Kitap Künyesi
Yazar: Rasim Özdenören
Yayın Evi: İz Yayıncılık
İSBN: 9789753551991
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Batı ve İslam; iki kültür ve tefekkürün arasındaki farklar nelerdir? Batı dünyası hakkında azgelişmiş ülkelere hangi yanıltıcı imajlar verilmektedir? Türkiye'de Batı ve Batılılaşma konusu, çağdaşlık ve bilimsellik gibi kavramlardan anlaşılması gerekenler relerdir? Batı uygarlığının paradoksları ve İslam'dan beklediği yardımlar hangileridir? Düşünce ve edebiyat dünyamızın önde gelen imzalarından Rasim Özdenören, insanımız için özellikle bu dönemde yeniden incelenip düşünülmesi gereken bu ve benzeri bir çok önemli konuyu büyük bir yetkinlikle tartışmaya açıyor.
(Arka Kapak)
--reklam--
Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı Alıntıları - Sözleri
- Dünyayı, kötü bir dünya yapan insan değilse, kimdir peki?
- "İhtiyaç duymadığınız bir mal, önce sizin için ihtiyaç haline getiriliyor, bunun için bilim adına her türlü şarlatanlık kullanılıyor; o şey sizin için ihtiyaç haline getirilince onunla ilgili bir kurumsallaşma ortaya çıkyor, neticede insanlar o kurumların esiri haline getiriliyor."
- "Tanrı'ya tapmayı reddeden insan, kendine tapınmaya başladı. Tanrı'ya kul olmayı reddedeyim derken kendi zatına kul oldu."
- "Kişi özdenetimini kendi elinde bulundurmakta özgür bırakılmıştır ancak bu özgürlük uçurtmanın ipine benzer: ip (özdenetim) koparsa orada özgürlüğün anlamı da boşa çıkar..."
- Bilinç sahibi kimse, söylenenlerin ayrıntısına değil, fakat söylenenlerin müntehasına bakar. Abdülhakim Arvasi'nin özlü biçimde ifade ettiği gibi, bir ilmin butlanı onun müntehasında (en uç noktasında) anlaşılır. Bu yüzden, bilmeyle bilinçli olmayı farklı tutuyoruz. İçinde yaşadığımız dünyada bildiklerimizin bilincinde olabilseydik, nasıl bir dünyada yaşayıp nereye gittiğimizi ve oraya giderken kime hizmet ettiğimizi açık seçik kavrardık.
- Her toplumsal hayat tarzı, kendi suç türlerini de beraberinde getirmektedir.
- Batı uygarlığının üç dayanak noktası var: Roma hukuku, Yunan felsefesi ve Hristiyanlık. Roma hukukunda insanlar kesin olarak ikiye ayrılmıştır: Köleler ve vatandaşlar. Bu hukukta köle, insan yerine konmaz, eşyadır. Eşya gibi alınır, satılır, hiçbir şeye sahip olma hakkı yoktur. Köle, hakkın süjesi değil, objesidir. Kölenin bir efendisi, yani sahibi vardır. Bu efendi kölenin üzerinde mutlak bir tasarruf hakkına sahiptir. Onu ister satar, ister yaşatır, ister öldürür. Bir efendinin serveti ve şerefi sahip olduğu kölenin sayısıyla ölçülür. Köle tıpkı eşya gibi babanın mirası arasında çocuklara intikal eder, toprakla birlikte, toprağın tamamlayıcı parçası veya teferruatı arasında üçüncü kişilere satılır. Kölenin kazancı efendiye aittir. Bu, toprak mahsulünün toprağın sahibine ait olması gibi/kadar doğal sayılır.
- Batının kendisi bile kendi hakkında bu Doğulular kadar güven içinde değil.
- Bugün çoğu Müslüman kendi tarihini, hatta dinini bile Batı'nun tuttuğu aynadan seyrediyor. Batı'nın tuttuğu aynanın her şeyi "nesnel" olarak yansıtacağı hususundaki kör inanç, Müslümanları bu aynaya bakıp da kendini "barbar" olarak gören, böylece Müslüman olduğundan utanç duyan insanlar haline getirmiştir.
