Kitap Künyesi
Yazar: Halil İnalcık
Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9786053320890
Sayfa Sayısı: 544
--reklam--
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Halil İnalcık Devlet-i 'Aliyye'nin ilk cildinde, Osmanlı Devleti'nin bir beylikten güçlü ve köklü bir imparatorluğa dönüşümünün öyküsünü konu ederek geniş kitlelere ulaştı. Okuyucuların merakla beklediği ikinci cildin konusu, imparatorlukta padişahlık otoritesinin yok oluş sürecinde çeşitli odakların iktidarı ele geçirmek için verdiği mücadele…
Halil İnalcık, dönemin tarihçilerinin "tagayyür ve fesad", yani bozuluş ve kargaşa olarak adlandırdıkları bu durumu, o çağın kaynaklarından ve az bilinen arşiv belgelerinden de yararlanarak günümüz okuyucusu için anlatıyor, yorumluyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) Alıntıları - Sözleri
- "İlk defa Fâtih Sultan Mehmed, normal koşullar altında suçsuz olan kardeşini idam ettirmiş ve Kanûnnâme'sine kardeş katli maddesini koymuştur."
- Özetle tüm devlet erkânı yanında ulemânın da rüşvetçiliği açığa çıktı. Kadılıkların rüşvetle satıldığı açıklandı. (1652)
- "Ağır piyâde yeniçeri ordusu, Avrupa'da ilk daimî ordu ününe sahiptir. Yeniçeriler, Osmanlılara savaş meydanlarında, özellikle kale kuşatmalarında üstünlük sağlıyordu."
- Devlet "fitne ve fesâd" yuvası saydığı meyhâne, bozahâne ve kahvehâneleri eskiden beri kapatma eğilimindedir. Bu yerler askerin toplanma ve dedikodu yeri de sayıldığından Sultan Murad kapıkullarını hizaya getirdiği yıldan bir yol sonra büyük İstanbul yangınını ileri sürerek kahvehânelerin kapanması için bir fermân çıkardı..
- Bir müellif veya şair eserini okurken, şurası "hoşça olmuş", "aferin" demek nezaketsizliktir; kalanını beğenmedim, övme yerine zemmetme anlamına gelir, edep dışıdır.
- Kanûnî'den sonra II. Selim (1566-1574) çoğu vaktini işret meclislerinde¹, hamam âlemlerinde geçiren bir pâdişah olarak tanınır.. ¹ İçki meclisi
- Devletin güvenli askeri olarak, yeniçerilerin önemli bir hizmeti de ülke sınırlarını koruma görevidir. Kalelerde ve şehirlerde yerleştirilen yeniçeri garnizonları, İmparatorluğun birliği ve merkeziyetçiliğini koruyan, başlıca kuvvet görevini yerine getirmekteydi..
- Osmanlı devlet düzeninde her karar son kertede, pâdişahın mutlak “emr ü fermânı” olarak çıkar..
- Geleneksel devlette, adâlet dairesinin tarifi şudur: Üretim yapan, vergi veren reâya âdil bir pâdişah idaresi altında rahatça üretim yaparsa devletin hazinesi dolar, hükümdar ordusunu kurar, güçlü olur. Geleneksel devlet yapısı bu prensipler üzerine kurulmuştur..
- Devşirme-oğlanları, ülkenin fakir dağlık bölgelerinde, birden fazla çocuğu olan ailelerden alınan çocuklardan ibarettir..
- Türk hânedânlarında bir saltanat verâset kanûnu olmaması, Türk devletlerini parçalamaya götüren temel faktörlerden biridir..
