Kitap Künyesi
Yazar: Adalet Ağaoğlu
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051417608
Sayfa Sayısı: 263
--reklam--
Yazsonu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir kimse neden oltasını, içinde tek balık olmadığını bildiği göle sarkıtır?"
"Güveler kumaşı, pas demiri, kurtlar elmayı, geçmiş ve şimdi de insanı kemirir(mis?)."
Birey ve toplum gerçeğinin nasıl bütün olduğunu, bunların herhangi birini yok sayarak bir edebiyat ürünü yaratılamayacağı gerçeğini vurguluyor. Yazsonu'nun önemli mesajı belki de bu.
-Doğan Hızlan-
Bir de Adalet Ağaoğlu'nun Yazsonu adlı eseri çok güzel. Benim en sevdiğim kitabı Ağaoğlu'nun…
-Peride Celal-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Yazsonu Alıntıları - Sözleri
- Bir kimse neden oltasını, içinde tek bir balık olmadığını bildiği göle sarkıtır ki ?
- "Sevda bahçelerinin çiçekleri hep soldu."
- Artık alışkanlıklarımı ve belli ölçülerde bir rahatı her yerde aramaya başlamış bir yaştayım.
- Ne kadar yalnız Bir yıldız Beni yalnız Yalnızlığım çoğaltır.
- Ne oluyorsa benim içimde oluyordu.Dışımdaki hiçbir şeye egemen değildim..
- Ne yapalım ki , bakışlarımız yıkık bir duvar parçasına değmeye görsün, kokular da bizi sırtına alır, çağlar öncesine çeker götürür. İçinde yaşanırken zaman, o düz tarih çizgisini izlemiyor.
- Bir kimse, neden oltasını, içinde tek balık olmadığını bildiği göle sarkıtır?
- “İnsanın her zaman geride unuttuğu bir şey oluyor. Dönüp aramaya katlanmazsa, ömür boyu yarımlık duygusu yaşıyor. Her ne yapsa, ‘keşke’ diye başlıyor. O ‘keşke’leri, ‘belki’leri, ‘acaba’ları yanımda taşımayı sevmem.”
- Havasız bir yerde, çok bekletilmiş bir sandık portakaldan her birinin ötekini çürütmesi gibi, kent, benim de yanımda yöremde küf rengi, yumuşak lekeler bırakıyordu.
- “Topluma güzel bir insan vermek istiyoruz, toplumsa örseliyor, vuruyor, öldürüyor ve biz oğullarımızı, kızlarımızı nerde, niçin yitireceğimizi bile bilemiyoruz.”
- Bir tutsaklık var ortada, farkındayım. Ama kim kimin tutsağı? Ne, hangi zamanın?
- Yalnızlığın asıl önemi, başkalarına göre önemsiz sayılabilecek soruların peşine düşmek…
- Ne kadar yalnız Bir yıldız Beni yalnız Yalnızlığım çoğaltır
- Yalnızlığın asıl önemi, başkalarına göre önemsiz sayılabilecek soruların peşine düşmek...
- 'Yaşar gibi yaptığımızı anlayamadan yok olup gideceğiz.'
