Kitap Künyesi
Yazar: Şerif Mardin
Çevirmen: Murat Bozluolcay
Çevirmen: Elçin Gen
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789750509452
Sayfa Sayısı: 288
--reklam--
Türkiye, İslam ve Sekülarizm Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dinin toplumsal hayatta oynadığı rol, dinî kurumların Cumhuriyet döneminin modernleşme perspektifiyle yaşadığı gerilimli ilişki, toplumbilimleri açısından çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Şerif Mardin’in bu kitapta bir araya getirilen makaleleri, 19. yüzyıldaki siyasal tartışmalardan AKP’ye uzanan gerilim hatlarının siyasal düşüncede ve siyaset sahnesinde nasıl bir rol oynadığını inceliyor.
Türkiye’de düşünce tarihi, din ve siyaset sosyolojisine yaptığı önemli katkılar nedeniyle düşünce hayatımızın önde gelen isimlerinden biri olan Şerif Mardin, toplumumuzda yüz yılı aşkın bir süredir gündemde kalan din, modernleşme, Batılılaşma gibi olguları hem resmî yorumun hem de yerleşik muhalif söylemlerin dışında kalarak, toplumsal zemin ve arka planlarıyla birlikte inceler. Mardin’in pozitivist Batı düşüncesinin Türkiye’de egemen görüşle birleşerek biçimlendirdiği “kabul edilmiş” eğilim ve yönteme kapılmayışı, toplumsal değişim dinamiklerini genelgeçer kalıplara sokmayışı, resmî ideoloji ve Kemalist söylemin etkilerinden uzak kalışı, onu “Cumhuriyet aydınları”nın önemli bir kesiminden kalın çizgilerle ayırır ve bütün eserlerini toplumbilim dünyamızda ayrıcalıklı bir yere koymayı gerektirir.
--reklam--
Türkiye, İslam ve Sekülarizm Alıntıları - Sözleri
- Cahil insanlar devletin ve yurtseverliğin ne olduğunu da bilmezler.
- Atatürk'ün reformları ve onun bir cumhuriyet kurmuş olması, 1950'lerin taşralı siyasetçileri için fikirlerini dillendirebildikleri bir platform sunmuştur. Atatürk'ün iktidarda olduğu ve ölümünü izleyen yıllarda demokratik süreç ilkesel olarak meşrulaştırdığı için bu platformun Ortadoğu'da bir eşi yoktu. 1950'lerde güçlenen bu taşralı siyasetçiler, kültürel birikimlerinde Müslüman değerlerinin yanında farkında olmadan bu kemalist mirası da taşımışlardır.
- 19. yüzyılda Osmanlı'da ve Kafkaslar'da gizli şebekeler örgütleyen Nakşibendiler, Cumhuriyet döneminde de faaliyetlerine devam ettiler. Şeyh Mehmet Zahid Kotku (1897-1980) gibi, yeni ve modern bir bakışla teknolojiyi benimseyen ve faaliyetleriyle İslami yayınları, sanayi ve ticaret girişimlerini teşvik eden Nakşibendi lideri ortaya çıktı. Milli Nizam Partisi (1970) gibi İslamcı siyasi partilerin tohumları bu çerçevede atıldı. İslamcı yaklaşımdaki bu yeni gelişmeler, daha o zamandan, hiçbir zaman çözülmeyecek bazı iç çelişkilerle malüldü.
- Dinin toplumsal hayatta oynadığı rol, dini kurumların Cumhuriyet döneminin modernleşme perspektifiyle yaşadığı gerilimli ilişki, toplum bilimleri açısından çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Şerif Mardin bu kitapta, 19.yüzyıldaki siyasal tartışmalardan AKP 'ye uzanan gerilim hatlarının siyasal düşüncede ve siyaset sahnesinde nasıl bir rol oynadığını inceliyor.