- Günümüz Müslümanları da İslâm'ı anlamak ve onu anlamlandırmak için çoğu kez, İslâmdışı yollara müracaat etmeyi alışkanlığı haline getirmişlerdir.
- Ahlâk, her uygarlığın değer yargılarına göre değişen izafi bir kavramdır.
- Kimsenin birbirine karşı hakikati söylemeye yüzü yoktur. Çünkü dizge yalan üzerine kurulmuştur.
- “Değindiğimiz gibi, halen biz, Batı kültürünün baskısıyla düşüncemize yön verdiğimizden, ilmin de sadece Batıda üretilenden ibaret olduğu vehmini taşıyoruz.”
- Gerçi bazıları, Batı kültürünün ortaya çıkardığı meselelere gene aynı kültürün çare bulabileceğine inanıyor. Böyle bir inancı taşıyanlar, söz konusu meseleleri, hastalıkları üreten kültürü, sağlıklı bir organizma olarak düşünüyor olmalıdır. Nasıl ki, aslında sağlıklı bir bünye ufak tefek marazlarını kendi kendine onarır, tedavi ederse, Batı kültürü de, bu tür marazlarının şifasını kendi yapısı içinde bulur ve kendini iyileştirir, diye düşünüyorlar. Ne var ki, Batı kültüründe birbirini izleyen olgular, gerçekler, bu görüş sahiplerini doğrulamıyor; belli bir marazın tedavisi için ileri sürülen görüş uygulamaya aktarıldığında, başka bir marazın ortaya çıkmasına, türemesine yol açabiliyor.
- "Irk, renk ve milliyet ayrımını tanımaz İslam."
--reklam--
Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap deneme türünde yazılmış olup ilk baskısını 1987 yılında vermiş. Rasim Özdenören'in dergi ve gazetelerde yayınladığı yazılarının bir araya getirilmesi ile okuyucuya sunulmuştur. Batının adeta yüceltildiği, müslümanların batıya karşı hayranlığı, batıya benzeyiş.. batıya genis bir çerçeveden bakış, batı ve islamin kültürel farklılıkları, batı kültürünü müslümanların hayatına daha çabuk yaymak isteyen yazarlarimız...kitapta bu konulara ve batıya dair daha pek cok konuya değinilmiş. ❝Yapılacak şey, kendimizi ve dünyayı batının tuttuğu aynadan seyretmeyi reddetmekten ibaret olmalıdır. Ancak insanın reddettiği şeyi bilmesi gerekir. Batılı hayat tarzını reddediyorsak onu niçin reddettiğimizide bilebilmeliyiz. Kabul ediyorsak onun da hesabını vermek zorundayız ❞ Bu alıntı, kitabın içeriği mahiyetinde tam bir nokta atışıdır. Batının bize tutmuş olduğu aynadan kendisine bakıp, yine kendisine düşman olan Müslümanlar, kendini batıya beğendirmek ve bir batılı Müslüman olabilmek için batının yok etmeye çalıştığı kavramlarımızdan, dinimizden ve kültürümüzden taviz vermeye başlıyor. İşte bu taviz, bu benzeyiş toplumun benliğinden uzaklaşmasını ve batılaşmasını sebep oluyor . Son olarak kitabın ismini ilk kez duyanlar "ne değişik bir isim" demekten kendini alıkoyamıyor. Evet..yumurtanın hangi uçtan kırıklığının bir önemi yoktur. Artık kırılmıştır :) (Şeyma)
Kafamın içindeki çelişkileri anlamlandırmaya çalışırken bu kitaba denk gelmeyi yine bir nasip sayarak, minik bir ipucuyla giriş yapmış olayım. Hayatımızı bilinçli veya değil, şekillendiren olgular, fikirler, çatalı kaşığı tutuşumuzdan, ahlak hakkındaki görüşümüze kadar, yaşayışımızın görünen ve görünmeyen yüzüne tecelli eden zihniyetimizden ibaret diyerek başlıyor bu kitabın yolculuğuna yazarımız. Yumurtayı sivri veya yassı ucundan, neresinden kırarsak kıralım, zihniyeti başından da tutsak, sonunda meydana