Kitap Künyesi
Yazar: Oya Baydar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750741166
Sayfa Sayısı: 272
Köpekli Çocuklar Gecesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Eğer duyuyorsanız, anlıyorsanız; bir zamanlar sekiz milyar insanın, yüz milyarlarca bitkinin, böceğin, hayvanın yaşadığı Dünya gezegeninde, henüz yıkılmamış, sulara gömülmemiş karanlık bir kulübede yaşamın sonunu bekleyen dünyalı bir kadının tanıklığıdır bu. Sıradan, gerçek insanın sesidir. Kulak verin, şifrelerini çözün, anlamaya çalışın.
Kurumuş dere yatakları, plastik adalarının doldurduğu denizler, eriyen buzullar, yaşam alanları talan edilmiş hayvanlar, her gün bir yenisine şahit olunan doğal felaketler… Taşları duyarsızlık ve sorumsuzlukla döşenen bu yolun sonunda bizi ne bekliyor? Biricik yaşam alanımız Dünya gezegeni insanın tahribatına daha ne kadar direnebilecek?
Oya Baydar, edebiyatımızın ilk ekolojik distopyası denebilecek Köpekli Çocuklar Gecesi’nde hepimizin içten içe bildiği ama birçoğumuzun görmezden geldiği küresel iklim krizine ve o krizin ortasında kalan insana yöneltiyor kalemini.
Yıllar sürecek kuraklıktan, susuzluktan ve savaşlardan sonra yaşanacak küresel tufan, yaşamı sona erdirirken umut Köpekli Çocuklar’la yeniden doğacak mı? Köpekli Çocuklar’la İklim Çocukları’nın buluşması geleceği kurtarabilecek mi?
(Tanıtım Bülteninden)
Köpekli Çocuklar Gecesi Alıntıları - Sözleri
- Sormamaya alışmıştık, düşünmemeye de alışacaktık.
- Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı.
- -uzun yıllar boyunca sakin bir ırmak gibi akmıştı hayatı- tedbirli olmak, kötü karşısında çökmemek, hayal kırıklığına uğramamak için.
- Sonsuz uçuruma yuvarlanma duygusu yapıştı içime. Anlatılmaz bir duygu bu, karanlık, dipsiz bir kuyuya sonsuza kadar düşecekmişim gibi..
- Herkes kendi kabusunu kendi "ben" fanusunun içinde havasızlıktan boğularak yaşıyor.
- Halklar, dinler, inançlar, diller,ırklar mahşeri bu coğrafyada "biz" kim? "Siz kimsiniz".
- Senin iyi diye öğrettiğin şeyler beni yalnızlaştırıyor..
- Onu başka bir dünyadan gelmiş, geçmişsiz, geleceksiz, gizemli haliyle seviyordum. Yarattığım kişiyi seviyordum ben. Gerçeği değil yazdığım masalı seviyordum. O masalıma yakışıyordu, hikayeme uyuyordu. Sanırım o da bunun farkındaydı, masalımdan çıkmak, gerçeğin renksiz, çorak toprağına basmak istemiyordu.
- "Bu acımasız dünyada acı yarıştırmaya kimsenin hakkı yok. Kimsenin acısı ötekinden daha derin, daha değerli değildir, acı ölçülmez."
- Unutmak hatırlamaktan daha iyi şu sıralarda.
- Aralarındaki duygusal bağın zamandan,mekandan bağımsız, tümüyle özgür, koşulsuz, beklentisiz olduğunu düşünüyor. İçinde; hakkını veremediği, değerini bilemediği bir serveti elinden kaçırmış olmanın ezikliği.
- Dışarıda parlak, sıcak bir güneş. Gökyüzü masmavi... Yağmur sonrası toprak kokusu...
- Genç anne babanın, “Bir çocuğumuz olacak üstat, ne yapmalıyız?“ Sorusuna Freud’un verdiği cevap gelmişti aklına: “Ne yaparsanız yapın, nasıl olsa yanlış olacak!”
- Sel suları firavunların duvarlarını nasıl yıktıysa, iyilik ve masumiyet de yüreklerdeki duvarları yıkacak.
- Bu topraklarda sular bazen kan akar. ...İnsanın insana ettiği zulüm hiç bitmeyecek mi!
