Uludere…
Şırnak'ta görev yaptığım 4 yıl boyunca bile yollardaki engellerden, dağlardan, derelerden ancak 4 sefer gidebildiğim yer…
Zamanında Uludere ile ilgili aklımda kalansa, liseden Ceylan ve Gülbahar isimli iki öğrencimin memleketi olması… Belki de hafızamdaki Uludere'nin saflığı onlardaki masumiyetin timsalinden kaynaklanıyor… Onun içindir ki Raboski olayı ile yüreğimdeki sızının ağrısı bir türlü dinmedi. Şimdi ise it izinin, at izine karıştığı yer olarak hafızalarda kalması ise çok daha vahim…
Yazıma ulus kimliklerin bugüne kadar yaptıkları gibi halkların kardeşliğinden değil, çatışıp kan dökmesinden beslendiklerini hatırlatarak başlamak istiyorum.
***
Roboski Katliamına ne PKK’lı zannedilmeleri, ne operasyon kazası, ne istihbarat hatası, ne silah tüccarları görülmeleri, ne de adlarının kaçakçıya çıkmış olmalarıyla yürekleri donduran bu katliama hafifletici sebepler olamaz. Bütün suçlamalara, önyargılara, güzel sözlere, ekran karartmalara ve tuzak söylemlerine rağmen hiç kimse ve hiçbir şey traktör römorkunun içindeki toplu bedenlerin, battaniyelere sarılıp katırların semerine sağlı sollu bağlanarak taşınan 34 delikanlının görüntüsünü hafızalardan silemez… Mirin/Ölüm/Mevt büyük bir acı, ama zalimane bir ölüm çok daha büyük bir acı. Öyle ki, bu ölüm acısını dindirmeye, geride kalanları teselli etmeye dönük bugüne kadar elle tutulur bir şeylerin yapılmaması daha da acı verici…
Acılar var yüreğimde, acılar var içimdeki derinliklerde sızlayan; anlatılması zor, tarifi imkânsız zamanları atlatamadım bir türlü. Halepçe gibi ismini her duyduğumda, her anımsamamda en derinlerde yakan acılar var gönlümde…
Kazara de olsa tedbirsizlik veya ihmal sonucu da olsa katliam, katliamdır. Bu katliam, planlayanından tetiği çekenine kadar her yönüyle aydınlatılmalıdır. Bence bu katliamın asıl hedefi sadece katırlar üzerinde dağları aşarak rızkını temine çalışan kardeşlerimize karşı değil daha da büyük hedefleri vardı. Bunun aydınlatılması konusunda Uludere Meclis İnsan Hakları Komisyonundaki Mardin Milletvekilimiz Abdurrahim Akdağ 'ın sıradışı ve cesurca çıkışları da bir umut oldu.
***
Ekranlardakiler gibi, sosyal medyadakiler gibi bir günlük olamazdı bu acı… Çünkü bir güne sığamazdı o ızdırap… Ateş, bu sefer düştüğü yerle sınırlı kalmadı… Oradaki 34 ailenin yanında daha yüz binlerce ailenin yüreği daha yandı… Yüreğimdeki acının ızdırabını yaşayarak o hafta oradaydım, oradaki annelerin babaların ellerini öpme imkânım oldu. İliklere kadar işleyen karlı dağların soğuğunda cehennem gibi bir ateşin içindeydiler… Hepsinin tek isteği bu karlı dağlarda yalnız bırakılmamalarıydı…
İşte bunun içindir ki Rabbimden kardeşlerime af ve mağfiret dileyerek, bu katliamı aydınlatmak, unutmamak ve unutturmamak adına kurulan Roboskiye Adalet Platformundaki etkinliklere destek olmak adına Aksaraylı Hacer Kardeşime de şükranlarımı sunarak sizlere bu hikâyeyi paylaşmak istiyorum…
Roboski'den on ikinci hayat hikayesi...*
Ben Mahsun Encü'yüm
İstatistik değil "insan"ım! Benim de bir hikayem var...
Ben Mahsun Encü'yüm
Adımın anlamını hayatıma yaymış biriyim.
Roboski mahsun çocukların çetin hayat kavgasına tanıklık ederken ben de her daim ertelenmiş özlemler ve çoğu zaman imkânsız hayaller içerisinde tüketilen bir ömrün daha başlarında sayılırdım.