- Yarı-okumuş insanların sayısının çoğalması ile birlikte din anlayışının sofustikasyonunu kaybetmesi, bütün ülkelerin dini kuruluşlarında görülen gelişmelerden bir tanesi.
- İslam ve milliyetçilik arasındaki çizgi, muğlak olsa da cumhuriyetçi milliyetçi gelenekte yetişen yeni nesil için cazip hale geldi. İslam'ın "ses"i değişiyordu. 1910 ve 2000 yılları arasında Nakşibendiler giderek yeni operasyonel kodlarını öğrendiler ve kendilerininkini değiştirdiler.
- Sadece bize benzeyen ve aynı zamanda bizden farklı olan ve benzerliğin yakını ve ötekiliğin uzağında bizimle var olabilen biri, gerçek ötekiliğin var olduğunu temellendirebilir.
- 1980 sonrası Türkiye'de karşı karşıya olduğumuz şey, siyasetçilerin dini "alet etmeleri" nden öte, bahsettiğim türden bir toplumsallığın oluşturulma adımlarıdır. Günümüz Türkiye'sinde, meşruiyet kazanmış bir çok cumhuriyetçi kurumun mirası ve onun toplumsal yapısının devamlılığı, ister istemez dinin genel olarak sekülerleşmesiyle sonuçlanmıştır.
- 1980'lerdeki siyasetçiilerin dini siyasete alet ettiği fikri, dolayısıyla, değiştirilmelidir. Her şeyden önce 1983 genel seçimlerinden önceki yıllar, ordunun dini akımlara sıkı denetim uyguladığı dönemdir. Ama daha önemlisi, 1980 sonrası Türkiye'nin siyasetçileri, sesini duyuran seçmenin gerçek isteklerini karşılamak için ancak bir nebze yol katedebilmiştir.
- Kemalist seküler kültür, sadece Batı'yı örnek örnek almaları gerektiğini söyleyen buyruklardan oluştuğu için Türk kültürünün taşıdığı bu birikimin içini boşaltmıştır. Kemalizm, yaygın olan İslami üslubun yerine koyulabilecek hiçbir şey önermedi; varolan mekan-zaman yapılanmasının ne kadar derinlere kök salmış olduğunu bilemedi; ve kitlelere sunabileceği, her gün olanın stratejilerini geliştiremedi.
--reklam--
Türkiye, İslam ve Sekülarizm İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Şerif Mardin'in Türkiye modernleşmesini İslam ve Sekülarizm üzerinden ele aldığı makalelerinden ve röportajlarından derlenmiş bir eser. Konuya ilgili olanlar için faydalı olacağını düşünüyorum (Selim İspirlioğlu)
Selam herkes! Geçen gün bir mesaj aldım. Niye Merhaba Herkes ile başlıyorum diye. Hiç düşünmediğim ve hiçbir anlam yüklemediğim bu kalıp bir anda bana ulvi bir şey gözüktü ahahaah. Bilmiyorum gerçekten. Merhaba, Farsça kökenli olup benden zarar gelmez anlamına gelir aslında. Ben de Merhaba diye başlamayı cidden severim. Artık biraz değişiklik yapalım madem. Halkımız bunu istiyorsa! Bugün yazmaktan kaçtığım bu incelemeden daha da kaçmak için çıktım yürüdüm, sigara üstüne sigara içtim ve kek yaptım. Evet, kek ahahah. Ama telefonda konuşuyordum o esnada ve süt koymayı unutmuşum. Kurabiye gibi oldu, süper oldu ve artık kekleri sütsüz yapacağım. Niye kaçtın yazmaktan derseniz de açıkçası hem ne yazacağımı bilemediğim hem de haddim olmadığını düşündüğüm içim. Kitabın son 40 sayfası kaynakça. Müthiş bir çalışma. Müthiş çıkarımlar ve müthiş ifadeler var (bu yazıda bolca müthiş kelimesi geçecek). Sosyal bilimcilere de harika yollar göstermiş. Haliyle biraz çekindim ama ben zaten kitap incelemelerini sohbet gibi konuşma tarzında yazdığım için biraz cesaret gelmedi değil. Ben daha evvel Şerif Mardin’in Jön Türler’ini okumaya başlamıştım fakat yarıda bıraktım. Neden bilmiyorum okuyamamıştım. 