--reklam--
Yazsonu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Her şey kendi doğrusunu bulur. İçimde yineleyip duruyor: Bulur her şey kendi doğrusunu. Kendi doğrusunu bulur her şey. Öf, öf ne menem bir doğrudur bu, bunca karmaşık, çok zikzaklı, enine, boyuna, derinliğine sayısız ucu olan? Bir kimse neden oltasını, içinde tek balık olmadığını bildiği göle sarkıtır? Uzun süredir kendimi nasıl anlatabilirim diye düşünüyordum. Meğerse Adalet Ağaoğlu beni anlatmış bu cümleleriyle. Kafamda tekrarlanıyordu. “ her şey kendi doğrusunu bulur.” Gerçekten zamanla her şey kendi doğrusunu buluyor. Doğru kişileri, doğru yerleri ve doğru zamanları… Bir gün bütün bunların nedeni anlaşılacak. Bütün acıların, olmazlıkların üstünü örten giz perdesi kalkacak. Ama şimdi yaşamak gerek… Zaman geçecek bizler sonsuzluğa karışacağız. Gerçekten her kitabın bir zamanı var. Onunla tanışmak için, onu içine almak için. “Yazsonu” benim için öyle bir zamanda geldi. Sorguladığım, neden, neden dediğim bir dönem. Ama durulmak lazım, zamanın geçmesi lazım. Her şey ışığına kavuşur ne de olsa. Kitaba gelirsek Nevin kitabımızın baş kahramanı, biraz uzaklaşmak, yalnız kalmak aslında her şeyi anlamak amacıyla Side yakınlarında bir kasabaya gider. Bütün arkadaşlarını bir araya toplamaktır derdi. Kitap bir iç debelenmeyi anlatırken birden olaya dalar. Aslında oğlu Güney’i kaybetmiştir. O hayatının kırılma noktası, her şeyi idrak ettiği bir çizgidir. Sonrası gelir zaten. “Balıksız bir gölün başında nice otursam, tek balık avlayamayacağımı bilmeliydim. Böyle diyorum ama, o gölün dibinde, neden sonra kıpırtılar sezmiştim ben. Dirimin sesini. Göl olsun da, hayat bulunmasın olur mu? Adalet Ağaoğlu’nun genelinde bütün kadın karakterlerinde her şeyin kötü gitse de bir yerlerde yeşeren bir umudun olduğunu biz okuyucuya aktarması ha ri ka ! (Fatma)
Son dönemlerde Alev Alatlı gibi Adalet Ağaoğlu da malum sebeplerden dolayı bir nebze uzak duruyordum. Oysa kendisi cumhuriyet tarihinin altın yazarlarından biri. Yazsonu baştan sona bir anda okuduğum ilk kitabı ve kitabın baş karateri olan kadının yaşadıklarını/ ruh halini birebir film izler gibi yaşadım. Başarılı bir kitap olması için geçerli nedenlerden biri. Olay öyküsünden çok olay/durum karma bir öykü üzerine kurulu kitap bu açıdan kurgusu beni çekti. Adalet Ağaoğlu'na başlamak için iyi bir öneri olabilir. (Cansu S.)
Selamlar herkese . . En son kitap mağazasına girdiğimde ilk gözüme çarpan kitap olmuştu “ Yaz sonu” geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Adalet Ağaoğlu’nun daha önce hiç kitabını okumadığımı ve tam da yaz sonunda olduğumuzu fark eder etmez de attım sepete tabiki . . Ağaoğlu’nun tüm romanları böyle romantik midir bilmem ama son zamanlarda okuduğum en hüzünlü en romantik anlatımlı satırlardı. . . ”Her şey kendi doğrusunu bulur”la başlayan satırlar devamında ‘ah bilebilsek’ lerle, ‘yaşar gibi yaptığımızı anlamıyoruz’ larla devam ediyor. Siz düşünün . . Hemen her şeyi kendi doğrusuyla yorumlayan satırlar içimizdeki öz eleştirilerle devam ediyor ve üstüne toplumsal bakış açısını bile ekliyor. . . Bu kadar psikolojik yaklaşımsa hüzünlü bir hikayeyle veriliyor; bu gerçek bir edebi ustalık! . . Sevgiler Hande kitap/yazsonu--18614 yazar/adalet-agaoglu (Hande Uluçınar)
--reklam--
Yazsonu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Adalet Ağaoğlu - Yazsonu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yazsonu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Adalet Ağaoğlu Kimdir?
Adalet Ağaoğlu (d. Nallıhan, Ankara 1929) romanlarıyla ünlü Türk yazar.
20. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli romancılarından biridir. Türkiye'nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insan hayatlarına etkisini inceleyen eserler vermiştir. Romanları dışında hikaye, oyun, deneme, anı türünde eserler verir.
13 Ekim 1929'da Nallıhan'da dünyaya geldi. Babası, kumaş tüccarı Hafız Mustafa Sümer'dir. Dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu ve tek kızıdır. Kardeşleri Dr. Cazip Sümer (1925-1975), oyun yazarı, oyuncu Güner Sümer (1936-1977) ve işadamı Ayhan Sümer (1930)'dir.
