Kitap Künyesi
Yazar: Talip Apaydın
Yayın Evi: Literatür Yayıncılık
İSBN: 9789750404382
Sayfa Sayısı: 234
--reklam--
Yoz Davar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ekmek parası için kendi köyünden kalkıp Anadolu bozkırlarında çobanlık yapmaya gelen Musa, gözünü budaktan sakınmayan, sözüne sadık, gayretli bir çobandır. Tek amacı, "sütüne havale" edilen davarları en iyi şekilde, eksiksiz teslim etmektir sahibine. Ancak altı aylığına geldiği köyün otlakları kıt, otu yetersizdir ve Musa, köyün iki ağası arasındaki rekabetin ortasında bulmuştur kendisini. Her ne kadar ağaların savaşından uzak durmak istese de karşı tarafın çobanları buna müsaade etmeyecek, Musa'ya ve sürüsüne rahat vermemek için ellerinden geleni yapacaklardır.
Musa'nın üstlendiği görevi alnının akıyla yerine getirmek için gösterdiği insanüstü çaba, ibret verici bir öykü olarak çıkıyor okurun karşısına. Günümüzde unutulmaya yüz tutan onur, emek ve sorumluluk kavramları, haksızlıklar karşısında susmayan, dürüstlüğünden taviz vermeyen davar çobanı Musa'yla Yoz Davar'da yeniden hayat buluyor.
Talip Apaydın her zamanki yalın üslubuyla bir çobanın onur ve insanlık mücadelesini, insan ve doğa ilişkisini son derece gerçekçi bir dille aktarırken, insana dair umudunu hiçbir zaman yitirmediğini de gösteriyor.
--reklam--
Yoz Davar Alıntıları - Sözleri
- Ağzımızdan kan geliyor, kızılcık şerbeti içtik diyoruz.
- Ne suç işledik de ceza çekiyoruz bu kadar? Hırsızlık yapanlar serbes geziyor baksana... Ula nasıl dünya bu?
- Yer yataklarında çocuklar uyuyordu. Karanlıkta bile yoksuldu odanın içi.
- Dünya işte. Temeline tükürdüğüm dünya.
- Şimdi ikiniz birden. Alın sopaları vurun bana.
- Dünyanın direği yıkılmış be. Her şey ters, her şey bozuk. Ne bu yavu? Ortalık kapkara. Gündüzün geceden farkı yok.
- İki ay oldu şu ağanın kapısına gireli, iliğim kemiğim kurudu. Ağa da ağa olsa hani Kaburgası kalın birisi. Ne uğrar davarının başına, ne gelip bir hal hatır sorar. Düştük işte bir kere.
- Bir ağanın şerefi, adamına yedirdiği ile ölçülürdü.
- Genceli dükkânından bir de kırem alayım Ayşaya, diye düşündü. Saklıca vereyim. Almazsa? Almazsan ölümü çiğne Ayşa diyeyim. Diyeyim Ayşa sen benim geceleri üryamda, gündüzleri düşümdesin. Senin için eriyip bitiyorum Ayşam... Benden başkasına varırsan, gençliğine doyma Ayşam. Ayşam ben senin için deli divaneyim...>
- Parayla amele bulunmuyor dürzü memleketinde. Herkes ağa oldu yahu. Demokrasi memokrasi diyerekten....
- Dört yüz davarın peşinde silahsız nasıl dolaşılırdı? Yarın bir hırsız gelse, davar çalmağa kalksalar, nasıl başedecekti, ne yapacaktı?
- - Gene yoğurt ekmek, dedi. Başka birşey koymamışlar.
- Peygamber efendimiz demiş ki "çok yemekler yedim, hırsızlama gibisini görmedim.."
- Yer yataklarında çocuklar uyuyordu. Karanlıkta bir yoksuldu odanın içi.
