Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: Kemal Atakay
Editör: Yıldırım Türker
Editör: Meltem Ahıska
Tasarımcı: Semih Sökmen
Orijinal Adı: Legislators and Interpreters
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753420860
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Yasa Koyucular ve Yorumcular Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bauman, Yasa Koyucular ile Yorumcular'da, modernite ve postmodernite kavramlarını, ''entellektüel rol''ün yerine getirildiği birbirinden tamamıyla farklı iki bağlama ve bunlara yanıt olarak gelişen stratejilere işaret etmek üzere kullanıyor. Bu karşılıktan yararlanarak Batı Avrupa tarihinin (ya da Batı Avrupa'nın egemen olduğu tarihin) son üç yüzyılını entellektüel çalışmaya ilişkin tipik modern stratejiyi en iyi sergileyen şeylerden biri ''yasa koyucu'' eğretilemesidir. ''Bu rol, görüş ayrılıklarını hükme bağlayan yetkeli ifadeler kullanmayı ve bir kez seçildiklerinde doğru ve bağlayıcı hale gelen görüşleri seçmeyi içerir. Bu durumda hüküm verme otoritesi, entellektüellerin, toplumun entellektüel olmayan kesimine oranla daha kolay eriştikleri üstün (nesnel) bilgi tarafından meşrulaştırılır. ''Bu konudaki tipik postmodern stratejiyi ise, ''yorumcu'' eğretilemesi gösterir. Yani, '' bir topluluğa özgü gelenek içinde dile getirilmiş ifadeleri, bir başka geleneğe dayanan bilgi sistemine anlaşılabilecek şekle çevirmeyi içerir.
En iyi toplumsal düzeni seçmeye yöneltmek yerine bu stratejiyi, özerk (bağımsız) katılımcılar arasında iletişimi kolaylaştırmak amacını taşır; iletim süreci içinde anlamın çarpıtılmasını önlemeye çalışır.'' Bauman bu iki stratejinin kaynağı ve etkilerini, Batı ile dünyanın öteki ülkeleri arasındaki ilişkilerde, Batı toplumlarının iç örgütlenmesinde, bilginin ve bilgiyi üretenlerin bu örgütlenme içindeki yerlerinde ve entellektüellerin yaşam tarzlarında arıyor. Bunu yaparken de, modernite projesinin vaatlerine ve iflasına ilişkin kuramsal tartışmaların yanısıra, günümüzde farklı toplumsal denetim mekanizmaların kurulması, ''yeni yoksullar''ın oluşması gibi olguları gündeme getiriyor. Bu çerçevede cevap aradığı en önemli soru ise, tamamlanmayı bekleyen modernite projesinde entellektüellerin nasıl yeniden yer alabileceği.
--reklam--
Yasa Koyucular ve Yorumcular Alıntıları - Sözleri
- Kusursuzluğa ulaşabilmek için,insanların eğitilmesi gerekir.
- Bir ulusu eğitmek, onu uygarlaştırmaktır: Bilgiyi yok etmek, ulusu barbarlığın ilkel durumuna indirgemektir.
- İnsan doğaya, doğanın kurallarına teslim olarak egemen olabilir.
- Daha yakından incelendiğinde, aydınlanma köktenciliğinin özünün, bilgiyi yaymak değil, yasalaştırmak, örgütlemek ve düzenlemek olduğu açığa çıkar.
- ilkel insan tek bir şeyden, yaşam mücadelesindeki belirsizliklerden korkar.
- Temiz fikirleriniz olmasını istiyorsanız, onları gömlek değiştirir gibi değiştirin
- Tüketim cennetinin kendi portatif cehennemi vardır: İzinsiz ziyaretçiler için.
- "Vazgeçiş kârlı olabilir, ancak 'doğal' dürtülerin bastırılması ve insanın eğilimleriyle uyuşmayan, içgüdülere ve tutkulara yalnızca dolaylı bir çıkış yolu sağlayan davranış örüntülerinin dayatılmasının bir ürünü olarak gerçekleşir. Bastırma acı vericidir, iyileştirilmesi güç psikolojik yaralar bırakır."
- Felsefeciler şimdiye kadar yalnızca dünyayı açıkladılar; ancak sorun, dünyanın nasıl değiştirileceğidir.
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır.
