Kitap Künyesi
Yazar: Fahri Erdinç
Yayın Evi: Yordam Kitap
İSBN: 9789944122085
Sayfa Sayısı: 254
--reklam--
Kardeş Evi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kardeş Evi romanı, Fahri Erdinç'in yazgı adamlığı kimliğine giden yolda, önemli bir başka kesit. Daha önce Acı Lokma romanıyla sunduğu 30 yıllık yaşam dilimine, Kardeş Evi romanında, yurt dışına çıktıktan sonraki 20 yıllık bir yaşam dilimini daha eklemiş oluyor. Ama yaşamöyküsünün bu kesimi dile gelirken, kaldığı yerden gelişimini sürdüren sanatsal ve siyasal bir kimlik onun yalnız kendi yaşamına özgü ayrıntılarla sergilenmiş olmuyor, kişisel oluşumunun yanı sıra, bir yandan da Soğuk Savaş koşulları içindeki bir dünyanın yansımalarına, bu koşullarla birlikte yeni kurulmakta olan sosyalist bir toplumun sorunlarına tanıklık etmemizi sağlıyor. Dil ve anlatım özelliklerini, kurgu kıvraklığı ve öyküleyiş becerisini yeni bir ustalık aşamasına taşıyarak...
Kardeş Evi Alıntıları - Sözleri
- Allah’ı, gücümüzün bittiği, umudumuzun tükendiği yerde kendimiz başlatırız biz.
- Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
- Az yiyemiyoruz işte birbirimizi. Az kötü değiliz, az mızmız değiliz çünkü. Bu illetlerimizden kurtulabildiğimiz gün adam olacağız.
- “Yaşamam sizinle!” diye bağırdı adam. “Yaşıyamam öyle bok-boklavat adamlarla yan yana…”
- Elbette silahınız yok… Kaleminizden başka
- Her şey insan için bu dünyada, sevinç de, keder de... Kederin dozunu hislerinle değil, aklınla ayarla.
- Duygulanmayı, duygusallığı aldın mı benden, geriye ne kalır? Yoksullaşırım, bütün zenginliğim gider,...
Kardeş Evi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Yananı görmek neye yarar?" Kardeş Evi ile başlayan hayat sürgününün Bulgaristan'a gittikten sonra ki 20 yılını anlatıyor Fahri Erdinç. Bizzati sürgün bir hayat bu, sanki anne karnından çıktığı vakit seçilip bir köşeye atılacak fikirlere sahip olan herkesin içine hapsolduğu o sürgünlüğün vatanın kendisine dönüşmesi gibi. Artık yoksulluk yok, karın tok, fikirler pek ve pekiştiren çok fakat acı bir lokmayla doyan ne karın ne de zihin diri olabilir. Lakin bunu çözmek bir ömre bedel oluyor gerçekten. İnsan içini bırakıp sıfırdan bir başlangıç yapabilir mi? Paylaştığımız gerçeğe ait olabilir miyiz? Ya bütün bunların içerisinde sadece bir içimlik sigara kadar kalıp öylece kül oluyorsak? Çok sevdiğim yazarlardan biri oldu Fahri Erdinç, yakın zamanda Alinin Biri'ni ve Destur Ya Sefalet'i de almak istiyorum. Lütfen Acı Lokma ve Kardeş Evi'ni okuyun. (Her Bir Sayfa)
"... lokmanın acılığı devam ediyor": Sevgili Dostlarım, bir yazar/i18758 kitabını daha bitirmiş bulunuyorum. kitap/kitap--50662 'da doğumundan, Bulgaristan sınırını geçene kadarki hayat hikayesini öğrenmiştim, kitap/kitap--51203 ile de sınırdan geçtikten sonra başlayan hayatını. Kim mi yazar/i18758 ? TOPLUMCU GERÇEKÇİ yazarlarımızdan olup, türlü sıkıntılar çektikten sonra can güvenliği tehlikeye girince, hocası yazar/i289'nin geçmek isteyip de geçemediği yoldan Bulgaristan'a geçen kişidir. Ayrıca ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler, kitap/kitap--50662'ya