Kitap Künyesi
Yazar: Kürşat Başar
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9789752893405
Sayfa Sayısı: 175
İğreti Yaşamlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Edebiyatçı kimliğiyle tanına Kürşat Başar, aynı zamanda 80'li yılların başından bu yana gazetecilik yapıyor. İğreti Yaşamlar onun deneme tadındaki yazılarından seçmeleri bir araya getiriyor. İroniyle duygusallığın, hayalle gerçeğin, tarihle bugünün birbirine bağlandığı yazılar... Dünyaya tek bir noktadan değil, farklı durma noktalarından, bakış açılarından yaklaşıyor. Kimi zaman şaşırtan, kimi zaman güldüren, kimi zaman içinizi acıtan bir dünya yaratıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
İğreti Yaşamlar Alıntıları - Sözleri
- “Peki düşünce özgürlüğü olmayınca ne oluyor yani? Kendi içine kapanmış, olayları, sorunları eski ve geçersiz kalıplarla geçiştiren, erteleyen, çözümleri hep başka yerlerde, ilahi kuvvetlerde, mistik güçlerde, kendi yarattığı ve sonra öldürdüğü kahramanlarda arayan toplumlar oluşuyor.”
- " Hürriyet... hürriyet... Ahval-ı ruhiyesi hiç değişmeyen bir millet için hürriyet boş kelime.
- Düşünce özgürlüğünün olmadığı ülkelerde geriye zaten yalnızca inançlar kalır.
- Farklı Türkiye'ler bir türlü bir araya gelemiyor. Aydınların Türkiye'si köylülerin Türkiye'si, bürokratların,siyasilerin Türkiye'si,askerlerin Türkiye'si, kürtlerin Türkiye'si, İslamcıların Türkiye'si farklı. Yoksulların Türkiye'si,zenginlerin Türkiye'si, gençlerin Türkiye'si,yaşlıların Türkiye'si farklı.
- Cumhuriyet devrimleri bir yandan dini, yönetimden çıkartırken, öte yandan Batılılaşma denilen reformları gerçekleştiriyordu. Yüzünü Batı'ya dönen, kendini Avrupalı sayan ve ancak oradaki yarışa girerek büyüyebileceğini düşünenlerin ülkesi.
- Hayatımızı söylediklerimizden çok, söyleyemediklerimiz belirliyor galiba.
- Hepimiz iğreti hayatlar yaşıyoruz.
- Başka ülkelerde yazarların müze haline getirilmiş evine ziyarete gidilir, bizde yattığı cezaevine.
- Biz çocuklarımıza yalancılığı, sahtekarlığı, ikiyüzlülüğü, riyakarlığı öğreten bir toplumuz.
- Başka ülkelerde yazarların müze haline getirilmiş evine ziyarete gidilir, bizde yattığı cezaevine.
- Evet artık estetik amleiyatlar var ama sözcükler hâlâ aynı gücü koruyor
- Çok iyi yapıyoruz doğrusu. Yeni yetişen kuşaklara bu ülkede nasıl yaşayacaklarını öğretiyoruz. Bu ülkede ancak yalanla yaşanabileceğini biliyorlar artık. Kanuna uydurduktan sonra her tür alçaklığın mübah olduğunu biliyorlar. "Olduğun gibi görünme, göründüğün gibi olma," sözünü duvarlarını asıyorlar.
- Bu ülkede kaçak binada oturmak doğru, yasalara uygun villada oturmak suç olurmuş
- Düşünce ve kadro üretemediğimizden, özgürlükleri yasalara koysak bile evlerimize sokamadığımızdan söz etmiyoruz da her felaketi 'dış mihrak'lara bağlıyoruz.
- Bu ülkede "güç" bütün suçları örtermiş.