- Güçlü bir aristokrasi, kamu işlerinin akışını biçimlendirmekte kalmaz, aynı zamanda kamuoyunu yönlendirir, yazarların yazış tarzını etkiler ve yeni fikirlere otorite sağlar. On sekizinci yüzyıl itibarıyla Fiansiz soylu sınıfı bu yükseliş biçimini tamamen yitirmişti gücüyle birlikte itibarı azalmıştı ve kamuoyunda işgal ettiği yer boş kaldığı için yazarlar kamuoyunu çok büyük bir kolaylıkla gaspedebiliyor ve gözden düşme korkusu olmaksızın ellerinde tutabiliyorlardı.
- "Bir kez oyunu oynamayı bırakırsanız, umut ortadan kalkar ve kaybetmiş olduğunuzu, yitirdiklerinizi telafi edecek bir başka savaş olmayacağını bilirsiniz. Umut tapınağına yalnızca oynayabilenlerin girmeye izni vardır."
- Bilgi edinme sürecinin çarpıcı özelliği, bu sürecin eski gizemleri çözmenin yanı sıra yeni birçok gizemi üretmesi; ayrıca, yatıştırdığı eski korkuların yanı sıra birçok yeni korku yaratmasıdır.
- Eğitim ve kültür sahibi olma, tedrici, aşamalı ve düzenli süreçlerse, o zaman popüler kültür bunun zıttıdır. Çünkü kitte kültürünü bunca çekici kılan şey, çaba göstermenin gereksiz olduğu imasıdır.
--reklam--
Yasa Koyucular ve Yorumcular İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Aklı kesen herkesin racon kesip yasa koyup strateji geliştirip toplumsal olanı biçimlendirdiğinden bahşediyor. Bauman modernite ve geç modern dönemde entellektüelin işi bilen konumunda toplumsal gündelik üzerinde ahkam kesen yargı cümleleri ile belirleyici olduğunu ve bu belirlenme halinin yeni zamanın belirgin entellektüel davranışı olarak kabul gördüğünü söylüyor.... (Derida)
Feyzeddin Aytepe yazdı: Metaforlar Ekseninde Toplumu Anlamlandıran Adamın Kitabı: Zygmunt Bauman “Yasa Koyucular ve Yorumcular” adlı eserinde ana tema olarak, entelektüel bir sınıfın ortaya çıkışı, bu sınıfın yükselişi ve son tahlilde bu sınıfın gerileme sürecini anlatmaktadır. Ve fakat aynı zamanda kendisinin kavramsallaştırdığı önemli benzetmeler ile bu entelektüel sınıfın serüvenini irdelemektedir. Bauman’ın bu çerçevede anlamaya ve anlatmaya çalıştığı süreç modernlikle yakında ilişkilidir. Dolayısıyla modernliğin iniş çıkışları bu çalışmayla eklektik bir durum arz etmektedir. Bauman aslında bir yönüyle bir sorgulama içerisindedir. Entelektüel kimdir? Entelektüel sınıf kimlerden oluşuyor? Entelektüelin doğuşu nasıl olmuştur. Bu entelektüeller toplumu değiştirebilecek güce sahip midir? gibi sorular bu çalışmanın önemli bir unsurunu barındırmaktadır. Yazara göre, entelektüel çalışmaya ilişkin tipik modern stratejiyi en iyi sergileyen şeylerden biri "yasa koyucu" benzetmesidir. "Bu rol, görüş ayrılıklarını hükme bağlayan otoriter ifadeler kullanmayı ve bir kez seçildiklerinde doğru ve bağlayıcı hale gelen görüşleri seçmeyi içerir. Bauman’a göre yasa koyucular. Biraz da kendi işlerini kendileri icat ediyorlar. Eserin son kısımlarında bir sesleniş söz konusudur. Bauman’ın bu seslenişi entelektüelleredir. Bauman entelektüelleri postmodern çağda hakikate çağırmaktadır. Yani entelektüelin görevi hakikati söylemektir. Bu bağlamda Bauman, modernitenin postmoderniteye dönüşümü mevzusunu irdelemektedir. Eserin giriş kısmında modernite ve postmodernite kavramlarının genel anlamda karıştırılan iki kavram olduğuna değinilmektedir. Esasında benzer karşıtlıkların -"sanayi toplumu" ile "sanayi sonrası toplum" ya da "kapitalist toplum" ile "kapitalizm sonrası toplum" gibi- eşdeğeri olarak kullanılmadığını anlatmaktadır. Zira modernite