Köpekli Çocuklar Gecesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bugün bu kitabı seçme nedenim Türkiye'nin hatta dünyanın içinde bulunduğu distopyadır. Oya Baydar'ın diğer eserlerini de gün gün paylaşacağım. Köpekli Çocuklar Gecesi, farklılıklara tahammülü olmayan, pervasız diktatörlerin, doğayı yok etmeye varan kazanma hırslarının karşısında halkların bir umut bulma telaşesini anlatmakta. Bilim insanı bir Kadın, bir yandan gerçekleri insanlara anlatmak için mücadele ediyor, bir yandan oğlu Umut Doğa'yı arıyor. Tüm bunların yanı sıra, ait olduğu sosyal ve politik çevrenin, doğa karşısında tutumunu sorguluyor, geçmişine dair özeleştirilerde bulunuyor. Umut Doğa, ötekilere yardım için sınırları dinlemiyor, onlarla birlikte olmak için değil, onlardan biri olmak için yola çıkıyor. Adam, çok dilli, entelektüel, saygın bir bilim insanı ve yol hikâyesi sürprizler içinde köklerini arayan bir çocuğun hikâyesine dönüşüyor. Baydar, bugünkü Dünya'nın hal-i pürmelalini anlatırken, felaketin çok uzak olmadığını, hiç beklemediğimiz bir anda kapımızı çalacağını söylemekte. Umut yok değildir yine de! Kitabın kapağında da yer alan, çatlamış toprağın arasından baş vermiş bir papatya, yaşamın kıvılcımıdır. (Cansu Dayan)
Bu kitabın çok iyi fikirler içermesine rağmen iyi yazılmamış olduğunu düşünüyorum. Büyük bir beklentiyle başlamıştım çünkü ekolojik bir distopyanın epik kahramanlar olan köpekli çocuklar (bunlar da aslında sistemin dışında kalan sınıfsız da diyebileceğimiz sokak çocukları, mülteciler vs.) çok güzel ve orijinal bir fikir. Ama kitapta hikaye çocukların bakış açısından değil, doğa bilimci bir kadının bakış açısından geçmişe dönük olarak anlatılıyor. Bence en büyük sorun bu anlatım tekniği, her ne kadar Nuh tufan hikayesinin yeniden kurulması, Nuh'un gemisinin oturduğu rivayet edilen dağda sembolik olarak adem ve havva'nın sonlarını beklemesi fikir olarak çok güzel olsa da, sürekli geçmiş hakkında konuşmaları yordu ve sıktı. O an yaşanırken anlatılıyor olsaydı daha etkileyici olacağını düşünüyorum. Böylece belki bu kadar informatif diyaloglar ya da paragraflar olmazdı, romanın kurulduğu dünya kendini satır aralarında ele vermeli ama kitapta kadın ve adam belgesel anlatıcısı gibi olmuş. Ve çok çok fazla tekrara düşmüş gerçekten, editör bir şey dememiş mi bu konuda merak ediyorum. Elli altmış sayfa çıkarırım bu kitaptan ve hiçbir şey eksilmez. Yazar iklim krizine dikkat çekmek istemiş, bu konuda farkındalık kazandırmak istemiş, takdir ediyorum bu amacı çünkü iyi tezli roman da yazılabilir ama bence bu eser biraz fazla manifesto gibi. Bir de son olarak karakterin sürekli amneziye sebep olan virüs hakkında konuşmasını ama her şeyi fazlasıyla ayrıntılı olarak hatırlamasını çelişkili buldum. Genel olarak okunması kolay bir romandı bu yüzden yüksek bir beklentiyle başlanmazsa keyifli ve akıcı olabilir. (yağmur)