--reklam--
Yoz Davar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Güçlünün güçsüzü ezmeye çalışması insan doğasının ayrılmaz bir parçası sanırım. Bunu iyice benimsemeye başladım. İnsanlık tarihi boyunca yasalar olmasaydı, insanların birbirlerine neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum. Memleketinden uzakta çobanlık yapan ve maruz kaldığı baskılara rağmen, haksızlığa göz yummayan bir çobanın, doğruluk hikâyesi. Anadolu'da sıkça göreceğimiz türden bir derebeylik yönetimi eleştirisi ağır basıyor. Deyim yerindeyse arkası sağlam olan zengin köy ağaları, köylüyü ve emekçiyi ezmeye çalışırlar. Bu insanlar verdikleri emeğin karşılığını da asla tam alamazlar. Oldukça sade, yer yer yöresel bir dil kullanılması kitabın okunmasını keyifli kılıyor. (Raşit ÖZCAN)
Anadolu bozkırında ailesinin rızkını kazanmak için aylarca yabancı ellerde gezen çobanların hikayesi.Sonu pek iyi bağlanamasa da okumaya değer. Gerçi Talip Apaydın'ın eserlerinin tamamında son hep eksik.Kimbilir? Belki de o tamamlamayı biz kendi kafamızda yapalım diye... (ismail Cakır)
--reklam--
Yoz Davar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Talip Apaydın - Yoz Davar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yoz Davar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Talip Apaydın Kimdir?
Polatlıya bağlı Ömerler Köyünde doğdu. İlk eğitimini Beypazarında yaptı. Daha sonra Çifteler Köy Enstitüsü (1943) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.
Günümüz yazarlarındandır. İlk şiir ve hikâyelerini Köy Enstitüleri Dergisinde yayınladı (1945-1946). 1948-1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar vs. gibi dergilerde çıkan hikâyelerinden sonra romancılığa başladı. Eserlerinin hemen hemen hepsinde vaktiyle Köy Enstitülerinde benimsetilmiş köy anlayışına uygun klişe anlayışı işier. Bu kitaplarda köy daima sefil ve sömürülmüştür. Köylü câhildir, hurafelere inanır. Müsbet hiçbir davranışları yoktur. Bu toplumda tak iyi insan köy öğretmenidir. Öğretmen, köylüyü eğiterek modern ve taık hâle getirmeye uğraşır. Eserlerinde Yaşar Kemâl, Kemâl Tahirve Orhan Kemâlin etkisi görülür.
Şiir kitabı: Susuzluk (1956).
Hikâye kitapları:
1. Ateş Düşünce (1967), 2. öte Yandaki Cennet (1972), 3. Koca Taş (1974), 4.0 Güzel İnsanlar (Çocuklar için hikâyeler, 1978), 5. Yolun Kıyısındaki Adam (1979), 6. Duvar Yazılan (1981), 7. Kökten Ankaralı (1981), 8. Yangın (Çocuklar için, 1981).
Romanları:
1. Sarı Traktör (1958), 2. Yarbükü (1959), 3. Emmtog-lu (1961), 4. Ortakçılar (1964, 1974), 5. Ferhat ile şirin (Halk için roman, 1965), 6. Toprağa Basınca (Çocuklar İçin, 1966), 7. Define (1972), 8. Yo* Duvar (1973), 9. Toz Duman İçinde (1974), 10. Tütün Yorgunu (1975), 11. Kente İndi Idris (1981), 12. Vatan Dediler (1981).
Hâtıraları:
1. Bozkırdaki Günler (1952), 2. Karanlığın Kuvveti (1967J.
Tiyatro eseri: Bir Yol (1966).
Radyo oyunu: 1. Yapılar Yapılırken, 2. Otobüs Yarışı (Basılmadı).
