Kitap Künyesi
Yazar: Isabel Allende
Çevirmen: İnci Kut
Orijinal Adı: Mi país inventado
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750704307
Sayfa Sayısı: 194
--reklam--
Yüreğimdeki Ülkem Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Şilili yazar Isabel Allende, bu anı kitabında okuru bir kez daha yüreğinin içine çekiyor. Hem romanlarının ilk tohumlarının nerelerde filizlendiğini, hem de yazarlık serüveninin nasıl başlayıp geliştiğini gösteriyor. Bunu yaparken yüreğinde düşsel bir ülke yaratmış olduğunu fark ediyor. Bu ülke, hem anayurdu olan Şili, hem değil. Bir anlamda Şili; çünkü kökleri orada, bütün romanlarına kaynaklık eden ailesi orada. Bir anlamda değil; çünkü bu kökler o kadar sık yerlerinden sökülmüşler, o geniş ve tuhaf ailenin bireyleri yazarın imgeleminde öylesine değişmişler ki, her biri sonuçta başka bir kişilik kazanmış. Şili’deki 1973 darbesinin ardından sürgüne giden, uzun yıllar Venezuela’da yaşamak zorunda kalan Isabel Allende, bu sürgün yaşamının ve hiçbir yere ait olamayışının, kendisini yazar yaptığını söylüyor. Hiçbir zaman hiçbir yere uyum sağlayamadım; ne aileme, ne sosyal sınıfıma, ne de dinime ait olabildim, diyor. Bu sözlerin ardından, anayurduna yabancılaştığını vurgulasa da, anayurdunda yürütülen politikanın ve Şili’nin büyüsünün kendisine vurduğu damgayı hep üzerinde taşıyarak yazdığı çok açık.
--reklam--
Yüreğimdeki Ülkem Alıntıları - Sözleri
- Tarihi galip gelen taraf kendine göre yazar.
- Latin Amerika'da dolaşan bir fıkra vardır: Amerika Birleşik Devletleri'nde neden askeri darbe olmadığını biliyor musun? Çünkü orada Amerikan büyükelçisi yoktur da ondan.
- Eskiden iki-üç kişi bir araya geldi mi en önemli konu politikaydı; bir odanın içinde iki Şilili varsa, mutlaka üç tane de siyasi parti olurdu.
- Şili'de ırk sorunu olmadığı masalıyla büyüdüm ben. Böyle bir yalanı yineleyip durmaya nasıl cesaret edebildiğimizi anlayamıyorum.
- Bizde bir erkek, içinde yemek yediği tabağı yıkadı mı karısına ya da annesine 'yardım etmekte olduğunu' sanır ve bu yüzden takdir edilmeyi bekler.
- Konuşurken ve davranışlarında son derece alçakgönüllü olan Şilililer, kuyruk üç blok uzunluğunda bile olsa ondan 'kuyrukçuk' diye söz ediyor, ne satıldığını bilmeden, sırf alışkanlıktan kuyruğa giriyordu. Çok geçmeden bir yokluk psikozu yaşanmaya başlamıştı, üç kişiden fazlası bir araya geldi mi otomatik olarak sıraya giriyorlardı. Hiç sigara içmediğim halde benim de böyle sigara aldığım oldu, on bir kutu renksiz ayakkabı cilasıyla neye yaradığını bilemediğim bir galon soya özünü de böyle almıştım.
- Bir hükümet değişikliğinin kaderimizi değiştirebileceği umudu piyangoda kazanma umudu gibi bir şeydir, mantıksal bir temeli yoktur.
- Mutlu çocukluk bir efsanedir; bunu anlayabilmek için çocuk masallarına bir göz atmak yeter: o masallarda kurt yaşlı büyükanneyi yer, sonra bir oduncu gelip bıçağıyla zavallı hayvanın karnını yukardan aşağı yarar, yaşlı kadını sağ salim dışarı çıkarır, kurdun karnını taşlarla doldurup derisini hemencecik iğne iplikle dikiverir, bu yüzden kurdun susuzluktan dili damağına öyle bir yapışır ki su içmeye koşa koşa ırmağa gider ve karnındaki taşların ağırlığıyla batıp boğulur. Peki oduncu onu neden daha basit ve insancıl bir yöntemle yok etmemiş, diye düşünürüm hep.
