Milletin Oyuyla Gelen, Milletin İradesini Unutmamalı

 Değerli okurlarım,
Demokrasi, yalnızca seçim sandığından ibaret değildir. Gerçek demokrasi; halkın iradesine saygı duyulması, seçmenin tercihinin korunması ve siyasetçilerin kendilerine verilen yetkiyi milletin menfaatleri doğrultusunda kullanmasıdır. Çünkü demokrasinin temelinde halkın güveni, adalet ve siyasi ahlak vardır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesinde açıkça belirtildiği gibi, “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” Bu ilke, yalnızca bir anayasa hükmü değil, aynı zamanda siyaset yapan herkesin sorumluluğunu hatırlatan temel bir demokrasi anlayışıdır.
Ancak günümüz siyasetine baktığımızda, bu ilkenin zaman zaman göz ardı edildiğine tanık oluyoruz. Seçmen, bir siyasi partinin programına, ilkelerine ve vaatlerine güvenerek oyunu kullanıyor. Adayın seçilmesini sağlayan da yalnızca kişisel özellikleri değil, temsil ettiği partinin kimliği ve seçmene verdiği sözler oluyor.
Ne var ki seçimlerin ardından bazı siyasetçilerin, kendilerine oy veren seçmenlerin tercihlerini ve beklentilerini yeterince dikkate almadan başka bir partiye geçebildiğini görüyoruz. İşte burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Seçmenin verdiği oy, yalnızca bir siyasetçiyi makama taşımak için mi kullanılmalı, yoksa o siyasetçiye karşı bir sorumluluk da mı doğurmalı?
Elbette siyasi görüşlerin değişmesi, parti politikalarının eleştirilmesi veya farklı bir siyasi çizginin benimsenmesi demokratik hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak seçmenin güveniyle elde edilen siyasi gücün, kişisel çıkarlar, makam beklentileri ya da siyasi hesaplar uğruna kullanılması, temsil anlayışına zarar verir.
Çünkü seçmen oy verirken yalnızca bir kişiyi değil, aynı zamanda bir düşünceyi, bir programı ve bir siyasi duruşu desteklediğini düşünür. Bu tercihin hiçbir açıklama yapılmadan değiştirilmesi, seçmen ile temsilcisi arasındaki güven bağını zayıflatır. Siyasetçi, kendisini o makama taşıyan iradeye karşı hesap verme sorumluluğunu unutmamalıdır.
Milletin verdiği yetki, kişisel mülk değildir. O yetki, kamu hizmeti yürütmek ve halkın beklentilerini karşılamak için emanet edilmiştir. Emanete sadakat ise yalnızca seçim döneminde verilen sözlerle değil, seçimden sonra sergilenen tutum ve davranışlarla ölçülür.
Bir ülkede sandığın anlamı, yalnızca oyların sayılmasıyla sınırlı kalırsa demokrasinin ruhu zedelenir. Seçmenin tercihi önemsenmiyor, siyasi etik ikinci plana itiliyor ve makamlar kişisel hesapların aracı hâline geliyorsa toplumun siyasete duyduğu güven de giderek azalır.
Siyasetçiler şunu unutmamalıdır: Seçim kazanmak bir başarı olabilir; ancak asıl başarı, seçmenin güvenine layık olmaktır. Makamlar geçicidir, siyasi dengeler değişebilir. Fakat halka verilen sözlerin ve üstlenilen sorumluluğun hesabı her zaman vardır.
Sözün özü; egemenlik milletindir ve milletin iradesi hiçbir kişisel hesabın gölgesinde kalmamalıdır. Sandık, halkın tercihinin ortaya konulduğu yerdir. Bu tercihe saygı göstermek ise yalnızca seçim günü değil, seçimden sonraki her gün yerine getirilmesi gereken demokratik bir sorumluluktur.
Unutulmamalıdır ki demokrasi, yalnızca milletin oyunu almakla değil, o oyun arkasındaki iradeye sadık kalmakla güçlenir. Çünkü milletin iradesini kazanmak kadar, o iradeye layık olmak da önemlidir.
Günün Sözü:”Kötülüğe iyilikle karşılık ver ki, kötülük yok olsun.” (Hz.Ali)
Abdulbaki Akbal