Kitap Künyesi

Yazar: Richard Sennett

Çevirmen: Tuncay Birkan

Orijinal Adı: Two Essays on Exile

Yayın Evi: Metis Yayıncılık

İSBN: 9789753429740

Sayfa Sayısı: 96

--reklam--

Yabancı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Richard Sennett'in düşünce hayatı insanların şehirlerde nasıl yaşadıklarını araştırmakla geçmiştir. Bu kitapta bir araya getirdiği iki denemede kendi dönemlerinde dünyanın en büyük iki şehri olan Venedik ve Paris'i ziyaret ederek sürgünlerin hem coğrafi hem de manevi mekân içindeki durumu üzerine düşünüyor. İlk bölümde Rönesans dönemi Venediki'nde devletin dayattığı yabancılık statüsünün zengin bir topluluk kimliğine tercüme edildiği Yahudi gettosunu ele alıyor. İkinci bölümde ise siyasi sürgünlerin toplandığı on dokuzuncu yüzyıl Parisi'nde yerinden olma deneyiminin şehrin kültürüne nasıl sızdığını ressam Manet ve Rus yazar Herzen'in günlük notları üzerinden anlatıyor. Son derece çarpıcı siyasi saptamalar ve kültürel gözlemlerle dolu bu küçük kitabın, özellikle antropolojik bir fenomen olarak milliyet ve milliyetçilik hakkında söyledikleri uzun bir tartışmayı hak ediyor.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Yabancı Alıntıları - Sözleri

  • Resim ona bakan kişinin, bizlerin, tam kızın önünde duracağımız şekilde kurulmuştur. Ama bizler aynada yansıyan kişiye benzemiyoruz şüphesiz. Resimdeki kişinin tam karşısında konumlanması yüzünden, kıza bu yansıma bozukluğu olmadan bakmanın bir yolu yoktur. Manet'nin bu resimde yarattığı drama şudur: Bir aynaya bakıyor ve kendim olmayan birini görüyorum.
  • En sağlam kimliğe ona "sahip" olduğunu fark etmediğinde sahipsindir; sen o'sundur. Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir.
  • Yahudilerin modern tarihine damgasını vuran ikilik, Rönesans Venedik'inde ve Roma'da dayatılan koşullarla, belli bir alanda yaşama imkânıyla birlikte başlamıştır. Gettolaştırmaya isyan etmiş olan yahudiler köksüz hayatlar yaşamanın ıstırabını çekerken, gettolaştırmayı kabullenenler tam da bu kök salmalarının ıstırabını çekmişlerdir. Ömrünün sonlarına geldiğinde Leon Modena bu kök-salma mekânının da kendine özgü bir biçimde güçsüzleştirici bir şey olduğunu anlamaya başlamıştı; yere-ait-hak Ötekiliğin mekânsal mantıkdışılığının gölgesinde kalıyordu.
  • Bir yabancı haline gelmiş biri için millet iki tehlike getiriyordu: Biri unutma tehlikesi, diğeri hatırlama tehlikesi; birinde yabancının asimile olma arzusu onu küçültürken, diğerinde özlem yüzünden mahvoluyordu.
  • Kişi kendi kendini yaratmak zorundadır.
