Kitap Künyesi
Yazar: Fahri Erdinç
Yayın Evi: Yordam Kitap
İSBN: 9789944568838
Sayfa Sayısı: 158
--reklam--
Kalkın Nazım'a Gidelim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Fahri Erdinç’le Nazım Hikmet arasında yıllarca süren bir usta-çırak ilişkisi, onları yurtdışında buluşturan bir yazgı ortaklığı, siyasal çalışma sürecinde oluşan bir yoldaşlık ilişkisi vardır.
Fahri Erdinç, Kalkın Nazım’a Gidelim kitabında bütün bu ilişkilerden yola çıkarak anılarını anlatıyor. Nazım gerçeğini anlatmak savıyla yazılan bir takım kitaplarda onu yalnız bir yönüyle, sözgelimi yalnızca ideolojik çizgisi içinde, örgütünün anlam ve eylem sınırlarıyla bir militan olarak ya da yalnız kusurlarıyla görmek ve göstermek isteyenlere karşı çıkmak için. Erdinç’e göre, o hem sanatçı hem militan olarak her yanıyla, her türlü aydınlıkta görülmeli ve gösterilmeli. Bunun için de, günlük gerçeği içinde “insan Nazım, seven Nazım, yaşayan Nazım” ortaya çıkarılmalı.
Kalkın Nazıma Gidelim, birlikte geçirilen günlerin ve yaşanan olguların anılarını dile getirirken, içten anlatımı ve sürükleyici kurgusuyla Nazım gerçeğini anlamaya ve anlatmaya katkı sağlayan önemli bir çalışma.
Kalkın Nazım'a Gidelim Alıntıları - Sözleri
- "Gene bir dönemeçteyim hayatımda. Silkinmeliyim, devrim yapmalıyım yine değişmeliyim."
- "Sizi, memleketimi, kavgamızı, sosyalizmi, barışı seviyorum."
- “Bir kuş düşünün. Kanat ister. Ama kanadını kendi yaratır. İşte Nâzım! Bir gemi, yol rüzgârı ister, ama rüzgârını da kendi yaratır. İşte Nâzım!..." Aziz Nesin
Kalkın Nazım'a Gidelim İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Altmışıncı yaşı eşiğinde dileğinin ne olduğu sorusunu şöyle yanıtladı: "Bu altmışıncı yılımda, bizim orada, halkımın arasında, halkımla baş başa, göz göze olmak, ne diyebileceksem, ona, o her şeyden güçlüye, o neylerse güzel eyliyene söylemek, hesap vermek isterdim. Olmadı. Olamıyor. Yine de söyliyeceğim şu: Onu düşünmeyi bir an bile boşlamadım. Acıları acım, yoksunlukları yoksunluğum, özlemleri özlemim, kavgası kavgamdır. Bana bundan ötürü hain dediler, diyorlar ve bundan ötürü sövüyorlar. Ama bana sövenler, doğrudan doğruya Türke, Türkiye'ye sövenlerdir." Fahri Erdinç, Nazım Hikmet hapishanedeyken kitaplarını babasından habersiz okuyan bir delikanlıydı. "Nazım Hikmet'i okuyor senin oğlan... "Ne Nazım Hikmet'i? Tövbe yarabbi..."Prafayı bırakan öğretmenlerin gözleri de bendeydi artık. Babam, neye uğradığını şaşırmış, gözlerini açıverdi: "Nedir bu ulan?" "Varan-3."dedim süklüm püklüm. Babam artık sağ elini sollayıp, tersiyle şırak diye indirdi şamarı suratıma:" Bu da varan bir, öyleyse! Seni gidi yezit, seni." Fahri Erdinç'e diğer kitaplarını okuduktan sonra daha fazla yer vereceğim bu kitapta Nazım ile olan ilişkisine Nazım'a değinelim. Fahri Erdinç, Sabahattin Ali ekolünden gelen bir yazardır. Gençlik yıllarında Sabahattin Ali'nin rehberliğinde edebi çizgisini oluşturmuş bir isimdir. Sabahattin Ali'nin 1948 yılında öldürülüşü Fahri Erdinç'e büyük bir darbe oldu. Bu olaydan sonra memleketine tutunamadı. Zaten siyasi sansür ve hapis hayatının tadına bakmıştı çok sevdiği Sabahattin Ali öldürülmüş, çok sevdiği Nazım Hikmet yıllarıdır hapishanelerde çürütülüyor.. Bu nedenlerle davasını Türkiye'de devam ettiremeyecek olduğunu anladı ve bir yıl sonra 1949'da Sabahattin Ali'nin öldürüldüğü Bulgaristan sınırından geçerek gurbete adım attı. Nazım Hikmet'in de sürgün hayatı 1951 yılında başladı ilk duraklarından biri de Bulgaristan oldu. İşte o tarihten itibaren Fahri Erdinç'in Nazım Hikmet davası başlamıştı. Gurbetteki bu iki yazarın buluşma noktaları da Bulgaristan ve Moskova'da gerçekleşti.. Nazım Hikmet'in son beş altı yılında birçok kez onunla buluşan ve masa başında tartışmalar, sohbetler gerçekleştiren Fahri Erdinç'in anılarını okumak güzeldi. Kimsenin bilmediği bir yazar oluşu da bu okumaları daha da değerli kıldı. Nazım Hikmet ile gittiği bazı yerlerde kasıklarına ağrılar girecek kadar birlikte gülen bu adam Nâzım'ın gülümseyişine şahit olmuştu. "Bir şey vardı, hem de kesin: Gülmek, insanoğlunun düşünmekten sonra gelen en güzel işi, Nazım'a kederden daha iyi yakışıyordu." Çok sevdiğim bir yazar olan Ergin Günçe bizim ülkemizde bir "Nazım Hikmet Kompleksi" olduğunu iddia ederdi. Nâzım'ın "vatan haini" olmasının altında yatan da bu kompleksti. Çünkü Türk Edebiyatında yazarın edebiyat ölçüsünü Nazım Hikmet belirliyordu. Yerelde bir avuç insana ulaşamayan ve sürekli olarak Nazım Hikmet'in edebi çizgisini, siyasi çizgisini eleştiren güruhlar Nazım Hikmet'in dünyada yankılanan edebi büyüklüğü karşısında yaşadıkları aciz kalma durumunu açığa vuruyorlardı. "Bana sövenler, doğrudan doğruya Türke, Türkiye'ye sövenlerdir." İfadesini boşuna kullanmadı Nazım Hikmet. Onun vatandaşlıktan çıkarılmış olması onun Türk oluşuna ve Türkçe'nin en büyük temsilcisi olmasına engel olamıyordu çünkü o Türkiye'de onu yok etmeye çalışanların çok daha ötesinde Dünya Edebiyatında hafızalara kazınan bir isimdi. Zülfü Livaneli'nin de gittiği çeşitli müzik turnelerinde ifade ettiği gibi Nazım Hikmet her yerdeydi: gonderi/84782814 Dört yaşında bir kız çocuğu olan Milena'nın Bulgarca'ya çevrilen Nazım Hikmet kitaplarında ve Livaneli'nin müziklerinde "Kız Çocuğu" şiirine verdiği tepki ile hâlâ yaşıyor Nazım Hikmet, sadece Bulgaristan'da Milena'nın saf yüreğinde değil, dünyanın her yerinde aynı hassasiyeti insanlara hissettirerek.. gonderi/84782116 gonderi/84783450 Bu ülkede Nazım Hikmet'i anlatmaya çalışıyoruz. Neden büyük bir şair olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Neden? Çünkü dar bakış açısıyla yaşamını devam ettiren kalabalık grupların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Dünyaya mal olmuş bir adamın ülkemizde değerini bilmiyoruz. Biz kulaktan dolma bilgilerle insanları, yazarları tanımaya alışkınız. Nazım Hikmet'in bu ülkede yasaklı olduğu dönemlerde onun adına farklı farklı ülkelerde anma programları düzenlediğini bilmiyoruz, araştırmıyor ve öğrenmiyoruz. Yerel kalan birkaç şair ve siyasinin Nazım Hikmet bir "vatan haini" demesine aldanıyoruz. Nazım Hikmet 1963 yılında öldü. Onu vatandaşlıktan çıkaranlar kim? 17 yıl hapis hayatına mahkum edenler kim? Hangisinin adı biliniyor? Hiçbirinin. Aziz Nesin'in de Odesa'da bir anma programında dediği gibi Nazım