2 gün evvel de bu kitabı dur bi bakayım diye gecenin köründe elime alıp ertesi sabah bitirmiştim bile. Kitabın ilk baskısı 2011 olduğu için biraz üzüldüm. Yakın zaman siyasi ve cemaat liderlerinin öykülerine de yer verdiği için 1 sene evvel çıksa neler derdi diye düşünmeden edemiyorum ama tahmin de ediyorum ahahaha. Kitaba gelirsek dediğim gibi 40 sayfa kaynakça olduğu için her açıdan konuyu objektif şekilde anlatmış. Osmanlı döneminden bugüne kadar İslam ve Sekülarizm kavramlarını işliyor. Hatta Türk-Osmanlı ayrımı da çok iyi yapmış. Bizim için kutsala dönmüş çoğu şeyin geldiği dönemi ve anlamalarını görünce şok olacaksınız gerçekten. Modernleşmeden de bahsedilen kitapta gerçekten dönemler iyi analiz edilmiş bana göre. Tabii kendisi de o dönemin yazılı ve sözlü dilinin bilinmediğinden dönem çalışmalarının azlığından ve belli disiplinlerin elinde kaldığı ve yüzeysel incelendiği daha doğrusu yazıldığını söylüyor. Bu az kaynak da bugüne getirilen her nedeni çoğu açıdan anlamayı zorlaştırıyor. İslam’ı daha iyi anlamak adına onu ‘üslup’ olarak görmemiz gerektiğini söylüyor. Üslup dediği de dünyadan aldığımız uyarıları bir sisteme göre sınıflandırmamıza yarayan birtakım kavramsal vasıtalardır diyor. Yani din toplumsal strateji olarak da kendini var eder. İslam Türk Müslümanlara takip edecekleri kurallar sunmuş ve Türkler de bunu kabul etmişlerdir. Burada Kemalist seküler kültürün batıya dönmemiz gerektiği gibi bir mottosu bu benimseyişin dışındadır. Mardin, Kemalizm İslami üslubun yerine ne konacağını öneremedi ve ne kadar köklere indiğini bilemedi diyor. Yine bu dönem İslami canlanmayı yapacak ulemanın olmaması çıkan yasalarla, halktan birilerinin bu işe soyulmasına ve her mahallenin ayrı bir İslam’ı olması sorununu doğurdu. Bu da İslam’ın bu toplum için ne anlama geldiğini açıklamayı bir kademe daha zorlaştırdı. Bildiğimizin daha doğrusu medyada gördüğümüz :) tarihin aksine, Osmanlı’da da devlet, İslam’ın evrensel koruyuculuğunu üstlenmiş ama İslam’ın başını çektiği kolektif hareketlere de şüpheyle bakmıştır. Burada kilit isim Namık Kemal’dir. Türkiye Cumhuriyeti İslam’ın devlet denetimi altındaki sürekliliğini almıştır. Ne yazdık ki günümüzün İslamcıları da Laikleri de Osmanlı siyasi ve askeri tarihini sistematik olarak yanlış anlayan konumlar almış bulunuyorlar. Laikler Osmanlı’nın tek temel öğretisinin İslam olduğunu düşündükleri için ondan korkuyorlar. İslamcılar ise Osmanlı’nın tek temel öğretisinin İslam olduğunu düşündükleri için günümüz Türkiye’sinde İslam’ın etkisini baskınlaştırmaya çalışıyorlar. Her şey aslında önceki paragrafta saklı. Tarihi bilmemek bunda başat rol oynuyor. Ama şerif Mardin’e göre bu da gençlerin suçu değil. Cumhuriyetin ilk dönemini kimse çalışmak istemiyor çünkü kimse o zamanki dili bilmiyor. Niye tercih edilsin diyor. Şimdi kitaptaki makalelerin içeriğinde kısaca bahsedersek de: İlk makalede Osmanlı kamusal kimliğinin dönüşümünü ele alıyor. O dönem Avrupa’nın