  • Yahudilerin kendileri için getto, dış dünyayla temas meselesini gündeme getiriyordu: Getto duvarlarının dışına adım attıklarında Yahudilikleri riske giriyormuş gibiydi. Başkalarına açıklık bir kimlik kaybı tehdidini de beraberinde getiriyordu.
  • birçok Avrupa şehrindeki Yahudiler sıkı sıkıya paketlenmiş topluluklar halinde değil, daha çok dağınık küçük hücreler halinde yaşıyorlardı, çünkü kendilerini zulümden ancak kendi kendilerini silip kimliklerini gizleyerek koruyabiliyorlardı.
  • Ancak birbirini anlayabilenler birlikte karar alabilirler.
  • Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir.
  • Yahudilerin nasıl yaşadıklarıyla ilgili söylentiler dizginsiz biçimde yayılıyordu. Bunun nedenlerinden biri şehre giderek artan sayıda Yahudinin gelmesi ve ardından getto içerisinde kaybolup gitmesiydi. Ama toplum, farklı olanları kapattığı için, kapatılmış olanlar hakkındaki tek bilgi kaynağı onlar hakkında kurduğu fantazilerdi. 1636'da çalıntı mallar zincirine bütün Yahudilerin dahil olduğu fantazisi iki -üç gün içinde Venedik ahalisinin zihninde sarsılmaz bir kanaat haline geldi. Yahudilerin çoğuyla gündelik seviyede bir ülfet kurulmadığından fantazinin oynayabileceği oyunları sınırlayacak bir deneyim de yoktu. Gettonun surları dışında kalanların zihinlerinde, hırsızlıktan yola çıkarak, Hıristiyan çocukların gettoda tutsak tutulması gibi, Kara Ayin yapılması gibi başka suçlar da uyduruldu. Hıristiyanların gözünde getto bir gizlenme mekanı haline gelmişti; çekilmiş köprülerinin, kapalı pencerelerinin, güneş ve suya kapalı hayatının ardında, tam da kolayca, rahatça görülemeyen bir hayat olduğu için, her türlü suç ve putataparlığın serpildiği düşünülüyordu.
  • yavaş yavaş gidecek hiç ama hiçbir yerim ve herhangi bir yere gitmek için hiçbir nedenim olmadığını anlamaya başladım.
  • "Yavaş yavaş gidecek hiç ama hiçbir yerim ve herhangi bir yere gitmek için hiçbir nedenim olmadığını anlamaya başladım." Alexander Herzen
  • Manet'in bu resimde yarattığı drama şudur: Bir aynaya bakıyor ve kendim olmayan birini görüyorum.
  • Bizler tecrit etmeyi bir iktidarın dayatılması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ama Rönesans Venediki'nde Yahudi gettosunun oluşumu daha karmaşık bir hikaye anlatır bize. Gerçekten de istekleri hilafına tecrit edilmiş olan, ama daha sonra bu şekilde ayrı tutulmalarından yeni topluluk biçimleri yaratan ve toplumsal aktörler sıfatıyla tecrit edilmiş olmaktan bir menfaat elde eden sürgünlerin hikayesidir bu.
  • milliyetçilik ülkelerini terk edenleri adeta ameliyatla bir uzuvları kesilmiş hastalar gibi göstermiştir. Yunanlardan beri bir millete ait olmanın tam bir insan olmak için gerekli olduğunun düşünüldüğü doğrudur şüphesiz

