Kitap Künyesi

Yazar: George Orwell

Çevirmen: Berrak Göçer

Orijinal Adı: Down and Out in Paris and London

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750725630

Sayfa Sayısı: 248

Paris ve Londra'da Beş Parasız Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hâlâ ayaktasınız." Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar. Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

Paris ve Londra'da Beş Parasız Alıntıları - Sözleri

  • "Kötü bir ruhu var..."
  • Bütün gün yalan söylüyorsunuz; pahalı yalanlar...
  • "Bir kadın hiçbir zaman unutmaz..."
  • Cehaletin sınırı yoktu ve dehşet vericiydi.
  • "Üzgün olmamalısınız. Daha neşeli olun, size yalvarırım!"
  • "Ne büyük aptallık ettiğimi düşünmek için bolca vaktim oldu."
  • Cehaletin sınırı yoktu ve dehşet vericiydi.
  • "Düşmemek için tutunmak gerekiyordu."
  • Bütün gün yalan söylüyorsunuz; pahalı yalanlar...
  • "Bu zalim dünyada herkesin sıkıntılı günleri oluyor. Ben de kendi payıma düşeni yaşadım elbette."
  • Erdem, her şeyden önce parayla sınanır oldu.
  • "Çok zor günler geçiriyoruz."
  • Sana Yahudileri anlatayım. Bir keresinde, savaşın ilk aylarında hareket halindeydik ve bir geceliğine bir kasabada konakladık. Yahuda işkariyot gibi kızıl sakallı, korkunç bir ihtiyar Yahudi sinsi sinsi konakladığım yere geldi. Ne istediğini sordum. 'Efendim,' dedi, 'size bir kız getirdim, henüz on yedisinde güzel bir genç kız. Sadece elli frank.' 'Teşekkürler,' dedim. 'Getirdiğin gibi götürebilirsin. Hastalık kapmak istemiyorum.' 'Hastalık mı!' diye bağırdı. Hastalıktan korkmanıza gerek yok. Bu kendi kızım!' Al sana Yahudi milleti.
  • “Zafer en uzun çarpışmayı yapanındır.”
  • Para, erdemin en büyük sınavı haline geldi.

Paris ve Londra'da Beş Parasız İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Okurken acıkıp midenizin gurultularını duyacağınız, dolapta kalan bayat ekmeğe tarihi geçmiş süte şükredeceğiniz bir kitap. Zaman makinası icat edilirse ilk iş gidip Orwell'e tereyağlı bol yoğurtlu 1,5 iskender ısmarlayacağım.. (julien)