hakim dili ‘Vatan’ üzerine şekillendiği için Osmanlı da bu yoldan gidiyor. En somut görünümü de dilde sadeleşme ile görülüyor. Mardin’e göre Osmanlı’da yeni kamu inşası esas olarak Tanzimat Fermanıyla başlıyor. İkinci makale jön Türkler ve farkında olarak olmayarak sebep oldukları yenilikler ve mecburi değişimler ele alınıyor. Bu makaleden sonra yarım bıraktığı kitaba en kısa zamanda yeniden başlamaya karar verdim. Jön Türklerin bu devrimci şuuru çok kere tekrar ediliyor. Mardin, Jön Türklerin ayaklanmasını da aslında bir konuma ait olmamalarından ötürü olduğunu düşünüyor. Bir ideoloji ya da sınıfa ait olmama durumu gibi. Üçüncü makalede 19-20.yy sekülerleşmesinde İslam'ı ele alıyor ama bu sekülerleşmenin sadece devlet politikası bazında olduğunu söylüyor. Halk içinde örtük olarak devam ettiğini söylüyor ve bu örtük yayılımın cemaatler ve tarikatlar kanadıyla yürüdüğünden bahsediyor. Yakın tarihte siyaset arenasında boy göstermiş siyasilerin özellikle Nakişbendicilerle olan tutumlarını detaylı ele alan çalışmada, her zaman devlet düşmanı bir politika izlemeyen cemaatler görüyoruz. Ama siyasi tarihimizde de 1950’lerden itibaren yani çok partili hayat geçişle birlikte siyasetin baş aktörü olan her kişinin bir cemaat liderinin tornasından geçtiği görülüyor. Cumhuriyetin kırlardan alıp devlet başkanı olma yetkisi verdiği kişiler, getirdiği İslam’ı Kemalizmle birleştirip yayıyor. Atatürk zamanından beri işlevini devam ettiren İmam Hatiplerin sayılarının zaman içinde artması bunu en tipik örneğidir. Burada bahsettiği bir diğer sekülerleşme ayağı da İslami modernleşmedir. Diğer bir makalede Milliyetçilik ve İslam’ı inceldiğini görüyoruz. Bu konuda açıkçası detaylı bir açıklama yazacak bir şey not etmemişim. :( Eserin son 2 başlığı ise söyleşilerinden oluşmakta. Şerif Mardin’in anlaşılması adına okunulası röportajlardır. Bu konuda sosyal bilimlerde bana kalırsa yeterince konuşulmamakta. Bunun sosyal ve siyasi pek çok sebebi olmakla birlikte belki sorun olarak görülmemesi de görülebilir. O zaman da sorun nedir diye sormak gerekiyor. Son olarak bir alıntıyla bitireceğim. Kesinlikle okunması gereken bir çalışma olduğunun da tekrar altını çizerek kaçıyorum. AKP Türkiye’deki İslami toplumsal- siyasal hareketlerin potansiyelini bitirip tüketmemiştir. Ama gelecekte AKP’ye çıkacak herhangi bir İslami rakip , bilgi, medya, teknoloji ve siyasete dayanan benzer yolları kullanmak mecburiyetinde kalacaktır. Keyifli okumalar. (diana)
Şerif Mardin; Türkiye'de Tanzimat'tan sonra özellikle Cumhuriyet'e geçiş ile birlikte İslam'ın İslami yaşantının ve dindarlığın ülkemizdeki gelişimine siyasi perspektifleri de referans göstererek dikkat çekmeye çalışmış. Objektif bir bakış açısı ile ülkemizdeki dindarlığın seyrini işlediği makaleleri dikkatlice irdelemeye değer. (Feyzullah TURAN)
--reklam--
Türkiye, İslam ve Sekülarizm PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Şerif Mardin - Türkiye, İslam ve Sekülarizm kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Türkiye, İslam ve Sekülarizm PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Şerif Mardin Kimdir?