--reklam--

Yabancı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Katıl, ama özdeşleşme": Richard Sennett'in diğer kitaplarını mercek altına almışken bu kitabının içeriği dikkatimi çekti. 2 Sürgün hikâyesi yer alıyor bu kitapta biri Venedik Yahudi Gettosunu ele alıyor. Diğeri de Hayatının büyük bölümünü Britanya'da sürgünde veya Kıta Avrupası'nda şehirden şehire sürüklenerek geçiren, on dokuzuncu yüzyılın büyük Rus reformcusu Alexsander Herzen'in hayatı etrafında gelişiyor. Yahudiler için "sürgün" kelimesi kalp atışları kadar onlara yakın olan bir kelimedir. Tarih boyunca ve en kanlı halini Hitler'in geliştirdiği nefret saldırılarına mahkum olan yüzlerce yıllık bir sürgün bu. Suçlunun da suçsuzun da nasibini aldığı, gencin de yaşlının da ölüme terk edildiği sürgünlerdir bunlar. Nazilerin Belçika’yı işgaline karşı direnişe katılan Jean Améry Gestapo tarafından yakalanarak 1945 yılına kadar Auschwitz, Buchenwald ve Bergen-Bersen toplama kamplarında kaldı. 1937 yılında tanışıp evlendiği Yahudi kökenli karısıyla Nürnberg'den Belçika'ya kaçmıştı. Gestapo tarafından yakalanınca da karısı kalp rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Jean Améry Yahudi bir baba ile Katolik bir annenin tek çocuğu babası Birinci Dünya Savaşı'nda ölünce Katolik olarak büyüdü. Ama bir insanın özüne olan dönüşünü kimse engelleyemiyor bu dönüş özgürlüğünü gestapo'ya teslim etmek veya eşini kaybetmekle sonuçlanmış olsa da engellenemiyor. Jean Améry "sürgün" için şu sözleri söylüyor: "Sürgünlüğün ne olduğunu bilen, yaşamdan da bazı yanıtlar almış demektir; ama karşılaştığı ve yaşamadan kaynaklanma sorunların sayısı daha da kabarıktır. Yanıtlardan biri artık, geriye dönmek diye bir şeyin olamayacağı, çünkü bir yere yeniden ayak basmanın hiçbir zaman yitirilen zamanı yeniden kazanmak anlamına gelemeyeceği yolundaki o sıradan saptamadır." Bir başka Yahudi "sürgün" Zweig Yarının Tarihi adlı ünlü makalesinde ise şunları demekteydi: "Şimdi sistemler, partiler, sınıflar, ırklar ve ideolojiler arasında bir nefret söz konusu... Sözde bir barışın ortasında dünyamıza açık seçik savaşçı bir atmosfer hakim." Sonra en çarpıcı kitaplarının başında gelen "Dünün Dünyası"nda şu ifadeleri kullanıyordu: "Bugünüm, bütün dünlerimden öylesine farklı ki... Kimi zaman bir değil, birkaç yaşam sürdürmüş olduğum duygusuna kapılıyorum. Çünkü çoğu kez oluyor, öyle rasgele: 'Yaşamım' dediğimde, ister istemez kendime, 'Hangi yaşamım?' diye soruyorum. Dünya savaşından, yani birincisinden veya ikincisinden önceki mi, yoksa bugünkü mü?? Sonra yine kendimi: 'Evim' dediğimde, eski evlerimden hangisini kast ettiğimi söyleyemezken yakalıyorum... Bugünümüzle, dünümüzle ve daha önceki zamanlarımızla aradaki bütün köprüler yıkılmış..." Richard Sennett ilk bölümde Vatikan Gettosunu ele alıyor. On altıncı yüzyılın Venedik'i. Sennett'e göre Venedik gettosunda tecride zorlanan Yahudiler bu durumu ilk kez lehlerine çevirip bir cemaat olma durumunu, organik bir mekân yaratma durumunu kendi içlerinde başardılar. O zamanki Venedik Avrupa şehirlerinin içinde en güçlü polis gücüne sahip olan şehirdir. O yüzden Yahudilerin tespit edilip tecride maruz kalmaları daha kolay olmuştu. Venedik Gettosu oluşana kadar Yahudiler Avrupa şehirlerinde çok dağınık, küçük hücreler halinde hayatlarına devam ediyorlardı. Çünkü zulümden kimliklerini gizleyerek korunabiliyorlardı. Ama Venedik, toplum tarafından istenmeyen Yahudileri kaybetmek istemiyordu. Çünkü ekonomik güç Yahudilerin elindeydi. Maddi açıdan çok büyük bir kazanç olan Yahudileri sürgün etmek yerine tecrit etmek çok daha mantıklı olacaktı. Ghetto kelimesi de İtalyanca'da "dökümhane" anlamına geliyordu. Doldurmak, bir sıvıyı dökmek anlamındaki gettare fiilinden gelmektedir. 