- Bizim toplumumuz tıpkı bir milföy pastası gibidir, her kişi kendi yerinde, doğumunun belirlediği kendi sınıfının içindedir.
- Diyelim ki süpermarketin kapısında bayıldınız. Başka ülkede olsa hemen ambulans çağırırlar, ama Şili'de birkaç gönüllünün yardımıyla sizi yerden kaldırırlar, omuzlarına vurup dükkânın arka tarafına götürürler, kendinize gelesiniz diye yüzünüze soğuk su serperler, gırtlağınızdan aşağı içki akıtırlar; sonra hanımın birinin çantasından çıkardığı birkaç hapı yutmaya zorlarlar, çünkü bir arkadaşına da hep böyle krizler gelmektedir ve bu ilaç ‘bir harikadır'. Durumunuza tıbbi terimlerle hep bir ağızdan tanı koymaya başlayan bir uzmanlar korosu oluşur, çünkü birazcık aklı olan her vatandaş tıptan son derece anlamaktadır. Uzmanlardan biri, örneğin beyin kapakçıklarınızda bir tıkanma geçirdiğinizi söyler, ama bir başkası akciğerlerde çifte deformasyondan kuşkulanmaktadır, bir üçüncüsü de pankreasınızın iflas ettiğini ileri sürer. Birkaç dakika içinde çevrenizde bir bağrışmadır gider, o ara da ne olur ne olmaz diye size iğne yapmak üzere penisilin almaya eczaneye gitmiş olan biri çıkagelir. Bakın, eğer yabancıysanız, siz en iyisi Şili'de bir süpermarket önünde bayılmayın, çünkü bu sizin için ölümcül bir deneyim olabilir.
--reklam--
Yüreğimdeki Ülkem İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İlk kez tanıştığım ve okuduğum bir yazar olmasına karşın kitabı okuduğum süre boyunca sanki karşımdaydı ve bir kahve eşliğinde bana anlatıyordu her şeyi. Dili, anlatımı o kadar samimi ve içtendi ki..Yazarın diğer kitaplarını da merak edip, okuma isteği doğurdu bende. Ve en güzeli de diğer kitapların nasıl ve hangi duygularla yazıldığını bilerek okuyacak olmam. (Duygu)
Sanıyorum şu an hayatta olan en büyük kalemlerden Isabel Allende. Şilili. Belki de Amerikalı. • Eserlerine başlamadan önce onu ve eserlerinin geri planını tanımak isteyenlerin uğrayacağı nokta burası olabilir. Doğum yeri Şili’ye dair bilgi ve izlenimlerle karşılıyor bizleri Isabel. Devamında büyüdüğü yer Santiago, sonrasında aile fertleri, 1973 Pinochet darbesi ve Amerika macerası. • Çoğu zaman ‘yansız’ olamamaktan korktuğunu dile getiriyor sayfalar arasında. Bence sizleri ‘objektif’ olabilme açısından da tatmin edecek bu eser. • Ülkesi başta olmak üzere yanlış gördüğü her şeyi eleştiren, doğup büyüdüğü coğrafyayı satır satır anlatan, edebiyatına dair bilgiler veren ve güzellemelerden uzak yazabilen biri. Buradan başlayabilirsiniz ona. (Adem Kara)
Isabel Allende'nin kaleme aldığı yüreğimdeki ülkem anılarını anlatan bir kitap. Yaşamının büyük bir bölümünü, ülkesi Şili'den uzakta geçiren yazar. Doğup büyüdüğü ve köklerinin ait olduğu toprakları anlatıyor. 11 Eylül 1973 askeri darbesine amcası Salvador Allende'nin ölümüne kadar olan olaylardan bahsediyor. Bu darbeden bir yıl sonra, yazar sürgüne gönderiliyor ve uzun süre Venezuela'da yaşıyor. 'Hiçbir zaman hiçbir yere uyum sağlayamadım; ne aileme, ne sosyal sınıfıma, ne de dinime ait olabildim' diyen yazarda vatan özlemi hiç bitmiyor. Kitabın büyük bir bölümü Şili'ye ait tarihi, coğrafi, ekonomik, siyasi ve kültürel konularına değinip kendinde nasıl izler bıraktığını çok samimi bir dille anlatıyor. (Kitapların derinliği)
--reklam--
Yüreğimdeki Ülkem PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Isabel Allende - Yüreğimdeki Ülkem kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yüreğimdeki Ülkem PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Isabel Allende Kimdir?