1927 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini ABD’de tamamladı. Kökleri Hz. Muhammed (S.A.V)’in torunu Hz. Hüseyin’e kadar gittiği iddia edilen Mardinizade ailesine mensuptur ve baba tarafından Betül Mardin ve Arif Mardin'in kuzenidir.
Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ardından lisansüstü eğitimini Johns Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. Doktorasını Stanford Üniversitesi'nde Hoover Institute'de “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı tezle savundu. Aynı tezin genişletilmiş halini 1962 yılında Princeton University Press'ten "The Genesis of The Young Ottoman Thought" adıyla bastırdı. Bu konu üzerindeki çalışmalarını 1964 yılında çıkan diğer eseri "Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908" (Türkiye İş Bankası Yayınları) ile taçlandırdı. Bu iki çalışma sonraki çalışma alanını tayin etti ve Türk Modernleşmesi problematiğini genişletecek ayrıntılı makale çalışmaları ile devam etti. 1954-1966 yılları arasında dönemin önemli dergisi olan Forum'da yazarlık yaptı.
Ankara Üniversitesi'nde 13 yıl hocalık yaptıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nin kurucu Dekanlığını ve Sosyoloji Bölümü Başkanlığı yaptı (1973). Daha sonra yaklaşık 13 sene Washington'daki American University'de İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığını yürüttü. Sonra Türkiye'ye Sabancı Üniversitesi'ne Tanzimat Dönemi Türk Düşüncesi hakkındaki çalışmalarını geliştirecek bir programın başına döndü. 2011 yılında Emeritus statüsü verilmiş, hâlen aynı fakültede çalışmaktadır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan Gerçek Orada Bir Yerde adlı sohbet programında, Oğuz Haksever’in yönetiminde Gündüz Vassaf ve Murat Belge ile birlikte yer aldı.
--reklam--
Şerif Mardin Kitapları - Eserleri
- Din ve İdeoloji
- Türk Modernleşmesi
- İdeoloji
- Türkiye'de Toplum ve Siyaset
- Jön Türklerin Siyasi Fikirleri
- Türkiye'de Din Ve Siyaset
- Bediüzzaman Said Nursi Olayı
- Türkiye, İslam ve Sekülarizm
- Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu
- Siyasal ve Sosyal Bilimler
- Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik
--reklam--
Şerif Mardin Alıntıları - Sözleri
- İslâmiyet, esas itibariyle mevcut olan bir şehirsel yapının üzerine kurulmuş bir yapıdır, fakat bu şehirsel yapı gelişmemiş olduğundan dinin birleştirici rolü burada her zamankinden kuvvetli olmuştur. (Din ve İdeoloji)
- Bize ârız olan bu kepazelik nedir, bizi bu iktidarsızlığa sevk eden nedir, bu uyuşukluk nedir, bu kadınsı hal nedir? Bizler vergilerimizi öder ve sonra da aptal aptal bakmaktan başka birşey yapmazken, yaratılış bakımından bizden daha zeki olmayan Frenklerin, devlet harcamaları konusunda hükümetlerini hesaba çekmeyi gerekli görmeleri nedendir? (Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu)
- “Biz düşünmüyoruz... gerçekten düşünmüyoruz, düşündüğümüzü sanıyoruz, düşündüğümüzü düşünüyoruz...” (Jön Türklerin Siyasi Fikirleri)
