Kitap Künyesi
Yazar: Fahri Erdinç
Yayın Evi: Yordam Kitap
İSBN: 9789944122221
Sayfa Sayısı: 220
--reklam--
Alinin Biri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Alinin Biri romanında Fahri Erdinç, Türkiye tarihinden önemli ve anlamlı bir kesit sunuyor. Bu kesitin sunuluşunda, Ulusal Kurtuluş Savaşı'yla kurulan ülkenin tarihsel gelişimi içindeki bir gerçeklik, emekçi köylünün toprak özlemi öne çıkıyor. Alinin Biri, bu doğrultuda verilen, köylü için bağımsızlığın toprak, özgürlüğün de işlediği toprağa sahip olmakla başlayacağını vurgulayan bir mücadelenin romanı. Erdinç'in büyük bir ustalıkla çizdiği insan portrelerinden bir mozayik, deyimlerle zenginleşen bir dil ve anlatım, anlatılanın heyecanla izlenmesini sağlayan bir canlandırma başarısı...
Alinin Biri Alıntıları - Sözleri
- Oğlum, dedim ona, ağa kitaba değil, kitap dediğin uyar ağaya. Bizim hocayı görüyon mu sen, bizim İnce İmamı, alimallah adamın kaynanasına bile nikâh düşürür.
- Cemre gibiydi her sözü. Suya, havaya, toprağa değil, adamın canevine düşer de ısıtıp, aydınlatırdı.
- Sen de gidiver camiye. İstersen bir şey okumadan yat kalk ama, kılıyor desinler. Velev yarım gün oruç tut ama, tutuyor desinler.
- (…) Ankara’ya varıp Meclis’in, Çankaya’nın kapısına dayanacaklar. Toprak istiyoruz diyecekler. “Şu vergileri azaltın!” diyecekler. Düşünün, on binlerce köylü!
- Hasanoğlan köy enstitüsünde en sevdiği öğretmeni. Komünistlik şüphesiyle tevkif edilen öğretmen.. “Köy öğretmeninin vazifesi yalnız çocukları okutmak değildir” derdi, Sizler köylümüzü de…” Arif zonklıyan şakaklarına yumrukların daha çok bastırdı: -Haklısın öğretmenim.
- İmama soruyoruz, “takdir-i ilahi” diyor. “Çalışın, Allah verir” diyor. Vermedi, paşam. Dedem çalıştı, vermedi. Babama da vermedi. Böyle de gidiyor işte. Ağanın oğlu gine ağa. Biz de beygir kıçında sinek!
- Hükûmet, tahsildarıyla, candarmasıyla vergi diye köylere yürür, siyasi olmaz. Sonra vergilerin altında ezilip de Ankara’ya yürümeğe gidenlerin başına gelmedik hal kalmaz!
- İnsan doğar da asker ölür Mehmet. Dirisi gazi, ölüsü şehit. Sonra Mehmeti nutuklara geçirenler yaşayıverirler onun yerine. Bir taş dikerler de tepenin üzerine, burada yatıyor derler, kalbimizde yatıyor derler. Mehmet taşın altında yatar. Yüreciği taş kesilmiştir, (…)
- İğdeler çiçekte mi, tetikte dur gayrı buralarda. Kuduruyorlar...
Alinin Biri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
ALİNİN BİRİ (1958) / FAHRİ ERDİNÇ: Roman, Afyon’un Sandıklı ilçesine bağlı bir köydeki ağa ile köylü arasındaki toprak sahipliği çatışmasını anlatır. Eserde olaylar 1949-1952 yılları arasında geçer. Ali, nalbant olan, daha sonra ağa zulmü yüzünden şâki olup dağa çıkmış bir babanın oğludur. Köyde ağa Yozalan adlı bir mevkide yer alan köylüye ait bir araziye biraz yasal biraz da kanun dışı yollardan el koyar. Buna razı olmayan köylülerden Ali’nin, ona bir iftira atarak cezaevine girmesine sebep olur. Ali yıllar sonra köyüne geri döner. Eşi yaşlanmış, oğlu Yaşar askerlik çağına gelmiştir. Ne var ki tek değişmeyen Rahmi Ağa’nın zulmüdür. Yozalan’daki geniş arazi hâlâ ağanın elindedir. Köylü vergiler karşısında inim inim inlemekte, ağa vergi borcunu ödeyemeyen köylünün mallarını ucuz ucuz alıp güya onlara iyilik yapmaktadır. Köylü içindeki bir grup insan ağaya diş bilemeye devam etmektedir. Ali’nin cezaevinden çıktığı dönemde Demokrat Parti iktidara gelir. Daha düne kadar Halk Partili olan ağa da “Demokrat” olur. Birkaç sene sonra da Kore Savaşı patlak verir. Romanın sonunda kimi köylüler ağaya isyan edip onu öldürürler ve dağa çıkarlar. Babası da şâki olan Ali onlara önderlik eder. Romanda köylünün toprak özlemi en çok üzerinde durulan temadır. Demokrat Parti’nin doğuşuna sebep olan etkenlerden biri olan Toprak Kanunu köylüler için umut olur. Ancak romanda ezen-ezilen ilişkisi bağlamında DP-CHP özdeşliğine sık sık dikkat çekilir. Ağa-köylü ilişkileri, başta adaletsiz vergiler olmak üzere devlet-köylü ilişkileri, genç Cumhuriyet’in hataları sosyalist bir pencereden ele alınır eserde. Bunun yanı sıra geriye dönüşlerle İstiklal Harbi’nden de kesitler sunulur. Roman bu yönüyle yakın siyasi tarihimize de ışık tutar. (ali doğan)