Isabel Allende, 1942 yılında Peru'nun başkenti Lima'da doğdu. Ancak birkaç yıl sonra ailesi Şili'ye göç etti. Isabel Allende, amcası, Şili Devlet Başkanı Salvador Allende'nin 1973'te öldürülmesinden iki yıl sonra kocası ve çocuklarıyla birlikte Venezuella'ya sığınmak zorunda kaldı. 17 yaşında gazeteciliğe başlayan Allende, bir süre sonra San Francisco'ya yerleşti, ABD'nin önde gelen üniversitelerinde edebiyat dersleri verdi. 1982'de yayınlanan ilk romanı Ruhlar Evi'ni, 1984'te Aşktan ve Gölgeden, 1985'te Eva Luna adlı romanları, 1989'da Eva Luna Anlatıyor adlı öykü kitabı izledi. Sonsuz Düzen adlı romanı 1991'de, Paula 1994'te, Kaderin Kızı 1999'da, Sararmış Bir Fotoğraf 2000'de, Yüreğimdeki Ülkem 2003'te yayınlandı. Allende 2002-2004 yılları arasında Canavarlar Kenti, Altın Ejder Kenti ve Pigmeler Ormanı adlı romanlardan oluşan gençlik üçlemesini kaleme aldı. Türkiye'de tüm yapıtları Can Yayınları arasında yer alan Allende, hemen tüm öykü ve romanlarında gerçekçi bir anlatım ve siyasal bir yaklaşım ile büyülü gerçekçiliğin gerçeküstücü geleneğini ustaca kaynaştırdı.
--reklam--
Isabel Allende Kitapları - Eserleri
- Ruhlar Evi
- Aşktan ve Gölgeden
- Japon Sevgili
- Zorro
- Kış Ortasında
- Kaderin Kızı
- Eva Luna
- Paula
- Sararmış Bir Fotoğraf
- Canavarlar Kenti
- Yüreğimdeki Ülkem
- Maya'nın Günlüğü
- Pigmeler Ormanı
- Eva Luna Anlatıyor
- Denizin Altındaki Ada
- Canım Sevgilim Inés
- Altın Ejder Krallığı
- Günlerin Getirdiği
- Cinayet Oyunu
- Aphrodite
- Tüm Unutulmuşlar Adına
- Sonsuz Düzen
- Porselen Peri
- Eva Luna
- Denizin Uzun Taçyaprağı
--reklam--
Isabel Allende Alıntıları - Sözleri
- “Tüm duyumlar gibi ağrı da ruhun içine girmeye yarayan bir kapıdır,” demişti ona. “Ne hissettiğini ve neyi hissetmek istemediğini sor kendine. Dikkatini bedenine ver. Buna odaklanırsan, ağrının değiştiğini ve içinde bir şeyin açıldığını göreceksin ama aklının sana rahat vermeyeceği konusunda uyarmalıyım seni, düşüncelerle, hayallerle, anılarla senin dikkatini dağıtmaya çalışacaktır; çünkü o nevrozun içerisinde kendi rahatı yerindedir ...” (Cinayet Oyunu)
- Savaş gerçekleşmesi mümkün bir geleceği tasarlamakdan kurtarmıştı onu. (Denizin Uzun Taçyaprağı)
- Kader değişebilir,ama karmayı arındırabilmek için bütün hayatı değiştirmek gerekiyor,hatta belki bu bile yetmiyor. (Günlerin Getirdiği)
- İnsanın aklında kalan ve hiç unutulmayan şey şiirdir. (Denizin Uzun Taçyaprağı)
- ... otorite karşısında yerlerde sürünen ama eline birazcık fırsat geçti mi acımasızlıkta üstüne olmayan ödleklerden biriymiş. (Cinayet Oyunu)