ile postmodernite, kendi kendine oluşturulmuş ve büyük ölçüde kendi konumunun bilincinde olan kültürel ve sanatsal üslupları betimlemek üzere kullanılan "modernizm" ile "postmodernizm" terimlerinin eşanlamlısı olarak da kullanılmadığına değinilmiştir. Eserde kullanıldığı şekliyle modernite ile postmodernite kavramları, "entelektüel rol"ün yerine getirildiği birbirinden tamamıyla farklı iki bağlamını ve bunlara yanıt olarak gelişen iki ayrı stratejiyi gösterdiğini söylemektedir Modern ya da postmodrem olan bu önemli iki pratiktir; iki tarzdan birinin ya da ötekinin egemenliği, iki kavramı entelektüel tarihin dönemleri niteliğini kazandırdığını ifade etmektedir. Birbirini izleyen tarihsel dönemler olarak modernite ile postmodernite fikri tartışmalı olsa da, iki pratik arasındaki ayrımı belirtmek, "ideal türler" olarak olsa bile- yararlıdır. Bu ayrım, var olan entelektüel karşıtlıkların özünü ve mevcut entelektüel stratejiler yelpazesini açığa çıkarmak açısından yararlı olacağı kanısındadır. Entelektüel pratiklerle ilgili olarak, modern ve postmodern terimleri arasındaki karşıtlık, dünyanın, özellikle de toplumsal dünyanın doğasını anlamadaki farklılıkları, aynı zamanda da entelektüel çalışmanın buna bağlı doğasını ve amacını anlamadaki farklılıkları gösterdiğini belirtmektedir. Entelektüellerin Etiyolojisi Bauman bu bölüme başlarken bir entelektüel tanımının tartışmasını yapmaktadır. Çünkü ona göre entelektüelin birden çok tanımı vardır ve fakat bu çokluğun aynı zamanda ortak yönlerinin de olduğunu vurgulamaktadır. Paul Radin, “entelektüel” tanımlamalarının hepsi de “kendini” tanımlamadır. Dolayısıyla önerdikleri her tanım, kendi kimliklerinin sınırını çizmeye yönelik bir girişimdir. Her sınır alanı ikiye ayrılır: “burası ile orası”, “içerisi ve dışarısı”, “biz ve onlar” şeklinde açıklamaktadır. Entelektüel kişinin ancak başka bir kültürle ya da başka bir metinle karşı karşıya geldiğinde kendini anlayabileceğini söylemektedir. Bauman tanımlamalar ve kavramalarla ilgili olarak belirli bir kavramın yansıttığı ve hizmet ettiği egemenlik yapısı hangisi olursa olsun, bütün bu tür kavramlar bir bütün olarak yapının egemen tarafınca değil, entelektüeller tarafınca üretilmekte, rafineleştirilmekte ya da mantıksal açıdan geliştirilmektedir. Entelektüeller kategorisi hiçbir zaman tanımsal açıdan kendine yeterli olmamıştır ve asla olmaz demektedir. Arketip ve Ütopya Bauman’a göre “erken modern” entelektüelin nasıl olduğunu anlamanın yolunun Batı tarihini, özelde Avrupa tarihini iyi bilmekten geçtiğini belirtmektedir. Bunu anlamak için Les Philosopes’i incelemiştir. Bauman bu grubu entelektüellerin öncüsü olarak görmektedir. Bauman, Les Philosopes’in bir ütopyayı ortaya attığını söylemektedir. Bu grup farklı meslek gruplarını içerisinde barındırmaktadır. Bu farklılıkları bir araya getiren asıl unsur toplumu anlama ve anlamlandırma çabasıdır. Bunlar değişen toplum yapısını ve değişim unsurlarını anlama çabasındadırlar. İktidar/Bilgi Sendromunun Toplumsal Kökeni Bauman bu bölüme Lucien Febre’nin bir söylemiyle açıklamalarına başlamaktadır. “Her zaman korku ve her yerde korku”. Modernlik öncesi dönemde yaşayanların güvenliğini sağlamak ve tehlikeye karşı savaşmak için kullanmayı öğrendikleri tek silah ne kadar güçsüz gibi görünse de kendi yoğun sosyalleşmelleri ve insan ilişkilerinin karmaşıklığıydı. Modernlikten önce insanının küçük ve istikrarlı, dolayısıyla sıkı