İlköğrenimini Nallıhan'da tamamladıktan sonra 1938'de ailesi ile birlikte Ankara'ya yerleşti[2] . Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
Edebiyata ilgisi lise yaşamında şiirlerle başladı, kısa bir süre sonra oyun yazarlığına yöneldi. İlk defa 1946'da Ulus gazetesinde tiyatro eleştirileri yayımlayarak yazarlığa başladı. 1948-50 arasında Kaynak Dergisi'nde şiirleri yayımlandı.
1951-1970 yılları arasında TRTde çeşitli görevlerde bulundu. Ankara Radyosu'nda göreve başladığı yıl ilk radyo oyunu olan "Aşk Şarkısı'nı" yazdı. Raddyo'da görev yaparken tiyatro oyuncusu ve yönetmen dört arkadaşı (Kartal Tibet, Üner İlsever, Çetin Köroğlu, Nur Sabuncu) ile birlikte Ankara'nın ilk özel tiyatrosu olan "Meydan Sahnesi"'ni kurdu[1]. Meydan Sahne Dergisi'ni çıkardı. 1953 yılında tiyatro konusunda görgü ve bilgisin arttırmak üzere Paris'e gitti[1]. 1953'te Sevim Uzungören'le birlikte yazdığı "Bir Piyes Yazalım" tiyatro oyunu aynı yıl Ankara'da sahnelendi. 1954 yılında mühendis Halim Ağaoğlu ile evlenen sanatçı, ilk romanını yazana kadar oyun yazarlığını sürdürdü. Üst üste yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu. TRT'nin özerkliğine el konulması gerekçesiyle TRT Radyo Dairesi Başkanlığı'ndan 1970 'te istifa eden sanatçı o tarihten bu yana yazarlıktan başka bir işle uğraşmadı. Edebiyat yaşamının bazı dönemlerinde "Remüs Tealada" ve "Parker Quinck" gibi takma adlar kullanmıştır.
İlk romanı Ölmeye Yatmak, 1973'te yayımlandı. Bu ilk romanından itibaren tüm eserleri yoğun tartışmalara konu oldu. Ölmeye Yatmak, daha sonra yazdığı Bir Düğün Gecesi(1979) ve Hayır (1989) adlı romanlarla bir üçleme oluşturdu ve birçok ödül kazandı. Bir Düğün Gecesi ve Hayır romanları yayınlanır yayınlanmaz, ikinci romanı olan Fikrimin İnce Gülü, dördüncü basımında toplatıldı[3]. "Fikrimin İnce Gülü" romanı hakkında, "askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif (küçük düşürmek)" suçlamasıyla hakkında 1981 yılında dava açılan Ağaoğlu, iki yıl süren davanın ardından aklandı. "Düğün Gecesi" ise soruşturma aşamasında kaldı[4]. Dönemin üç önemli roman ödülüne layık görülmüş olan Bir Düğün Gecesi adlı roman için ayrıca Aldous Huxley'den aşırma olduğu suçlaması ortaya atıldı ve uzun tartışmalara sebep oldu.
Öykü kitapları, denemeler, anı-roman türünde eserler de yayımlayan Ağaoğlu 1991 yılında Çok Uzak Fazla Yakın'la oyun yazarlığına döndü. 1983 yılından beri İstanbul'da yaşayan Ağaoğlu, halen yazmayı sürdürüyor.
Adalet Ağaoğlu'ile ilgili yazıları bir araya getiren arşiv eşi Halim Ağaoğlu tarafından hazırlanmış ve 2003'te Adalet Ağaoğlu'nun yazarlığının 55. yılı anısına Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır adı ile basıldı.
1996'da ciddi bir trafik kazası geçiren ve iki yıl hastande yatan Adalet Ağaoğlu[6] için Can Yücel'insöylediği "Sen Türkiye'nin en güzel kazasısın" sözü [kaynak belirtilmeli], Feridun Andaç'ın Adalet Ağaoğlu ile yaptığı nehir söyleşi tarzında bir kitabın adı oldu. Kitap, 2006'da basıldı.
Ağaoğlu, 1986'da kurulan İnsan Hakları Derneği'nin kurucuları arasında yer almış ancak Temmuz 2005'de İHD'nin tek yanlı ırkçı-milliyetçi bir tutum takındığını belirterek ve "PKK yanlısı politika izliyorlar" diyerek istifa etti. Son olarak Ermenilerden özür dileme kampanyasına katılmıştır.