- Kadızâde'ye göre İslâm'a aykırı 21 bid'at'tan başlıcaları şunlardır: 1. Ezan ve Kur'an'ın makamla okunması, 2. Semâ' ve devrân'ın câizliği, 3. Tütün, kahve ve keyif verici maddelerin haram olmaması, 4. Muhyiddîn-al 'Arabî'nin kâfirliği, 5. Yezîd'e lanet olunmaması, 6. Peygamberin vefatından sonra ortaya çıkan örf ü âdât ve gelenekler, 7. Kabir ve türbe ziyareti, 8. Büyüklerin el ve eteğinin öpülmesi ve selâm verirken eğilme, 9. "Emr bi'l-ma'rûf ve nehy 'ani'l-münker" (iyiliği emredip kötülükten men'emrini izlememek), 10. Rüşvet
- II. Selim döneminde (1566–1574) önemli bir değişiklik oldu; Anadolu’da sancak valiliğine yalnız en yaşlı şehzâdenin gönderilmesi kararlaştı, böylece en yaşlı şehzâdenin pâdişah olma şansı tanınmış oldu. Sancakbeyliğinden gelen III. Murad (1574–1595) ve III. Mehmed (1595–1603) sancaktan İstanbul’a gelip rakipsiz tahta geçtiler; ama saraydaki kardeşlerini toptan katlettiler.
- İstanbul fâtihi, Doğu-Roma imparatorlarının vârisi olma iddiasıyla unvanlarına kayser-i Rûm (Roma imparatoru) unvanını ekledi. Aynı zamanda sultânu’ul-berreyn ve hakânu’l-bahreyn (iki karanın sultanı ve iki denizin hakanı) unvanıyla Anadolu ve Rumeli, Karadeniz ve Akdeniz’in hükümdarı unvanını benimsedi..
--reklam--
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İmparatorluk için Kargaşa ve Fesad devrini hazırlayan etmenlerin başında, Osmanlı'da sıkı bürokratik düzenin bozulması geliyor diyebiliriz. Bunda da baş köşeyi, tüm sistemin üzerine kurulduğu ideal hükümdar modelinin bozulmaya uğraması gösterilebilir. Fatih, ideal hükümdar modelini tam manasıyla kuran padişahtı. Ondan önce padisahlar daha çok halkın içinde, yani, halk için padişah ulaşılamaz bir mertebe değildi. Fatih'in uygulamaları ile padişah, tam manasıyla mutlak otorite ve adeta sistemin merkezi, her şeyin üzerindeki makam olarak kendine yer edinmiştir. Bunu en güzel anlatan uygulamalardan birisi de padişahın divan görüşmelerini Kasr Adl adı verilen yüksekte bir bölmeden izlemesi gösterilebilir. Divana sadrazam başkanlık yapar, bu toplantı sırasında Kasr Adl'dan Padişah toplantıyı dinlerdi ancak dinleyip dinlemediginden de kesin emin olunamazdi. Yönetenlerin üzerinde mutlak bir uyarı tabelası gibi dolanan bir anlayış başlıyor gibidir. Sadrazam, padişahtan sonra en yetkili isimdir ve direkt, sadece padişaha bağlıdır. Fatih'ten sonraki iki padişah zamanında bu uygulama etkin şekilde uygulanmıştır. Lakin eski Türk gelenekleri çerçevesinde veraset uygulamasında kesinliğin olmaması, yani tahta kimin geçeceğinin net kaidelerle belli olmaması ile sık sık taht kavgalarinin yaşanması, akabinde tahta geçen hükümdarın kardeşlerini katletmesi kaçınılmaz olmaktadır. İdeal padişahın yetişmesi için 12 yaşında şehzadenin sancağa çıkması gerekiyor. Ancak bunun da dezavantajlari, şehzadenin lalari etkisinde çok kalarak merkezi otoriteye zarar verebilme yolunun açilabilmesidir ve kimi zaman da sehzadelerin zevkü sefaya dalmalarina neden olmasıdır. Öncelikle sancağa sadece en büyük kardeşin çıkması uygulaması geliyor. Ancak bu da kardes katlinin önüne geçmiyor. Kardeş katlinin halk nezdinde artık tahammül edilemeyecek kerteye gelmesinde bir padişahın tahta geçer geçmez ondan fazla kardeşini katletmesi ve saraydan küçüklü büyüklü tabutlarin ardı arkasına çıkması etkili oluyor. Bununla birlikte 1. Ahmed'in küçük yaşta tahta çıkmasi ile birlikte Valide Sultanların ve onlara bağlı saraydaki agalarin yönetimdeki etkinliklerin giderek artıyor -aslında