Hikmet: "Bir kuş düşünün. Kanat ister. Ama kanadını kendi yaratır. İşte Názım! Bir gemi, yol rüzgârı ister, ama rüzgârını da kendi yaratır. İşte Názım!."Ve hemen "gurbette Nâzım'a getirdi sözü."Ne ister gurbete düşen adam? Ne isterse, neyi gereksiniyorsa, Nâzım bunu memleketine, sanatına, dâvasına bağlı kalarak, bağlı kalması sayesinde kendisi yarattı. Bir kere, dilini kaybetmedi her şeyden önce." Fahri Erdinç bir anısında Nazım Hikmet ile olan tartışmasını da anlatır. O tartışma da Nazım'ı büyük Türk şairleni Sosyalist ülkelerde tanıtmak adına yeterince uğraş vermemekle eleştirir. gonderi/84892025 Biz burada kendi ülkemizde memleketi anlatan yazarları giyotinden geçirirken, hapse atarken, sürgüne mecbur bırakırken Moskova'da Türk Edebiyatını dünyaya tanıtma tartışmalarını yapan bu insanlar "vatan haini" oluyor, ülkede kalan hainler de "yurtsever". Bu tanımların üzerine kafa yormak gerekiyor, şairleri ve yazarları kendi dönemlerine, kendi ideallerinin büyüklüğüne göre ele almak gerekir. Ülkeye ihanet edene "vatan haini" denir. Şuan çoğu kişinin ihanet ettiği halde kalan herkesi hain diye yaftalamasına bakmayın zamanı gelir tarih hesap sorar. Ama Nazım Hikmet en zor zamanlarda da bizimleydi. En güzel zamanlarda da olacak.. Fahri Erdinç'in yağmurlu bir günde Vera'ya misafirliğe gittiği günkü gibiyiz hâlâ. Şiddetli yağmura rağmen Nazım Hikmet'i mezarı başında bekleyen sevenlerinin ısrarlarına daha fazla dayanamayan Vera'nın dediği gibi : "En iyisi kalkın Nazım'a gidelim" ... Meşin Kaplı Kitap "Yazık, yazık bize ki asırlarca aldandık!… Karanlıkta çizilen izleri görmek için, Görüp yüz sürmek için, Yazık,yazık bize ki bir çırağ gibi yandık… Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet. Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi Masal cennetlerinin yollarını gösterdi. Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları Yine biz köleleriz, efendilerimiz var, Yine her mel’un taşı yosunlanmış bir duvar, Esir – efendi diye koymuş da adlarını, İki bahta ayırmış arzın evlâtlarını. Efendi işletiyor, esir işliyor gene Yine efendilerin gümüşlü sofrasından, Kar gibi ekmeğinden, şarap dolu tasından, Kırıntı, artık bile düşmüyor işleyene. Yine biz esir geçen her günün akşamında Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz. Gece yağmur inlerken evimizin damında Isınabilmek için güneşi bekler gibi Birbirine sokulan hasta köpekler gibi Yırtık yorganımızın altında titriyoruz. Çiftimiz, balyozumuz, sonsuz çalışmamızla, Asırlardır bağrında inleyen kazmamızla Heyecana geldi de kara toprağın kalbi, Kendini teslim eden taze bir kadın gibi Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç. Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç, Efendiler gösterip sırıtan dişlerini Birer birer topluyor bütün yemişlerini. Efendiler, ağalar, evliyalar, keşişler Ebedi karanlığın boğulsun kollarında. Artık temiz ruhların aydınlık yollarında Sade bir din, bir kanun, bir hak: İşleyen – dişler…" 1921 (Adem)
