18 Şubat Perşembe günü İlimizin eğitim sorunlarının tartışıldığı bir Kent Konseyi toplantısı gerçekleştirildi. İl Milli Eğitim Müdürünün elektronik ortamda iyi hazırlanmış sunusu izlendikten sonra Belediye Başkanı ve birkaç katılımcı kısaca katkıda bulundu; akabinde de Valimizin değerlendirme konuşmasıyla toplantı bitti.
Toplantının ana konusu eğitim olması hasebiyle assolist olan İl Müdürü Muhammed Öztürk ile sayın Valimizin bazı ilginç beyanları üzerine kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Konuya sondan, yani sayın valimizin nüfus, eğitim, gelişmişlik, insan potansiyelimiz gibi değerlendirmelerinden başlamak istiyorum. Mealen şunlar söylendi: Mardin’de eğitim tam bir rezalet. Öğretmenler görevini yapmıyor, eski öğretmenleri mumla arıyorum. Öğretmenin aklı fikri dersini bir an önce bitirip gitmektir. Öğretmenler yetersiz ve beceriksizdir… Mardin insanı yüzde seksenin üzerinde elektrik hırsızlığında kullanmakta şampiyondur. Herkes hırsızlık yapıyor. (öyleyse DEDAŞ’ın başında kim vardı ve niye ödüllendirildi diye sormazlar mı?)…
Eğitimde bu kadar başarısız olmanın en önemli nedeni çok çocuklu olmaktır. İddia ediyorum; fakirlik ve cehalet arttıkça çocuk sayısı artıyor, insanlar bilgili ve zengin olduğu oranda da çocuk sayısı azalıyor. Yani çocuk sayısı ile bilgi ve zenginlik ters orantılıdır….
T.Robert Malthus, teorisinin bu kesinlikte Mardin’de savunulduğunu görseydi doğrusu o da şaşırırdı.
Nüfus İlkesi Üzerine adlı eserinde özetle ‘Nüfus hiçbir engelle karşılaşmazsa geometrik olarak artar; oysa geçim kaynakları ise aritmetik olarak artmaktadır. Açlık, savaşlar, hastalıklar, göçler gibi unsurlarla nüfus besin maddelerinin düzeyine indirilebilse de bu geçici bir durum olduğu için nüfusun sistematik olarak kontrol edilmesi gerekmektedir… zenginleşmek için Yoksullar yararına olan yasalar aşamalı olarak ortadan kaldırılmalıdır.’
Görüyorsunuz 1820’lerde Malthus da benzer şeyleri söylemiş! Yani ekonomik refah için nüfus planlaması şart!
Bir ülke, bölge ya da ilin nüfusunun bir imkan olarak değil de yük olarak görülmesi anlayışı yeni değildir.
Atıl kaynaklar, istismar edilen teşvik kredileri, aç gözlü muhterislerin bencilliği, faizcilik-tefecilik yüzünden istihdam alanı yerine rant kapısının çoğalması, adaletsiz bölüşüm, sömürgecilik ve diğer hususlar mı sefalet ve cehaletin asıl kaynağıdır, yoksa çocuk sayısındaki artış mı? Üstad Necip Fazıl diyordu ya;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul;
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa!
Bir kişi dokuz ekmeğin üzerine abanmışken dokuz kişinin bir ekmeği bölüştürmek zorunda olduğu bir yerde bu vicdansız ve zalim sistemin işleyişini sorgulayacağına, bir ekmeği bölüştürenlerin sayısını azaltma yoluna tevessül edilmesini kabul etmek mümkün değildir.
İnsanın refah ve huzuru ürettiği kadar mıdır? Homo economicus anlayışı vahşi kapitalizmin ana rahmi değil midir? Çocuk sadece gider hesabında bir kalem midir?
Nüfus planlaması (dikkat, aile planlaması değil) ceberut devletlerin en yaygın politikalarından biri olup bunun siyasi boyutları da vardır. Sağ milliyetçi muhafazakar kanatta uzun süre siyaset yapmış bir zat-ı muhteremin ‘Türkiye’nin batı illerinde nüfus artışı teşvik edilirken, doğu illerinde nüfus planlamasına gidilmesi’ önerisini bütün basın yazdı.
Hukuk, refah ve adil yönetimi ıskalayarak nüfus planlaması kolaycılığına kaçanlar namluları parlatmaktan ve militarizmi güçlendirmekten başka ne yapabildiler ki?