Kanuni zamanında Hürrem ile başlıyor-. Ekber ve Ersed yöntemi benimsenerek veraset sistemi geliyor. Buna göre sehzadeler sarayda şimşirlik denilen yerde yaşamaya ve eğitim görmeye başlıyorlar. Aslında kafe hayatı yaşanıyor. Haliyle sistemin üzerine kurulduğu ideal mutlak padisahlik anlayışı büyük yara alıyor. Ayrıca artık padişah seçiminde Valide Sultanların etkinliği de artmış oluyor. Buna bağlı olarak burokrasinin yöneldiği adres de Valide Sultanlar olmaya başlıyor. Üstüne çocuk yaşta ve yeterli tecrübe, eğitimden yoksun padisahlarin birbiri ardına tahta çıkması sonucunda gayri resmi Valide Sultanlar padisahlik yapmaya başlıyor. Uzayan savaşlar ve paranın sürekli değer kaybetmesi, haliyle maaşlarının yeterli gelmediğini düşünen asker ikide bir kazan kaldırmaya başlıyor. Yönetimdeki idare sorunları iktidar boşluğu yaratıyor. Tahta çıkışlarda -zaten hep söz sahibi olan asker- askerin söz sahibi olma durumu her zamankinden fazla artıyor. Devlet içinde devlet oluyorlar. Asker içinde de sipahi- Yeniçeri çekismesi yaşanıyor. Cizyeler gibi vergilerin toplanmasının yönetimini askerler eline alıyor. Ulemanin etkinliği Kanuni'den itibaren yükselişe geçmişti. Ulema adeta, askerin hunkari olsun beğenmediği devlet erkanini yerinden etmesi için icazet aldigu ve kendisine meşruiyet sağladığı bir makam haline geliyor. Bunlarla birlikte makamlar rüşvetle peşkeş çekiliyor. Ulema dahi rüşvetle makam dağıtıyor, bunlar ön ayak oluyor. İmam bunu yaparsa cemaat ne yapar durumu oluşuyor adeta. Toprak yönetiminin bozulmasına bağlı olarak, Anadolu'dan büyük şehirlere göç yaşanıyor. Bunda eski başı bozuk askerlerin büyük etkisi oluyor. Bu esnada İran'da, güçlü hükümdar Abbas'in başta olması ve Osmanlı topraklarına yoğun saldırıları devleti zorlayan diğer bir sorun olarak kendini gösteriyor. Ordularıni modernlestirerek askeri manada Osmanlı'yı geçen Avrupa orduları karşısında Osmanlı'nın sürdürdüğü savaşların uzaması ve mağlubiyetlerin artması ile psikolojik üstünlük kaybediliyor. Bunun yarattığı bir tahribat da, Osmanlinin kuruluştan beri gelişmesini üzerine bina ettiği gaza faktörü artık işlemez hale geliyor. Bu sürecte, Girit'in alınmasının 24 sene gibi uzun bir süreye mal olmasi aslında Osmanlı için tehlike çanlarının en yüksek sesle çalmasıdır. Devrin padisahlarina bakacak olursak, Ahmed'den sonra Kösem'in de etkisiyle taht oğula değil, kardeşe geçiyor yani Mustafa tahta geçiyor. Lakin Mustafa ruhsal olarak sağlığını kaybetmiş durumdadır. Kısa bir süre tahtta kaldıktan sonra yerine Osman geçiyor. Osman genç ve yenilikçi bir padişah olarak kendini gösteriyor. Lakin hem gençliğinin fevriligi ile hem de etrafındaki yetkin olmayan devlet adamlarının telkinleriyle askeri oldukça kızdıracak islere girisiyor. Akıbeti ise daha önce hiçbir Osmanlı padisahinin başına gelmedik bir felaket ile noktalaniyor: Al aşağı edilerek, bir eşege ters bindirilerek halkın içinde gezdiriliyor. Bu sırada halk kendisine eline bulduğunu atıyor. Sonucunda Yedikule zindanlarinda feci şekilde katlediliyor. Yerine geçen deli Mustafa da kısa zaman sonra azledilerek yerine küçük yaştaki Murad geçiriliyor. Bu esnada uzun süre ona naibeligi annesi Kösem yapıyor. Sık sık asker kazan kaldırmaya devam ediyor. Murad yönetimi eline alınca astigim astik, kestigim kestik yöntemlerle geçici olarak düzeni saglasa da kalıcı çözümler icra edemeden ölüyor. Yerine Deli ibrahim geçiyor. Murad'in veraset sistemine karşın kardeşlerini katlettirmis olması