--reklam--
Talip Apaydın Kitapları - Eserleri
- Köy Enstitüsü Yılları
- Sarı Traktör
- Tütün Yorgunu
- Yarbükü
- Toz Duman İçinde
- Köylüler
- Ortakçılar
- Vatan Dediler - II
- Yoz Davar
- Define
- Dağdaki Kaynak
- Biz Varız
- Akan Sulara Karşı
- Kente İndi İdris
- Elif Kızın Elleri
- Öte Yakadaki Cennet
- Emmioğlu
- O Güzel İnsanlar
- Koca Taş
- Bir Yol
- Toprağa Basınca
- Merdiven
- Yolun Kıyısındaki Adam
- Bozkırda Günler
- Karabasan
- Duvar Yazarları
- Öykülerle Çizgiler
- Susuzluk
- Hem Uzak Hem Yakın
- Yangın
--reklam--
Talip Apaydın Alıntıları - Sözleri
- Ne suç işledik de ceza çekiyoruz bu kadar? Hırsızlık yapanlar serbes geziyor baksana... Ula nasıl dünya bu? (Yoz Davar)
- Tüm düşleri gerçekleşmişti sanki. Öyle heyecanlı konuşuyordu. (Dağdaki Kaynak)
- Çalışmayan, hazır yiyen insan, iyi insan değildir. Efendilik de değildir. Eskidenmiş o. Şimdimi efendilik başka. Çalışan, bir iş yapan, çevresine yararlı olan insan değerlidir artık. (Köy Enstitüsü Yılları)
- Ozanın dediği gibi,'Halka dahleylemek nemize, cümle vebal bizdedir.' (Tütün Yorgunu)
- Koridorda dolaştı. Sağa sola bakındı. Padişahların camlı çerçeveli resimlerini asmışlardı. Koç burunlu, kulağı küpeli başı kavuklu padişahlar. Tüylü kaftanlar, allı güllü entariler... Hepsine teker teker baktı. «Ya halk? diye mırıldandı. Siz böylesiniz ama, halkınız nasıl? Halkınızı unutmuşsunuz. Halksız, bilimsiz bir devletin hükümdarlarısınız siz. Onun için, sonunuz iyi gelmemiş.» (Koca Taş)
- «Böyle birisi olmak şimdi... Duymamak bilmemek. Düşünceyi bambaşka yönlere çevirip, asıl sorunların farkında olmamak... Olacak şey değil. İnsanlık dışı bir tutum. Başkalarının işine geliyor ama, kendimiz için kendi halkımız için gaflet, delâlet ve hatta hıyanet!...» (Koca Taş)
- Halkımız mutlu olmadan hiçbirimiz mutlu olamayız dostum. Her şey yarım kalır, eksik kalır. (Tütün Yorgunu)
- Ne vergi diye multezimler geliyor, ne hacılar hocalar tepemizde tuz dövüyor. Rahatladık doğrusu. (Köylüler)
- -Nasıl sizin köy? -Güzel. Ormanlık. Hem de geniş çayırı var. -Orada olsak ne güzel top oynanır, değil mi? -Oynanır emme biz top bilmeyiz. Topumuz yok. -Siz ne oynarsınız? -Saklambaç oynarız. Ağaçlara çıkarız. Kuzu güderiz... (Dağdaki Kaynak)
- Bana öyle gelirdi ki şu köyün evlerini, sokaklarını ip çekip yeniden kuralım, insanların kafası değişiverecek. Bu eğri büğrülük, bu plansızlık insanların kafasını bulandırmış, dolaştırmış. Göremez, anlayamaz etmiş. İyiyi kötüden ayırt edemez olmuşlar. Yılanın deri değiştirmesi gibi insanımızı bu ilkellikten birden alıp çıkarmak gerekiyor. (Akan Sulara Karşı)
- İkide bir kesiyorlarmış elektrikleri. Okulunki de bir yıldır kesikmiş. Öğretmene demişler «nasıl olsa gece ders yapmıyorsun. Gündüz de ışığın gereği yok. Ama caminin ışıkları pırıl pırıl yanıyor. Hatta minareyi de ışıklandırmışlar bir güzel. (Karabasan)