Kurtuluş Savaşı sonrası ilk çeyrek asırdaki sıkıntılar, köylünün efendi olamayışı ve yeni dönem için aranan yolları konu edinen kitap sınıf bilinciyle okunduğunda çok daha anlamlı bir hal alıyor. (bugdaytarlasi)
Fahri Erdinç bu kitabında Kurtuluş Savaşı sonrası köylünün toprak özlemini anlatıyor. Köylü için bağımsızlığın ve özgürlüğün işlediği toprağa sahip olmakla başlayacağını vurgulayan, toplumcu gerçekçi gelenekte bir roman. Halk partisi değişip, iktidara Demokrat parti gelirken umutlanan, ama ezilmesi bir türlü bitmeyen, iktidarı ele geçiren herkesin onu korumak için mazlumu unuttuğu bir düzen. Değişen çok şey olsa da bazı şeyler hiç değişmiyor maalesef. Bekleyen adamın"belki"si biter mi? gibi bir cümleye de sahip. Bizim de hala belkilerimiz var, bekliyoruz. (Cihan aydın)
Alinin Biri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fahri Erdinç - Alinin Biri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Alinin Biri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fahri Erdinç Kimdir?
1917'de (1 Ocak) Akhisar'da doğdu. Babası, Ankara kökenli Çandıroğulları ailesinden, öğretmen Halil Yaşar'dı. Annesi, Erdinç'i dünyaya getirdikten bir yıl sonra veremden öldü. Sonradan, bu kaybın, anasızlığın bilincine varmak, üvey analı kalabalık bir aile ortamında büyümek, çocukluk uykularının çoğunu alan tütüncülük çilesi ve giderek bir yıl da tenekeci çıraklığı, ilkokul öğrencisi Erdinç'i vaktinden önce olgunlaştırdı ve yaşamı daha yakından tanımasına yol açtı.
1957'de illegal Türkiye Komünist Partisi'nin "Dış-Büro"suyla ilişki kurabildi. Partide aktif çalışmaya katılmak üzere 1958 Mart'ında Bulgaristan'dan ayrıldı. 20 Mart 1958'de TKP üyeliğine alındı.
Böylece başlayan yurtdışı illegal parti çalışması 13 yıl sürdü. 1969'da bir kalp krizi geçiren Erdinç, aktif faaliyetlerden çekilme zorunluğuyla, 1971 yılı başında yeniden Bulgaristan'a dönüp yerleşti. Parti çalışmasına katkısını buradan sürdürmeye başladı.
Erdinç, yazınsal çalışmasına yetecek ölçüde Bulgarca, pratik olarak da Almanca ve Rusça öğrendi. 1965'te Bulgaristan vatandaşı, 1973'te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu.
--reklam--
Fahri Erdinç Kitapları - Eserleri
- Acı Lokma
- Alinin Biri
- Kalkın Nazım'a Gidelim
- Kardeş Evi
- Kore Nire
- Destur Ya Sefalet
- Nazım Hikmet ve Bulgaristan
- Diriler Mezarlığı
- Bulgaristan Mektupları
--reklam--
Fahri Erdinç Alıntıları - Sözleri
- Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman. Beni o Ilmana çıkaramazsın . . . 1 Temmuz 1957, Varna. (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Hasanoğlan köy enstitüsünde en sevdiği öğretmeni. Komünistlik şüphesiyle tevkif edilen öğretmen.. “Köy öğretmeninin vazifesi yalnız çocukları okutmak değildir” derdi, Sizler köylümüzü de…” Arif zonklıyan şakaklarına yumrukların daha çok bastırdı: -Haklısın öğretmenim. (Alinin Biri)
- "Müslüman adamsın, bu kadar çırpınmak Allah'a isyan olur." ... "Ona da isyan ediyorum, var mı daha bir diyeceğiniz?!" "Yapma hoca. Cenabıhak yukardan her halimizi görür..." "Görmez. Bizi görmez. O da kör!" (Acı Lokma)
- "Şu Varna'da uyumanın yolu yok geceleri uyumanın yolu yok; yıldızların bolluğundan, yakınlığından, parlaklığından, kumlukta hışırtısından ölü dalgaların" (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- "İnsan, sırtında taşıdığı insanı, kardeşi de olsa çekemiyor." (Acı Lokma)
- Bize doğruyu yalnız uyurken, düşümüzde söylemek hakkı veriliyor. (Kore Nire)