Bir çok batılı zengin ülkede dev aile şirketlerinin, yönetimi devredecek genç bulma sıkıntısı yaşadığını da basından okuduk. Başbakanımızın çok isabetle ‘en az üç çocuk’ tavsiyesinin stratejik bir karşılığı olduğunu da burada not etmek gerekir.
BAŞARININ ANAHTARI EKİP ÇALIŞMASINDA
Cumhuriyetin ilk Milli Eğitim Bakanlarından birine atfedilen bir söz vardır; ‘Şu öğretmen ve öğrencilerden olmasaydı, Milli Eğitim Bakanı olmak çok güzeldir.’
SBS’de 73. ÖSS’de 75. sırada olmanın altından tembel öğrencilerin kaydını silip sınava giren öğrencilerin sayısının düşürülerek oranın kazananlar lehine yükseltilmesini inşallah düşünenimiz yoktur.
İlimize/bölgemize atanan öğretmenlerin acemiliğinin/stajerliğinin kalkmasıyla hemen tayin istemeleri ve bölgede adeta personel hareketleri borsasının oluştuğunu hepimiz biliyoruz.
Bu öğretmenlerin (ve diğer memurların) buralarda daha çok hizmet edebilmelerinin formülleri üzerinde düşünüleceğine mevcut öğretmenleri toptan suçlayarak motivasyonlarını bozmanın kimseye faydası yoktur.
Sayın Valimizin üslup ve mizacını tam tolere edecekken bu sefer de Milli Eğitim Müdürümüzün tok ve agresif üslubu peydahlandı.
Ne oluyoruz Ya Hu!
Sayın Valinin tavassutuna mazhar olmak, valinin dışındaki tüm makam ve kişileri istiskal etme hakkını vermiyor ki. Hem bu tavrıyla kendisine açık çek veren valimizin kredisini tüketirken sorun çözmek yerine yeni sorunların çıkmasına yol açmış olmuyor mu?
Bu fırçalardan, hakaretten okul yöneticileri, şube müdürleri, müdür yardımcıları ve hatta kaymakamlar dahi (ismi bende mahfuzdur) nasibini almaktadır. Sonra da idareci ve öğretmenler suçlanacak ha! Sıkılı yumrukla tokalaşmanın yapılmasını kimse beklememelidir.
İster demokratik, ister oligarşik, ister modern, ister klasik doktrinlerde olsun; hepsi de başarının anahtarının ekip çalışmasında olduğunda muttefiktir.
Eğitim gibi çok ciddi paylaşma, dayanışma, samimiyet, empati ve ekip ruhu isteyen bir alanda ‘tek adam’lığa kimse soyunarak yol alamaz. Eğer bir sinerji oluşturulmak isteniyorsa önce muhatabın adam gibi dinlenmesi lazımdır; esas duruşta bekletilmesi değil.
İnsanın muhatap alındığı ve ana unsurunun insan olduğu eğitim sahasında fiziki imkanlardan çok psikolojik durumun önemli olduğu malumun ilamıdır. Binanın boyası, tahtanın rengi, kalemin fosforundan çok öğretmen ve idarecilerin ilişki ve yaklaşımlarının öncelenmesi gerekmez mi?
POPÜLİZM İLE MEDYATİK MALZEME
HEGEM ve Adem Solak projesi Avcılarda ne kadar tuttu? Burayla ne kadar örtüşüyor? Kitabından kaç yüz bin tane alındı? Ne kadar para buna ödendi? Doğan Cüceloğlu, Üstün Dökmen, Erol Göka, Nevzat Tarhan, Kemal Sayar değil de Adem Solak, niçin? Şiddetin önce yönetim tarzında ve zihinlerde aranması gerekirken popülizm ile sadece medyatik malzeme oluşturulmuyor mu?
Cemil İpekçi’ye verilenler kimsenin içine siniyor mu? Kültürel, sanatsal etkinlikler adı altında yapılan yüklü masraflar ve ödemeler bir yerleri sızlatmıyor mu? Mardin’imizde büyük reklamlar, cafcaflı nutuklar ve beylik laflarla parlatılan etkinliklerin çoğunun sosyal dokumuza, değerlerimize ve estetik anlayışımıza uygun olmadığı gibi çook dar bir çevrenin ve protokolün dışında kimsenin ilgisini çekmediğini de hatırlatmak istiyorum. Sanki Cumhuriyet yeni kurulmuş da halkevleri ile yeni bir nesil inşası için kollar sıvanmış gibi bir durum mu var? Nedir bu şaraplı merasimler? Hazineden hizmet için tahsis edilen imkanların karşılama ve tanıtıma bu kadar harcanmasının mesuliyetinin ağır olduğu bilinmelidir. Turizm için yerli halk ve kültür bu kadar ötelenmemelidir. Tanıma, anlama olmadan tanıtma nasıl olur; bu da ayrı bir garabet!