Oya Baydar Köpekli Çocuklar Gecesi: 1000 Kitap İstanbul 9 Şubat etkinliği için Oya Baydar'ın Köpekli Çocuklar Gecesi kitabını inceledik. Etkinlikte ekolojik felaketlerden, çocuklardan, ekolojik felaketlerin neden kaynaklandığından, mevcut ekonomik modelden, tüketim toplumu olmamızdan, planlı eskitmeden ve bireysel olarak neler yapabilirizden konuştuğumuz, doğanın dengesini neden ve nasıl bozduğumuzu, çok geç olmadan ne gibi önlemler alabilirizi, dünya çapında olamasa da bireyler olarak bizler neler yapabilirizi konuştuğumuz, farkındalık ve bilinç oluşturma amaçlı etkinlikte bir araya geldik. Bu kitabı önerme nedenim edebiyatımızın ilk ekolojik distopyası olmasından dolayı mevcut iklim krizi, ekolojik problemler, küresel ısınma hakkında konuşabilecek olmamızdı. Kitap, çevrecilerin beklediği felaketin gerçekleşmiş olmasıyla başlıyor. Yıllarca süren kuraklıklar sonrasında günlerce süren yağmurlar başlıyor ve bu yağmurlar sonucunda oluşan sel önüne ne var ne yok katıp milyarlarca insanın da ölümüne yol açıyor. Köpekli Çocuklar sayesinde sağ kurtulan kadın karakter önceden kendine bildirilen kulübeye gider ve kendini çöl arkeoloğu olarak tanıtan Adam'ı kulübede bulur. İkilinin konuşmaları üzerinden geçmişleri, köpekli çocuklar, mülteciler hakkında bilgi sahibi oluyor bütün yaşanan felaketlere rağmen umudun var olduğuna tanıklık ediyoruz. Kitapta bazı noktalar eksik mesela neler oldu da ekolojik problemler ortaya çıktı? Bununla ilgili olarak sizinle şu videoyu paylaşmak isterim. https://youtu.be/NnIWocmal5U Bununla birlikte iklim değişikliğinin depremlere de neden olabileceğini kitapta okuduk ama depremleri nasıl tetiklediği anlatılmamış. Peki savaşların da ekolojik dengeyi bozduğunu biliyor muydunuz? Mevcut üretim sistemi, ekonomi modellerinin ekolojik sorunları meydana getirdiği üzerine yoğunlaşmışken savaşlar gözümden kaçmış. Savaşlar da mevcut sistem devam ettirilebilsin diye çıkmıyor mu? Bu konuda biraz araştırma yaptım ve şu açıklamaları buldum. Savaşlar, kimyasal silahların kullanılması, fabrikaların, petrol kuyularının bombalanması nedeniyle kimyasalların su kaynaklarına karışması ile doğayı zehirliyormuş. Bombalamalar sonucunda göçmen kuşlar yollarını, konakladıkları yerleri değiştiriyormuş. Bunlara ek olarak çürümeye bırakılan ama çürümeyen düşmüş savaş uçakları, yıkılmış binalar da ekolojik dengeyi bozan unsurlarmış. Kitapta felaket gerçekleştiği için herhangi bir çözüm önerisi, neler yapabilirdik de bu felaketlere engel olabilirdikten bahsedilmemiş. Bireysel yapabileceklerimizden örnekler vermek gerekirse 1) Daha az tüketmek örneğin sık sık kıyafet almamak. 2) Plastik şişelerde su tüketmek yerine yanımızda termosumuz ile evden çıkmak. 3) Gıda alışverişlerimizi yerel üreticiden almak böylece bölgesel ekonomiye katkımız olur, insanları büyük şehirlere göç ettirmeyiz. 4) Bol kimyasallı şampuanlar yerine doğal ürünleri kullanmak. 5) Geri dönüşüme önem vermek, çöplerimizi ayrıştırmak ve belediyelerden çöpler için ayrı konteynırlar talep etmek. 6) Toplu taşıma araçlarını kullanmak, mümkünse yürümek (tabi bu İstanbul gibi şehirler de imkansız.) olarak sıralanabilir. Sizler de bu konularda düşünün lütfen, önce bireysel sonra toplum olarak elimizden geleni yapalım. (Gökçen Bayram)
Kitabın Yazarı Oya Baydar Kimdir?
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.
1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.
1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.