İğreti Yaşamlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap öylesine ileri görüşlülük barındıyor ki günümüzde yazılmış olsa ancak bu kadar sağlam tahliller yapılmış olurdu muhtemelen. Ağır sarkastik havası ile bolca irdeleyen, sorgulayan, anlamlar arayan ama pek bulmuş gibi görünmeyen eser ile memleketin her köşesinde görebileceğiniz diyaloglara girilmiş bulunmakta. Bir köy kahvehanesinde, okulda veya iki arkadaş olarak girişilen sohbette. Tabii deneme olması da insanın satırların arasına kolayca sızabilmesini sağlıyor. Evrensel birçok konudan dem vuran kitap; politikadan aşka, ülkemizi en yalın biçimiyle anlatırken anlatılanların gerçekliği insanın canını acıtmaya da yetiyor. Öylesine aşina olduğumuz konular ki bahsedilenler; okurken yadırgamıyor tersine günümüz eylemleri, iğretileri veya yaşamları oluşuna şaşıramıyorsunuz bile. İnsanın gözünü tırmalayan bu iğreti gerçekliğin böylesine alışılmış gerçek olması üzüyor biraz da. Ülkece en büyük problemimiz bitik ve mutsuz olmamız mı yoksa zihnimin arka planında Serdar mı çalıyor bilinmez ama bir gerçek var ki; öyle de yaşanmıyor böyle de. Onca medeniyet kuruldu, yıkıldı var oldu ve yok olmakla yüzleşti bir biz yaşamayı beceremedik şu hayatta. Bir biz iğreti durduk şu yaşamda. Araya kaynamayı başaramadan kanayıp durduk en kalın duvarlarımızdan. Ne demiş üstad; doğarken ağladı insan bu son olsun, bu son. (•contra mundum•)
Başar'ın, dönemin güncel politik eleştirilerini edebi bir dille kaleme aldığı İğreti Yaşamlar, birçok yerde okuyucusuna, mizahi üslubundan dolayı tebessüm ettirebilmeyi başarıyor. Politik derken, kastettiğim yalnızca siyasi figürler (Çiller, Demirel vs.) değil elbette. Batılılaşmanın çarpıtılması, Türkiye'de gerçek sanatçıların git gide azalması, toplumun öz bilincinden uzaklaşması, çocukları yanlış yetiştirme, edebiyatçılarımızın oturtulduğu değersizlik gibi yelpazesi geniş birçok konu hakkında, Atatürkçü bir perspektiften eleştiriler yapmaktadır. Kitabın kısa ve son bölümünde, yazarın politik olmayan, doğrudan edebi çalışmalarını görüyorsunuz. Keşke bu bölüm diğer bölümlerden daha uzun tutulsaydı, zira bu bölümde yazarla kendimi sohbet ediyor gibi hissetim. Bu hisler bir anda oldu ve bitti, bölümün kısalığından dolayı. Ama genel olarak eseri başarılı bulduğumu söyleyebilirim. (Yusuf Bozdağ)
Açıkçası söylemek gerekirse kitabın bu kadar iyi olacağını düşünmüyordum. Beklediğimden fazlasıyla iyi çıktı. O yüzden keyifle okudum. Çok fazla duyulan bir yazar olmadığı için böyle düşündürüyor da olabilirim. Ama genel olarak kısa, öz ve sürükleyici bir kitap. Kitabın içeriğine gelecek olursak deneme olarak karşımıza çıkan bir eser. Birbirinden alakasız bir çok konuyla ilgili yazılar var ve bazı bölümler birbiriyle bağlantılı bir şekilde de art arda geliyor. Bence hiç sıkmayan tarafı tamamen alakasız konularda yazılan yazılar olmasından kaynaklanıyor. Beğenmediğim bölümler oldu ama genel olarak iyiydi. Ayrıca bir dikkat çekici yönü ise yazılan konuların eleştiri yazısı olarak bize sunulması bu da farklı bir bakış açısı kazandırıyor diyebilirim. Bu yüzden tavsiye edebileceğim bir kitap. (Enver Bilge)
Kitabın Yazarı Kürşat Başar Kimdir?
Kürşat Başar, 1963'te İstanbul'da doğdu. İstanbul, Ankara, Lefkoşa ve Ağrı - Doğubeyazıt'ta tamamladığı ilk ve orta öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Çeşitli basın kuruluşlarında çalıştı.
1989 yılında yayımladığı Kış İkindisinin Evinde adlı ilk kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazandı.
Kürşat Başarr gazeteciliğe üniversitede felsefe okurken cep harçlığını kazanmak için Hürriyet Gazetesi'nde çalışmaya başlamıştır. Gösteri adlı edebiyat dergisini 1985'lerde zirveye taşıyan grubun as elemanıdır. Kürşat Başar gazete ve dergi yöneticiliği de yapmıstır. Tempo dergisi tiraj rekoru kırdığı yıllarda derginin genel yayın yönetmenidir. Yeni Yüzyıl, Star ve Akşam gazetelerinde yazıları arka kapaktan okuyucuyla buluşurdu. Yazıları mail ortamında gezmeye başlayan ilk gazetecilerdendir.
1990 yılında Konuştuğumuz Gibi Uzaklara, 1992'de Sen olsaydın yapmazdın, biliyorum, 1996'da Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları adlı romanları yayımlandı. Yazı ve denemelerinin bir bölümünü İğreti Yaşamlar adlı kitabında topladı. 2003 yılında Başucumda Müzik, 2006 yılındada yine yazı ve denemelerinden oluşan Çok Güldük Ağlamayalım adlı kitabı yayınlanmıştır
NTV'de "Siyaset Hakkında Her Şey" adlı televizyon programını Çiğdem Anat ile birlikte hazırlayıp sunmuştur.
Kanaltürk'te Kürşat Başar'la adlı televizyon programını sunmuştur.
Cnn Türk ve Fox Tv'de kendi adını taşıyan programlar yapmıştır.
Cumhuriyet Gazetesi'nde "Hayal ve Gerçek" adlı köşesinde yazmıştır.
İyi derecede saksafon çalan yazar önemli müzisyenlerle birçok konser vermektedir. 2014 yılında Turkmax Gurme kanalında her zamanki formatıyla program sunmaya başlamıştır.