- Komünizm Rusya'nın teşkilatlandırdığı bir hareket haline geldikten sonra, komünizmin bir bütün olarak "insanlığa" eskiden beri "insanlık" mefhumuna karşı duyulan husumetin yeni bir şekil almasını mümkün kıldı. Bu andan itibaren "insanlık" tan bahsedenlere "solcu" ve "vatan haini" demek imkanı belirdi. Türkiye'de bir aydınının kabul edilebilmesi için yukarıda saydığımız iki ana fikirden, laiklikten veya "insanlığa yönelmişlik" ten hiç olmasa bir tanesini kesin bir şekilde reddetmesi gerekir. (Siyasal ve Sosyal Bilimler)
- Türklerin ataları esas itibariyle "pek az bir şey"le sağlanan "çoban hayatı" yaşamışlardı. Bundan dolayı da "müstakar siyasi varlıklar" kuramamışlardı. Bu gibi bir sosyal yapının bir diğer sonucu "mülkiyet" fikrinin oluşmamış olmasıydı. (Jön Türklerin Siyasi Fikirleri)
- Freud’un şahsiyet evrimi teorisi, bilindiği gibi üç şahsiyet katının teşekkülünü öngörür. Bunlardan birincisi “id”, şekillenmemiş arzular katı, şahsiyetin alt katında yatar, temelini teşkil eder. Şahsiyetin ikinci katı kişinin bir kişi olduğunun farkına varmasıdır. Buna ego katı diyoruz. Nihayet, kişinin çevresinden aldığı telkinlerle toplum normlarını kabul eder hale gelmesi, “vicdan”ın belirmesi, süper-ego’nun teşekkülü olarak tanımlanır. (Din ve İdeoloji)
- Türkiye'deki en önemli sorun, karşılıklı etkileşimin reddi üzerine kuruludur, çünkü çoğulculuk cephe halinde yaşanabilir, ama önemli olan burada birleştirici bir ilke olabilecek midir, sorusuna geliyorum. Karşılıklı etkileşim başlayabilecek midir, kastvari bölünmenin üstesinden gelinebilecek midir? (Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik)
- Ey adalet isteyenler! Eğer sümüklü böcekler gibi başınızı sallamaya devam ederseniz, müstebitler sesinizi yükseltmenize asla izin vermeyeceklerdir. Siz kölelersiniz... (Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu)
- Osmanlı İmparatorluğu'nda ezilen ahali arasında yalnız Hristiyan ahaliye önem vermek büyük devletlerin temel hatasıydı. Öte yandan Padişah da Arap vatandaşları darıltmamak için onlara özel ayrıcalıklar veriyordu. Bu politika da doğru değildi. (Jön Türklerin Siyasi Fikirleri)
- 1890'ların genç reformcular kuşağı tabiatın ve toplumun genel yasaları karşısında insanı ikinci konuma koyan bir toplum ilişkiler anlayışını benimsedi. (Bediüzzaman Said Nursi Olayı)
- Sadece bize benzeyen ve aynı zamanda bizden farklı olan ve benzerliğin yakını ve ötekiliğin uzağında bizimle var olabilen biri, gerçek ötekiliğin var olduğunu temellendirebilir. (Türkiye, İslam ve Sekülarizm)
- ..birisi mevcut düzeni beğenmemeye başlarsa o zaman o kısır döngünün içinden çıkmak imkanı belirmiş olur. (İdeoloji)
- Bilindiği gibi, İmam Gazzali'nin ünlü "Filozofların Tutarsızlığı" (Tehâfutu'l-Felâsife) isimli eseriyle İslam dünyasında felsefi düşünceyi yıktığı ve bu nedenle hem İslam düşüncesinin hem de buna bağlı olarak İslam dünyasının gerilediği görüşü yaygındır. Gerçekte ise İmam Gazzali, İslam dünyasında Ortaçağ düşüncesinin yani Aristoteles felsefesinin ve buna bağlı olarak bilimin bütün disiplinlerini değil, sadece Metafizik disiplinini reddetmeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Buna karşılık