Kitap Künyesi

Yazar: Knut Hamsun

Çevirmen: Behçet Necatigil

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9786051141350

Sayfa Sayısı: 496

Göçebe Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Göçebe, üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap Sonbahar Yıldızları altında 1906'da, Hüzünlü Havalar 1909'da, Son Mutluluk 1912'de yazıldı. Üç bölümün üç ayrı adı var, ama aslında üç bölümün üçü de birer "hüzünlü hava"dır; üçünün de kahramanı aynı kişi. Hamsun'un asıl adı olan Knud Pedersen'in ağzından anlatılır olaylar. Artık büyük şehirlerden bezmiş, iç sıkıntılarını kırlarda, ormanlarda, şehirden uzak yerlerde dağıtmaya çalışan, kayıp gençliği peşinde avare, orta yaşlı bir hülya adamıdır kahraman. Şehrin gürültü ve uygarlığından kaçarak tabiatın bağrında, yıldızların altında ruhuna sükûn ve şifa arayan, kanının çağıltısını kırların soluğunda yatıştırmak isteyen, şair ruhlu birisi.

-Behçet Necatigil-

Göçebe Alıntıları - Sözleri

  • Hayatından hep memnun olabilmesi; üstelik yeni yeni mutluluklar besleyebilmesi için, insanın az çok basit olması gerekir.
  • Ve ben işte buraya geldim. Uzun yolu belki bir kuş olarak geçtim yahut İranlı bir tacirin yolladığı bir meyvenin içinde çekirdektim…
  • Hâlâ zaman zaman bu adamı hatırlarım, bana bir ders vermişti: İnsanları anlamak; kim kaçık, kim akıllı, bunu bilmek kolay değil! Ne mal olduğumuzun anlaşılmasından Tanrı korusun bizleri!
  • Evet, herkesin iyi, güzel saatleri olur: Bir tutuklu, arabada darağacına götürülmektedir, oturduğu tahtanın çivisi bir yerine batarsa hafif yana çekilir, şimdi daha rahattır.
  • “Ben şuracıkta durmuş, dünyaya yaslanmışım, evet, sense gözlerimdeki maviyi sahi sanıyorsun belki de…”
  • İnsan yaşlandı mı hayatı paylaşmaktan el çeker, artık yalnız anılarla beslenir. Gönderilmiş mektuplara benzeriz: Görevimiz bitmiştir, yollandığımız adrese gelmişizdir. Üzerimizde yazılı şeylerle ister sevinç, ister keder yaratalım, istersek hiçbir etki bırakmamış olalım, böyledir bu. Minnettarız hayata, güzeldi yaşamak!
  • Öyle ufacıktı ki elleri, bir şey için teşekkür edecek, yahut elimi sıkacak oldu mu avucumda yalnız bir kaç ince parmak hissederdim, işte öyle bir kız. .. Aradan yedi ay geçti, Marie öldü, gömüldü; minik elleriyle gömüldü.
  • Fakat bir başka zamandan, ormanı ve yolları aynı bir başka diyardan, ben buraya eskiden de geldim belki. Belki ormanda bir çiçektim ya da akasyanın birinde yuva kurmuş bir böcek…
  • İnsanoğlu, ah ey insanoğlu, sen bir fareden daha biçaresin!
  • Yaşamak başlı başına bir nimettir;hayatın ayrı ayrı bütün mahrumiyetlerini karşılayan, peşin ve bol bir ödemedir,yaşamak nimeti.
  • Barınağımdan ayrılırken duyduğum sevinç değil, daha çok, hafif bir keder. Ben bu üzüntüyü uzunca bir zaman kaldığım yerlerden ayrılırken daima duymuşumdur. Fakat dışarıda bütün bir dünya var ki şimdi, beni çağırıyor.
  • Ben Tanrı’ya yaşadığım hayat için şükrediyorsam, yaşlanmakla daha da olgunlaştığımdan değil, yaşamaktan daima bir haz duyduğum da ondan. Yaşlanmak bir olgunluk vermez insana; yaşlanmak insanı sadece ihtiyarlatır, o kadar!
  • Böyledir bu: Yaşamak bile başlı başına bir nimettir; hayatın ayrı ayrı bütün mahrumiyetlerini karşılayan, peşin ve bol bir ödemedir yaşamak nimeti.
  • Sevda da cinayet kadar tehlikelidir.
  • “Madam” dediğim bir fare; onunla beraber yaşıyorum, saygınlığımın üstünlüğünü göstermek için ben taktım ona bu ismi.