sıkıya denetlenen dünyası, on altıncı yüzyılda büyük bir baskı altına girmiş ve bir sonraki yüz yılda geri dönülmesi imkânsız biçimde parçalanmıştır. Baumana göre asıl tehlike köksüzlüktür. Sürekli hareket halinde olan ve her yerde yabancı olan bu insanlar, toplumsal olarak görünmez kalmışlardı. Bundan dolayı, yasa koyucular dikkatlerini “efendisiz” insanların görünürlüğünü artırma ve böylece onları gözetlenebilir hale getirmeye yönelttiler. En basit yöntem ise damgalamaktı. Çünkü bilgiye sahip olmak aynı zamanda iktidara sahip olmak demekti. Bauman’a göre modern iktidar biçimlenmesinde gerçekten yeni olan şey, pastoral ve yönlendirici tekniklerin laikleştirilmesiydi. Yönetilenler Tanrı'ya giden yolu bulmak için gerekli becerilerden yoksun bırakılmakla kalmamış, aynı zamanda bilgililerin gözetimi, yardımı ve ıslah edici· müdahalesi olmadan insana yakışır bir yaşamı sürdürme imkânları da ellerinden alınmıştı. Bahçıvanlara Dönüşen Avlak Bekçileri Bauman bu bölümde modern dönemi anlamlandırmak için “bahçıvan ve avlak bekçileri” metaforunu kullanmaktadır. Ona göre doğanın bir amacı yoktur. Bahçenin uzmanı bahçıvandır. Nasıl ki bahçıvan bahçedeki olumsuzlukları ve düzensizlikleri ortadan kaldırma görevini üstleniyorsa modern entelektüeller de bu görevi toplum namına üstelenmektedir. Modern yasa koyuculara göre toplum tek başına bırakılamaz. Çünkü modern entelektüellere göre insanları yalnız başına bıraktığında neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremezler. Halkı Eğitmek Bauman bu başlık altında halkın ve kültürün temelinin bozulmasıyla eğitime duyulan ihtiyaç ortaya çıkmıştır ve bu eğitimi sağlayacakların yasa koyucular olduğunu şu şekilde açıklamaktadır: “Üzerinden geleneğin pespaye giysileri çıkarıldığında halk, "kendisi olarak insan’ın o saf, eski durumuna, insan soyunun ibret alınacak birer örneği durumuna indirgenmiş olacaktır”. O zaman yalnızca bir niteliği paylaşacaklardır: Sonsuz işlenme, biçim verilme, kusursuzlaştırılma kapasitesi. Eski ve pejmürde giysileri üzerlerinden attıkları için yeniden giydirilmeye hazır olacaklardır. Bu kez elbise dikkatle seçilecek, titizlikle tasarlanacak ve aklın öngördüğü gibi, ortak çıkar ölçüsüne uygun olarak biçilecektir. Tasarımcıların iradesi yalnızca akıl tarafından sınırlandırılacaktır. Sonunda elbiseyi giymek zorunda olanın ne doğru seçimi yapabilme yetileri vardır, ne de olasılıkla böyle bir şeye gönüllüdürler. İnsan soyu kusursuzlaşma gücüyle ilgili hiçbir sınır tanımaz. Bununla birlikte, türün özelliği onun üyeleri olan bireylerin özelliklerine dönüşmez. Aksine onlar -bireyler-kendilerini bu mağrur türün gerçek üyeleri haline getirecek kaynaklardan yoksundurlar. Böyle bir dönüşüm Akıl ile iletişim içinde olan ve dolayısıyla ortak çıkan neyi gerektirdiğini bilenlerce yönlendirilmelidir. Kültürün Keşfi Bauman bu başlıkta tarihsel olarak ortaya çıkan şekilsel ve zihinsel kültürün farklılıklarını anlatmaktadır. Bauman’a göre “kültür” kavramı 18. yüzyıldan itibaren ortaya çıktı. Zira o yıllarda insanlar arasında fiziki ve davranış farklılıkların farkına varıldı. Tam ve net bir biçimde belli yerlerdeki yöre insanlarının belirleyici özellikleri ve belli tepki şekilleri tespit edildi. İnsanlar arasındaki bu farklılıklar daha önce de fark edilmişti fakat bu durumu “Tanrı nasıl dilediyse öyle yaratılmış” çıkarımıyla geçiştirmek Aydınlanma devrinde artık kabul gören bir açıklama değildi. Akıl, bu