Aziz Nesin'in en sevdiğim sözüdür; "Son yüzyıllarda Türkiye iki büyük adam yetiştrdi; biri Atatürk, biri Nazım Hikmet." Afşar Timuçin ise "kavgası sanatının, sanatı kavgasının ürünüdür" der Nazım Hikmet için. Kitabın başında yer alan ve Nazım Hikmet'in önemini anlatan bir kaç cümleden sonra, Kitabın yazarını tanıyalım; Fahri Erdinç, 1917 doğumludur. 1938'de Konservatuvar'a girer, oradaki hocası Sabahattin Ali'dir. Hem ekonomik hem de akademik engeller nedeniyle 1943'te okulu bıraktı. 1946'da ise Devlet Radyosu'nda göreve başladı. 1947'de kısa süreli mahkumiyet yaşadı. Mahkumiyetten sonra da, bir türlü rahat yüzü görmedi. 1 yıl sonra ise, çok sevdiği Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden etkilendi. Bulgaristan'a gidemeyen Sabahattin Ali'den esinlenip 1949'da Bulgaristana göçtü. Marksist dernekler Komünist Partiler derken hayatının sonuna dek çeşitli faaliyetler de bulunup eserler yazdı. Yazdığı eserler içerisinde en çok bilineni, Kalkın Nazım'a Gidelim'dir. Aslında Nazım ile aralarında kısmen benzerlik bulunmaktadır. İdeolojilerinin yanı sıra yurt içerisinde baskı görmüş olmaları da bu benzerliklerin en önemlileridir. Kitap'ta Nazım'a ait hatıralar yer almaktadır. Özellikle ölümünden sonra O'nu seven insanların O'nun hakkında anlattıkları ve her seferinde "vay bee" dedirtecek bir çok hatıra bulunuyor. Nazım Hikmet'i yetiştirmiş bu topraklar, O'nun kıymetini hala anlamamışken, İspanyol Piyanistler eserlerini müziğe uyarlamış, Finlandiya'da adına şarkılar yapılmış, Atina'daki bazı müzik sahneleri O'nun şiirleriyle yankılanmış, Belçikalı şarkı grupları "Bulutlar Adam Öldürmesin" diyerek Nazım'a destek vermiş, Japonlar Iranlılar ise her fırsatta O'nu anmayı ihmal etmemişler. İşte böylesine önemli bir insanı, Shakespeare, Schiller gibi isimlerin yanına adı yazılan bir insanı bu topraklarda yaşayan insanlar olarak çok az anladık ve çok az dinledik. Nazım'dan konu açılınca ya aşkından bahsederler ya da askerlik yapmamasından.. Ancak O'nun hayatına dair bildikleri o kadar kısıtlıdır ki.. İyisi mi O'nu tanıyan herkesin, Kalkıp Nazım'a Gitmesi'ni dileyelim. "Seni senden okumak var ya, Seninle aynı dilde..." (yy)
Fahri Erdinç’in yazar/i523 ile ilgili anılarından oluşan bu kitap, Nazım Hikmet’in şairliğinin gölgede bıraktığı insani tarafını görmek isteyenler için güzel bir anlatı kitabı olmuş. Bazı yerleri hafif tebessümlerle, bazı yerleri şaşkınlıklarla geçen bu kitaptaki etkileyici anlardan birisi, Nazım Hikmet öldükten sonra Vera’nın evde hediyeler bulmasıdır. Bunun sebebi de Nazım Hikmet’in, kendisinin öleceğini hissederek evin çok bakılmayan yerlerine Vera’nın özel günleri için hediyeler bırakmasıdır. Nahif davranışlarının bu şekilde anlatıldığı kitap, sevenlerini mutlu edecektir. Yalnızca kitabın başında bazı karışıklıklar bulunmaktadır. Olaylar, kronolojik olarak sıralanmadığı için hangi olay ne zaman oldu anlayamamak kafa karışıklığı yaratmaktadır. Ama kitabın ortalarında bu karmaşıklık ortadan kalkmaktadır. İyi okumalar dilerim :) (Aslıhan Gizem)
Kalkın Nazım'a Gidelim PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fahri Erdinç - Kalkın Nazım'a Gidelim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kalkın Nazım'a Gidelim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fahri Erdinç Kimdir?