2014 Haziran ayında 11 yıl aradan sonra yeni romanı "Yaz", Everest Yayınları'ndan çıkmıştır.
Kürşat Başar Kitapları - Eserleri
- Başucumda Müzik
- Sen Olsaydın Yapmazdın Biliyorum
- Çok Güldük Ağlamayalım
- Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları
- Kış İkindisinin Evinde
- İğreti Yaşamlar
- Konuştuğumuz Gibi Uzaklara
- Yaz
- Sanki Bir Roman Kahramanı
- Aslında Hayal
- Alparslan Türkeş & Dokuz Işık
- Bazen Unutmak İstersin
- Aklımda Hep Sen
- Gerek Yok, Hoş Değil
- Dışarda Kötülük Vardı
Kürşat Başar Alıntıları - Sözleri
- Belki de insan büyük acıları yaşadıktan sonra sımsıkı tutunduğunu sandığı şeyler avcundan kayıp gidiyor. (Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları)
- Seni başka yüzlere benzetmeye, başka anlamlar vermeye çalışmıyorum artık.. (Konuştuğumuz Gibi Uzaklara)
- Düşünce ve kadro üretemediğimizden, özgürlükleri yasalara koysak bile evlerimize sokamadığımızdan söz etmiyoruz da her felaketi 'dış mihrak'lara bağlıyoruz. (İğreti Yaşamlar)
- "İnsan ne zaman geçmişi düşünür? Geleceği düşünmek istemediği zaman mı? An' da olmak acı verdiği zaman mı?" (Aklımda Hep Sen)
- Ne yaparsam yapayım sanki coğrafya ve iklim hayatları da belirlermiş gibi bir parça hep eksik kalıyor. (Aslında Hayal)
- Bazen, yazık ki biriyle yanlış bir yerde, yanlış bir zamanda tanışırsınız. (Bazen Unutmak İstersin)
- "İlişkilerin sürekli yinelenmesine, başladığı an biraz sonra olacakların bilinmesine, bu kahrolası bilgiyle kendini asla bırakamayışın verdiği hüzne, yine yanıldığını bilmenin ve yine de sürdürmenin acısına artık dayanamıyorum." (Konuştuğumuz Gibi Uzaklara)
- Yokluğun, artık karşı konulmaz yokluğun -bir kitabın son sayfasında, kurumuş bir çiçeğin- 'kurumuş bir çiçek' ,diyorum. (Kış İkindisinin Evinde)
- Cumhuriyet devrimleri bir yandan dini, yönetimden çıkartırken, öte yandan Batılılaşma denilen reformları gerçekleştiriyordu. Yüzünü Batı'ya dönen, kendini Avrupalı sayan ve ancak oradaki yarışa girerek büyüyebileceğini düşünenlerin ülkesi. (İğreti Yaşamlar)
- Koskoca bir dünyada öylesine rastladığımız biriyle kuruyoruz bütün düşlerimizi, yaşamımızı insanların üstüne kurmamalıydık, insanlar bizi bırakıp giderdi. (Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları)
- Zaman -neresinde olduğumu hiç belirleyemediğim zaman -çok hızlı, çok hızlı, çok hızlı geçecek, şu rüzgar gibi ve biz onu hep aynı sanacak, hep tutunduğumuz yerde kalmak isteyeceğiz. (Kış İkindisinin Evinde)
- Ben kimseye göre bir hayat kurmadım, başka birine göre hayatını kurarsan mutsuz olursun. Ben kendim gibiyim. (Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları)
- Dünyanın pek çok yerinde bir araya gelen topluluklar, kendilerinden olmayanları, kendilerine benzemeyenleri istemediğini haykırıyor, sonra onlara saldırıyor, yok etmek istiyordu. Hepimiz karşımızdakinden aynı şeyi istiyorduk: “Benim gibi ol!” (Aslında Hayal)
- Bir gece sabaha kadar yazdım ve kitap bitti. (Bazen Unutmak İstersin)
- Bana mı öyle geliyor yoksa inanılmaz bir aynılaşma dönemi ne mi girdik? (Gerek Yok, Hoş Değil)
- Evet bazen bir müzik kutusu yalnızca bir eşyadır. Bazen de o kutunun içinden hayatınızı değiştirecek bir şarkı duyuluverir. Çok uzaktan, usulca... (Bazen Unutmak İstersin)
- Evet artık estetik amleiyatlar var ama sözcükler hâlâ aynı gücü koruyor (İğreti Yaşamlar)
- Herkes biraz ülkesine benzer… (Yaz)
- Çünkü sanırım hayatında benim var olabileceğim bir zaman ve mekan yok. (Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları)
- Bana kalsa dürüst olmak çok daha kolaydı. Asıl cesaret isteyen böyle gizli yaşamaktı. İki hayatı olmak, hayatını ikiye bölmek, parçalanmış bir ruhla, yırtılmış bir kalple, gelgitler içinde kalmaktı... (Başucumda Müzik)
Yorumlar
0 yorum