Kapitalizmin Yıkılması Dileğiyle: Orwell'in ilk romanı, otobiyografik olup olmadığı hâlen tartışma konusu olan Paris ve Londra'da Beş Parasız'dır. 1933 yılında yayınlanmış olan bu eserde olaylar, ismi asla zikredilmeyen bir karakterin ağzından aktarılmaktadır. Eserin kahramanı Paris'te İngilizce kursu vermek üzere bulunan ve öğrencilerinin dersleri türlü bahanelerle bırakmasından sonra ise işsiz ve meteliksiz kalan genç bir adamdır. Günler boyunca açlık çeken, sokakta sabahlayan, sonunda önce otel mutfağında, ardından da bir restoranın bulaşıkhanesinde iş bulan baş karakter, sonunda zihinsel engelli bir çocuğun eğitmenliğini üstlenerek Londra'ya gider. Ne var ki talihsizlik ve yokluk burada da peşini bırakmaz. İşvereni olan ailenin tatile çıktığını öğrenir, onların dönüşünü yersiz yurtsuz bir serseri olarak, yollarda aç bilaç taban teperek, güçsüzlere ayrılmış yatakhanelerde sabahlayarak geçirmek zorunda kalır. ** Buraya kadar olan bölüm özet mahiyetinde diyebiliriz. Bundan sonrakiler ise gerek romanın anlatımı gerekse de Orwell'in gerçek yaşantısına dair olacaktır. ** Orwell, İspanya'da darbe girişiminde bulunan ve Hitler ile Mussolini'nin de desteğini alan Franco'ya karşı çarpışacak gönüllülere katılarak İspanya'ya gider. Savaşa dair anılarını daha sonra Katalonya'ya Selam adlı eserinde aktaracaktır. Orwell’in ölümünün ardından evrakı arasında bulunan notlarda İspanya’ya ilk gidişini şu şekilde anlatır: POUM milisine 1936 yılı sonunda katıldım. Bir başkasına değil de bu milise katılmamın başlıca nedenleri şunlardı: İspanya’ya gitmeye gazete makalelerim için malzeme toplayabilmek amacıyla niyetlenmiştim. Bunun yanı sıra, eğer çarpışmaya değer gibi görünürse, belki de savaşırım diye muğlâk bir düşünce de vardı kafamda. Ne var ki hastalıklı bünyem ve nispeten az sayılabilecek askeri tecrübem hesaba katıldığında, savaşmak hususunda pek bir kuşkuluydum. Orwell gördükleri karşısında çok etkilenir: Darbecilerle çatışan devrimci örgütler, özellikle de sosyalistler ve anarko-sosyalistler İspanya'da yepyeni bir düzen kurmuş gibidir. Fuhuş ortadan kaldırılmış, sokaklardan dilenciler kaybolmuştur. Piyasadaki pek çok mal ihtiyaç sahiplerine parasız dağıtılmaktadır. Yeni sistem toplumsal yaşamın her detayını etkilemektedir: Artık hiç kimse senyör gibi karşıdaki kişinin üstün olduğunu ima eden sözcükleri telaffuz etmemektedir ve bahşiş bırakmak yasaktır. Orwell cepheye gider ve ardından bir keskin nişancının attığı mermiyle gırtlağından vurulur. Ölümden kıl payı kurtularak cephe gerisine gönderilir ve İspanya'ya ilk geldiğinde gördüğü düzenin tamamen ortadan kaldırılmış olduğuna tanık olur. Kanaatine göre bu durum sadece İspanyol burjuvazisinin değil, Avrupa'da zamansız bir sosyal devrim hareketinin başlamasını "faşizme karşı birleşik cephe" politikaları açısından sakıncalı bulan Stalin'in de eseridir. Kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği ile yakın bağları bulunan İspanyol Komünist Partisi bir siyasi temizlik hareketine girişir. POUM (Marksist İşçi Birlik Partisi) yasadışı ilan edilir, yabancı uyruklu birçok asker tutuklanır veya -Orwell gibi- ülkeyi terk etmek zorunda kalır. ** Orwell bu eserinde bizlere dini ya da hümanistik bir bakış açısından ziyade burjuvazi, ezilen işçilerin durumu ve bilinçsiz kitleden dem vurmaktadır diyebiliriz. ** Bu dem vurmalar öncelikle Fransa'da geçen yaşantısında görülmektedir. Örneğin köleden daha beter bir halde çalışan otelin mutfak görevlileri 12 saatin üzerinde hayvani şartlar altında ezilmektedir. Ezilmelerini hissetmelerine ve görmelerine rağmen bu duruma karşı grev gibi yasal haklarında bulunma talepleri yoktur. Orwell burada işçilerin birleşip sendika kurup haklar talep etmek adına grev yapmaları gerektiğini savunur. Fakat cümlesinin sonuna da şunu ekler. Yorgunluktan bitap düşmüş işçilerin bu duruma isyan edecek halleri yoktur. ** Düşünün ki 12 saat üzeri bir çalışmayla karşı karşıyasınız ve bu duruma isyan edemiyorsunuz. Neden? Çünkü isyan ettiğiniz takdirde sizi kapının önüne koyacaklardır. Hemen sizin ardınızdan o yerde çalışmak için insanlar hiç tereddütsüz birbirlerini öldürecek bir gözü dönmüşlüğe de sahiptirler. ** Şartlar kötü olur da insanlar iyi olur mu? Tabi ki de o da olmaz. Ezilen sınıfın içinde de bir "homo homini lupus" söz konusudur. İnsanlar hayatta kalabilmek için sizlerin akıllarınızı çelecek türlü türlü oyunlar sergilemekten geri kalmayacaktır. ** Kitabın anlatıcı kahramanı İngiltere'ye geçtiği zaman orada Bozo adında kaldırım sanatçısı bir beyle tanışır. Kitaptaki belki de tek iyi ve yaşamayı herkes gibi algılamayan bir farklı bakış açısına sahip kişisidir. Bu karakter hayata karşı iyi de bakabileceğimiz mesajını da güzel bir şekilde verdi diyebilirim. ** Son olarak Allah bize bu durumu reva gören gerek patronların gerekse de siyasetçilerin bin belasını versin. Umarım bizden sonraki nesillere emeğinin karşılığı verilecek bir sistem için çabalarımız boşa gitmez. (Muhammed Enes Yaşar)