1500'lü yılların başında artan nefret söylemleri Yahudileri ayrı bir yerde toplamak için ayrı bir alan bulma fikri yöneticiler tarafından icraata geçirildi ve Ghetto Nuovo adlı şehir Yahudilerin Gettosu olarak seçildi. Tasarlanan şehir merkezden epey uzak her tarafı suyla kaplı bir toprak parçasıydı. Dış dünyaya açılan iki köprü vardı bunlar kapatılınca Venedik Yahudi Gettosu kurulmuş olacaktır. Artık Hristiyanlar sadece gündüz saatinde oraya gidip alışveriş yapabilecek, Yahudiler de gündüz saatlerinde oradan ayrılabilecekti. Akşam olduğu vakit tüm Yahudiler Getto'da olmalı ve içeride hiçbir yabancı olmamalıydı. 1541 yılına gelindiğinde ekonomik durumu kötüye giden Venedik gümrük duvarlarını indirdi ve sürgün etmek için hazır bulunan maddi durumu da iyi olan bir sürü Yahudi Venedik'e akın etti. Özellikle Romanya ve Suriye'den göç eden Levanten Yahudiler çoğunluğu oluşturuyordu. Venedik ekonomik hayatı canlandıracak bu Yahudilere yeni bir yer açmak adına eski Getto genişletildi onlara da yer bulunmuş oldu. Daha sonra Papa Paulus yeni bir taktik denemek için Roma Gettosunu kurdu. Tam bir hayal kırıklığı... Çünkü Papa, Rahipleri ev ev dolaştırıyor Yahudileri İsa'nın kelimeleriyle kendine çekmek istiyordu. 4000 Getto sakini Yahudi'den sadece 20 tanesi din değiştirmeye yanaşmıştı. Venedik Gettosunun Roma Gettosundan farkı da buydu. Venedik Gettosu tecrit yeriydi kentten uzak, din değiştirme uğraşı verilmeyen Venedik'in marjinallerinin barındığı yerdi. Bazılarının aklına neden Yahudilerin mal varlığına el konulmuyor diye bir soru gelebilir. Sonuçta bir Yahudi sadece parası için hayatta kalabiliyordu. Kimse ona insan oluşundan dolayı yaşam hakkı tanımıyordu. Venedik o zamanların en gözde şehirlerinden biriydi. Sözlü hukuk kurallarının çok büyük oranda yerine getirildiği, Avrupa ile Doğu, Avrupa ile Afrika arasında bir kapı konumundaydı. Bu kilit şehir rolünü de nereden gelirlerse gelsinler tüm insanları sözlü hukuk kurallarına dahil etmekten kazanıyordu. Yani Yahudi'nin parası hükümetin koruması altındaydı ama gasp etme yerine sermaye olarak elde etme yolunu seçmek zorunda ve Yahudileri gerekirse tecrit ederek, gerekirse fişlemeler yaparak ikici sınıf vatandaş haline getirme söz konusu olsa da korumak zorundaydı. Venedik'te Yahudilerden başka tehlikeli bir grup daha vardı. "Cortigianeler" kimseye bağlı olmayan yüksek kademeli fahişelerden oluşuyordu bu grup. İşte Yahudiler ve Cortigianeler günlük hayatta 'soylu'lardan ayırt edilemiyordu. Ayrıcalıklı bir konuma sahip olan fahişeler müşterileriyle yemeklere, konserlere gidebiliyor. Gezmelere çıkabiliyordu. Kilise bu tehlikeyi sezdi. Evli erkeklerin din buyruklarını es geçip eşlerinin yerine bu fahişeleri tercih etmeye başlaması bir önlem almayı gerektirdi. Artık kilise çanları çalacak duyurular yapılacaktı... Cortigianeler bundan sonra sarı eşarp takacaktı.. Yahudiler ise sarı rozet takmakla yükümlüdür. Cortigianeler sarı eşarp takarsa devlet onlara hiçbir şey önermiyordu yani onlar zaten ahlaki bozan unsur olarak görülüyordu onlar sadece eşarp takmakla yükümlüdür. Ama bir Yahudi Gettoya girip sarı rozet takmayı kabul ederse devlet ona Sinagog açması için izin veriyordu... Nasıl bir istismar boyutudur bu artık siz düşünün... Yıllar geçtikçe Yahudilere olan nefret söylemleri artacak. Öfkeli Hristiyan gruplar Yahudilere saldıracaktı.. 