getirmiş olduğu davranış kalıplarından da, ikisi de eninde sonunda birbirine ulaşacak, ikisi de sonuçta yumurtanın kırılması ile sonuçlanacak. Bizlere masumane görünen tek bir baş sallama hareketinin bile altında onu o sonuca götüren bir fikriyat varken, 'geri kalmış' ülkelerin, özellikle de bizi ilgilendiren kısım olan 'Müslüman' ülkelerin, bu olguyu gözetmeden, kendi geri kalmışlığını Batı'nın kendi iç sıkıntılarına sunduğu çözümlerle gidermeye çalışmasıyla birlikte, kafası karışmış topluluklar haline geldik. Ne bizi büyüten, içine doğduğumuz Müslüman kültüründen tamamen vazgeçesimiz var, ne de bize ait olmayan, bizim kendi sorunlarımıza uygun olmadığı için bunlara çözüm de olamayacak olan Batı kültürünü tamamen benimseyebiliyoruz. Ki zaten yapılması gereken bu da değil, her toplumun kendi biricikliği içinde sorunlarının ve bunlara sunabileceği çözümlerinin doğal olarak özgün olması gerektiği ortada. Bizler yüzümüzü kendimize dönme cesareti göstermedikçe de ne sorunumuzu ne de buna gereken, uygun olan çözümümüzü bulamayacağız, hazır yaşanmışlıkları mağazadan satın alıp uymayan bedenlerimize zorla giydirmeye çalışmaya ve yakıştı sanmaya devam edeceğiz, yakışması bir yana halen çıplağız üşümeye de devam ediyoruz. Tanzimat döneminden beri süregelen bu çarpık "çağdaşlaşma" çabamızı, önce kendi ülkemizin aydın kesiminin görüşlerine yer vererek, sonra bu tuzağa düşen diğer ülkelerin de aydınlarına ve fikirlerine yer vererek, Batı'ya Batı'dan aldığı silahla karşı çıkmaya çalışan, bunda başarılı olduğunu sanan, başarılı olacağına inanan, insanı başarıdan ibaret bir değer kabul eden ve asıl böyle yaparak onu acizleştiren sistemi aktarıyor devamında. Birkaç noktada yazarın kendi düşüncesiyle de çeliştiğini düşünsem de o da nihayetinde bu çelişik düzen içinde yetişmiş bir beyin, bu da bunun doğal bir sonucu belki. Umarım zihnimizdeki bu çelişik hallerin halihazırda olan cevaplarını, çözümlerini benimsemek nasip olur tüm Müslümanlara. Müslümanca yaşamak, ve çözümün burnumuzun dibinde yüzyıllardır durduğunu sonunda anlayabilmek, insanı asıl değeriyle tanımak ve tüm dünyaya tanıtabilmek. Keyifli okumalar. (Esra)
Batı ve İslam; iki kültür ve tefekkürün arasındaki farklar nelerdir? Batı dünyası hakkında azgelişmiş ülkelere hangi yanıltıcı imajlar verilmektedir? Türkiye'de Batı ve Batılılaşma konusu, çağdaşlık ve bilimsellik gibi kavramlardan anlaşılması gerekenler relerdir? Batı uygarlığının paradoksları ve İslam'dan beklediği yardımlar hangileridir? . . sorulardan da anlaşılacağı üzere her kesimin okuyup ta doğru bir şekilde hemen anlayabileceği bir eser değil. Öncelikle Rasim Özdenören hakkında yeterli malumata sahip olmak gerekiyor. Daha sonra savunduğu fikirler ve bunların dayandığı deliller üzerinde bilgi sahibi olmak gerekiyor. Sonrasında okunduğunda daha kolay ve anlaşılır gelecektir kitabın dili. Herhangi bir bilgi birikimine sahip olmayan bir okuyucunun okumasını çokta tavsiye etmem. Kitabımız denemelerden oluşuyor. Binevi hocamız bize derin derin kanayan yaralarını açmış, aslında bizim de yaralarımız olması gereken ama farkına dahi varmadığımız yaralarımızı açmış. okudukça beyniniz yoruluyor, her bir cümlenin altını çizerek