nedeniyle İbrahim'in hanedanin devamı için acil çocuk yapması gerekiyor. Koskoca imparatorluk ona cariye yetiştirmeye çalışıyor. İbrahim yanına aldığı cinci hocanın sözüne her geçen gün daha fazla itibar ederek devletteki zaten bozulmuş idaresel düzeni hepten bozuyor. Bir süre sonra o da hal ediliyor ve katlediliyor. Onun yerine çocuk yaşta Mehmet tahtta gecirtiliyor. Yönetimde bu sefer Kösem ile Turhan sultanlarin rekabeti hat safhaya çıkıyor. Kösem nihayetinde feci şekilde katlediliyor. Turhan yönetimi eline alıyor ancak Kösem kadar bu konularda yetkin değildir. Ülkede kaos, rüşvet, basibozukluk ve dışarıda sıkışma hat safhaya tirmaniyor. Ekonomiyi nispeten düzelten Tarhuncu Ahmet bile canını kurtaramiyor ve katledilen sayısız sadrazamlar arasına ekleniyor. Girit savaşında Venediklilerin İstanbulu tehdit eder hale gelmesi ile artık kargasanin zirveye oturduğu anda son çare Köprülü'ye gidiliyor. Köprülü şartlar one sürerek görevi üstleniyor ve dikta yönetime başlıyor. Serinin bu kitabı da burada sonlaniyor. İyi okumalar.. (Kaan)
Öncelikle belirtmem gerekir ki, ilk cildin önsözünde ikinci cildin 19. yüzyıl sonlarına dek olan dönemi kapsayacağı, üçüncü ciltte ise ingilizce makalelerin bir araya getirileceği yazıyordu. İkinci cildin önsözünde ise yazar/halil-inalcik, gördüğü lüzum üzerine bu düzeni değiştirdiğini ve ikinci ciltte klasik dönem sonrasında Osmanlı Devleti'nde yaşanan bozuluş, kargaşa ve ıslahat girişimlerine ayırmaya karar verdiğini belirtmiş. Bu açıdan ikinci cilt benim için sürprizlere gebe idi. Devlet-i 'Aliyye serisinin ilk kitabında Osmanlı'nın hangi faktörlere binaen büyük ve kudretli olduğuna şahit olurken, ikinci cilt kitap/devlet-i-aliyye-tagayyur-ve-fesad-1603-1656--17465 Osmanlı'nın nasıl ve hangi nedenlere bağlı bir şekilde kudretini yitirdiğini gözler önüne seriyor. İmparatorlukta padişahlık otoritesinin yok oluş sürecinde çeşitli odakların iktidarı ele geçirmek için verdiği mücadeleye belgeler doğrultusunda tanıklık ve kitabın son bölümünde yer alan telhîslere göz gezdirmek muazzam bir deneyimdi benim için. İlk cildi okurken tarihimiz hakkında ne kadar üstün körü ve yanlış bilgilere sahip olduğumu görmüştüm. Üstad yazar/halil-inalcik Devlet-i'Aliyye'nin ikinci cildi ile bu görüşümü daha da kuvvetlendirdi. Osmanlı Tarihine derli toplu bir giriş yapmak isteyenler için Devlet-i 'Aliyye serisini gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. yazar/halil-inalcik'ın aziz anısına minnet ve saygıyla.. (Gece Yürüyüşü)
Türk tarihinin üstadına inceleme yapılır mı bu tartışılır...Tarihimizi okadar üstün körü ve yanlış biliyoruz ki kesinlikle bu kitabı okumak lazım hemde tekrar etmek gerekir.Şuan bizi yönetenler,siyasiler,muhalifler öncelik grubunda bunların okuması lazım.Bizim ecdadamız şöyleydi,böyleydi,biz şöyle bir neslin evladıyız sloganları dahil hepsinin içinin boş olduğunu okadar güzel tarafsız,romantizim, politizm yapmadan aralarda nükteler bırakarak düşündürerek anlatıyor ki geriye dönüp okuduğunuz tarihe kızıp lanet ediyorsunuz...Devletin bedava kitaplar vermeden önce bu kitabı her gencin okumasını zorunlu kılması lazım. İnşaalah üstadın serisi olan diğer kitaplarınıda okuyacağım.Lütfen ama lütfen kız erkek demeden üstadı okuyalım... (GÖKHAN Çolak)
--reklam--
Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Halil İnalcık - Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656) PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Halil İnalcık Kimdir?