İlk gençliğimdi. Ölüme inat amansız bir var olma davası güdüyorken buralar. Ben buralarda var olmanın mücadele, mücadelenin de bazen ölüme evirildiğini anlamaya başlamıştım. Kaçak olmanın illegal olduğunu duymuş ama yaptığımız işin kaçak olmadığına iman etmiştik. Sınırın bir küçük taşla belirlendiği bu zamanda ''orayı'' ekmek kapısı bilmiştik.
Sınırları zorlayan bizim ekmek davamız iken aynı kaderi paylaştığımız katırların o çıldırtan çalışkanlığına dalıp bir kaçağı daha bitirmek üzereydik belki. Sersemleten o F16 seslerini duyana kadar. Sonrası bir mahşerden farksızdı zaten.
Hava soğuktu ve ölmek daha da zordu. Bir dağın sırtında bu halde ölmek ve kışın ortasında ömrümün baharına son vermek velhasıl ölmek evet ölmek çok zordu.
17 yaşındayım.
Bütün hayallerimi ve özlemlerimi bir gece gökten yağan bombalara teslim etmiş, bir dağın sırtında 34 insan ve bir o kadar katırla cesetleri parçalanmışlardan biriyim.
Yaşamın zor olduğunu biliyor ama ölmenin bir kat daha zor olduğunu bu gece anlıyordum. Yarın kardeşimi doktora götüremeyecek, doktorda olan babamın eve dönüp dönmediğini öğrenemeyecek, okuyup doktor olamayacaktım. Büyüyemeyecek, evlenemeyecek, çocuk sevemeyecek, takım tutamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek ve hatta aşık olamayacaktım.
17 yaşındaydım ve ölmek için daha çok erken sanırdım...
...
Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var;
Eğer beni öldüren bombalar adalet'i de öldürmediyse,
Adalet talep ediyorum...
Herkesin hakkı değil mi adalet?
Yoksa
O kocaman, pahalı bombalarını beni öldürmekte harcadığı için devletten özür dilemeli,
Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için Genelkurmay'a teşekkür mü etmeliyim!?
* Roboskiye Adalet Platformu Uludere'nin bombalanarak öldürülen Roboski ve Gülyazılı 34 insanın hayat hikâyesini yayınlıyor. 34 gün boyunca her gün yayınlanan bu hikâyeler Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık, Adalet bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına faks ve mail yoluyla gönderiliyor.
Yorumlar
6 yorumkörler sağırlar birbirlerini ağırlar
1930-1960 yılları arasında suriye hududunda yaşanan kaçalçılık olaylarının bilançosu binlerce öiü,yaralı ve topal olmuştur.ancak olaylar ferdi olduğu için vehamet ve katliam sözcükleri baskı ve yasaklar sonucu kapalı kalıp cezai yöntemlerle örtbas edilmiştir.yine güneydoğu illerinde vuku bulunan ve yıllarca devam eden kan davalarının çok ağır bilançosu ki(bu ailelerin hiç birisi bölgelerinde yargılanmamiş)gürbet ellerinde sürgün hayatı yaşamış perişan ve ekonomik facia dan doiayı yüz binlerce aile esaret zinciriyle karşı karşıya maruz birakılmıştır.ama olaylar ferdi olduğu için vehamet tablosu gösrerilmemiştir.bu acı tablo o dönemin zihniyeti bölgeye oıan ödülüydü1990 dan sonra eğitim ve ekonamik refahın düzelmasiyle birlikte kaçakçıiık ve kan davaları tarihe karışmiş oıup sadece baki kalan kurbanlar acılarıyla husranlarıyla geçmişin aci tablolarını hafızalarında bir kötü dönemin anısını yaşatmaktadırlar.uludere olayları bu zincirlemenin bir devamı olsa gerek.ekonomik faciadan dolayı olüşan bu vahim tablo malesef 1930-1990 yılları arasında bölgemizde oluşan ve ağır yıkım bilançosunu meydana getiren hala kalan<br> zihniyetlerin ödülü olsa gerek.
sayin Nezir Güneş.. Robosk yazınızdan dolayı sızı kutluyorum yolun açık kalemın keskın yazsın değimle
Teşekkürler Nezir Güneş.. Roboski bir ateşten gömlek! Yanmamak için dokunmuyor kimse. Ama biz biliyoruz ki burada Roboskiye dokunmayanlara mutlaka ateş dokunacak..
yolun acık olsun kardeşim.
geç kalsan da eline sağlık<br>mevcut konjektür gereği kıvırmadan bazı gerçekleri dile getirdiğin için de ağzına sağlık