konuyu/bu farklılıkları kategorize etmeliydi. Kültürlerin keşfi üzerinde en önemli etkisi olan durum vahşi kültürlerin git gide zayıflaması ve buna bağlı olarak bahçeciliğin gerekliliğinin fark edilişi olduğunu söylemektedir. İdeoloji Ya da Fikirler Dünyası’nın Kurulması Bauman Fikirleri bir istenç durumu olarak ifade etmektedir. Asıl sorun sorunu tanımlamak olmamalıydı. Sorunun nasıl çözüleceğiydi. Mannheim’e göre iktidarı bilgili kılmak yerine, bilgi, iktidar sahibi olmayı deneyebilir. Entelektüelleri yasa koyucular olarak gören eski söylemin, başlangıçta böyle bir söylemi olanaklı kılan toplumsal koşullar tümüyle ortadan kalktıktan sonra yeniden canlandırılması girişimi. Yasa Koyucunun Düşüşü Postmodern döneme girerken modernliğin araçları o kadar mükemmelleşiyor ki devletin artık entelektüellerin hizmetlerine ihtiyacı kalmıyor. Kapitalizm her şeyi hele geçiriyor. Akla olan inanca da gerek kalmıyor artık. Rasyonel ilerleme fikrine insanları ikna etmenize gerek kalmıyor dolayısıyla Bauman bu durumu entelektüellerin düşüşü olarak görüyor. Dolayısıyla artık hakikat tek olmaktan çıkıyor. Simmel’e göre tüm önceki dönemlerde yaşamış insanların tersine, bir süredir herhangi bir ortak idealimiz olmaksızın, hatta belki de hiçbir idealimiz olmaksızın yaşamaktayız. Yorumcunun Yükselişi Bu başlıkta entelektüellerin artık grupların içerinde sadece birer yorumcu olduklarını ifade etmektedir. Çünkü artık her grubun bir yorumcusu vardır. Hakikat, yargı ya da beğeniye cemaatlerin ötesinde evrensel bir zemin bulma yolundaki tüm arayışlar boşunadır. Baştan Çıkarılanlar Bauman bu bölümde Gustave Le Bon’un yaklaşmakta olan çağın bir güruh çağı olduğunu belirtmekte ve açıklamalarında bunu temel almaktadır. Güruhu rasyonel yargıda bulunma yetisi olarak tanımladığı bireyselliğin yok edildiği bir toplumsal ortam olarak tanımlamaktadır. Bu güruhun yöntemi uygarlığın sonudur. Çünkü tüm uygar yaşantı, bireyin kendini kusursuzlaştırmasına ve akıl yaşamına yönelik bir güdüyü güvence altına alan ahlaki güçler zeminine oturtmaktadır. Uygarlık belli bir zihinsel yapının ürünüdür ve temelini halkın karakterinden alır. Artık rasyonel zihniyetin yerini alan halk zihniyetinin başat özelliği saflığı, naifliği, başkalarının yönlendirmesine tabi olması ve kendi denetlediği eylemlere girişmemesidir. Gasset’in karşıt ütopyası bize daha sonra ortaya çıkmış ancak olsa olsa sayısız öncelin sezgilerini ve iç görülerini daha da keskinleştirmiştir. Ortega’da yaklaşmakta olan kıyamet teşhisi, karın tokluğuna varoluşumuz, her türlü kısıtlamadan uzak bir yaşam özlemimiz, şımarık çocuk psikolojimiz, olduğumuzla yetinip, daha iyi olma konusundaki isteksizliğimiz üzerinde odaklanmıştı, oysa gerçekten soylu bir yaşam bir ömür boyu süren çabayla eşanlamlı olmalıydı. Bastırılanlar Bauman’ın dediği grup; çalışan kesim, işçiler ve yeni yoksullardır. Kitaptan alıntılarsak, Avrupa’nın modern tarihi boyunca entelektüelleri birleştiren şey, toplumsal dünyanın rasyonel örgütlenmesine duyulan gereksinim ve böyle bir örgütlenmenin ürününün bir tür sürekli "iç eğitim programı" olacağı şeklindeki imgeydi; beklenebileceği üzere, entelektüeller ideal toplum görüşüne kendi kolektif yaşam tarzlarından yola çıkarak biçim vermişlerdi ve gene beklenebileceği üzere, böyle bir ideale atfetmekten hiçbir zaman geri durmadıkları bir nitelik, akıl ile onun sözcülerine tanınan yüksek otoriteydi. Mevcut toplum türlerini aynı bakış