1917'de (1 Ocak) Akhisar'da doğdu. Babası, Ankara kökenli Çandıroğulları ailesinden, öğretmen Halil Yaşar'dı. Annesi, Erdinç'i dünyaya getirdikten bir yıl sonra veremden öldü. Sonradan, bu kaybın, anasızlığın bilincine varmak, üvey analı kalabalık bir aile ortamında büyümek, çocukluk uykularının çoğunu alan tütüncülük çilesi ve giderek bir yıl da tenekeci çıraklığı, ilkokul öğrencisi Erdinç'i vaktinden önce olgunlaştırdı ve yaşamı daha yakından tanımasına yol açtı.
1957'de illegal Türkiye Komünist Partisi'nin "Dış-Büro"suyla ilişki kurabildi. Partide aktif çalışmaya katılmak üzere 1958 Mart'ında Bulgaristan'dan ayrıldı. 20 Mart 1958'de TKP üyeliğine alındı.
Böylece başlayan yurtdışı illegal parti çalışması 13 yıl sürdü. 1969'da bir kalp krizi geçiren Erdinç, aktif faaliyetlerden çekilme zorunluğuyla, 1971 yılı başında yeniden Bulgaristan'a dönüp yerleşti. Parti çalışmasına katkısını buradan sürdürmeye başladı.
Erdinç, yazınsal çalışmasına yetecek ölçüde Bulgarca, pratik olarak da Almanca ve Rusça öğrendi. 1965'te Bulgaristan vatandaşı, 1973'te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu.
--reklam--
Fahri Erdinç Kitapları - Eserleri
- Acı Lokma
- Alinin Biri
- Kalkın Nazım'a Gidelim
- Kardeş Evi
- Kore Nire
- Destur Ya Sefalet
- Nazım Hikmet ve Bulgaristan
- Diriler Mezarlığı
- Bulgaristan Mektupları
--reklam--
Fahri Erdinç Alıntıları - Sözleri
- Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman. Beni o Ilmana çıkaramazsın . . . 1 Temmuz 1957, Varna. (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Hasanoğlan köy enstitüsünde en sevdiği öğretmeni. Komünistlik şüphesiyle tevkif edilen öğretmen.. “Köy öğretmeninin vazifesi yalnız çocukları okutmak değildir” derdi, Sizler köylümüzü de…” Arif zonklıyan şakaklarına yumrukların daha çok bastırdı: -Haklısın öğretmenim. (Alinin Biri)
- "Müslüman adamsın, bu kadar çırpınmak Allah'a isyan olur." ... "Ona da isyan ediyorum, var mı daha bir diyeceğiniz?!" "Yapma hoca. Cenabıhak yukardan her halimizi görür..." "Görmez. Bizi görmez. O da kör!" (Acı Lokma)
- "Şu Varna'da uyumanın yolu yok geceleri uyumanın yolu yok; yıldızların bolluğundan, yakınlığından, parlaklığından, kumlukta hışırtısından ölü dalgaların" (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- "İnsan, sırtında taşıdığı insanı, kardeşi de olsa çekemiyor." (Acı Lokma)
- Bize doğruyu yalnız uyurken, düşümüzde söylemek hakkı veriliyor. (Kore Nire)
- "İlkin şu vatanda anlaşalım. Artık vatan kavramı da ikileşti. Biz onların vatanından kaçıyoruz. Özgürce soluyamadığımız, emeğimizle doyamadığımız, yönetimine katılmadığımız yerse vatan, ben vatansızım. Salt coğrafya kitabı kandırmıyor artık beni. Korkuyla yaşıyamayız ki... Korkuların en kötüsüne düşürdüler bizi: Yarın korkusuna... İşsiz kalırsam aç kalırsam korkusuna... Doğruyu söylemek, yazmak yüzünden tutsak olmak, içeri düşmek korkusuna... (Acı Lokma)
- Türkiye'yi bu haliyle ne Anadolu'nun anası tanıyabilirdi, ne de Anıt Kabir'de yatan Atası tanıyabilirdi artık. “Küçük Amerika", “Tekelonya Cumhuriyeti”, “Zamistan”, “Yokistan” gibi isimlerin hiç de allegorik yanı kalmamıştı. Bunlara bir de “Yasakistan”ı, “Copistan”ı eklemek gerekiyordu. (Kore Nire)
