Mardin’de son bir ayın gündemini biliyorsunuz. Mardin Valiliği ve GAP İdaresinin şaşaalı bir şekilde tanıtımını yaptığı ve uğruna tonlarca paranın harcandığı Bienal! Tartışılan konu aslında Bienal’den de çok Kasımiye Medresesinde düzenlenen sulu gösteri.

Ulusal gazetelere de yansıyan sulu etkinliğe, önce “Vali, çıplak sandığı için bakamadı” şeklinde haber olarak yer verildi. Daha sonra ise Mardin Valisi Hasan Duruer, “Canlı Gaste” programında haberi yalanlayarak provalarını izlediği bir etkinlikten utanç duyulacak bir şey olmadığı yönünde beyanatlar vererek o sulu etkinliğe sahip çıkmıştı.

İşte valinin bu açıklamaları Mardin’deki sivil toplum örgütlerini harekete geçirmeye yetmişti. Önce herkesten görüşler alındı. Daha sonra ise ortak bildiri imzalandı. Ve bu bildiri kamuoyu ile paylaşıldı.

Tabi bu bildiriden, bildirinin muhataplarından çok başkaları rahatsız oldu. Bremen Mızıkacıları korosundaki solistler gibi kendisini Valinin havariliğine adayan birkaç gazeteci arkadaş hemen karşı atağa geçtiler. Kendince yaptıkları açıklama ile valiyi kurtarmaya çalıştılar. Bilmiyorlar ki yaptıkları açıklama ile 38 STK’nın yaptığı açıklamanın doğruluğunu teyit etmiş oldular.

Açıklamayı başka yerinden okuyan bir zatta sözde hem açıklamayı hem de açıklamanın altında imzası olan STK’ları yorumlamaya çalışmış. Biliyorsunuz, lâfın tamamı ahmaklara anlatılır derler. Doğrudur, anlama özürlü olmayan bir insan, leb demeden leblebiyi anlar. Ve ayrıca; anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az diye de bir söz vardır.

Müslüman’ı da, Süryani’si de Yezidi’si için de dini değerlere saygı göstermenin ne kadar önemli olduğunu; öyle sanıyorum ki ahmak ve gerzek olmayanlar biliyorlardır.

Ki bunu Binbaşı Norman, taa 1915’te anlamıştı. Biraz geç anladı ama sonunda anladı. Anlayınca da işgal etmekten vazgeçip defolup gitti.

Şimdi, mesele ilimizdeki ecdad yadigârı mekânların kutsiyetini bu solistlere anlatmak. İşgalci Fransız binbaşının anladığı gerçeği ilimizde bu konulara fransız olanlara da anlatmamız lazım. Anlarlarsa hiçbir mesele yok. Anlatamazsak, mecburen bekleyeceğiz. Çünkü onlar da, azala azala yok olup gidecekler. Ama o zamana kadar fransızlıklarını sürdürecekler. Ehh, ne yapalım, katlanacağız; Zira, bunlar da içimizde bize Fransız olanlar.

********************

Bir kere bir oturun oturduğunuz yerde. Göreviniz kamuoyunu aydınlatmaksa ve kendinizi gazeteci olarak görüyorsanız konusu her ne olursa olsun bir araya gelen 38 STK temsilcinin imzaladığı bir bildiriyi haber yapmak zorundasınız. Sen bir gazeteciysen böylesi bir olayı nasıl ver(e)mezsin?

Aralarında eskiye dayalı hukukumuz olduğu için saygı duyduğum bir iki kişi hariç geri kalan solistlere bir çift sözüm olacak.

Öncelikle kendi varlıklarını başkalarına borçlu olanlar, ancak ve ancak başkalarının biçtiği süre kadar yaşarlar. Verilen özgürlükler, makam ve şöhretler de böyledir! Makamları kendi çabalarıyla değil de, başkalarına yalakalık yapmaları ve başkalarının bahşetmesi ile kazananlar, ancak ve ancak onların çizdiği sınırlar dâhilinde ve onların biçtiği süre kadar geçerlidir.

Kendi hür idaresinin rotasına göre hareket edemeyenler gördüğünüz gibi valinin potasında erimeye mahkûmdurlar. Çünkü bu insanlar vesayeti kabul etmiş, kullanılmaya razı olmuşlardır. Son kullanma tarihleri geldiğinde, çekiverirler şifonu, gönderiverirler kubura. Onun için derim ki; kullanılmaya razı olanlar, gerisini de düşünmelidirler. Bu açıklamanın altında imzası bulunan bazı büyükbaşların neye karşılık bu imzaları attıklarını biz çok iyi biliyoruz. Bu valinin gelmesi ile ne kazanımlar elde ettiklerini de. Sabrımızı zorlayıp da bizi yazmaya zorlamasınlar. Ne çevirdiklerini yazmasını da biliriz. Ama bizler sahip olduğumuz ve onların çağdışı ilan ettikleri değerlerimizden ötürü yazmaktan Allah’a havale etmişsizdir.

Bu açıklamada olduğu gibi bir olayın kendisi kadar, onun nasıl göründüğü veya nasıl gösterildiği de önemlidir. Burada görmek için önemli olan bakmaktır! Bakmak için de durulan yer son derece önemlidir! Yani, nerede duruyorsan, nereden bakıyorsan, olayı da öyle görür, öyle hüküm verirsin!

Bu arkadaşların durdukları yere baktığımda zaten valinin yanlış icraatlarına eğriye eğri bakanların düz gördüğü gibi onların da doğru olarak görmeleri gayet normal bir şey.

Ama asıl merak ettiğim bu tarafgirliğin asıl sebebi. Bu kadar da Hak ve halk düşmanlığı olmaz. Bir insan kendi memleketinden kendi insanından, kendi ecdadından, kendi dininden, kendi değerlerinden bu kadar mı nefret eder, bu kadar mı değişken, bu kadar mı omurgasız ve ilkesiz olur?

Bazıları bazılarının himayesine girmeyi gerçekten seviyormuş. Şu hâle bakın.

********************

Bu arada üstü örtülü olarak bu süreçte bize karşı yapılan korkutmalara, ürkütmelere, tehdit ve şantajlara pabuç bırakacak değiliz.

Tehditlerden korksaydık, zaten bu trene binmezdik. Bizim, hiç kimseden korkacak, çekinecek veya tırsacak bir eksiğimiz açığımız yok. Çiğ yemedik ki, karnımız ağrısın! Yaramız yok ki, gocunalım. İşte bu özelliğimiz dolayısıyla, burunlarından kıl aldırmayanlar karşısında dik durabiliyor, söyleyeceğimizi eğmeden-bükmeden söyleyebiliyoruz!

Çünkü bizim kaybedecek bir şeyimiz yok! İstikbal hesaplarımız yok. Menfaat ve ihale beklentilerimiz yok! Koltuklarda ise hiç gözümüz yok!

Dedik ya, işte bundan dolayıdır ki; ( F-5'siz ) Mardin’in en çok okunan haber sitesiyiz. İnşallah da böyle kalacağız.

İlim merkezi olan Kasımiye’nin içine düştüğü son durumu özetlemek adına Yunus Emre’nin bir şiirini sizlerle paylaşmak istedim. Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...


"İlim, ilim bilmektir
İlim, kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir

Okudum bildim deme
çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir."