Kitap Künyesi
Yazar: Osman Yüksel Serdengeçti
Yayın Evi: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
İSBN: 9789757594185
Sayfa Sayısı: 104
--reklam--
Gülünç Hakikatler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gerçi bu fıkraların çoğu o zamanki hadiselerden mülfem olarak yazılmış, bugün o eski canlılığını kaybetmiştir, ama hem "o zamanki hadiseler" dediğimiz zaman çok eski bir zaman değildir, hala bu hadiseler hafızalarda yaşamaktadır hem de bu fıkraların ekserisi, zaman denilen silindirin önünde ezilmeyecek kadar insanoğlunun ezeli, ebedi zaaflarına temas etmektedir.
(Arka Kapak)
--reklam--
Gülünç Hakikatler Alıntıları - Sözleri
- Bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları niçin, neye dövüştüklerini pekâlâ biliyorlar. Çanakkale'de,Sakarya'da dövüşenler, can veren, kan verenler nelerin uğruna dövüştülerse bugün onların torunları da aynı uğurda çarpışıyorlar. Din için, Allah için, Vatan, ırz ve namus için...
- Acaba şu memlekette namuslu insanlara çalışma, gelişme imkanı ne zaman verilecek? Bunu ne zaman göreceğiz?
- Bu asır boynuzlular asrıdır azizim...
- Bu asır boynuzlular asrıdır azizim...
- "Tek yüzlü hakikat, iki yüzlü para"
- Kanunlardan evvel insanlar, insanlardan evvel de Allah vardır! Ne gam?!..
- Bina yapmak, yol yapmak hatta fabrika kurmak kolay!... Fakat iman telkin etmek, bir cemiyeti ahlaklı yapmak, onu yola getirmek zor, bazen de imkansız...
- Yeşil Türbe'yi kapattık, Mavi Gişe'yi açtık. Falcı kadını kaldırdık, yerine Müzeyyen Abla'yı oturttuk. Ne yaptık , neyi değiştirdik? Sadece kelimeleri...Mukadderat, alın yazısı, kader gibi orta zaman kelimelerinin yerini şans, talih, sürpriz aldı. Maziyi yıktık, böylece asrî olduk çıktık.
- Korktuğunuz şey nedir? Taûn salgını mı var, frengi salgını mı? Memlekette günden güne türlü cinayetler ve ihanetler artıyor, ahlâk bozuluyor. Milletin istikbali tehlikede. Bu sayın baylar bundan korkmuyorlar da birkaç kocakarının örtündüğü çarşaftan mı korkuyorlar?
- Atatürk, Dolmabahçe sarayında hasta yatıyor.Onun ölümünü dört gözle bekleyen,reis-i cumhur olma sevdasına kapılan birisi ,yanına diğer vekillerden birkaçını da alarak atayı ziyarete gider.Atatürk bunların geldiğini görünce: "Eşekler siz mi geldiniz?"der Bunun üzerine devletlü bakanlarımız, birbirlerinin yüzüne bakarak "bizi tanıdı,bizi tanıdı"diye sevinirler...
- "Ulus" ta Fatay, Öner-Yücel davasında dinlenen bir şahidin, "Ben Türkçü olduğum için tevkif edildiğim zaman" ifadesine dokunarak "Bu memlekette bunu da mı duyacaktık; biz de Türkçüyüz; Türkçülük, Türk Milliyetçiliği'nin göbek adıdır" diyor. Doğrusu biz de aynı hayret içindeyiz. Bir gün gelip Bay Atay'ın "Türkçü" olduğunu da mı duyacaktık? Türkçülük, milliyetçiliğin göbek adıymış! Allah Allah! Biz de Fatay'ın göbek taşından bahsedeceğini sanıyorduk.
- Türkiye komünistlerinin elebaşısı Nâzım Hikmet, hapisten beni çıkarsınlar diye açlık grevine başlayacakmış! 10 Kr. Vatan'la 10 Kr. Cumhuriyet bunu bir mesele hâline getirdiler. Bir zaman başladı vazgeçti denildi. Bir zaman başlayacak denildi, aslı çıkmadı... Tabi şimdikinin de aslı astarı yok... Kendisiyle arkadaşlık eden mahkûmların anlattığına göre bir oturuşta 3-5 kişinin yediği kadar yiyip içen Nâzım'ın kaç gün, hatta kaç saat aç kalabileceği kestirilemez!.. Mesele, kendisini bir mesele hâline getirmek! Halk efkârını üzerine çekmek... Vicdanları ve merhamet duygularını tahrik etmek... Hem efendim, her şeyi maddeye, menfaate, mideye bağlayan ve bunu bir hakikat olarak kabul eden, ideal hâline getiren bir insanın açlık grevi yapması bir bakıma kendi davasına karşı gelmesi gibi bir şey.. Bir gün gelip Nâzım Hikmet'in kendi davasına da ihanet ettiğini de mi görecek tik?! Hikmetinden sual olunmaz!.. Düşünün bir kere maddeci, kavgacı, ruhsuz bir Karl Marks'la, ruhçu, sulhçu Gandi'nin anlaşmasına imkân var mı?.. Bu da öyle bir şey!... Not: Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinin halka büyük bir vatanperver olarak tanıtmaya kalkıştıkları, onun Rus komünizmi ve Rusya ile asla alâkası bulunmadığını söyledikleri Nâzım Hikmet'in akıbeti malûmdur: "Moskova'da asıl vatanıma kavuştum; beni Stalin yarattı.." gibi konuşmalarını bütün dünya duydu. Ama Vatan ve Cumhuriyet gazeteleri...
- Adamın birisinin kafası bozulur. O memlekette de kafalar tamir edilirmiş. Götürür kafasını tamirciye verir. Usta, kafayı düzeltir, bir gün bekler, iki gün bekler, adam yok oğlu yok!.. Nihayet bir yerde rastlar: "Beyefendi, der, kafanız tamir edildi, lütfen dükkâna teşrif edin de alın.", ötekisi hiç oralı değil: "Ben, der, mebus oldum, artık kafaya lüzum yok!" Bize kalırsa, eski tip C.H.P. mebusları için yalnız kafaya değil, kalbe dahi ihtiyaç yok. Sadece bir mide, bir de oy birliği ile karar vermek için kaldırılacak parmak... Hem yeter, hem artar.
- 3 Mayıs 1944 nümayişlerinde emniyete alınmıştık. Hamdolsun o zamandan beri emniyet altındayız ya!
- Atatürk Ne Demiş? ! 3 Mayıs 1944 nümayişlerinde emniyete alınmıştık. Hamd olsun o zamandan beri emniyet altındayız ya! O zaman, vaktiyle Atatürk'ün yanında hizmet etmiş sivil polislerden biri anlatmıştı: "Bir gün Atatürk yine o meşhur âlemlerinden birini yaşıyor, yaşatıyordu. Salona büyük bir masa kurulmuştu. Ata hem içiyor, hem konuşuyordu. Bir aralık durdu, etrafındakilere: "Söyleyin bakalım, bu millet ben öldükten sonra hakkımda ne diyecek?" Hâzırun sıra ile sorguya çekildi. Kimi münci, kimi dâhi, kimi bu milleti ve bu vatanı yoktan var eden insan demişler. Hatta Allah'a, peygambere kadar yol alan olmuş. Atatürk gülmüş, "hayır, demiş, hayır... Hiçbiriniz bilemediniz. Bakın ne diyecek bu millet benim hakkımda... Bu Adamın etrafını böyle PUŞT PEZEVENK takımı sarmasaydı memlekete daha çok hizmetler yapacaktı." Atatürk'ün bu sözü üzerine etraftan öylesine bir alkış kopmuş ki Ata'nın elindeki kadeh düşmüş!. Gülünç Hakikatler, Osman Yüksel Serdengeçti
--reklam--
Gülünç Hakikatler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitapları okumadan önce yazarların ve yaşamış olduğu dönem hakkında Bilgi sahibi olmak, kitap da geçen olayları anlamakta ve yorumlamakta faydalı olacağını düşünenlerdenim. Osman zeki yüksel olarak üniversite hayatına başlayan ancak gerek düşünceleri gerek sivri dili gerekse çıkartmış olduğu mecmualardan ötürü bir çok kez hakkında soruşturma açılan ve hapislerde misafir edilen yazar, dönemin kabine üyelerinden ve güdülen siyasetçi anlayışından dolayı Serdengeçti adıyla gazete çıkartmış ve burada geçen yazıları bir kitapta derlemiştir. Serdengeçti mecmuasında kaleme aldığı yazılarından dolayı bir çok kez soruşturma açılan ve mapus hayatı yaşayan yazar kendisine takılan Serdengeçti lakabıyla tanınmaktadır. Kitabın içeriğine değinecek olursak tek partili dönem ve demokrat parti zamanında toplumun huzursuz olduğu noktaların maalesef günümüzde de devam ediyor olması beni ümitsizliğe düşürdü. Elli ,altmış yıl önceki sorunların hale devam ediyor olması fikir ve düşünce olarak gelişemediğinizin bir ibresi olduğuna kapıldım. Yazarın düşünce yapısıyla eleştiri noktasında çok ileriye gittiğini ve ayrı düştüğünüz konular olacaktır. (Fatih dogru)
Osman yüksel serdengeçti nim kulliyatindan komik hatıralar ignelemeler ve nukteler hazır cevapları okudukça güldüm güldükçe okudum mutlaka okuyunuz iyi okumalar (Mutlu insanlar fotografhanesi.)
Kitapta yazdığına göre; anıtkabirdeki 2 insan 24 arslan 16 soliyetif heykel için 1950li yılların başında 800.000 lira sarf edilmiş. 1950 yılında ekmek fiyatına baktım. 900 gram ekmek 30 kuruş. Buyrun hesaba... (Cahit Can Öztürk)
--reklam--
Gülünç Hakikatler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Osman Yüksel Serdengeçti - Gülünç Hakikatler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gülünç Hakikatler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Osman Yüksel Serdengeçti Kimdir?
Gazeteci-yazar (1917 Akseki-10 Kasım 1983 İstanbul).Asıl adı Osman Zeki Yüksel’ dır. Serdengeçti dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı bu soy adla tanındı. Aralarında Ahmet Hamdı Akseki, eski müftülerden Hacı Salih Efendi’nin de bulunduğu alimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur. İlkokulu Akseki’de, ortaokulu yatılı öğrenci olarak Antalya’da okudu. Ankara’da Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 2. Sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944′te meydana gelen olaylara karıştığı için öğrenimi yarıda kaldı. Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş’le birlikte bir süre tutuklu kaldı. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’ e hitaben Yüksek makamın alçak vekiline sözleriyle başlayan bir dilekçe yazdı. Dilekçe’yi bakana verme cesaretini kimse bulamadı, Osman Yüksel yeniden hapishaneye gönderildi.
Hapisten çıkınca ünlü Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açıldı ve sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı. Başlığının altında ‘Allah, Vatan, Millet Yolunda’ cümlesi sürekli yer alan dergideki yazılarında sık sık kullandığı ‘Açın kapıları Osman geliyor’sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu bildiriyordu. Kendisine Serdengeçti unvanını kazandıran bu dergi, sık sık kapanması ve çıkan yazılarından dolayı çok sayıda mahkumiyet kararı çıkması nedeniyle 33 sayı çıkabilmişti. (1947-Şubat 1962)
Tek parti yönetiminin İslamiyet ve müslümanlar üzerindeki ağır baskılarını protesto eden aydınların önde gelenlerin arasında yer alan Osman Yüksel ‘Kalemini Hak yolunda bir kılınç gibi kullandı, bu nedenle de Anadolu’da efsanevi bir kahraman gibi tanındı.’(Mehmet Ateşoğlu). 1952 yılında Bağrı Yanık adlı bir mizah gazetesi çıkardı. Başlığı altında ‘Hak yolunda bağrı yanık yolcular’ sözü yer alan bu yayınında da inancının mücadelesini zengin esprilerle dolu yergileriyle sürdürdü. Bir ara politikaya atıldı, Adalet Partisi listesinden Antalya milletvekili seçilerek, parlamentoda görev yaptı (1965-1969). Batılılaşmayı protesto için meclise kıravatsız milletvekili olarak da ün kazandı. Partisinin politikası ve parti ileri gelenlerine yönelttiği eleştiriler yüzünden AP’den ihraç edildi. Sonraki yıllarda mücadelesine yine yayınladığı yazı ve kitaplarla devem etti. Son olarak Yeni İstanbul gazetesinde ‘Selam’ başlığı altında günlük fıkralar yazdı.
ESERLERİ: Mabetsiz Şehir, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, Bu Millet Neden Ağlar, Gülünç Hakikatlar, Ayasofya Davası, Türklüğün Perişan Hali, Mevlana ve Mehmet Akif, Kara Kitap, Radyo Konuşmaları, Müslüman Çocuğun Şiir Kitabı.
--reklam--
Osman Yüksel Serdengeçti Kitapları - Eserleri
- Bir Nesli Nasıl Mahvettiler
- Bu Millet Neden Ağlar
- Mabetsiz Şehir
- Gülünç Hakikatler
- Osman Yüksel Serdengeçti - Bütün Eserleri - 1
- Akdeniz Hilalindir
- Osman Yüksel Serdengeçti - Bütün Eserleri - 2
- Bütün Şiirleri
- Ayasofya Davası
- Kara Kitap
- Serdengeçti'den Serdengeçtilere
- Kanlı Balkanlar
- Serdengeçti Dergisi
- Said-i Nursi ve Serdengeçti
--reklam--
Osman Yüksel Serdengeçti Alıntıları - Sözleri
- İnsan ölünce toprağın bir metre altına gömerler. Biz şimdiden iki iki buçuk metre aşağıdayız! Ölüm bile bizim için bir yükseliş olacak!.. (Kanlı Balkanlar)
- Acaba şu memlekette namuslu insanlara çalışma, gelişme imkanı ne zaman verilecek? Bunu ne zaman göreceğiz? (Gülünç Hakikatler)
- "Ey meçhul âlemlerin ey meçhul sakinleri, Ey ebedi hayatın ebedi hâkimleri!... Ey şu sessiz, şu ıssız, şu çorak bozkırların, Ey burada yıllardır sükût eden sırların, Ulvi bir ilham ile mânasına erenler! Ey bir karış yer için dağ gibi can verenleri... Durun, susun dinleyin ey kapkara trenler Burada her bir zerre nabız gibi atıyor!... Sakarya ufukları kıpkızıl, gün batıyor!..." (Bu Millet Neden Ağlar)
- 20. Asır Türk’ünün çaresizliği içimize çöküyor. Amerika’dan dolar, Londra’dan haber, Moskova’dan insaf bekleyen bugünün Türkiye’si bütün yoksulluğu ile gözlerimizde canlanıyor. Bir garip oluyoruz. Artık destanlar okumaya metalimiz yok. Yıkıntılar, çöküntüler, harabeler içindeyiz. (Kanlı Balkanlar)
- Öyleyse bize ne oldu da, kendi elimizle kendi camimizi kapatıp müze yapabildik? (Ayasofya Davası)
- Milyonlarca şehidin kefensiz yattığı bu toprakları bugün, yabancılara peşkeş çekenler var: Siyaset yoluyla çekenler var. Ticaret yoluyla, riyaset ihtirasıyla çekenler var. Turizm perdesi arkasında düşmanlarımıza bu topraklar üzerinde tarihî haklar hazırlayanlar var. (Bir Nesli Nasıl Mahvettiler)
- Esir vatanlar kurtulsun! (Kanlı Balkanlar)
- Serdengeçti onların kuşağının büyük yıldızıydı... Onların heyecanı, onların nüktesi... (Kanlı Balkanlar)
- Bir devir açıp, bir devir kapayan Fatihin ilk hutbeyi okuduğu bu binanın İslam • Türk aleminde bambaşka bir mevkii vardır. Yeni zamanlara ilk nefhayı, ilk nefesi Fatih , Ayasofya minberlerinden üflemiştir. Onun için iddia makamının «bir Camii müze haline getirmek müslümanlığın ortadan kaldırılması demek değildir» demesi hiç bir mana ifade etmez . (Ayasofya Davası)