Göçebe İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bitmesine üzüldüğüm kitaplardan oldu ‘Göçebe’ ,Knut Hamsun’un 50’li yaşlarında, 6 yıla yayarak üç bölümde yazdığı bu eseri beğendiğimi ifade etmek isterim.Nobel edebiyat ödüllerinin siyasi perdelerden verilmediği yıllarda ,demek ki bu eserleri görebiliyorlarmış!Yazar öyle ustaca duyguları yansıtmış ki her duyguyu yüreğimde hissettim.Göçebe yaşayan ama bu yaşamı zorunluluktan değil tercihi dolayısıyla istemiş iyi yürekli ve eğitimli biri nasıl duygular yansıtırdı? İşte bu muhteşem eser bu soruya cevap niteliğindedir.İngilizler’i pek sevmediği anlaşılan yazar Almanlar’a sempatiyle yaklaşmış.2. Dünya savaşında yine bu sempatisi maalesef devam etmiş.Kitaptaki bazı örgüler mesela deniz havası,hastalıklar veya evliliğin zorlukları,seyahatlerin kararsızlıkları gibi olaylar aynı zamanda yazarın halihazırda kendi yaşamında da yaşadığı zorluklar.Kendi hayatını farklı bir pencereden tarihe not düşmüş.Belki de hikayenin insanı bu kadar yakalamasının sırrı budur...Yeni yılda ilk bitirdiğim kitap,inşallah yeni yıl merhametin,mutluluğun ve huzurun yılı olur.Kitapları dost edinenlere selam olsun... (İnsanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır.)

Üç bölüm üç ayrı isim yazarın hepsine verdiği ad göçebe. Üç ayrı isime rağmen üç bölümün üçüde birer hüzünlü havadır. Birbirinin devamı niteliğinde olan üç ayrı hikayenin kahramanı aynıdır. Büyük şehirlerden bezmiş şehirden uzaklara gitmek isteyen, bir adamın kendi ağzından anlatılır olaylar. İlk bölüm evliliğin zorluğuyken, ikinci bölüm yaşlanınca hayatın insanı bir kenara itişi olarak düşünülebilir. Son ve üçüncü bölümde ise kahramanımız tamamen yalnızlığıyla yüzleşmekte aynı zamanda evliliğin zorluğuna rağmen gerekliliğini vurgulamaktadır çünkü bu bölüm kendi yalnızlığına katlanmak zorunda kalışlarıdır. Yazarın en büyük ustalıklarından birini bizlere göstermektedir: Söylenmeyenlerin gerisini de sezdirmek, yaşatmak.. (Göksenin)

İnsan yaşlandı mı hayatı paylaşmaktan el çeker, artık yalnız anılarla beslenir. Gönderilmiş mektuplara benzeriz : Görevimiz bitmiştir, yollandığımız adrese gelmişizdir. Üzerimizde yazılı şeylerle ister sevinç ister keder yaratalım istersek hiçbir etki bırakmamış olalım , böyledir bu. Minnettarız hayata , güzeldi yaşamak ! (Vacip Örger)

Kitabın Yazarı Knut Hamsun Kimdir?

Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi.

Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti.

İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti.

Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı.

Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu.

Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu.

Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile.

"Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı.

Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı.

Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu.

Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı.

Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü.

Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti.

Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti.

Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı.

Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi.

Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti.

Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı.

Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü.

Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı.

1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi.

Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı.

"Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle.

Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm."

Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir.

Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı.

Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır.

19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.