üzerinde uzun uzun düşünerek ilerliyorsunuz. Bu eseri okurken sadece bugünün şartlarını düşünmemek ve bugünün şartlarına göre değerlendirmemek gerekiyor. Yazıldığı dönem göz önüne alınarak okunursa eser daha doğru anlaşılacaktır. önce kitabın ismine değineyim. size de garip ve ilginç gelmedi mi bu isim? en düşündüm acaba neden bu isim diye, daha kitabın sayfasını çevirmeden hemde. Okuyorsunuz sonra öyle bir yerde, öyle bir son nokta olarak geçiyor ki kitaba ismini veren bu cümle. şaşırtıyor sizi:) İlk baskısını 1987 yılında veriyor. Bu eserdeki denemeler gazete ve dergilerde yazdığı yazılardan oluşuyor. doğu ve batı sentezi genel bakış olarak söyleyebileceğimiz konusu. Bu noktada Batıya olan hayranlık ve bunun nedenleri, niçinleri, doğru anlama yolundaki sorulması gereken sorular, batı - doğu arasındaki kültürel farklılıklar, Müslüman kitlenin batıya tutumu ve hayranlığı üzerinde uzun uzun durmuş Sayın Özdenöen. Hayatımızı şekillendiren olgular, fikirler, ünlük hayatımızda yaptığımız alışkanlıklar, ahlaki davranışlar, yaşayışımızın görünen ve görünmeyen yüzüne yansıyan şeylerden dem vuruyor hoca. Yumurtayı sivri veya yassı ucundan, neresinden kırarsak kıralım, neresinden tutarsak tutalım ikisi de eninde sonunda birbirine ulaşacak, ikisi de sonuçta yumurtanın kırılması ile sonuçlanacak. Yani yumurtanın hangi ucundan olursa olsun netice aynı olacak değişmeyecek. Müslüman alemi yaşadığı bu zamanda kaybettiği zihniyetini yeniden bulmak için dahi batının yansıttığı aynaya bakıyor bulmaya çalışıyor. Biraz durup düşünmek gerekiyor. Bizi biz yapan değerlerimizden, kendi kimliğimizden, kültürümüzden nasıl, neden, niçin uzaklaştık/uzaklaştırıldık. Müslüman "nasıl düşünür?" ve "nasıl yaşar?" sorularına bir cevap bulmak istiyorsanız önce bu eserini oumanızı tavsiye edebilirim. "Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler" kitabını "Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı" kitabından önce okuyabilirsiniz, daha iyi anlaşılacaktır o zaman bu eser. kitabımız altı başlıktan oluşuyor. Bir anda okunup bitecek kadar kolay bir eser değil. ama u zorluk anlatımın akıcı olmamasından ya da anlaşılır ve net olmamasından değil. Konu olarak çok fazla düşünüp, araştırıp, sindirmek gereken yer olmasından dolayı. kolay okunuyo ama beyni yoruyor. yavaş yavaş günlere yayarak okumak daha anlamlı olacaktır. Aslında bahsedilecek çok konu var, yazılacak çok şey var ama ben okumanız taraftarıyım. okuduğunuzda bazı kavramları yanlış bildiğinizi anlayacaksınız. çok fazla bilgi edineceksiniz. özellikle son kısım en beğendiğim kısım oldu. Farklı düşünürlerin görüşlerine değinmek gerçekten çok faydalı olmuştu. son olarak Rasim Özdenören Hocamın bir paragrafını buraya bırakarak bitireyim: Yapılacak şey, kendimizi ve dünyayı batının tuttuğu aynadan seyretmeyi reddetmekten ibaret olmalıdır. Ancak insanın reddettiği şeyi bilmesi gerekir. Batılı hayat tarzını reddediyorsak onu niçin reddettiğimizi de bilebilmeliyiz. Kabul ediyorsak onun da hesabını vermek zorundayız (Betül Zeyrek)
--reklam--
Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Rasim Özdenören - Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Rasim Özdenören Kimdir?