- Artık olan oldu bize Gelsen de bir gelmesen de Gelemeyiz biz yüz yüze Gelsen de bir gelmesen de Hep kendini çektin naza Yok bahara yahut yaza Bıktım gayrı yaza yaza Gelsen de bir gelmesen de Bir candır bu bir andır bu Giden gelmez bir handır bu Dağ taş değil insandır bu Gelsen de bir gelmesen de Göreceğim bir boş kafes Ceset kalmış çıkmış nefes Nerde o can nerde o ses Gelsen de bir gelmesen de (Bütün Şiirleri)
- Bir sada duymak için sahralara düşeyim. Helal olsun bu yolda,varım yoğum herşeyim! .. (Bütün Şiirleri)
- Mevlana cehennemden, azaptan, haramdan ilaahiri insanların hoşlanmayacağı şeylerden fazla bahsetmez. O; insanın kafasına, gönlüne sevgilerle girer, yerleşir (Bir Nesli Nasıl Mahvettiler)
- Belki istediğimiz özlediğimiz bu âlem, bize yıldızlar kadar uzaktır. Fakat uzaktır diye bizi yıldızlara bakmaktan kim men edebilir? (Bu Millet Neden Ağlar)
- Hep de bize imiş feleğin cevri Döndü gayrı dünya, değişti seyri Bu devir alçaklar, korkaklar devri (Bütün Şiirleri)
- Bir defasında TRT radyosunda çalışırken ‘Allah’ dediği için mahkemeye çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye hakim sorar: +Evladım, sen bu radyoda Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun!? - Allah, Allaah! Öyle mi!?” (Osman Yüksel Serdengeçti - Bütün Eserleri - 1)
- Adamın birisinin kafası bozulur. O memlekette de kafalar tamir edilirmiş. Götürür kafasını tamirciye verir. Usta, kafayı düzeltir, bir gün bekler, iki gün bekler, adam yok oğlu yok!... Nihayet bir yerde rastlar : "Beyfendi, der, kafanız tamir edildi, lütfen dükkâna teşrif edin de alın." Ötekisi hiç oralı değil: "Ben, der, mebus oldum, artık kafaya lüzum yok!" (Osman Yüksel Serdengeçti - Bütün Eserleri - 2)
- İnkılâp edebiyatında, devrimcilerin dilinde "Konya" dendi mi, hemen irtica akla gelir. Hâlbuki bu toprakta dünyanın en büyük gerçek inkılâpçılarından biri yatmaktadır. Bizim Serdengeçti, Konya'yı çok sever. Kendisine "Konya ve Konyalı hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sual soran bir arkadaşına: -Konya'nın her kuvvetli varlık gibi kendini saydıran, kabul ettiren, hükmeden bir ruhu vardır. Konyalı benzemez, benzetir. Uymaz, uydurur. Şu güya keçe şapkalara bakınız. Ufak bir kıvrıntı ile eski keçe külahlar şapka oluvermiş. Denilebilir ki Konya inkılâba değil, inkılâp Konya'ya uymuştur. (Osman Yüksel Serdengeçti - Bütün Eserleri - 2)
- Allah büyük ve adildir. Onun himayesindeyim. Şüphesiz ki kanunlardan evvel insanlar vardı; insanlardan evvel Allah... (Mabetsiz Şehir)
- Vaktiyle Çanakkale'yi topla tüfekle geçemeyen kuvvetler, şimdi başka kanallardan kolayca geçmesini bildiler. Türkiye'miz bir uçtan Bir uca yabancı zevklerin, yabancı eserlerin, yabancı fikirlerin bir panayırı hâline gelmiştir. (Bir Nesli Nasıl Mahvettiler)
- Gövden bir yerde de, başın bir yerde, Aramıza inmiş bir demir perde, Söyle Turan sen nerdesin, ben nerde? Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım, Akşam olur sabah olur ağlarım... (Bütün Şiirleri)
Yorumlar
0 yorum