- "İlkin şu vatanda anlaşalım. Artık vatan kavramı da ikileşti. Biz onların vatanından kaçıyoruz. Özgürce soluyamadığımız, emeğimizle doyamadığımız, yönetimine katılmadığımız yerse vatan, ben vatansızım. Salt coğrafya kitabı kandırmıyor artık beni. Korkuyla yaşıyamayız ki... Korkuların en kötüsüne düşürdüler bizi: Yarın korkusuna... İşsiz kalırsam aç kalırsam korkusuna... Doğruyu söylemek, yazmak yüzünden tutsak olmak, içeri düşmek korkusuna... (Acı Lokma)
- Türkiye'yi bu haliyle ne Anadolu'nun anası tanıyabilirdi, ne de Anıt Kabir'de yatan Atası tanıyabilirdi artık. “Küçük Amerika", “Tekelonya Cumhuriyeti”, “Zamistan”, “Yokistan” gibi isimlerin hiç de allegorik yanı kalmamıştı. Bunlara bir de “Yasakistan”ı, “Copistan”ı eklemek gerekiyordu. (Kore Nire)
- Cemre gibiydi her sözü. Suya, havaya, toprağa değil, adamın canevine düşer de ısıtıp, aydınlatırdı. (Alinin Biri)
- (…) Ankara’ya varıp Meclis’in, Çankaya’nın kapısına dayanacaklar. Toprak istiyoruz diyecekler. “Şu vergileri azaltın!” diyecekler. Düşünün, on binlerce köylü! (Alinin Biri)
- İnsan doğar da asker ölür Mehmet. Dirisi gazi, ölüsü şehit. Sonra Mehmeti nutuklara geçirenler yaşayıverirler onun yerine. Bir taş dikerler de tepenin üzerine, burada yatıyor derler, kalbimizde yatıyor derler. Mehmet taşın altında yatar. Yüreciği taş kesilmiştir, (…) (Alinin Biri)
- "İntihar, hayat mücadelesinde yılgınlığa düşenlerin, yaşamaktan tiksinmiş olanların işidir. Bense varlığımın her zerresiyle bağlıyım. Yaşamaktan asla vazgeçmiş değilim. Fakat hücremin köşesinde büzülmenin ve böylece ölüp gitmenin de bana dığı kanısındayım. Kalbimi cendereye alan kuvvetli krizler devam ederse, beni öldürebilir. Boşu boşuna ölmek, sessizce çekilip gitmek bütün iradeni kullanmadan boyun eğmek... ben buna asla razı olmıyacağınım. Şahsıma karşı işlenen adli hata düzeltilerek, buradan sağ-salim çıkamazsam, hiç değilse cesedim çıkacak, gördüğünüz gibi, her zamankinden daha güçlüyüm, içimde zafer ümidiyle savaşa gidenlerin sevincini duyuyorum. Savaşa atılanlar, bunda üstün gelmek için giderler. Bu yolda ölmek, yaralanmak, sakatlanmak vardır. Fakat savaşçılar zafer ümidi ve iradesiyle yürürler. İşte bu duygular beni sarmış bulunuyor." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? (Kardeş Evi)
- "Bu ülkede artık makineler, toprak, ağaçlar, ırmaklar, güneş, her şey, insanların mutluluğu için, refah içinde ve kardeşçe yaşamaları için çalışıyor. Dimitrovgrad'da sıfırdan başlanarak yepyeni bir şehir yaratılmış. Bu şehrin bağrında dev bir işletme, Kimyasal Gübre Kombinası yükseliyor. Burada muazzam kuleler, türbinler, elektrik santralleri insanların bahtiyarlığı için, toprakta verimin artırılması için, daha çok sosyalist ekmeği üretilmesi için çalışıyor. Sosyalizm kuruculuğu aynı enerjik tempolarla Bulgar yeni toplumunun halk aydınları arasında da hissediliyor. Sosyalizm, her şeyden önce, yeni insanın yaratılmasıdır. Bulgaristanda bu yeni tip insanın artık yetişmekte olduğunu görüyoruz." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Varnada bu yaz günü. çok hasta, çok muhacir şair için bile, bütün büyük laflardan uzak bir bahtiyarlık - yaşamak. . . (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Duygulanmayı, duygusallığı aldın mı benden, geriye ne kalır? Yoksullaşırım, bütün zenginliğim gider,... (Kardeş Evi)
- ...neden, ne yüzle kurtuluş bayramı kutluyoruz, aklım ermiyor. Anlıyorum ki, kurtulamadığımız çok şeyler var daha. (Acı Lokma)
- yoksulun çok olduğu yerde zengin üçü beşi geçmez. Yoksulları kaldırıver zenginin olduğu yerden, Karun bile olsa, bir gün ille de acından ölür. (Acı Lokma)
- "Sizi, memleketimi, kavgamızı, sosyalizmi, barışı seviyorum." (Kalkın Nazım'a Gidelim)
- Her şey insan için bu dünyada, sevinç de, keder de... Kederin dozunu hislerinle değil, aklınla ayarla. (Kardeş Evi)
Yorumlar
0 yorum