Selafeti, Açlığı ve Soğuğu İliklerinize Kadar Hissedeceksiniz: George Orwell okumaya henüz başladım, bu okuduğum dördüncü kitabı. Henüz ütopya ve distopya konusunda incelemesini yapamayacak kadar yeniyim kitaplarında. Paris'te yaşayan bir İngiliz'in çevresindeki insanlarla (tahtakurularıyla) yaşadığı serüvenleri anlatan bu kitap sayesinde 1 hafta boyunca sadece margarinli ekmek yesem oturur şükrederim. Otel restoranlarını betimlediği bölümlerde 1930'lardan bu yana değişen hiçbir şeyin olmadığını anlamak çok acı verdi. Şu anki işim sebebiyle sık sık yurtdışında otel konaklaması yapıyorum. Oda servisinden sipariş veresim gelmiyor. Kaliteli ve kendisini sıcak tutan kıyafetlerini rehineye verip kazandığı üç beş kuruşla karnını doyurabilecek olmasının sevinci yürek dağlıyor. İngilizce dersi verdiği insanlar da bir bir çekip gidince, Rus arkadaşı Boris'le de dikiş tutturamayınca çareyi kendi memleketine dönmekte buluyor. ACABA BU ORWELL'IN KENDİ HİKAYESİ Mİ? diye düşünürken başlıyor Londra'daki azap. Paris'tekinden farksız. *** Her yerde hor görülen dilenciler neden bu denli horlanır? Kimse çalışmanın verimini, yararını konuşmaz. Beklenen şey çalışmanın para getirmesidir. Erdem parayla sınanır, dilenciler bu sınavı veremediler çünkü haftada 10 sterlin bile kazanmıyorlar. *** Çok sevdiğim ve ara ara birkaç bölümünü tekrar okuyacağım bir kitap. Umarım sizler de beğenirsiniz. (ÖZLEM AYDIN)

Kitabın Yazarı George Orwell Kimdir?

1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.

George Orwell Kitapları - Eserleri

  • 1984
  • Katalonya’ya Selam
  • Aspidistra
  • Burma Günleri
  • Wigan İskelesi Yolu
  • Paris ve Londra'da Beş Parasız

  • Papazın Kızı
  • Kitaplar ve Sigaralar
  • Neden Yazıyorum
  • Boğulmamak İçin
  • Balinanın Karnında
  • Faşizm Kehanetleri
  • Aslan ve Unicorn

  • Savaş Günlükleri 1
  • Edebiyat Üzerine
  • Politics and the English Language
  • Savaş Öncesi Günlükleri 2
  • Qeydlər
  • All Art is Propaganda
  • Shooting an Elephant

  • Savaş Sonrası Günlükleri
  • Essays
  • Bir İdam
  • Beyaz Adamın Laneti
  • Hayvan Çiftliği (Çizgi Roman)
  • Karakurbağası Üzerine Kuruntular
  • Totalitarizm Üzerine

  • Kısa Kısa Sevinçlerdi
  • Notes on Nationalism
  • 1984
  • Aforizmalar
  • Seçme Yazılar 1
  • Seçme Yazılar 2
  • Хорошие плохие книги