Rasim Özdenören (d. 1940, Maraş), Türk öykü ve deneme yazarı. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı'nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD'nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971'de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978'de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.
Rasim Özdenören'in, Türk edebiyatında adını duyurmaya başladığı yıllar, köy romancılığının etkisinin artık azalmaya başladığı, varoluşçu yazarların etkisinin daha fazla hissedildiği yıllardır. O yıllarda roman ve öykü yazarları genel olarak Batı kaynaklı bir anlayışla, sanki dışarıdan bakan bir gözle eserlerini yazmışlardır. Özdenören ise daha çocukluğunda Anadolu'nun birçok ilini gezerek, orada yaşayarak, köyünü, kasabasını, şehrini tanıyarak, kendisine ';ayrıntı avcısı' dedirtecek bir özellik ve güçlü bir tasvir yeteneğiyle, insanın evrensel yanlarını öne çıkararak yazmıştır öykülerini. Yazar, gençliğinin ilk yıllarından itibaren kendine edebiyatı ciddi bir meşale olarak seçen insanlardan oluşan bir arkadaş grubuna dahil olmakla, sonraki yıllarda şekillenecek edebi şahsiyeti için çok önemli bir zemin bulmuştur. Bu arkadaş grubu Özdenören'in anlaşılmasında kilit konumdadır. Çünkü Özdenören'in okumaları, edebi ilgileri büyük oranda bu arkadaş grubunda şekillenmeye başlamış; sonraki yıllarda tanıştığı Sezai Karakoç'un etkisiyle bir bütünlük kazanmıştır. Özdenören'in Amerika'ya gidip orada iki yıla yakın bir süre kalması vesilesiyle çağdaş dünyanın en önemli merkezini tanımasının da eserlerine olumlu yansımaları olmuştur. O, yerli olmak nedir, bu nasıl gerçekleştirilir, sorularının cevabını öyküleriyle vermiş bir yazardır. Hikayelerinin kahramanları, çevremizde rahatlıkla görebileceğimiz, dokunabileceğimiz kişilerdir.
Rasim Özdenören, gerek denemelerinde gerekse öykülerinde, meselenin anlatmak olduğunu ilk öykülerinden başlayarak kavramış bir yazardır. O, İslami kimliğiyle tanınan bir öykücü olmasına rağmen öykülerinde hiçbir zaman, dönemindeki birçok yazarda görüldüğü gibi, inandığı şeyleri okuyucusuna dayatmamış, vermek istediği mesajı öyküyü örselemeden, akışı ve yapıyı bozmadan anlatmayı bilmiştir. Anlatırken de dili ustaca kullanmış, yer yer de adeta şiir yazmıştır.
--reklam--
Rasim Özdenören Kitapları - Eserleri
- Gül Yetiştiren Adam
- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
- Müslümanca Yaşamak
- Kafa Karıştıran Kelimeler
- Çok Sesli Bir Ölüm
- Yeniden İnanmak
- Kuyu
- Ansızın Yola Çıkmak
- Çözülme
- Aşkın Diyalektiği
- Denize Açılan Kapı
- Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı
- İpin Ucu
- Eşikte Duran İnsan
- Uyumsuzlar
- Ben ve Hayat ve Ölüm
- Hastalar ve Işıklar
- Acemi Yolcu
- Yeni Dünya Düzeninin Sefaleti
- Hışırtı
- Toz
- Yaşadığımız Günler
- Köpekçe Düşünceler
- Yüzler
- Çarpılmışlar
- İmkansız Öyküler
- Ruhun Malzemeleri
- Düşünsel Duruş
- Red Yazıları
- Çapraz İlişkiler
- Edebiyat ve Hayat
- Açık Mektuplar
- Kent İlişkileri
- İki Dünya
- Hadislerin Işığında Hz. Muhammed
- Yazı, İmge ve Gerçeklik
- Siyasal İstiareler