1639 yılında ise tam bir Yahudi katliamı olacaktı.. ondan sonra Gettolaşamaya isyan eden Yahudiler yeni bir sürgüne doğru hareket edecek kalanlar ise boyun eğmeye devam edecekti... İkinci bölümde Aleksander Herzen'in yabancılaşmış dünyasına adım atmadan önce yazar ressam Édouard Manet'in sanatına değiniyor. Manet'in tuvalinden çıkan resimleri tuvalde değil de başka bir yerde aramamızı istiyor. Resimleri o yere ait olamamanın hikayesini aktarıyor. Yerinden edinmişlerdir onun malzemesi. Mülteciler, sürgünler, göçmenler... Richard Sennett Manet ile başlayarak sonrasında Herzen'e geçiyor ki ilerleyen bölümlerde onları bazı anlarda birleştirmek adına seçilen bir yoldur. Herzen 1847'de 35 yaşındayken Çarlık rejiminin baskıları yüzünden Rusya'dan ayrılıp Paris'e yerleşti. Bir daha dönmediği memleketinin yerine ye i memleketler inşa etti kendisi için. Paris, Roma, Londra.. canının istediği vakit hissettiği yeri memleketi olarak görmeye başlayan bir yabancı Herzen. İkinci sürgün öyküsü yabancılık duygusunun ideolojik temsilcisine ayrılmış Herzen'e... İlk devrimci hareketin kurucusu ve Rus Sosyalizminin babası olarak kabul edilir Herzen.. "Yavaş yavaş gidecek hiç ama hiçbir yerim ve herhangi bir yere gitmek için hiçbir nedenim olmadığını anlamaya başladım." Herzen'in kaleminden böyle sözler dökülecek. Bu sefer yabancı ırkından dolayı değil de siyasi görüşünden toplumundan tecrit edilen sürgüne gitmeye zorlanan Herzen olacaktı. Herzen Sosyalist hareket konusundaki umutlarını mültecilere bağlayan biriydi. Yerinden edilmiş olmaları kendilerinden ötesini görmeleri konusunda yardımcı olabilecekti Herzen'e göre.. lakin o yerinden edinilen insanların yabancılık duygusu karşısında tökezleyeceklerini hesaba katmamıştı. Kendisi gibi oldukları yeri memleketleri olarak görecek olduklarını düşünmüştü belki de.. lakin milyonlarca yabancı canlı canlı yakılacak yeryüzünde gidecek herhangi bir yerlerinin olmadığını çok iyi anlayacaktı yakın gelecekte... Bu kitap bana Aleksander Herzen'in düşüncelerini biraz daha anlamak adına eserlerini okuma listeme eklemem konusunda, Édouard Manet'in sanat eserlerini daha fazla inceleme noktasında uyarılarda bulundu. En önemlisi de anayurdunda boğuluyor hissine kapılan herkesin Herzen'in şu sözlerine katılacağını göstermiş oldu. "etrafı sessizlik ve yalnızlıkla kuşatılmış: Hiçbir umut, insana yaraşır bir haysiyet barındırmayan dilsiz bir itaatten ibaretmiş her şey ve aynı zamanda son derece sıkıcı. Aptalca ve bayağı imiş." Ben dünyadaki hiçbir ırkın diğerinden üstün olduğuna inanmıyorum. İnsanların da dünyada meydana gelen bazı ırkçı söylemleri kınayıp kendi ırkının üstün olduğunu savunması da ayrı bir durum. Amerika'daki siyahilere olan nefret söylemelerine tepki gösterip ülkesindeki Arap ırkına mensup Suriyeli sığınmacılara nefret söylemlerinde bulunmak da ayrı trajik bir durumdur. Bir ırka mensup olmak insanı üstün kılmaz. İnsan kalabilmek adına pozitif bir dünya görüşüne sahip olmak insanı üstün kılar. İnsana insan olduğundan ötürü önem verenler daima üstün konumda olacaktır. Onların altında: Irkçılar, faşistler, cinsiyetçiler, insanı ve hayvanı sömürmeye yönelik yaşam süren tüm insanlar yer alacaktır. Tarihte gerçekleşen kanlı ırkçı saldırılar ve hâlâ günümüzde nefret içerikli söylem ve eylemlerle devam eden ırkçı saldırıları okumak, görmek, izlemek de mi insana bir şey katmıyor? En tehlikeli ırkçılık biçimi de pasif ırkçılık bunlar vurup öldürmez ama öldürülene de üzülmez ve bunlar her eyleme içten destek verirken başına bir iş gelmesin diye sessiz kalan ırkçılardır. Bu sessizlik durumu da eylemci ırkçıların hareket alanını genişletmeleri adına uygun yeri ve zamanı bulmalarını kolaylaştırmaktadır. Irkçılık hastalıklı bir düşüncedir. Her türlü nefret söylemi hastalıklı bir düşüncedir. Geç kalmadan veya geç olmadan bunlardan sıyrılıp insan olmak adına uğraş vermek gerekir... Herzen'in bir cümlesi ile bitiriyorum.. "Etrafımda yabancı bir ırk karman çorman toplaşıyor, okyanusun ağır soluğuna sarmalanmış, dağılıp kaosa dönüşecek bir dünya... " (Adem Yüce)

