelilik, sonsuz alemler ve Tanrı hakkında, deneyin alanına girmedikleri için, bilimle değil, ancak metafizik yaparak hükümler verilebilir. Bu gibi deney dışı fikirlerin değeri, akıl kuralları ve ortak duyu ile ölçülebilir. Bu görüşleriyle spiritüalizmin temel görüşlerinin materyalizme karşı ancak metafizik yoluyla ortaya konulabileceğini ileri sürmektedir.

O kendi felsefi mesleğini "Vahdet-i Vücûd" (A'mak-ı Hayâl -Hayalin Derinlikleri- adlı eseri, İslâm panteizmi olan bu tasavvuf felsefesini dile getiren bir romandır) olarak açıklamışsa da Darülfünun'da verdiği "Hangi Meslek-i Felsefeyi Kabul Etmeliyiz?" adlı konferansında öğrencilere, mevcut felsefi doktrinlerin hepsinin bazı yanlış varsayımlara dayandığından ve hiçbirisi mutlak olarak bütün hakikatleri tek başına bünyesinde toplayamadığından felsefe ve ahlâkta, her doktrinin taşıdığı doğru fikirleri seçici bir anlayışla alarak oluşturulacak eklektik bir yaklaşımı önerir.

Özellikle bilimsel, teknolojik ve ekonomik alanlarda İslâm dünyasının Batı'ya karşı gerilemesiyle XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren İslam'ın temel görüşlerini yeni bir sosyal-politik pratiğin oluşturulmasında referans kaynağı olarak yeniden yorumlayan İslâmcı aydınlardan biri olan Ahmet Hilmi, geleneği sorgulayan modernist bir düşünürdür. Bu açıdan İslâm medeniyetindeki kültür ve düşünce hareketleri ile sorunlarını ele aldığı Tarih-i İslâm (İslam Tarihi) adlı eseri dikkat çekicidir.

--reklam--

Filibeli Ahmed Hilmi Kitapları - Eserleri

  • A'mak-ı Hayal
  • Öksüz Turgut
  • Gençlere
  • Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor?
  • Batıniler: İblis Behmen
  • İslam Tarihi
  • Allah'ı İnkar Mümkün müdür?
  • Yıldırım Bayezid - Niğbolu Kalesi
  • Bütün Hikayeleri
  • Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi Nebimizi Bilelim ve Cihad-ı Ekber’e
  • Yirminci Asırda Alem-i İslam ve Avrupa Siyaseti
  • Ruh Hallerinin İlmi
  • Yunus Emre
  • İki Gavs-ı Enam Abdülkadir Geylani ve Abdüsselam El-Esmer
  • Huzur-ı Akl ü Fende Maddiyyun Meslek-i Dalaleti
  • İslam İnanç Esasları
  • Senûsîler ve Sultan Abdülhamid
  • Taklitle Medeniyet Olmaz
  • Üss-i İslam
  • Türklük Yazıları
  • Gençlerle
  • Senusiler
  • Hikmet Yazıları

--reklam--

Filibeli Ahmed Hilmi Alıntıları - Sözleri

  • Türkler ayrık otuna benzer bir yere temel attılar mı oradan ne yapılırsa atılamaz... (Öksüz Turgut)
  • Açlığa, fakirliğe, cahilliğe, huysuzluğa ve tembelliğe karşı da kavga etmeliyiz. Bunlar da bizim en büyük düşmanlarımızdır. (Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor?)
  • Ehl-i hakikat "ben" demez, dese de onların "ben"i "O" demektir. Bu manayı idrak etmeden "ben" diyen karşısında hemen bir "sen" göreceğinden niza' ve cidâle hazır olmalıdır. (Yunus Emre)
  • Hürriyetin iyiye kullanılması ne derece ilerleme ve feyiz kaynağı ise, keyfilikle karıştırılarak kötüye kullanılması da o derece sefaletin ve felaketin başlangıcıdır. (Allah'ı İnkar Mümkün müdür?)
  • “Dünyada en latif koku, yeni pişmiş ekmeğin kokusudur. (...) bu hakikati ancak ekmeğin hasretini çekenler, ekmeğin kıymetini bilenler bilir.” (Bütün Hikayeleri)
  • Her memleketin avâmı, bizzat kendisi düşünmek istemez, bekler ki kendisi için başkaları düşünsün. (Allah'ı İnkar Mümkün müdür?)
  • “Dünyada en latif koku, yeni pişmiş ekmeğin kokusudur. (...) bu hakikati ancak ekmeğin hasretini çekenler, ekmeğin kıymetini bilenler bilir.” (Bütün Hikayeleri)
  • Hakk'a âşık olanlar pek çoksa da, Hakk'ın kendilerine âşık olduğu güzîdegân ümmet pek o kadar çok değildir. Âşık ile maşukun farkı şudur: "Âşık, dâimî bir sûz ü güdâz ve niyazda; maşûk ise, hakikî bir istignâ ve nâzdadır." (Yunus Emre)
  • İnsan için sadece çalıştığı vardır! (Senûsîler ve Sultan Abdülhamid)
  • . Bereket versin ki, elde mevcut bir Divan'ı var. Fakat bu Divan muntazam ve musahhih bir şey zannedilmemelidir. O fenâ ve kaba bir sûrette harekeli olarak basılmış bir divandır. İçinde yabancı sözleri de vardır. Mâmâfîh, pek âlî ve zengin parçaları da muhtevîdir. (Yunus Emre)
  • Tanrı bir tesadüf eserinden ibaret sayılırsa, ahlakın, görevin, fedakarlığın ve ümidin bir anlamı kalır mı? (Allah'ı İnkar Mümkün müdür?)
  • Bir toplumu harekete geçirecek medeni ve bilimsel manivela muhabbettir; kahır ve baskı değildir. (Gençlere)
  • İnsanın hakikat dediği şey , kendi sûret-i fehm ve fikrinden ibarettir. Demek ki hakîkat-i mahza yoktur. Yâhut da olsa bile bize meçhuldür! (Batıniler: İblis Behmen)
  • Ey Türk gençleri, ey vatan yavruları, ey millet kulları! Haydi koşunuz, Anadolu'yu baştan başa velvele-i ikaz ve irşadınızla doldurunuz. Avam sınıfını uykudan uyandırınız, orta sınıfı entrika ve siyasetten kurtarınız, cümlesine doğru yolu gösteriniz (Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor?)
  • Eğer Türkler, Allah tarafından İslam'ın imdadına yetişmeye idiler, Din-i Mübin-i İslam yalnız Hicaz'a münhasır ve mahalli bir din hükmünde kalacak idi. (Senûsîler ve Sultan Abdülhamid)
  • Biz ne garip adamlarız! Ahlaki çöküntümüzü ve manevi düşüşümüzü görebildiğimiz zaman, kendimizi düşüşten kurtarmak için azim ve gayret gösterecek yerde, miskinler gibi boynumuzu bükerek işi Mehdi’nin gelmesine bırakırız. Galiba ufacık bir genelleme ile Mehdi fikrini manevi alandan sosyal alana da taşıyarak bir “Siyasi Mehdi”, bir “İktisadi Mehdi”, bir “Sosyal Mehdi” bekliyoruz. Çoğumuzun millî ve vatani görevleri hakkıyla kendine mal etmediğine bakılırsa başka türlü bir sonuca varmak imkânı kalmıyor. Evet... bekliyoruz ki; bir siyasi Mehdi gelerek, bir üfürükle iç ve dış siyasetimizi düzenlesin, memurları meleklere gıpta ettirecek derecede ve Eflatun’lara taş çıkartacak şekilde bir çalışmaya sevk etsin. Bir iktisadi Mehdi gelsin de bize gizli hazinelerden milyarlar getirsin. Bir sosyal Mehdi çıksın da bizi şu hâlimizden daha mükemmel bir hâle soksun. Kısacası; öyle istiyoruz ki bizce hiçbir emek ve zahmet çekilmeksizin her şey kendi kendine yapılsın,olsun bitsin. Bu kafada gidersek yazık bize! (Allah'ı İnkar Mümkün müdür?)
  • “Sabah kadar insanın fikrine hoşluk, tazelik ve bünyesine kuvvet ve safvet veren bir şey yoktur.” (Bütün Hikayeleri)
  • Bana bir allâme-i mantık, ademinle vücûdunu isbâta kalkıştı, bir mütekellim teşbihlerle ifhâma uğraştı, bir fakîh tenzîhlerle telkîne çalıştı... Nesin sen, neredesin? (Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi Nebimizi Bilelim ve Cihad-ı Ekber’e)
  • Efkar ile kelimat arasındaki fark-ı azimi takdir edemeyenler, fikri en güzel bir suretle ifade edebilen bir kelimenin kıymetini bilemezler. (Beşeriyetin Fahr-i Ebedisi Nebimizi Bilelim ve Cihad-ı Ekber’e)
  • Din tamamen akıldır, aklı olmayanın dini de olmaz. (İslam İnanç Esasları)