12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü
Oya Baydar Kitapları - Eserleri
- Sıcak Külleri Kaldı
- O Muhteşem Hayatınız
- Erguvan Kapısı
- Köpekli Çocuklar Gecesi
- Çöplüğün Generali
- Kedi Mektupları
- Kayıp Söz
- Elveda Alyoşa
- Yolun Sonundaki Ev
- Hiçbiryer'e Dönüş
- Yetim Kalacak Küçük Şeyler
- Surönü Diyalogları
- Bir Dönem İki Kadın
- 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri
- Savaş Çağı Umut Çağı
- Allah Çocukları Unuttu
- Erguvan Kapısı
- Madrit'te Ölmek
Oya Baydar Alıntıları - Sözleri
- “İnsanın içindeki ses susunca mı yitiyor söz, yoksa anlamsızlık duygusu yazarı sözün bittiği yere götürdüğünde mi?” (Kayıp Söz)
- “Anneni hep sevmiştim, seni doğurduğu için bir kat daha sevdim.” (Kayıp Söz)
- "Zamanı öldürmeye sabah 8 ' de başlıyoruz.Önce saniye saniye sonra dakika dakika sonra saat saat işkenceyle ölüyor zaman ..." (Elveda Alyoşa)
- "... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor." (Erguvan Kapısı)
- Özgürlüğü kullanabilmenin de kazanabilmek kadar güç olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğü ne yapacağını bilemediğinde ona ihtiyacın da olmuyor. Bir de tutsağın özgürlük korkusu var. (80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri)
- Bir gün "Biz ayrı gayrı bilmezdik. Nereden çıktı bu düşmanlıklar, nasıl bu hale geldik," diye konuşurken, bir Ermeni arkadaşımız, içime çok oturan, vicdanımı sızlatan bir söz söyledi: "Evet siz bilmezdiniz ama biz bilirdik," dedi. (Bir Dönem İki Kadın)
- İnsan aşkın nesnesini kendisi mi yaratır? Aslolan, âşık olunan kişi ya da nesne değil de duygunun kendisi midir? Sevdiğimizi değil de içimizde büyütüp beslediğimiz duyguyu yitirmekten mi korkarız? (O Muhteşem Hayatınız)
- "Ben seni; duvarın öte yanından, kurtarılacak dünyadan gelen umutsun diye; inançlarımın, kimliğimin, doğrularımın, dev aynalarında tasdikisin diye sevdim." (Elveda Alyoşa)
- Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı. (Köpekli Çocuklar Gecesi)
- Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamlarının nedeni olmuş. Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki, doğru sandıkları yanlış, kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş. (Kedi Mektupları)
- Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (Yetim Kalacak Küçük Şeyler)
- Neden çevremdeki her şey bu kadar hüzünlü ve bu kadar kısa? (Allah Çocukları Unuttu)
- "Bırakırsam/ diye sürdürdü kadın, "kendimden de bir parça bırakıyorum geride. Ve bıraka bıraka o kadar azaldım ki artık, bir daha ne bağlanmaya, ne de bırakmaya gücüm yok." (Kedi Mektupları)
- Yaşıyorum, ne fevkalade ve ne korkunç birşey bu! Hayatı bütün kuvvetiyle içimde hissediyorum. Korkuyorum. Tam aksini iddia etmeme rağmen hayata fazla bağlıyım. (Allah Çocukları Unuttu)
- Başka bir kader, başka bir zafer için kuşatılmış şu yenik askerlere benziyor hayat! (Kedi Mektupları)
- Ve adlar, adlar, adlar... Kimlerin adları? Ölenlerin, öldürülenlerin; nerede, neden? Unutulmaz mı, bitmez mi? İnsanlara destanlar gerektiği için mi çağlar boyunca diri tutulur acılar? Ya da destanlar, acılar küllenip de intikam ateşi hiç sönmesin, diye mi aktarılır kuşaktan kuşağa? Hatırlamak mı, unutmak mı rahatlatır insanı? (O Muhteşem Hayatınız)
- Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum. (Surönü Diyalogları)
- Birinin bana ihtiyacı olduğunu, benim için yaşadığını bilmeğe dayanamıyordum. Böyle olduğu müddetçe hür değildim. (Allah Çocukları Unuttu)
- Bir söz arıyordum, bir ses duydum Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim Duyduğum sesin şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim O sesi izledim, sözü buldum Söylecek bir sözüm var artık... (Kayıp Söz)
- “Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.” (Surönü Diyalogları)
Yorumlar
0 yorum