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.
1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminerler verdi.
Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.
--reklam--
Halil İnalcık Kitapları - Eserleri
- Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606)
- Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler
- Devlet-i Aliyye - Tagayyür ve Fesâd (1603-1656)
- Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600)
- Atatürk ve Demokratik Türkiye
- Osmanlı'da Devlet, Hukuk ve Adalet
- Şâir ve Patron
- Devlet-i Aliyye - Köprülüler Devri
- Devlet-i Aliyye - Âyânlar, Tanzimat, Meşrutiyet
- Osmanlılar
- Kuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı
- Rönesans Avrupası
- Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet
- Osmanlı ve Modern Türkiye
- Osmanlı ve Avrupa
- İmparatorluktan Cumhuriyete
- Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481)
- Kuruluş - Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
- Tarihçilerin Kutbu
- Fatih Sultan Mehemmed Han
- Halil İnalcık'ın Merceğinden Osmanlı
- Has-Bağçede Ayş u Tarab
- Halil İnalcık’ın Merceğinden Tarih Bilinci
- Osmanlılar ve Haçlılar
- Tarihe Düşülen Notlar
- Tanzimat ve Bulgar Meselesi
- Osmanlı İmparatorluğu
- Tanzimat
- Türklük Müslümanlık ve Osmanlı Mirası
- Doğu Batı-Makaleler 1
- Osmanlı İmparatorluğu: Toplum ve Ekonomi
- Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi - Cilt 1
- Akademik Ders Notları
- Söyleşiler ve Konuşmalar
- Adalet Kitabı
- Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar 1
- Osmanlı Hakimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar
- Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar 1441-1700
- Doğu Batı-Makaleler 2
- Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi
- The Ottoman Empire and Europe
- İstanbul Tarihi Araştırmaları
- Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomik ve Sosyal Tarihi - Cilt 2
- Devlet-i ‘Aliyye
- Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân
- Halil İnalcık Seti
- Türkiye Tekstil Tarihi Üzerine Araştırmalar
- Bursa Araştırmaları
- Kemal Atatürk Değişim ve Uluslaşma Süreci
- The Ottoman Empire
- Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar 1
- The Survey of Istanbul 1455
- Osmanlı İmparatorluğu (2CİLT)
- Tarih ve Akademi
- Osmanistik Bilimi’ne Katkılar
--reklam--
Halil İnalcık Alıntıları - Sözleri
- Bahar geldi, bahar geldi Sevinelim sevinelim Dallarda hep bülbüller çağlar Gelincikler, papatyalar Uçuşur nazlı kelebekler Sevinelim sevinelim Neşe ile bu baharı yad edelim. (Tarihçilerin Kutbu)
- Leibnitz'in planı şu şekilde hazırlanmıştı: Osmanlı tehdidi karşında geleneksel Avrupa Hıristiyan birliğinin sağlanması, Doğu'da savaşın devamı. (Osmanlılar)
- In Mustafa Nuri Pasha's view, during the third stage (that is, broadly speaking, the 16th century), the love of luxury increased, moral qualities were lost, and the first signs of decline appeared. But if the real decline set is after the repulse before Vienna in 1683, the stage from 1595 to 1683 must be counted as belonging to the period of maturity. (The Ottoman Empire)