açısından değerlendirme eğilimi söz konusuydu; bu toplumlar hakkında, Akıl modeli krallığına olan yakınlık dereceleri ve kendi başlarına böyle bir modelin tam olarak uygulanması noktasına gelebilme olasılıklarına göre hüküm veriliyordu. Sonuç Bauman’a göre devlet bir metalaştırma aracı durumundadır. Kapitalizm, pazarı üretmiş olduğu mutsuzluklarla beslenmektedir. Pazarın körüklediği kişisel yetersizlik korkuları, endişeleri ve bunun yol açtığı acılar, pazarın sürmesi için vazgeçilmez nitelikteki tüketici davranışını ortaya çıkarmaktadır. Modernite projesini tamamlanma aşamasına getirmek hâlâ entelektüellerin işleri olarak kalmaktadır. Esreden alıntılarsak özetle, Son bölümlerde, bugün, geriye bakıldığında, Püritenin başarısızlığa uğramış romansı olarak görünen şeyin anlaşılması ve izlenmesi güç öyküsünü izlemeye çalıştık. İster kendi ilk günahı nedeniyle olsun, ister bazı başka güçlerin komplosundan ötürü, Püriten tüketiciye, her ayrıntısıyla karşıtına dönüşmüştür; "haz" ya da "gerçeklik" ilkesinin değil, bir tür "rahatlık ilkesi''nin önderlik ettiği bir tip: Haz adına bile kendini yormaktan kaçınan, ne güçlü biçimde seven ne de tutkuyla nefret eden bir tip. Püriten, entelektüellerin daha iyi, rasyonel toplum planlarında ve stratejilerinde gereğinden fazla boy gösterdiğinden, bu özgül blöfün hayat öyküsü, birçok çağdaş entelektüel tarafından moderniteden postmoderniteye giden yolda en önemli olay olarak yaşanmıştır; zaten, entelektüellerin tayin ettiği her "rasyonalite taşıyıcısının" arkasında Püriten boy gösteriyordu ve onun ortadan yok oluşunun tanınması, daha sonraki tüm aslına uygun tasvir çabalan nı gereksiz hale getirmiştir. Bu yüzden, postmodern durumun en popüler betimlemesi/yorumu "tüketici toplumu" şeklindeki betimleme/yorumdur; yeni tarihsel dönemin en önemli özelliği olarak tüketicinin ortaya çıkışını ve (en azından sayısal olarak) egemenliğini gösteren bir betimleme. Feyzeddin Aytepe - 06.03.201 (Yunus Özdemir)
Yasa koyucular ile yorumcular: Kitabı değerlendirmeden önce Aydınlanma Çağı ve entellektüeller arasındaki ilişkiyi bilmekte fayda var. Entellektüeller, ulusun zihnini etkileyip politik liderlerin hareketlerine biçim vermek suretiyle, siyasal sürece doğrudan müdahale etmeyi kendi sorumlulukları olarak gören romancı, şair, sanatçılardan oluşan karışık bir topluluk. Bu topluluğun çağrı olarak da niteleyebileceğimiz bir tür amaçları var ki bu, 'bilgili insanlar' geleneğini yeniden oluşturmaktır. Tabi bu çağrı 20. Yy zaman çerçevesinde düşünülürse modernitenin bu dönemde belirginlik kazanması anlamlandırılabilir. Modernite temel olarak aklı ve insanı merkez olarak belirleyerek toplumsal yaşamı rasyonelize eder, din toplumsal yaşamda arka plana itilir, laiklik benimsenir. Yani toplumsal yaşamın belirli bir düzen üzerine kurulup, belli kurallarla yönetilmesinin istenmesi, yeni bir dünya görüşü olarak moderniteyi doğurur. Bu stratejiyi ortaya koyan ise entellektüellerdir. Bu söylem daha sonra devlet ile entellektüellerin arasında bir kopmaya neden olacak, karşıt söylem olarak postmodernite ortaya çıkacaktır. Kitap içerik olarak bu iki söylem arasındaki farkları ele alacaktır. (a)
--reklam--
Yasa Koyucular ve Yorumcular PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Yasa Koyucular ve Yorumcular kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yasa Koyucular ve Yorumcular PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorum