Bir tanıdık geçer gecenin geçinde, saatin çok ilerilerinde

 Sanırsın ki tanırsın oysa o yabancı karıştırırsın.

 Bir zaman sonra, yaşlılar annen, gençler kardeşin,

 Gülümseyen komşun olur, aldanırsın.

 Sen geleli onlar kalmadı ki sılada…

 Birbirini izledi gidişleri,

 Kimi istedi gitmeyi, kimi ağladı anlatamadı derdini,

 Kiminin evi yıkıldı, kiminin bahtı,

 Sen sıla derken ağlarsın,

 Seni özleyenler gurbet denilince ağladı.

 Ne işe yaradı, haber havalarda

 Asılı hatta takılı kaldı.

 Gelen olmadı ki…

 Sen beklersin zil sesi heyecanlandırdı,

 Annen mi yapmıştı olmayacak sürprizi,

 Yoksa yolu yordamı çoktan unutmuş baban mı?

 Bakkal Niyazi olamazdı herhalde!

 Gelen sadece postacıydı.

 Oda bir şanstı ki sorma gitsin!

 Yoktu ki artık mektup getiren ya da gönderen,

 Yoktu ki artık zarfa pul yapıştıran,

 Bak postacı geliyor, neşe saçıyor diyen

 Cebin çaldı aç,

 Muammer maillere bak halan cevap atmış mı?

 Annem nasılmış?

 Gurbet, sıla derdini yitirdi.

 Kaybetti hasretliğini,

 Görüntülü ekran muhabbeti!

 İyide ben ne anladım bu gurbetten, özlemedikten sonra,

 Ben ne anladım bu sıladan gidemedikten sonra.

 Ben sarılmak isterim, değmek dokunmak,

 Ben bakmak isterim gözlerine, koklamak isterim terini tenini,

 Ben erimek isterim kollarında gurbeti iyice yaşarım,

 Görmediğimden gelir hasretliğim,

 Vuslatı da adam gibi yaşarım…

 Ben istemem yeniyi, ben kalayım eskilerde.

 Ama dayanamam ki, aç oğlum Ekrem, aç bakalım,

 Nurtenler bu akşam ne yiyor?

 Birde sor bakalım, bizim burada Ezel’de hatlar karıştı,

 Anlatıversin mesafeleri yok ederek,

 Hasreti, unutturarak, özlemeyi bilmeyerek,

 Sevgiyi, aşkı, duyguyu toz, toprak haline getirerek…

 Beni, seni. Buradakileri çok ilgilendirir ya!

 Her şeyin önünde oldular ya!

 Sor oğlum sor, Ramiz baba yaşıyor mu?