AK Parti’den Milletvekilliği aday adaylığı için çıktığı yolda; tek bir slogan ve amaçla yola çıktığının altını çizen Bülent Tekin, “Öyle inanıyorum ki; amaç edindiğim dava, hem Mardin’imize hem bölgemize hem memleketimize ve hem de bütün alem-i İslam’a hayırlar getirecek bir amaçtır, o da şudur ki; “Yaşasın Kardeşlik, Ölsün Düşmanlık" parolasıyla "Barış ve çözüm" sürecinin nihayete erdirilmesidir. Siz değerli basın mensuplarımız da yakinen yakinen biliyorsunuz ki, adına Kürd meselesi, PKK meselesi gibi adına ne derseniz diyelim bu meseleden dolayı nice canlar yitirildi. Canlar derken, sadece Türk’ü ve Kürd’ü değil, bu memleketin bütün ırklarına mensup herkesi derinden etkilemiş ve sarsmıştır. Kürt sorunu herşeyden önce bir insan haysiyeti sorunudur. Diğer bütün sorular, ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar, bu temel sorunun yan ürünleridir. Türkiye’de Kürtler Türklere bugüne kadar eşit olmadı, halen de eşit değiller. Kürtler Türklere sadece kendilerini Türk olarak sundukları sürece eşit olabiliyorlardı şimdi bu makus talih değişecektir diye umut ediyorum.”dedi.
“Türklük veya Kürtlük meselesindeki yaklaşımına gelindiğinde; ben Türküm diyen herkes Türktür. Çerkez, Arnavut, Tatar veya Gürcü farketmez, her kim ben Türküm derse benim için o Türk’tür. İnsanların iradelerine ve beyanlarına bakarım.” diyen Tekin, “Etnik olarak Türk olup olmamaları beni hiç ilgilendirmez. Esasen, bugün kendine Türk diyenlerin büyük bir çoğunluğu etnik olarak Türk değil. İnsanların hür iradeleri ile kendilerine yapıştırdıkları kimliklere bakarım. Fakat kendi seçtiği kimliği başkasına (kendi tecrübesini, bu göçmenlik yahut Müslüman milliyetçiliği vesaire olabilir) zorla yapıştırmaya çalışırsa, orda sorun çıkar, dur denilir. Aynı şekilde ben Türk değilim diyen hiç kimse de Türk değildir. Kürtler biz Türk değiliz diyorlar. Dolayısıyla Türk değiller. Onlara Kürt denilir. Olay bu kadar basit. Türklüğün üstkimlik olmasından dem vuranların demokrasiden haberleri yok. Kürtler kendilerine Türk demedikleri sürece hiç kimsenin onlara Türk demeye hakkı yoktur.” Diye konuştu.
Konuşmasında Hükümetin çok önemli bir demokratik devrimi temsil ettiğini, Esasen, AK Parti hadisesinin demokrasinin bihakkın takdir edilememiş sessiz bir devriminden başka birşey olmağını ifade eden Tekin, açıklamalarını şöyle sürdürdü.
“AK Parti ile birlikte Türkiye’nin meşru demokratik güçleri, özellikle de dindarlar, Kemalizm denen yumuşak diktatörlüğün belini kırdılar. Peki farklı bir Türkiye devleti yapılanması bağlamında Kürtlerin rolü ne olacaktır? diye bir soru yöneltildiğinde cevaben; Kürtler devletin sahibi olacaklar. Ümid edilir ki bu devlet Türkiye olur. Nasıl bir Türkiye? Kendi sahiplerinden biri olan Kürtlere karşı işlediği günahlarından istiğfar etmiş bir Türkiye. Maalesef Kemalist milliyetçiliğin propagandası sonucu ve Kemalizmden kaçarken Osmanlı nostaljisine sığındıkları için dindarlar devlete bir kudsiyet atfediyorlar. Hatta muhafazakar Türk kardeşlerimizin yer yer Türk İslam sentezi bağlamında türk milliyetçiliğinden kendilerini mutlak manada arındıramamış olduklarını üzülerek müşahede etmekteyim (istisnalar hariç). Muhafazakar kesim devletin milletin ve vatandaşların mülkü olduğunu tam takdir edemiyorlar. Dindarların çoğu, devletin Kürtlere şefkat etmesinin, sahip çıkılan bir ev hizmetçisi muamelesi yapmasının normal olduğunu, yeterli olduğunu sanıyor. Kürtlerin de bu devletin sahibi ve ortağı olmaları gerektiği gerçeğini göremiyorlar. Türkler arasında devletin bugüne kadar husule getirdiği cehaletin izalesi için yapılması gereken çok iş var.” Şeklinde konuştu.