Eserleri
Tiyatro ve Radyo Oyunları
Yaşamak - 1955
Evcilik Oyunu - 1964
Sınırlarda Aşk - 1965
Çatıdaki Çatlak - 1965
Tombala - 1967
Çatıdaki Çatlak 1967
Sınırlarda Aşk-Kış-Barış 1970
Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar 1973
Kendini Yazan Şarkı 1976
Çok Uzak - Fazla Yakın 1991
Duvar Öyküsü - Çocuklar ve Büyükler için Müzikli Danslı Oyun 1992
Çağımızın Tellalı 2011
Roman
Ölmeye Yatmak 1973
Fikrimin İnce Gülü 1976
Bir Düğün Gecesi 1979
Yazsonu 1980
Üç Beş Kişi 1984
Hayır... 1987
Ruh Üşümesi 1991
Romantik Bir Viyana Yazı 1993
Öykü
Yüksek Gerilim (1974)
Sessizliğin İlk Sesi 1978
Hadi Gidelim 1982
Hayatı Savunma Biçimleri 1997
Deneme
Geçerken 1986
Karşılaşmalar 1993
Başka Karşılaşmalar 1996
Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar 2002
Yeni Karşılaşmalar 2011
Mektup [değiştir]
Mektuplaşmalar (Mehmet Baydur ile birlikte) 2005
Anı
Göç Temizliği 1985
Gece Hayatım 1991
Günlük - Günce [değiştir]
Damla Damla Günler 2004
Damla Damla Günler I-II-III 2007
Ödülleri
1974- TDK Tiyatro Ödülü
1975- Sait Faik Hikaye Armağanı, Yüksek Gerilim ile
1979- Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile
1980- Orhan Kemal Roman Armağanı Bir Düğün Gecesi ile
1980- Madaralı Roman Ödülü, Bir Düğün Gecesi ile
1991- Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü, Çok Uzak Çok Yakın ile
1997- Aydın Doğan Roman Ödülü, Romantik Bir Viyana Yazı ile
--reklam--
Adalet Ağaoğlu Kitapları - Eserleri
- Ölmeye Yatmak
- Bir Düğün Gecesi
- Fikrimin İnce Gülü
- Hayır...
- Ruh Üşümesi
- Üç Beş Kişi
- Yüksek Gerilim
- Yazsonu
- Romantik
- Sessizliğin İlk Sesi
- Dar Zamanlar
- Düşme Korkusu
- Dert Dinleme Uzmanı
- Hadi Gidelim
- Göç Temizliği
- Hayatı Savunma Biçimleri
- Gece Hayatım
- Damla Damla Günler I
- Damla Damla Günler
- Karşılaşmalar
- Çok Uzak Fazla Yakın
- Geçerken
- Başka Karşılaşmalar
- Toplu Oyunlar-2
- Duvarların Dışında
- Toplu Oyunlar - 1
- Yeni Karşılaşmalar
- Kendini Yazan Şarkı - Evcilik Oyunu
- Duvar Öyküsü
- Damla Damla Günler 2
- Çağımızın Tellalı
- Sessiz Bir Adam
- Öyle Kargaşada Böyle Karşılaşmalar
- Toplu Oyunlar 3
- Damla Damla Günler 3
- 'An'ların Uzun Soluklu Yazarı
- Halim'e İthaflar
- Damla Damla Günler 1 / 2
- Damla Damla Günler 4
- Mektuplaşmalar
- Okurunun Yazarı
- Toplu Oyunlar
- Gece Hayatım
- Sessizliğin İlk Sesi
- Toplu Öyküler 2
- Toplu Öyküler 1
- Şiir ve Sinek
- Damla Damla Günler - 3
- Göç Temizliği
--reklam--
Adalet Ağaoğlu Alıntıları - Sözleri
- Sevinç, yaratıcı değildir. Acı, dürter. (Geçerken)
- Şöyle üç gün üç gece, yerimden kıpırdamadan uyumak istiyorum. Kendimi öyle yorgun hissediyorum ki.. (Çağımızın Tellalı)
- İnsan özlemdir. Kavuşmak için bir aranıştır. Bu yüzden, kendi varlığını tanır tanımaz kişi, bir eş ya da dosttan yoksun kaldığını anlar... (Üç Beş Kişi)
- İnsan kendisinin yabancısıdır. (Damla Damla Günler)