- İmkânsız Öyküler
- Elli Yılın Öyküsü
- Çözülme
--reklam--
Rasim Özdenören Alıntıları - Sözleri
- Çünkü bir sevgi daima, inanılmaz bir durum, ama, daima tahammül edilemez bir şeydir, insanca bir şey.. uzaklıklar, unutmalar.. bunlarla diri kılınabilirdi sevgi.. (Hışırtı)
- Kısır niyetler, kısır sonuçlar doğurur.Niyete bir aşkınlık yükleyerek, daha doğrusu aşkın niyetlerle yola çıkarak bereket ülkesine ulaşmak mümkünken, kendi nefsanîliğinin dar sınırları içinde kalmak onu eşya ile kendi nefsi arasındaki çorak bir alanda bırakır. (Yeniden İnanmak)
- "Senden uzak kalan tesellisini hasret yaşlarında bulur; düşünelim, ya seni bulan ne olur?" (İmkansız Öyküler)
- “Sevginin içinde o alevi söndürecek Tükenmekte olan fitil gibi bir şey vardır.” Shakespeare (İmkânsız Öyküler)
- "Kalplerimizi dinin üzerine sabit kıl" (İmkansız Öyküler)
- kentin bu derin uğultusu, bu sürgünlük ve krallık bir gün silinip gidecektir. ne tuhaftır ki, ebedîlik iştiyakı da bu sürgün hayatının ve bu fena olma halinin içinden sökün ediyor. (Kent İlişkileri)
- Ne zaman elimi ona doğru uzatsam elim boşlukta kalıyor. (Uyumsuzlar)
- Hakkın hiçbir zuhuratı yoktur ki, mümin için iman tazelemesine yol açmasın. (Müslümanca Yaşamak)
- Ve şimdi, öyle düşünüyorum ki, tecrübe denilen şey, insanın hayatında yer etmiş olan hayal kırıklıklarının toplamıdır. (İpin Ucu)
- O sıralarda ben kendim miyim, değil miyim, sorusunu tartışıyordu kafasında. Diyordu ki, ben kendimsem, benim benden ayrılmam, benim benden kaçmam mümkün olmamalı: ama ben kendim değilsem, ben kendimden kaçıp kurtulabilirim. (Elli Yılın Öyküsü)
- İnsanın, sevgisi ne türden olursa olsun, onun dışına çıkması diye bir şey söz konusu olmaz ki, onu denesin. Ve zaten böyle bir şey denenebilecek bir şey olsa, o deney o sevginin bitirilmiş olduğu yerde başlar. (Aşkın Diyalektiği)
- Hayatı elde tutmak ölümü ele geçirmekle, mümkün oluyor ve ölümün ele geçirilişi, onu ele geçirenin kendi ölümünü sonuçluyor. (Eşikte Duran İnsan)
- Durmak her zaman beklemek anlamına gelmez. (Toz)
- Onun görmesinden nereye kaçacaksın diye fısıldadı kadın... (Çarpılmışlar)
- Günümüzde kendisine Müslümanım diyenlerin çoğu "çağın gözüyle İslam'a bakma" yaklaşımını benimsemiş durumdadır.. Oysa Müslüman, çağın gözüyle İslam'a bakmaz, İslam'ın gözüyle çağa bakar.. (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler)
- Dünya kendi dışında cebinde duran herhangi önemsiz yabancı bir nesne gibiydi. (Çarpılmışlar)
- İnsan, yeryüzünü kendisi için kötü bir döşek haline getirmiştir. (Red Yazıları)
- Özgürlüğümü yitirdiğim yalan. (Ansızın Yola Çıkmak)
- zaman zaman, dön dolaş aynı noktaya gelip takıldığımı, belki daha isabetli bir ifadeyle hiçbir yere kıpırdamamış olduğumu hissediyor; yalnız bunu hissetmekle de kalmıyor, bu hissi de daha önce yaşamış olduğum hissine yakalanıyorum. (Kent İlişkileri)
- "İslâm diyalektiğinin dışında kalan birine her çeşit izahın yetersiz ve kısır kalacağı aşikârdır. Böyle bir hükmün sırrını ancak bir mümin kavrayabilir." (Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler)
Yorumlar
0 yorum