Knut Hamsun Kitapları - Eserleri

  • Açlık
  • Dünya Nimeti
  • Pan
  • Rosa
  • Uçarı
  • Victoria

  • Göçebe
  • Hüzünlü Havalar
  • Son Mutluluk
  • Sonbahar Yıldızları Altında
  • İstanbul'da İki İskandinav Seyyah
  • Benoni
  • Gizemler

  • Son Bölüm
  • Nağıllar Diyarında
  • Oğlum Oğlum & Victoria
  • Dünya Nimeti 2. Cilt

Knut Hamsun Alıntıları - Sözleri

  • Böyledir bu: Yaşamak bile başlı başına bir nimettir; hayatın ayrı ayrı bütün mahrumiyetlerini karşılayan, peşin ve bol bir ödemedir yaşamak nimeti. (Göçebe)
  • Üff çekingen insanlar ne zor! Onların yanında her şeyi bizim yapmamız, bizim söylememiz gerek; hiç de yardım etmezler bize. (Açlık)
  • Hakikatı bilmek güç. Bunun nedeni belki de bize hakikatı anlatacak olan Avrupa basınının tek sesliliğidir. İnsan biraz şüpheleniyor doğrusu. Sesini duyurması lazım gelen taraf ta­mamiyle dilsiz. (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
  • Tatlı sarhoşluğum hala devam ediyordu, dünyanın en kıymetli mektubunu almıştım, onu şuracıkta iç cebimde taşıyordum , o bana yazılmışa. Yazmayınız. Hayır, yazmam, pekala, ama kalkıp gelebilirim. Ve cümlenin sonunda üç nokta bulunuyordu. (Sonbahar Yıldızları Altında)
  • Hayat zevk almaktır! (İstanbul'da İki İskandinav Seyyah)
  • "Mesele ne harflerde, ne de kelimelerde!" "Ya neyde?" "Manasında!" (Benoni)

  • Hayatından hep memnun olabilmesi; üstelik yeni yeni mutluluklar besleyebilmesi için, insanın az çok basit olması gerekir. (Göçebe)
  • " Öyle, şu yeryüzünde avare kimseleriz. Yollar çöller aşar, kâh sürünür kâh yürür ve çiğner geçeriz birbirimizi. Daniel gibi, o da çiğnedi ve çiğnendi." (Son Bölüm)
  • İnsanlar hep aynı telden çalamazlar, bazı teller kopar. Ara sıra sonuncu teli tıngırdatmak gerek. (Son Bölüm)
  • Buğdaysa ekmek demekti; buğday veya buğdaysızlık, hayat veya ölüm demekti. (Dünya Nimeti)
  • Ölüm, hayatta bata çıka yürür çamurlu bir batakta gibi... (Son Bölüm)
  • Bu yeryüzünde tek başıma ve meçhul dolaşıyorum. Benim kaderim de böyleymiş. İçimde neler olduğundan kimsenin haberi yok; benim de bir şeyler mırıldandığımı kimse duymadı. (Victoria)
  • Dünyalığa gelince, her çeşit dünyalıktan nefret etmen gerekir. (Açlık)

  • "Aşk bir insanı yere yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi... Ve aşk; dünyanın kaynağı, dünyanın sultanı oldu ama aşkın yolları çiçek ve kanla doldu, çiçek ve kanla." (Victoria)
  • Gün bitti. Her şey iyiydi, canımı sıkacak hiçbir şey olmadı.Çevremdeki büyük sessizlikte. yetişkin, göçebe tek insanım ben. Bununla büyüyor, daha bir önem kazanıyor, gittikçe yaklaşıyorum Allah’a. İçimde tavlanan demirlerin de rahatı, sanırım iyidir; çünkü Tanrı, kendine yakın olanlara inayetini ihsan eder. (Son Mutluluk)
  • Tanrı insanın gönlüne göre verir. (Pan)
  • Gençlikten kalma bir sevginin böyle yer etmesi, arada bir kendini göstermesi tuhaf. (Gizemler)
  • Aşk akıllıyı aptal eder... (Dünya Nimeti)
  • Ölüm için hayat ucuz bir eşyadır. (Son Bölüm)
  • Sevda da cinayet kadar tehlikelidir. (Göçebe)