İki denemesi de benim görüşlerinin önünde düğme ilikleyeceğim derece de değerli bence. 1k ekibi olarak gerekli değeri görmediğini düşünüyorum yazarın. Nurullah Ataç ı anımsatıyor kullandığı ustaca devrik cümleler ile okuyunca Cemil Meriç i de anımsattığını itiraf etmeliyim. Devletin ve toplumun üzerine düşüncelerinin ufuk açıcı olduğu kanaatindeyim. Okunması gerekiyor diye düşünüyorum. Deneme severler kaçırmamalı bu kitabı. (Mutfaktaki sarı bez)

eski tarih severlerin, ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir kitap ama ben bir türlü o akışı yakalayamadım. şimdilik yarım bıraktıklarıma ekliyorum, bir gün geri dönüp bitireceğim. (Ayşe Nur)

--reklam--

Yabancı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Richard Sennett - Yabancı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yabancı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Richard Sennett Kimdir?

Richard Sennett (d. 1 Ocak 1943, Chicago), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Londra Ekonomi Okulu'de sosyoloji profesörü, New York Üniversitesi'nde sosyal bilimler profesörüdür. New York Institute for the Humanities'in (New York Beşeri Bilimler Enstitüsü) kurucu direktörüdür.

Sennett'in sosyal bilimlere en önemli katkılarından biri, kentlerin modern dünya gerçekliği içerisinde bireysel yaşamları şekillendirişi ile ilgilidir. 2006 yılında Hegel ödülünü kazanmış , 2008 yılında ise 100,000 Euro değerindeki Düseldorf Gerda Henkel Vakfı tarafından verilen Gerda Henkel ödülüne layık görülmüştür.

Sennett, 1987'den beri sosyolog Saskia Sassen ile evlidir.

--reklam--

Richard Sennett Kitapları - Eserleri

  • Karakter Aşınması
  • Otorite
  • Ten ve Taş
  • Yeni Kapitalizmin Kültürü
  • Kamusal İnsanın Çöküşü
  • Yabancı
  • Saygı
  • Zanaatkar
  • Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam
  • Sınıfın Gizli Yaraları
  • Beraber
  • The Conscience Of the Eye: The Design and Social Life of Cities

