KATRANI KAYNATSAN OLUR MU ŞEKER?
Değerli okurlarım,
Bazı sözler vardır ki yüzyıllar geçse de anlamını kaybetmez. “Katrı kaynatsan olur mu şeker, cinsine çeker” sözü de bunlardan biridir.
İnsanların karakterini, davranışlarını ve hayata bakışını anlamak için bazen söylediklerinden çok, yaptıklarına bakmak gerekir. Çünkü insanın gerçek kişiliği, zor zamanda ve fırsat karşısında ortaya çıkar.
Bu düşünceyi anlatan güzel bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Günlerden bir gün kudretli bir padişah, saray bahçesinde dolaşırken bahçıvanına daha önce hediye edilen tayı sorar.
Bahçıvan şöyle cevap verir:
“Aslıhü neslihü, Sultanım… Aslı neyse nesli de odur.”
Padişah merak eder:
“Bunun nesi var?”
Bahçıvan anlatır:
“Asil bir tayın sırtına sinek veya böcek konduğunda kuyruğuyla onları kovması beklenir. Fakat bizim tay, adeta bir inek gibi başını çevirip ağzıyla sinekleri kovalamaya çalışıyor.”
Padişah bunun sebebini öğrenmek için tayı hediye eden kişiyi çağırtır.
Adam, tayı doğduktan kısa süre sonra annesinin öldüğünü ve bu nedenle tayın bir ineğin sütüyle büyütüldüğünü anlatır.
Padişah, durumun sırrını anlayınca adamlarına:
“Bahçıvana fazladan bir kap yemek verin.” diye emreder.
Aradan zaman geçer. Bu kez padişaha gösterişli, iri bir hindi hediye edilir. Bir süre sonra padişah yine bahçıvanın yanına gider ve hindiyi sorar.
Bahçıvan yine aynı cevabı verir:
“Aslıhü neslihü, Sultanım…”
Padişah sorar:
“Bu hindinin nesi var?”
Bahçıvan anlatır:
“Asil bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olur ve ardından ötmeye başlar. Bizim hindi ise tam öteceği sırada başını suya daldırıyor. Bunun da nasıl büyütüldüğünü araştırmak gerekir.”
Padişah hindiyi getiren kişiyi çağırtır. Gerçek ortaya çıkar: Hindinin yumurtası bir ördeğin altına konulmuş, hindi de ördek yavrularıyla birlikte büyümüştür.
Padişah yine aynı emri verir:
“Bahçıvana bir kap yemek daha verin.”
Bir gün padişah bahçede yalnız dolaşırken bahçıvanına rastlar. Ona yaklaşarak sorar:
“Bahçıvan Efendi, benim de bir sıkıntım var mı?”
Bahçıvan başını öne eğer:
“Aslıhü neslihü, Sultanım…”
Padişah şaşırır:
“Benim de mi?”
Bahçıvan cevap vermez.
Padişah, gerçeği öğrenmek için ölüm döşeğindeki annesinin yanına gider. Annesi, yıllardır sakladığı sırrı oğluna anlatır.
Padişah, gerçeği öğrendikten sonra yeniden bahçıvanın yanına gelir.
“Ey olayların perde arkasını gören bilge insan! Tayın ve hindinin durumunu anladın. Peki benim durumumu nasıl anladın?”
Bahçıvan göğsünü gere gere cevap verir:
“Ey yüce Sultan! Bunu anlamaktan daha kolay ne olabilir? Benim bildiğim sultanlar ödül verirken ‘Bir kese altın verin’ der. Sen ise her defasında ‘Bahçıvana fazladan bir kap yemek verin’ dedin. Buradan senin de sırrını anladım.”
Padişah yine aynı emri verir:
“Bahçıvana fazladan bir kap yemek verin.”
Kıssadan Hisse
Bu hikâye bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
İnsan, çoğu zaman yetiştiği ortamın, aldığı terbiyenin ve benimsediği değerlerin izlerini taşır.
Elbette insan değişebilir. Yanlışından dönebilir, kendisini geliştirebilir, kötü alışkanlıklarını terk edebilir. Ancak kişinin gerçek karakteri, yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla ortaya çıkar.
Bir insanın kim olduğunu anlamak istiyorsak, ne söylediğine değil; güç eline geçtiğinde nasıl davrandığına, çıkarı söz konusu olduğunda hangi yolu seçtiğine ve kendisinden güçsüzlere nasıl davrandığına bakmalıyız.
Çünkü insanın mayası, en çok da menfaat ile imtihan edildiğinde belli olur.
Atalarımız boşuna dememiş:
“Katrı kaynatsan olur mu şeker? Cinsine çeker.”
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı da unutmamak gerekir: İnsan kaderine mahkûm değildir. Kötü bir ortamda yetişen iyi insan olabileceği gibi, iyi bir ortamda yetişip yanlış yollara sapan insanlar da vardır.
Asıl mesele, insanın kendisini tanıması ve gerektiğinde kendi yanlışlarıyla yüzleşebilmesidir.
Sonuç olarak; insanın aslı, zaman içinde mutlaka kendini belli eder. Sözler unutulur, görüntüler değişir, makamlar gelip geçer; fakat karakter, insanın peşinden yürür.
Bu nedenle insanın değeri, nereden geldiğinden çok, hangi değerlere sahip çıktığı ve geride nasıl bir iz bıraktığıyla ölçülmelidir.
Çünkü hayatın en büyük imtihanı, insanın kendisiyle yaptığı imtihandır.
Günün Sözü :”Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum. (Mevlana Celaleddin-i Rumi)
Abdulbaki Akbal