Gazzali, bu düĢüncenin öteki disiplinlerini Müslümanlıkla ve özellikle de Sünni düşünce ile bağdaştırmakla kalmamış, "mantık bilmeyenin ilmine itibar yoktur," diyerek Aristoteles mantığını, bütün bilimlerin ve aynı zamanda dini bilimlerin de temeli haline getirmiştir. Böylece Aristoteles düşüncesinin -ki bu, Ortaçağ'da dünyanın her tarafında egemen olan bilim ve felsefe demekti. Metafizik dışında kalan disiplinleri aynı zamanda dini düşüncenin tartışılmaz dayanakları haline gelmişti. (Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik)
- Erich Fromm' a göre modern diktatörlüklerin çıkmasında en mühim amillerden biri , eskiden beri otorite mefhumu üzerinde kurulmuş bir cemiyetten sıyrılan modern insanın mesuliyet yükünün artığı ve bu külfeti üstüne almayı reddettiğidir. (Siyasal ve Sosyal Bilimler)
- Bütün insanlar insanlıkta ve insan olmakta eşittirler, hiç kimse başkaları üzerinde üstünlüğe veya değere sahip değildir ve herkes kendi hayatını ve hayat koşullarını düzenleme hakkına sahiptir. (Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu)
- Cahil insanlar devletin ve yurtseverliğin ne olduğunu da bilmezler. (Türkiye, İslam ve Sekülarizm)
- Gerçekten de Kemalist devrim, birçok tarzda gerçekleştirilebilirdi. Yani bu devrim, eşrafın karşısına etkin bir biçimde çıkan bir devrimsel örgütlenimle; ve/ya da alt sınıflara gerçek hizmetler götürerek; ve/ya da çevresel kitleler üzerinde odaklaşan bir ideolojiyle gerçekleştirilebilirdi. Oysa gerçekte, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, devletin güçlendirilmesini ilk amaç olarak benimsediler ve eşrafa bağımlı kalmayı gerektirse bile bundan vazgeçmediler. (Türkiye'de Toplum ve Siyaset)
- Dinin toplumsal hayatta oynadığı rol, dini kurumların Cumhuriyet döneminin modernleşme perspektifiyle yaşadığı gerilimli ilişki, toplum bilimleri açısından çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Şerif Mardin bu kitapta, 19.yüzyıldaki siyasal tartışmalardan AKP 'ye uzanan gerilim hatlarının siyasal düşüncede ve siyaset sahnesinde nasıl bir rol oynadığını inceliyor. (Türkiye, İslam ve Sekülarizm)
- - … Kemalizm'de derin, bugünün toplum artışmalarına yönelmiş bir felsefe ve sosyal kuramı arayanların bunu bulamamış olmalarıdır. Sözü edilen toplum itişlerinin bir dinî ve ideolojik çerçeveye girdiklerinde daha az baskıcı olacaklarını hiç sanmam fakat bu durumda günümüzün anlamsız şiddetinin azalmış olacağı çok muhtemeldir. Dinî arayışların günümüzde siyaset düzeyinde bile görünmelerine gelince bu gelişmeleri yukarıda sayılan toplumsal fonksiyon boşlukları açısından olağan saymak gerekir. Çünkü "Tabiat, boşluktan nefret eder!" (Türkiye'de Din Ve Siyaset)
- Bir kişi kendi çıkarlarını savunmak için fikirlerini hep "kendi tarafına yontarak" ortaya atabilir. Bu ilkel anlamda "ideolojik" bir düşüncedir. Diğer taraftan, bir kimse belirli bir grubun veya kültürün içinden dünya olaylarına baktığı için bu grubun veya kültürün duvarlarını aşamıyorsa -varsayımlarının ötesine geçemiyorsa- bu "sistematik" bir ideolojidir. (İdeoloji)
Yorumlar
0 yorum