yaptığım incelemeyi ( gonderi/98021550 ) okuyabilir. Evet, Bulgaristan sınırını geçen üç kafadarı nasıl bir hayat karşıladı, neler yaşandı? Görelim bakalım neler olmuş? Kolay mı sanıyorsunuz kendi vatanını bırakıp yabancı diyarlara gitmek. Değil elbette! İşte ilk zorluklar yaşanmaya başladı bile. Dil yok, iş yok. Kızılhaç'ın verdiği harçlıkla ne kadar geçinebilirler? "Karnımız toktu artık, sırtımız da pek. Ne var ki kesemiz boştu. Kızılhaçın harçlığı çok çabuk eriyordu." (s. 98) Zaman geçer, dil gelişir. Yazar olduğu için yayınevlerinde özellikle çeviri işlerini yapar, bu arada yazmaya da devam eder. Kendisi gibi memleket hasreti çeken bir büyük ozan Bulgaristan'a gelir. Kim mi bu büyük ozan? Tabii ki yazar/i523 . Nâzım Hikmet'in şiirlerini kendine örnek alan yazarımız onunla tanışacağı için çok mutludur. Karşılama komitesinde yer alır. Kaldığı süre içinde sohbetler ederler. Tam da düşündüğü gibidir büyük usta. "Havası bir başkaydı. Birden kapıveriyordu insanı. Arada boşluk filan bırakmıyordu. Onun mayetik alanına bir girdin mi, bir daha çıkmak yoktu." (s. 129) "Nâzım, adamı, olası bir aşağılık duygusunun çukurundan, kendi omuzlarına kadar çıkarmasını iyi biliyordu." (s. 132) "Zorlu bir rüzgâr gibi geçti Bulgaristan'dan Nâzım Hikmet o zaman. Dost, ısıtan, kanatlandıran bir rüzgâr gibi." (s. 134) Gurbette olmanın en acı yanı da insanın geride bıraktıklarından haber alamamasıdır. Günlerden bir gün, memleketinden gelen bir dosttan babasının acı haberini öğrenir. Çok üzülür, ama elinden hiçbir şey gelmez. Çünkü giden gitmiştir ve geri dönüşü yoktur. "Demek, köy hocalığında kurtuluş çetelerine yardım ederken ak sarığı kana bulanan "gávur imam", yani -koca Tolstoy'un deyimiyle- dünya güzeli anamı kilit altında tutarak verem ettiği söylenen babam, altı çocuğunun en büyüğünü yirmisinde kendi elleriyle gömen mutsuz adam, şehrimizin eşeklerini bile okutan "çantadan çıkma" öğretmen, geçim zoruyla yazları ağa bağlarında üzüm bandırırken, güzleri zeytin başağına çıkarken kamburu büyüyen yoksulum, bence ekmek kavgamızı yürüten kahramanların en büyüğü, suyundan geldiğim, dayağını ve ekmeğini yediğim, haber vermeden memleket terkederek eli böğründe koduğum Halil Yaşar efendi, benim adımı bağıra bağıra ölmüştü! Bunu yurt dışında ve bir hayli gecikmeyle öğrenmek hazindi, acıydı. “Rahat uyusun!" demekten başka bir şey yapamazdım." (s. 162) Okuduğumuz bir cümle, bizi çoğu zaman geçmişe götürüyor. Yazara iletilen haber gibi, bana da babamın haberi gelmişti. Tam da boş dersimde veli görüşmesi yaparken. Kardeşimin beni araması, ama benim veli görüşmesi yapıyorum diye aramaya cevap vermemem (bitince ararım diye). Sonrasında gelen mesaj. "Abla, babamı kaybettik." O an yaşadıklarım hala bugün gibi aklımda. Şaşkın şaşkın bakıp, birden hıçkırıklara boğuldum. Velim ne yapacağını bilemedi tabii. Düşünebiliyor musunuz, karşısında hiç sebep yokken birden bire ağlayan bir öğretmen. Kim olsa şaşkına döner. Deli mi ne bu, diye aklımızdan bile geçer. Ama karşındaki nereden bilecek içinde kopan fırtınaları. Neden yazdım bütün bunları ben de