- Cemre gibiydi her sözü. Suya, havaya, toprağa değil, adamın canevine düşer de ısıtıp, aydınlatırdı. (Alinin Biri)
- (…) Ankara’ya varıp Meclis’in, Çankaya’nın kapısına dayanacaklar. Toprak istiyoruz diyecekler. “Şu vergileri azaltın!” diyecekler. Düşünün, on binlerce köylü! (Alinin Biri)
- İnsan doğar da asker ölür Mehmet. Dirisi gazi, ölüsü şehit. Sonra Mehmeti nutuklara geçirenler yaşayıverirler onun yerine. Bir taş dikerler de tepenin üzerine, burada yatıyor derler, kalbimizde yatıyor derler. Mehmet taşın altında yatar. Yüreciği taş kesilmiştir, (…) (Alinin Biri)
- "İntihar, hayat mücadelesinde yılgınlığa düşenlerin, yaşamaktan tiksinmiş olanların işidir. Bense varlığımın her zerresiyle bağlıyım. Yaşamaktan asla vazgeçmiş değilim. Fakat hücremin köşesinde büzülmenin ve böylece ölüp gitmenin de bana dığı kanısındayım. Kalbimi cendereye alan kuvvetli krizler devam ederse, beni öldürebilir. Boşu boşuna ölmek, sessizce çekilip gitmek bütün iradeni kullanmadan boyun eğmek... ben buna asla razı olmıyacağınım. Şahsıma karşı işlenen adli hata düzeltilerek, buradan sağ-salim çıkamazsam, hiç değilse cesedim çıkacak, gördüğünüz gibi, her zamankinden daha güçlüyüm, içimde zafer ümidiyle savaşa gidenlerin sevincini duyuyorum. Savaşa atılanlar, bunda üstün gelmek için giderler. Bu yolda ölmek, yaralanmak, sakatlanmak vardır. Fakat savaşçılar zafer ümidi ve iradesiyle yürürler. İşte bu duygular beni sarmış bulunuyor." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? (Kardeş Evi)
- "Bu ülkede artık makineler, toprak, ağaçlar, ırmaklar, güneş, her şey, insanların mutluluğu için, refah içinde ve kardeşçe yaşamaları için çalışıyor. Dimitrovgrad'da sıfırdan başlanarak yepyeni bir şehir yaratılmış. Bu şehrin bağrında dev bir işletme, Kimyasal Gübre Kombinası yükseliyor. Burada muazzam kuleler, türbinler, elektrik santralleri insanların bahtiyarlığı için, toprakta verimin artırılması için, daha çok sosyalist ekmeği üretilmesi için çalışıyor. Sosyalizm kuruculuğu aynı enerjik tempolarla Bulgar yeni toplumunun halk aydınları arasında da hissediliyor. Sosyalizm, her şeyden önce, yeni insanın yaratılmasıdır. Bulgaristanda bu yeni tip insanın artık yetişmekte olduğunu görüyoruz." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Varnada bu yaz günü. çok hasta, çok muhacir şair için bile, bütün büyük laflardan uzak bir bahtiyarlık - yaşamak. . . (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Duygulanmayı, duygusallığı aldın mı benden, geriye ne kalır? Yoksullaşırım, bütün zenginliğim gider,... (Kardeş Evi)
- ...neden, ne yüzle kurtuluş bayramı kutluyoruz, aklım ermiyor. Anlıyorum ki, kurtulamadığımız çok şeyler var daha. (Acı Lokma)
- yoksulun çok olduğu yerde zengin üçü beşi geçmez. Yoksulları kaldırıver zenginin olduğu yerden, Karun bile olsa, bir gün ille de acından ölür. (Acı Lokma)
- "Sizi, memleketimi, kavgamızı, sosyalizmi, barışı seviyorum." (Kalkın Nazım'a Gidelim)
- Her şey insan için bu dünyada, sevinç de, keder de... Kederin dozunu hislerinle değil, aklınla ayarla. (Kardeş Evi)
Yorumlar
0 yorum