- Cizye artışları ve tahsilatının, on altıncı yüzyıl sonlarından itibaren Hıristiyan nüfusun Osmanlı rejimin den soğumasının temel nedenleri arasında yer aldığını; daha sonraki yüzyıllarda Balkanların çeşitli bölgelerinde görülen kitlesel ihtida(dininden dönerek Müslüman olma.)olaylarının da ardında cizye artışlarının yattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. (Osmanlı İmparatorluğu'nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi - Cilt 1)
- "Fatih ,tahta ciktiğinda henüz memede olan kardesi Ahmed'i "nizâm-ı âlem " uğruna bogdurmustur ." (Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606))
- İstanbul’un fethinden sonra Akşemseddin, fethin evliyanın eseri olduğunu söylediği zaman Fatih, “Bu şehir kılıcımla alınmıştır.” Yanıtını vermiştir. (Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet)
- "Hükümdarın gücü askeri güce ,askeri güç hazineye , hazine reayanın ödediği vergilere ,vergilerin artışı adalete bağlıdır .Bu nedenle akıllı hükümdar ,kendi egemenliğini korumak ve gücünü arttırmak istiyorsa ,reayaya adaletle muammele etmeli ,zulümden kaçınmalıdır :"Adalet mülkün temelidir." ." (Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet)
- Ulug-kent beyi der ki " halk mutlu olmalıdır, halkın mutlu olması için karnının doyması lâzımdır " ( b. 5353-55 ). Zira " Kara budunun kaygısı hep karnıdır...Onların yiyecek ve içeceklerini eksik etme " ( b. 4330, 4327 ). (Osmanlı Hakimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar)
- Alp Arslan'ın Malazgird meydan muharebesine başlamadan evvel beyazlar giyinmesi ve atının kuyruğunu bağlaması,eski Şâmanî ananelerinin devamını kat'iyetle göstermektedir. (Adalet Kitabı)
- Bugün bilim toplumunda hükümet adamları, siyasiler, herhangi bir meseleyi ele almadan önce, bir hüküm vermeden önce tarihe bakarlar, bu meselenin evveliyatını araştırırlar. Bu ileri devletlerde siyasete yardım eden, siyasileri aydınlatan ve atacakları adımda en emin yürümelerini temin eden bir kurumdur. (Halil İnalcık’ın Merceğinden Tarih Bilinci)
- Osmanlı Devleti,kocası ölen kadının erkek evladı yoksa,elinden tarla arazisini alır ve başka bir köylüye aktarır. Eğer dul kadın, oğulları çalışma çağına gelinceye kadar,ırgatla idare edebilirse, onu "bive"adıyla işletmenin sahibi tanıyabilir. (Osmanlı İmparatorluğu)
- Savurganlık ve irrasyonellik maalesef halkımız arasında da caridir. Türkiye'de devlet, sonsuz tüketim imkanlarına kavuşan bir azınlık, hatta sıradan halk, kredi kartı zihniyeti ile yaşamaktadır. Hiç kimse giderlerini kaynaklarına göre ayarlamıyor, harcamalarını bitmez tükenmez sandığı kredi kartına göre yapıyor, böylece devlet de, birey de borç, faiz, kısır döngüsü içine düşmüş bulunuyor. (Söyleşiler ve Konuşmalar)
- Tüm hayatımı arşivlerde, kütüphanelerde milletimin belgelere dayanan doğru bir tarihini anlatmak için harcadım. Buy benim için yerine getirilmesi gerekli bir şükran borcu idi. (Halil İnalcık’ın Merceğinden Tarih Bilinci)
- "İnsan akıl ile yükselir, bilgi ile büyür. Her ikisi ile insan itibar görür." Yusuf Hâs Hâcib (Osmanlı'da Devlet, Hukuk ve Adalet)