- "Kadın o sevimsiz ve kuru sözcükleri ayırdı,o pek çiçekli olanları da seçip attı, çok kullanılmaktan eskiyenlerden de kaçındı, o olası olmayan vaatler sunanları ,gerçeklik taşımayıp, karmaşık olanları bir kenara itti, sonunda erkeklerin düşüncelerine kesinlikle dokunacak ,kadınların heveslerini uyacak sözcükler kullandı " (Eva Luna Anlatıyor)
- "İnsanlar ancak unutulduklarında ölürler. Beni hatırlayabildiğin sürece hep seninle olacağım." (Eva Luna)
- "Göğe doğru tükürme, suratına geri gelir " (Japon Sevgili)
- "Aşk insanların aklını bulandırmak ister .. ama önüne geçilmez değildir ." (Zorro)
- “Göğe doğru tükürme, suratına geri gelir” (Japon Sevgili)
- "Hüzün..." Terapistin söylediği gibi Willie'nin de benim de hayatımızda hüzün vardı, ama bu, insanı felce uğratan bir duygu değil, gerçekleri renklendiren kayıpların ve zorlukların bilinciydi. (Günlerin Getirdiği)
- Öyküler çeşit çeşittir. Kimi daha anlatılırken doğar, onların malzemesi dildir; birisi onu sözcüklere dökmeden önce bu sadece yaşanmış bir heyecandır, zihnin bir kaprisidir, bir görüntüdür ya da dokunulmazlığı olan bir anıdır. Kimileri ise, anlamını yitireceği korkusunu taşımadan sonsuza dek yinelenebilecek türden, elmalar gibi bütünlük taşıyan öykülerdir. Gerçek dünyadan alınıp sonra üzerinde hayal gücüyle çalışılanı da vardır, bir anlık bir esinle doğan ve anlatıldıktan sonra gerçeklik kazananı da. Ve gizli öyküler vardır, hani belleğin karanlık köşelerinde saklı kalmış olanlar, bunlar canlı organizmalar gibi kökler, antenter salarlar, şişler, yumrular üretirler, asalaklarla kaplanırlar ve zamanla biter karabasana dönüşürler. Kimi zaman şeytanları kovmak için bunları masal gibi anlatmak gerekir. (Eva Luna Anlatıyor)
- Eskiden iki-üç kişi bir araya geldi mi en önemli konu politikaydı; bir odanın içinde iki Şilili varsa, mutlaka üç tane de siyasi parti olurdu. (Yüreğimdeki Ülkem)
- Buralarda gölgeler güneş batmadan çok önceden inmeye başlar, manzara ıssız, hoş bir hal alır, yankı onların düşüncelerini devleşmiş biçimiyle uzak bir kartalın çığlığı olarak yansıtırdı. (Aşktan ve Gölgeden)
- "Çok bilen kişinin insanlığa karşı daha çok görevleri vardır." (Kaderin Kızı)
- Tanrı nin gözünde eşit değildik, çünkü sosyal sınıfları ve insanlar arasındaki farklılıkları bizzat O yaratmıştı. (Denizin Uzun Taçyaprağı)
- Kimi zaman acıyı engelleyemeyiz, ama kendi tepkimizi denetleyebiliriz. (Günlerin Getirdiği)
- Onursuz bir hayat yaşanmaya değmez. (Maya'nın Günlüğü)
- Bizde bir erkek, içinde yemek yediği tabağı yıkadı mı karısına ya da annesine 'yardım etmekte olduğunu' sanır ve bu yüzden takdir edilmeyi bekler. (Yüreğimdeki Ülkem)
- Bilge kişi alçakgönüllüdür , çünkü ne kadar az şey bildiğini bilir, (Sararmış Bir Fotoğraf)
Yorumlar
0 yorum