--reklam--

Richard Sennett Alıntıları - Sözleri

  • Sınıf otoritesi ve yargı sistemi, insanları birbirine düşman yaparken kendisini gizler; sistemin gücünün esrarı ile büyülenmiş insanlar saygı için birbirleri ile savaşırken, sistemin kendisine meydan okunmaz. (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • Günümüzde orta sınıf standardında bir yaşam sürmek için bir ailede iki yetişkinin çalışması şarttır. Ancak kadınlar daha esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyuyordu; hangi sınıftan olursa olsun, kadınların pek çoğu yarı zamanlı çalışan, tam zamanlı annedir. (Karakter Aşınması)
  • Şehir farklı cinslerde insanlar­dan oluşturulur, birbirine benzeyen insanlar bir şehri var edemez. (Beraber)
  • Çoğu açlıklar gibi saygı kıtlığı da insan yapımıdır.Yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman saygı niçin bu kadar kıt olsun ki? (Saygı)
  • Bizim kim olduğumuzun cevabı, doğrudan şekilde bedenlerimizin ne yapabildiğinde yatıyor. Insan elinin işleyişinde olduğu gibi, sosyal sonuçlar da insan bedeninin yapısında ve işlevinde saklıdır. Maddi şeyleri şekillendirme durumunda olan bedensel kapasitelerimiz, sosyal ilişkilerde kullandıklarımızla benzerlik taşır. (Zanaatkar)
  • Bir kişi ne kadar çok emre maruz kalıyorsa diyor bu işçi, öz saygısını devam ettirebilmek için gerçekten de işyerinde değil de başka bir yerde olduğunu daha çok düşünür. Ancak işyerinde "başarılı olmanız" beklendiğine göre ve gerçekten de aslında orada değilseniz, nasıl başarılı olabilirsiniz ki? (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • İnsan sürekli baştan başlamak, her gün kendini tekrar kanıtlamak zorunda kalır. Bu şekilde sürekli riske maruz kalmak, karakter duygumuzu iyice aşındırır. İnsan her defasında “baştan başlar.” (Karakter Aşınması)
  • Kitap okuyan ya da sessizce pencereden dışarı bakan sıkış tıkış bedenlerle dolu tren vagonu, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış büyük bir toplumsal değişikliğe işaret ediyordu: Sessizlik bireysel mahremiyeti korumak amacıyla kullanılıyordu. (Ten ve Taş)
  • milliyetçilik ülkelerini terk edenleri adeta ameliyatla bir uzuvları kesilmiş hastalar gibi göstermiştir. Yunanlardan beri bir millete ait olmanın tam bir insan olmak için gerekli olduğunun düşünüldüğü doğrudur şüphesiz (Yabancı)
  • En iyi şarkı söyleyen ya da dans eden, en yakışıklı, en güçlü ve en zeki olan ya da en güzel konuşan kişi en fazla sayılan kişi olur; ve bu, eşitsizliğe aynı zamanda da kötü huya doğru atılan ilk adımdır. (Saygı)
  • "Bu insanlar özgür: Ama, yaşadıkları ahlakdışı bir özgürlüktür." (Karakter Aşınması)
  • Bu sosyoloji zanaatı, günümüzde yeniliğin ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaya hem fazlasıyla uygundur hem de değildir. Uygundur, çünkü toplumun akıcılık ve akış üzerindeki vurgusu, kişinin zihninden geçen bir yorumun çözümlenmesi süreciyle kesişir. Uygun değildir, çünkü çoğu insanın bu geniş kapsamlı görüşmelere katılmaktaki amacı, sonuçlar çıkarmak, dünyada nasıl konumlandırıldıklarının bir açıklamasını bulmaktır. Ak (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
  • Bizler tecrit etmeyi bir iktidarın dayatılması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ama Rönesans Venediki'nde Yahudi gettosunun oluşumu daha karmaşık bir hikaye anlatır bize. Gerçekten de istekleri hilafına tecrit edilmiş olan, ama daha sonra bu şekilde ayrı tutulmalarından yeni topluluk biçimleri yaratan ve toplumsal aktörler sıfatıyla tecrit edilmiş olmaktan bir menfaat elde eden sürgünlerin hikayesidir bu. (Yabancı)
  • Yine de, gördük ki sadece fedakarlığın bir kişiyi sevdiği insanlar için "değerli" yaptığı var sayılmaktadır. (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • Risk alma isteği, sadece girişimci kapitalistlere ya da olağanüstü maceracı bireylere özgü bir özellik olarak görülmüyor. Risk kitleler tarafından her gün omuzlanması gereken bir zorunluluk (Karakter Aşınması)
  • Her şeyi bilemezsiniz ama bildiğiniz bir şey bile sizi okkalı bir zengin yapabilir (Beraber)
  • Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir. (Yabancı)
  • Almanca Bildung sözcüğü, bir genci ömür boyu süren bir yaşam biçimine hazırlayan kişisel oluşum sürecine verilen isimdir. (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
  • Refah sistemi içinde olan kişilerin aklına katı eşitlik fıkri, problemlerinin ya da muhtaç olma durumlannın temelinde kendi haklarında kararlan başkalarının vermesinin olduğunu hissettikleri zaman gelir. Saygı kazanmak için bu insanlar zayıf ve muhtaç olmamak zorundadırlar. (Saygı)
  • Eğer bir insa­na kendimizin bir yansımasıymış gibi davranırsak, onun kendi va­roluşunun gerçekliğini inkar etmiş oluruz; kişi karşısındakinin baş­ka biri olduğuna dair temel gerçeğe saygı duymalıdır. Buradan çı­kacak ders şudur: Karşımızdakilere saygı duyuyorsak kendimizin onlarda projeksiyonunu yapmayalım. (Saygı)