bilmiyorum. Sizi üzdüysem kusura bakmayın. Ben sadece, yazarın haberi alırkenki yaşadığı duyguları okurken bana hissettirdiklerini anlatmak istedim. Evet, ne diyordum gurbette olmanın en acı yanı geride bırakılanlardır. Hele de geride bırakılan 6 yaşında bir çocuksa, onun acısı hiç dinmez. Neyseki bir gün o güzel haberi alır. Oğlu 17 yıl sonra babasını görmeye Bulgaristan'a gelecektir. Yazarımız güzel haberi aldığında Rusya'dadır. Yılbaşına rastlayan günlerde zorlu bir kış yolculuğu sonunda oğluna kavuşur. "Pulat, çoluğu-çocuğu, Yordanka, çevremizi sarmış, bizim çözülüp yeniden sarmaşmamıza, sarmaşıp öpüşmemize bakıyorlardı. Ağlamıyan yoktu. Hiçbir şey söyliyemiyor, soramıyordum. Her öpüşte "Oğlum!" diyordum yalnız. O da "Baba!" diyordu hep. "Babam, babacığım!" (s. 200) Bir kaç gün Bulgaristan'da kaldıktan sonra oğlunu da alarak Rusya'ya geri döner. Çünkü artık orada yaşamaktadır. Ama yazarımız, yıllar sonra oğluna kavuşmanın sevincini doyasıya yaşayamaz Ne yazık ki bu mutluluk kısa sürer. Neden mi? Çünkü oğlu hiç de istemediği yollara girmiştir. O satırları okurken aklıma yazar/i296 ve oğlu geldi ( kitap/kitap--90066 ) Acaba bazı çocuklar babalarının ağırlığını taşıyamıyorlar mı? Yaptıklarıyla babalarını mı cezalandırıyorlar? Ya da öyle mi sanıyorlar? "Sen şu aklını bana versen de, bir gececik rahat uyuyabilsem!" (s. 232) diyen bir baba artık o. Öylesine bir vurdumduymazlık var oğlunda. yazar/i18758 'in, yine bu kitapta da çok sade ve doğal bir anlatım tarzı var. Okurken gerçekten hayret etmemek elde değil. Nasıl bu kadar sade bir dil kullanmış? Sanki, günümüz Türkçesi ile yazılmış. Okurken, hiç takılmadan su gibi akıyor cümleler. OKUYUN! Okuyun ve unutturulan değerlerimizi tanıyın. Ben yolculuğuma yine yazar/i18758 'le devam edeceğim. Bu kez kitap/kitap--51204 diyor. Ben de onun bu çağrısına uydum. Nâzım Hikmet'le olan sohbetlerini merak ettim ne de olsa. Meraklısına şimdiden keyifli okumalar dilerim. Hoşçakalın! Kitapla kalın, en önemlisi de sağlıkla ve sevgiyle kalın. (Sultannn)
Fahri Erdinç Acı Lokma adlı kitabında yaşamının Türkiye'de geçen ilk 30 yılını anlatır. Daha sonra siyasi ve sosyal sebeplerden dolayı yurt dışına kaçmak zorunda kalır. Sabahattin Ali'nin isteyip de yapamadığı şeyi başarır ve ailesini de geride bırakarak soluğu Bulgaristan'da alır. Soğuk savaş yıllarında sosyalizmle yönetilmeye çalışılan bu ülkeyi kardeş evi olarak görür ve yurt dışı deneyimlerini bu kitapta kaleme alır. Nazım Hİkmet'le geçirdiği zamanlar, kardeş evi de olsa kendi evinden uzak olmanın zorlukları ve daha bir sürü yaşanmışlık sıcacık bir şekilde bu kitapta kendisine yer bulur. Fahri Erdinç'in biyografi tarzında romanları olsa da kendisinin daha başarılı olduğu alan özellikle yurt dışına çıkmadan önce yazdığı öykülerdir. Fakat çok üzücü ki şu an bu öykü kitaplarına ulaşmak pek mümkün değil. (Cihan aydın)
Kardeş Evi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fahri Erdinç - Kardeş Evi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kardeş Evi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fahri Erdinç Kimdir?