“İLERİ SEVİYEDE BİR CESARETLE SORUNLAR ÇÖZÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”
Mevcut hükümetimiz hiç cesaret edilememiş kadar ileri bir seviyede sorunu çözmeye gayret ettiğini kaydeden Milletvekili aday adayı Tekin, “Fakat bu gayrette sergilenen bazı tavırlarda ciddi bazı sorunlar var. Kürtlerin hukukuna sadaka veyahut lütuf muamelesi yapılıyor. Halbuki Kürtlerin temel hakları ne Türk kamuoyunun şefkat ve onayına tabi kılınamaz. Eğer Kürtlerin demokrasiden ve insan haklarından neşet eden bir hukukları var ise bu hukuk Türklerin onayına tabi olmamak zorundadır. Kürtler ne kadar az ve Türkler ne kadar çok olursa olsun bu değişmez. Diğer taraftan Türk kamuoyunun eğitilmesi ve bugüne kadar zerkedilmiş milliyetçilik hastalığından tedaviye ihtiyacı var. Ne zaman ki Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği eşit ölçüde çirkin görünür (ayaklar altına alınır) o zaman Kürtlerin eşitliğinden bahsedebiliriz. Bugün Türk milliyetçiliği resmi ve aleni olarak övünülen, pervasızca yapılan birşeydir. Kürt milliyetçiliği ise bölücülük ve terörizm olarak görülüyor. Bugün demokrasi ve hürriyet Türk devletinin önüne büyük bir imtihan çıkartmıştır: Ya devlet Kürtleri, teba olarak değil, sahip/ortak olarak tanıyacak ya da kendisini Türklüğe ait referanslardan arındıracak. Başka bir ifadeyle, devlet ya herkesin olacak ya da hiçkimsenin olacak. Eğer bu devlet herkesin ise, o zaman Kürtlüğün tanınması ve devletin tanımına entegre edilmesi gerekir. Yok eğer devlet hiçkimsenin olacaksa o zaman da devletin Türk(çü)lükten arındırılması gibi bir görevimiz var.” dedi.
Kürtler, Kürt olarak tanınmadıkları için insaniyetleri, Türk siyaset hayatında teslim edildiğini kaydeden Tekin, bunun kabul edilebilir bir yerinin olamadığını söyledi.
“GÜN ÖZELEŞTRİ YAPMA GÜNÜDÜR”
Dindar Türkler, Kürtlerin haklarına yaklaşımlarının çoğunlukla ne kadar çirkin olduğunu anlamak istedikleri taktirde, 28 Şubat’ın laik generallerinin vesayetinin hatırlanması gerektiğini savunan Tekin, sözlerine şöyle devam etti.
“Kürtler demokratik haklarını dile getirdikleri zaman dindar Türkler, tıpkı 28 Şubat sürecinde yaşadıkları çirkin ve anti demokratik uygulamaları hatırlamalılar. Aynı anti-demokratik vesayet tavri görülmektedir. Söz konusu Kürtler olunca, dindar Türkler Kemalist generaller gibi hareket etmekten vazgeçmeliler. Bu arada, devletin Kürtlerden yapılan zulüm ve haksızlıklardan dolayı resmi olarak ve alenen özür dilemesi gerekiyor. Bu barış sürecinin en ihmal edilen, en gözden kaçan boyutlarından birisidir. Hiçbir şey bir özrün yerini tutmayacaktır. Ve özür olmadan barış tamamlanmamış olacaktır. Türkiye’de devletin Kürtlere çok büyük bir özür borcu var. Gün özeleştiri yapmak, yapılması ve atılması gereken her ne varsa bunları yapmanın ve konuşmanın zamanıdır. Geçmişte derin devlet ile aynı paralellikteki görüşe sahip hükumetlerin yaşattığı acılar devlet adına yapılırken bölge halkı küstürülmüştür. Zira binlerce köy yakılması ve hatta güvenlik gerekçesiyle ormanların bile yakılması hata veya zulüm değilde nedir? Bugün taksim deki ağaç kesilme hadisesinde hükümeti insafsız ve acımasızca eleştiren sözde aydınlar o gün neredeydiler acaba? Şunu artık büyük bir rahatlıkla diyebilirim ki halka yakın halk için çalışan ve bila istisna hiçbir ırk farkı göz etmeyen en derinlerdeki devlete bile temenna çekmeyen bir parti ve hamd olsun bir hükumetimiz var. Kürt bu memlekette Kürt olarak varlığı kabul edildiği gün eşit ve gerçekten kardeş olarak resmen kabul edildiği gün barışıda beraberinde getirecektir. Kendi iç barışını temin eden, dahili meselelerini hal eden bir Türkiye başını kaldırıp nerede bir mazlum varsa ona el uzatan derdi ile dertlenen ve gerektiğinde zalimin karşısında bütün güvcüyle duran bir Türkiye'yi kasemle söylüyorum ki kimse tutamayacaktır. Bununda olmazsa olmazı demokratik, katılımcı ve ülkenin tüm farklılıklarını onceleyen bir anayasaya ve devamında Başkanlık sistemine ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda tüm benliğimle bunun mücadelesini vereceğime dair kimsenin kuşku ve endişesi olmasın."dedi.
"Gün, kardeşliği, barışı, birlik ve beraberliği haykırma günüdür."diyerek sözlerini tamamlayan Serbest Muhasebeci, Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi olan Ak Parti Mardin Milletvekili Aday Adayı Bülent Tekin, Bunu haykırırken hiç kimse ama hiç kimse korkmasın. Bu yüzden avazımız çıktığı kadar "yaşasın kardeşlik, yaşasın barış, yaşasın birlik ve beraberlik, ölsün düşmanlık, ölsün kin ve nefret" diye haykıracağız. Allah hepimizin yar ve yardımcımız olsun..

Yorumlar
0 yorum