- Yaşamını yalnız bir bilgi dalına adayan kişi, ilahi gerçeğin uzağına düşer. (Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600))
- Herhangi bir tarih döneminin yorumunda, kurum ve davranışları, günümüz üslup ve kavramlarına indirgeyerek anlatmak, ileri modern kurum tarihçilik gibi algılanır olmuştur. Meselâ; gazâ (ganimet akını), sipahi timarı (fief sahibi atli), ayanlık (feodal düzen) gibi. Modernist yazarlara göre mesela gaza, gazi, fetih gibi tarihi terimlerin kullanılması ulusalcılık, bağnazlıktır. Unutuluyor ki tarih, müşahhasın, (actual/somut olanın) bilgisidir. Osmanlı savaşçısı, savaşırken İslam'ın belli bir inanç ve zihniyetiyle savaşmaktadır; o gelişigüzel bir akıncı değil bir gazidir, aldığı ganimet onun için, dinin kutsallık verdiği bir kazançtır Cami yaptırmaya niyet eden sultanlar, gazâ seferi düzenler ve ganimet malıyla camisini yapardı; reâyâ vergisinin haram içerdiğine inanilirdi. Tarihçi, bu inancı, bu ruh haletini, bu zihniyeti görmezlikden gelirse, tarihî müşahhas olanı göz ardı etmiş olur; o zaman yaptığı şey tarih değildir. (Doğu Batı-Makaleler 2)
- Herhalde ilk Kırım Hanı sayılan Hacı Giray'dan evvel, atalarının 15. yüzyıl başlarında Kırım'da hâkim oldukları muhakkaktır. (Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar 1441-1700)
- Osmanlılar, kendilerini Allah'ı kılıcı saymakta idiler ve bu görüş Palamas'a ait kayıtların ortaya koyduğu cici, yalnız arasında değil, Bizanslılar arasında da yayılmıştı. İleride Martin Luther de, Osmanlılar hakkında aynı şeyi düşünecek, Allah'ın onları, Hıristiyanları günahlarından dolayı cezalandırmak için gönderdiğini söyleyecektir. (Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606))
- Azerbaycan'ın işgal ettikten sonra Şâhruh, I.Mehmed'i uyararak Kara Yusuf'un oğlu İskender'in Osmanlı topraklarına sığınması halinde ona yardım etmemesini istedi (Aralık 1420). Uyarıya cevabında I.Mehmed tam bir teslimiyet ifade etti. Bu sırada Osmanlılar, büyük endişe ile doğu cephesindeki gelişmeleri izliyordu. Akkoyunlu Kara Osman'ın İskender tarafından mağlup edilmesi üzerine (Nisan 1421) Şâhruh, Doğu Anadolu'ya girmiş ve İskender'e karşı ezici bir zafer kazanmıştı (Temmuz 1421). Bu ortamda I.Mehmed, Şâhruh tarafından tehdit edilen Memlükler'le dostane ilişkilerini sürdürmeye çalışıyordu. (Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481))
- Kosova savaşı Osmanlı kuvvetlerinin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Başlangıçta Osmanlı sol kolu çöktü, fakat sağ koldaki Yıldırım Bayezid'in büyük gayreti sayesinde zafer kazanıldı. Gazânâme'ye göre I.Murad, birkaç hasekisiyle gelip cesetler arasında dolaşırken, kendisini cesetler arasına saklamış bulunan Miloş Kobilovic tarafından hançerle yaralandı ve az sonra öldü. İç organları çıkarıldıktan sonra şehid düştüğü yerde gömüldü; daha sonra, Yıldırım Bayezid'in tahta çıktığı sırada idam ettiği oğlu Yakub Bey'in cesediyle Bursa'ya götürülüp Çekirge'deki türbesine defnedildi. Yaralandığı ve öldüğü yere Hudâvendigâr Meşhedi denilen bir türbe yapıldı. (Yakub Bey : I.Murad'ın oğlu) (Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481))
Yorumlar
0 yorum