1917'de (1 Ocak) Akhisar'da doğdu. Babası, Ankara kökenli Çandıroğulları ailesinden, öğretmen Halil Yaşar'dı. Annesi, Erdinç'i dünyaya getirdikten bir yıl sonra veremden öldü. Sonradan, bu kaybın, anasızlığın bilincine varmak, üvey analı kalabalık bir aile ortamında büyümek, çocukluk uykularının çoğunu alan tütüncülük çilesi ve giderek bir yıl da tenekeci çıraklığı, ilkokul öğrencisi Erdinç'i vaktinden önce olgunlaştırdı ve yaşamı daha yakından tanımasına yol açtı.
1957'de illegal Türkiye Komünist Partisi'nin "Dış-Büro"suyla ilişki kurabildi. Partide aktif çalışmaya katılmak üzere 1958 Mart'ında Bulgaristan'dan ayrıldı. 20 Mart 1958'de TKP üyeliğine alındı.
Böylece başlayan yurtdışı illegal parti çalışması 13 yıl sürdü. 1969'da bir kalp krizi geçiren Erdinç, aktif faaliyetlerden çekilme zorunluğuyla, 1971 yılı başında yeniden Bulgaristan'a dönüp yerleşti. Parti çalışmasına katkısını buradan sürdürmeye başladı.
Erdinç, yazınsal çalışmasına yetecek ölçüde Bulgarca, pratik olarak da Almanca ve Rusça öğrendi. 1965'te Bulgaristan vatandaşı, 1973'te Bulgaristan Yazarlar Birliği üyesi oldu.
--reklam--
Fahri Erdinç Kitapları - Eserleri
- Acı Lokma
- Alinin Biri
- Kalkın Nazım'a Gidelim
- Kardeş Evi
- Kore Nire
- Destur Ya Sefalet
- Nazım Hikmet ve Bulgaristan
- Diriler Mezarlığı
- Bulgaristan Mektupları
--reklam--
Fahri Erdinç Alıntıları - Sözleri
- Çok yorgunum, beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman. Beni o Ilmana çıkaramazsın . . . 1 Temmuz 1957, Varna. (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Hasanoğlan köy enstitüsünde en sevdiği öğretmeni. Komünistlik şüphesiyle tevkif edilen öğretmen.. “Köy öğretmeninin vazifesi yalnız çocukları okutmak değildir” derdi, Sizler köylümüzü de…” Arif zonklıyan şakaklarına yumrukların daha çok bastırdı: -Haklısın öğretmenim. (Alinin Biri)
- "Müslüman adamsın, bu kadar çırpınmak Allah'a isyan olur." ... "Ona da isyan ediyorum, var mı daha bir diyeceğiniz?!" "Yapma hoca. Cenabıhak yukardan her halimizi görür..." "Görmez. Bizi görmez. O da kör!" (Acı Lokma)
- "Şu Varna'da uyumanın yolu yok geceleri uyumanın yolu yok; yıldızların bolluğundan, yakınlığından, parlaklığından, kumlukta hışırtısından ölü dalgaların" (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- "İnsan, sırtında taşıdığı insanı, kardeşi de olsa çekemiyor." (Acı Lokma)
- Bize doğruyu yalnız uyurken, düşümüzde söylemek hakkı veriliyor. (Kore Nire)
- "İlkin şu vatanda anlaşalım. Artık vatan kavramı da ikileşti. Biz onların vatanından kaçıyoruz. Özgürce soluyamadığımız, emeğimizle doyamadığımız, yönetimine katılmadığımız yerse vatan, ben vatansızım. Salt coğrafya kitabı kandırmıyor artık beni. Korkuyla yaşıyamayız ki... Korkuların en kötüsüne düşürdüler bizi: Yarın korkusuna... İşsiz kalırsam aç kalırsam korkusuna... Doğruyu söylemek, yazmak yüzünden tutsak olmak, içeri düşmek korkusuna... (Acı Lokma)
- Türkiye'yi bu haliyle ne Anadolu'nun anası tanıyabilirdi, ne de Anıt Kabir'de yatan Atası tanıyabilirdi artık. “Küçük Amerika", “Tekelonya Cumhuriyeti”, “Zamistan”, “Yokistan” gibi isimlerin hiç de allegorik yanı kalmamıştı. Bunlara bir de “Yasakistan”ı, “Copistan”ı eklemek gerekiyordu. (Kore Nire)