- Tarihe sorulsa çiğ ve çok atılgan elektrik ışığının bir aydınlık körlüğüne yol açtığını da söyleyebilir bize. Öyle olmasa, Batı Uygarlığı 2000'e artık sadece yedi yılın kaldığı günümüzde din ve ırk kavgalarını görmezlenir miydi? (Başka Karşılaşmalar)
- Hem sürekli unutulmak, hem sürekli göz önünde tutulmak. (Üç Beş Kişi)
- "Geçmişin kokusu yoktur. Geçmiş erir; kan ve alınteri buharlaşır, havaya karışır gider. Elle tutulur, gözle görülür biçimde geriye kalacak olan sadece taşlardır. Yoksullara seyirlik bir cennet sunmak için zenginlerin yaptırdığı işte bu taştan, mermerden saraylar, duvarlar, heykeller, kiliseler, manastırlar, surlar ve kalelerdir." (Romantik)
- Genç Kadın: Ölmek mi? Niçin ölmek? İnsanca yaşamak ve yarınların daha güzel olacağına inanırken ölümü düşünmek niye? Ressam: Geçmiş artık çekici değil. Gelecekten de bir şey umulamaz. Her şey gülünç, çirkin, kaba ve budalaca. (Sessiz Bir Adam)
- Hak var, hukuk yok. Hukuk var, hak yok. Yazar var, kitap yok. Kitap var, yazar yok. Satış var, okur yok. Okur var, satış yok. (Geçerken)
- Gece hayatı gerçek bir yalnızlıktır. Kimse elinden tutamaz, sen kimsenin elinden tutamazsın; asıl yalnızlık gece hayatlarının yalnızlığıdır... (Gece Hayatım)
- Yaşam, onun cebinde, hiç bozdurulmamış paralar gibi bütün bütün, yepyeni duruyordu. (Hadi Gidelim)
- Yarın bu düzen değişince, ülkenin yine ekonomistlere, mühendislere, mimarlara, yargıçlara gereksinimi olacak. Ama siz bu alanları size karşı olanların eline bırakmak niyetindesiniz. Gerçekçi bir tutum değil bu. (Bir Düğün Gecesi)
- Özgürlük yolu bitmez ve çok pahalı. (Yeni Karşılaşmalar)
- Ben de roman yazıyordum ve bu arada kurup kaldırdığım sofraları, ocakta unutup yaktığım yemek tencerelerini; günlük hayatla yaratı sancıları arasında açılan uçurumu bile düşünmüyordum. Romanlık bir rüya sahnesine romanlık bir final arıyordum ve hep gökte arıyordum. (Gece Hayatım)
- "Kadını özgür olmayan ülkenin erkeği de özgür değildir" (Ölmeye Yatmak)
- "İnsanları sevindirmek, onları biraz gülümsetmek, onların kaygılı yaşamlarını ta içten, yürekten patlayan gülüşlere dönüştürmek isterdim," diyor. "Ama çiçeklerimiz bir demet hüzünken..." (Sessizliğin İlk Sesi)
- Düşünüyorum da, çok değil, ama bize gerekli üç beş sağlam değer ölçüsünden giderek yoksun kalan toplumumuzda, yani “her şeyin bunca belirsizleştiği, temel değerlerin üstünü yoğun bir sisin kapladığı” şu ortamda bizim de kurcalamamız gereken nice sorun, üstünden örtüsünü kaldırmamız gereken ne kadar çok hayat var... Ve ölüm... (Geçerken)
- "Derin sessizlik. Kuyu gibi. Şimdi beni artık bu sessizlik korkutmakta." (Gece Hayatım)
- Bir fikri olmakla bir fikir olmanın hiç de aynı şey demeye gelmediğini anlatan fırsatlar... (Ölmeye Yatmak)
- Ne oluyorsa benim içimde oluyordu.Dışımdaki hiçbir şeye egemen değildim.. (Yazsonu)
Yorumlar
0 yorum