  • Hayvan Çiftliği
  • 1984

George Orwell Alıntıları - Sözleri

  • Sizin, annenizin evin baş köşesinde tuttuğu fotoğraftaki beş yaşındaki çocukla ne gibi bir ortak yanınız var? Hiç, sadece aynı kişisiniz. (Bir İdam)
  • Zihnine ölümcül bir karanlık çökmüştü. (Papazın Kızı)
  • "Bu müharibə arabir ölüm hallarının baş verdiyi komik operadan başqa bir şey deyil" (Katalonya’ya Selam)
  • Herkes zengin ile yoksula iki ayrı yasa uygulandığını bilir. Ama bunun ne anlama geldiğini kimse kabullenmez. (Bir İdam)
  • “Savaş bütün kötülüklerine rağmen bir hadde kadar cevaplandırılamayan bir güç sınamasıdır, bir gücünü dene makinesi gibi. Büyük güç paraya döner ve sonucu öngörmenin de hiç bir yoku yoktur.” (Aslan ve Unicorn)
  • Tarih, yenilene vah yazık der ama ne değiştirebilir ne de yardım eder. (Aslan ve Unicorn)

  • Büyük klasiklerin hepsi günceldile çevrilecek, geridildeki asılları yok edilecek düşüncenin imkanı olmadığından, suçun da imkanı olmayacak artık. (1984)
  • Dışarı çıkıyorm, sokakları ev basmış… (Edebiyat Üzerine)
  • Hepimizi satın almışlar, hem de kendi paramızla. (Boğulmamak İçin)
  • Mutluluğu tarif etmenin zorluğu aşikâr. Adil, düzenli bir toplum imgesi de insana çekici ya da ikna edici gelmez. Ama iyi ütopyalar yazanların çoğu, daha dolu dolu yaşasaydık hayatın nasıl olacağını göstermek isterler. (Faşizm Kehanetleri)
  • Gerçeği göremeyecek kadar uygarlaştık. (Karakurbağası Üzerine Kuruntular)
  • Düşünen kimse siyasetten uzak duramaz, durmaz. (Faşizm Kehanetleri)
  • “Makineleşmeye ve standartlaşmaya karşıyım; o yüzden sosyalizme de karşıyım ,” dediğinizde aslında “İstersem makineler olmadan da yaşamayı tercih etmekte özgürüm. ” demiş olursunuz ama bu saçmalıktır.Hepimiz makinelere bağımlıyız ve makineler çalışmayı bıraktığı anda çoğumuz ölürüz. (Wigan İskelesi Yolu)

  • Diktiğim bütün küçük bitkiler; hercaimenekşeler, acı baklalar, pembe karanfiller ve lahanalar belli ki tavşanlar yüzünden tamamen kaybolmuş. Hâlâ toprakta olan birkaç şalgamı da eşeleyerek çıkarıp yemiş ama havuçlara dokunmamışlar. Daha kötüsü ise çileklerin çoğunu mahvetmiş olmaları. Bir kaçı iyi durumda ama çoğu yok olmuş; kök boğazları hâlâ duruyorsa baharda canlanabilirler. (Savaş Sonrası Günlükleri)
  • Onun çirkinliği özüne aittir ve kurbanının yüzüne karşı dalga geçen zorba gibi «Evet, ben çirkinim, ve sen bana gülmeye cesaret edemezsin» demek içindir. (Aslan ve Unicorn)
  • Birini seviyorsan gerçekten severdin, verecek başka hiçbir şeyin yoksa bile sevgin yeterdi. (1984)
  • Kısacası; Her şeyin kendiliğinden olanı güzeldir... (Edebiyat Üzerine)
  • Bu sabah bir yılan daha bulmuşlar, ama bu seferki kesinlikle çayır yılanı. Olayı gören adam hayvanı boynundan bağlayıp dilini kesmeye çalıştıklarını anlattı, böylece kimseyi "sokamayacağını" düşünüyorlar. (Savaş Öncesi Günlükleri 2)
  • Artık cepheyi görmüş ve ondan fena halde tiksinmiştim. (Katalonya’ya Selam)
  • Tabii ki, bir romancı doğrudan içinde yaşadığı çağdaş tarih hakkında yazmakla yükümlü değildir. Ama halkı ilgilendiren büyük olaylara aldırmayan bir romancı ya aylak ya da düpedüz aptal biridir. (Balinanın Karnında)