- Çalışan insanlara neden hakları olduğu değer verilmez? Gayret neden alkışlanmaz? Ben çalışan insandan daha aziz bir şey bilmiyorum. (Bozkırda Günler)
- -Sıkma canını, geçici bunlar. Bir gün biz de oturacağız o güzel evlerde. Plânını da kendimiz yapacağız, birlikte... - Kendini avut sen. Hiçbir zaman oturamayız.Varsıllar için çalışacağız işte böyle. -Neden? Tanrı böyle mi yazmış? -Tanrı yazmamış ama başkaları yazmış. (Karabasan)
- Düşmanı asla küçümsemeyin. (Vatan Dediler - II)
- İçimde bir yalnızlık duygusu vardı. Silkinip atmaya çalışıyordum da atamıyordum. (Ortakçılar)
- - Tahmin etsek ne olacaktı? Hem sorun bu değil. Sorun gerici politikanın tırmanışı ve yönetime el koyması. Bu önlenebilir miydi? Toplumun ekonomik yapısı bu düzende başka bir sonuç veremez. Halk uyanmadan, kendi çıkarlarına sahip çıkmadan yürütülen demokrasi böyle olur işte. Köy okulu bu duruma düşer. Yüksek öğretim, orta öğretim arap saçına döner. Ama geçecek bu, sürüp gidecek değil. Kendimizi dağıtmayalım. Üzülsek bile, umudumuzu kesmiyelim. Yahu Seyit, öyle diyorsun ama bu bir cinayet be! Nasıl yapılır bu? - Yaptılar. Demin kendin söyledin. Memleketi değiş tirmek istemiyenler egemen oldu. Ama düzelir, üzülme. Belki ileri sıçramak için bir geri çekilmedir bu. Ömrümüz varsa görürüz. Kalktılar, ağır ağır yürüdüler köye. İkisinin de içi doluydu. (Yolun Kıyısındaki Adam)
- Kuşlarla, hayvanlarla dosttum. Sonsuz bir sessizlik içinde doğayla baş başa yaşardım. Kitaplarımı okurdum, ağaçlara tırmanırdım. Ormanda dolaşırdım. Kuşların sesini dinlerdim. Her çeşit kabalıklardan, küçüklüklerden uzak, mutlu bir dünyam olurdu. Yaşamak buydu bence. (Köy Enstitüsü Yılları)
- MUHTAR: Gomunistmiş bu öğretmen. Öğretmenlerin çoğu gömunistmiş (Bir Yol)
- Size bir şey soracağım abi, kendim çözemiyorum Geldiğimiz yerler belli, biz halk insanlarıyız. Çok açığımız var. Bazı okumuş bayan arkadaşlarla konuşurken bunu daha iyi anlıyorum. Kültürel boşluk... Herhangi bir konu üstünde fikir yürütebilmek. Yeterince yapamıyorum bunu. Cesaret edip, söz alıp konuşamıyorum. Siz ne önerirsiniz? «Anlıyorum, Çok haklısın. Hepimizde var bu. Aldığımız eğitim biçiminden geliyor. Önce iyi okumalıyız. Gazete dergi kitap... Eleştirici bir gözle, kendi düşüncemize uyuyor mu, uymuyor mu, irdeleyerek... Ben olsam bu konuda ne derdim diye kendimizi yoklayarak okumalıyız. Açık bir dünya görüşüne ulaştık mı, gerisi kolay. O bir ölçektir elimizde. Her konuyu o ölçekle tartarak kendi düşüncemizi üretebiliriz. Sonra her alanda konuşmak zorunluğu da yok. Bazı şeyler ilgilendirmeyebilir insanı. (Karabasan)
- Sizde hiç Allah korkusu yok mu? (Yarbükü)
Yorumlar
0 yorum