İlimizdeki 200 bin öğrencinin mesuliyeti önce bende, sonra da Milli Eğitim Müdürünün üzerindedir dedi sayın valimiz. Bu emaneti mudrik olması bizi fazlasıyla sevindirmiştir. Ama konuşmanın sonunda adeta cezbeye kapılarak tüm öğretmenlerin tembel, beceriksiz, görev kaçkını olarak tavsifi soğuk duş etkisi yaptı. Ne demek; iyi öğretmeni mumla arıyorum, ama yok? Dilerim ki bunlar maksadı aşan sözlerdir.
Tekdirin takdirden çok öne çıkarılmasının pedagojik açıdan da mahzurlu olduğunu en çok da Milli Eğitim Müdürümüzün bilmesi gerekmiyor mu? Yoksa iyi biliyor da (ki bildiğinden zerre kadar şüphem yok) huyum kurusun mu diyor?
Başkasını suçlamak, makamın ve statünün verdiği güçle tepeden bakmak en çok da sahibini yıpratır.
GENELLEMELER HEM YANILTICI, HEM DE ZARARLIDIR
Oryantalizm adlı dev eserin yazarı ve vicdan ummanı Edward Said, herkesin bir doğusunun olduğunu hatırlatarak sizin doğunuz kim ve neresi diye sorar.
Dışarıdan gelen bazı idarecilerin halaskaran-ı vatan misyonunu kendilerinde vehmedip insanımıza önyargıyla yaklaştığını esefle görmekteyim. Bunlara göre, bu insanların hepsi hırsız, cahil, güvenilmez, beceriksiz, tembel ve devletin sırtına yük olmuş asalaklardır.
Bu algının kaynağında ideolojik saplantı ve yanlış bilginin olabileceğini düşünüyorum.
Bu vesileyle Şunu hatırlatmakta beis görmüyorum; Bu topraklar ecnebi toprakları değildir. İşgal altındaki topraklar hiç değildir. Buradaki insanlar başka ülkelerden buraya göçüp zorla yerleşmek isteyen sığınmacılar değil, asli ve kadim sahipleridir. Kimsenin terbiyesine de ihtiyaçları yoktur. Kafanızdaki iğreti şablonlara da uymayız.
Sahip olduğumuz değerler manzumesi de Konya’nın, İstanbul’un, Bursa’nın gerisinde değildir.
Bölgemizde görev yapan idareciler bu paradigmalarını değiştirmedikçe verebileceği hizmette olamaz. Elbette her yerde ve her toplumda müspet olan da vardır, menfi olan da. Genellemeler hem yanıltıcı, hem de zararlıdır.
Başbakanımızın, siyasi hayatıma da mal olsa kararlılıkla savunmaktan geri durmayacağım dediği Milli Birlik ve Kardeşlik için demokratik açılım projesi tüm Türkiye’yi olduğu gibi bölgemiz halkını da heyecanlandırmıştır. Ancak bunun üst düzey atamalar muvacehesinde ilimize yansıması iç açıcı değildir.
Bölge halkına iyi gözle bakmayan bir partinin genel başkanı kameralar önünde açıkça ‘Ak Partililer masalarımıza bir metre yaklaşırlarsa görürler’ tehdidine karşı sanki verilen yanıt; Biz de sizlerle aynı anlayışta olanları Mardin’de idareci yaparız sizleri sırtlarında taşıyacaklar şeklinde tecelli etmektedir.
Kamuoyunda dalga dalga yayılan ve ciddi bir sıkıntı oluşturan hususları kaleme alarak hem bu duygulara tercüman olmak, hem de ilgililerin dikkatini çekerek duyarlılık oluşturmanın dışında bir amacım yoktur.
Yanlışlara projektör tutmanın yanında doğrular da elbette takdir edilecektir. Ancak idarecilerimiz ve siyasilerimizin şakşakçılardan çok eleştirmenlere kulak vermesi kendileri için de, memleket için de daha hayırlı olacaktır.
Yorumlar
0 yorum