- Cemre gibiydi her sözü. Suya, havaya, toprağa değil, adamın canevine düşer de ısıtıp, aydınlatırdı. (Alinin Biri)
- (…) Ankara’ya varıp Meclis’in, Çankaya’nın kapısına dayanacaklar. Toprak istiyoruz diyecekler. “Şu vergileri azaltın!” diyecekler. Düşünün, on binlerce köylü! (Alinin Biri)
- İnsan doğar da asker ölür Mehmet. Dirisi gazi, ölüsü şehit. Sonra Mehmeti nutuklara geçirenler yaşayıverirler onun yerine. Bir taş dikerler de tepenin üzerine, burada yatıyor derler, kalbimizde yatıyor derler. Mehmet taşın altında yatar. Yüreciği taş kesilmiştir, (…) (Alinin Biri)
- "İntihar, hayat mücadelesinde yılgınlığa düşenlerin, yaşamaktan tiksinmiş olanların işidir. Bense varlığımın her zerresiyle bağlıyım. Yaşamaktan asla vazgeçmiş değilim. Fakat hücremin köşesinde büzülmenin ve böylece ölüp gitmenin de bana dığı kanısındayım. Kalbimi cendereye alan kuvvetli krizler devam ederse, beni öldürebilir. Boşu boşuna ölmek, sessizce çekilip gitmek bütün iradeni kullanmadan boyun eğmek... ben buna asla razı olmıyacağınım. Şahsıma karşı işlenen adli hata düzeltilerek, buradan sağ-salim çıkamazsam, hiç değilse cesedim çıkacak, gördüğünüz gibi, her zamankinden daha güçlüyüm, içimde zafer ümidiyle savaşa gidenlerin sevincini duyuyorum. Savaşa atılanlar, bunda üstün gelmek için giderler. Bu yolda ölmek, yaralanmak, sakatlanmak vardır. Fakat savaşçılar zafer ümidi ve iradesiyle yürürler. İşte bu duygular beni sarmış bulunuyor." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? (Kardeş Evi)
- "Bu ülkede artık makineler, toprak, ağaçlar, ırmaklar, güneş, her şey, insanların mutluluğu için, refah içinde ve kardeşçe yaşamaları için çalışıyor. Dimitrovgrad'da sıfırdan başlanarak yepyeni bir şehir yaratılmış. Bu şehrin bağrında dev bir işletme, Kimyasal Gübre Kombinası yükseliyor. Burada muazzam kuleler, türbinler, elektrik santralleri insanların bahtiyarlığı için, toprakta verimin artırılması için, daha çok sosyalist ekmeği üretilmesi için çalışıyor. Sosyalizm kuruculuğu aynı enerjik tempolarla Bulgar yeni toplumunun halk aydınları arasında da hissediliyor. Sosyalizm, her şeyden önce, yeni insanın yaratılmasıdır. Bulgaristanda bu yeni tip insanın artık yetişmekte olduğunu görüyoruz." (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Varnada bu yaz günü. çok hasta, çok muhacir şair için bile, bütün büyük laflardan uzak bir bahtiyarlık - yaşamak. . . (Nazım Hikmet ve Bulgaristan)
- Duygulanmayı, duygusallığı aldın mı benden, geriye ne kalır? Yoksullaşırım, bütün zenginliğim gider,... (Kardeş Evi)
- ...neden, ne yüzle kurtuluş bayramı kutluyoruz, aklım ermiyor. Anlıyorum ki, kurtulamadığımız çok şeyler var daha. (Acı Lokma)
- yoksulun çok olduğu yerde zengin üçü beşi geçmez. Yoksulları kaldırıver zenginin olduğu yerden, Karun bile olsa, bir gün ille de acından ölür. (Acı Lokma)
- "Sizi, memleketimi, kavgamızı, sosyalizmi, barışı seviyorum." (Kalkın Nazım'a Gidelim)
- Her şey insan için bu dünyada, sevinç de, keder de... Kederin dozunu hislerinle değil, aklınla ayarla. (Kardeş Evi)
Yorumlar
0 yorum