Kitap Künyesi
Yazar: Emile Zola
Çevirmen: Peren Demirel
Orijinal Adı: L'Inondation
Yayın Evi: Fabula Kitap
İSBN: 9786059115728
Sayfa Sayısı: 60
Sel Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Émile Zola'nın kısa ama dopdolu uzunöyküsü Sel, gerçek bir olaya dayanmaktadır. 1875 Haziran'ında sağanak yağmurlardan sonra Garonne Nehri taşmış ve bir kasabada sel baskını sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Sel'in odağında ailesiyle birlikte yaşayan ve köyün en zengin çiftçisi olan Büyükbaba Louis Rouben'in başından geçenler yer alır. Zola'nın, kendi başından geçmişçesine detaylı ve sözünü sakınmadan anlattığı Sel, trajik bir öykü olmasının yanında, Zola'nın edebi yeteneğinin de bir sınırı olmadığının da kanıtıdır.
(Tanıtım Bülteninden)
Sel Alıntıları - Sözleri
- Ne güzel günlerdi onlar, ah!
- ''Beni çocuk gibi aciz bırakan bu yaşama küfürler ettim.''
- ''Beni kedere boğan kendi yıkımlarım, kendi ölülerim vardı.''
- Boylesi daha iyi!"
- ''Korku, aklını yitirmesine neden olmuştu. Bir lütuftu bu...''
- “Göreceksin. Onu seviyorum. Onu kurtaracağım!”
- ''Tanrı adil değildi. Ona karşı bir yanlışımız olmamıştı; o ise her şeyimizi elimizden almıştı!''
- ... etrafını saran dehşetle mücadele etmek için gülüp duruyordu.
- ''Diğer herkes ölmüştü. Kundaktaki bebekler, evlenmek üzere olan kızlar, genç evliler, yaşlı evliler. Bense, kayaya kök salmış, kurumuş bir ot gibi hayatta kalmıştım.''
- 'Tanrı adil değildi. Ona karşı bir yanlışımız olmamıştı; o ise her şeyimizi elimizden almıştı!''
- Beni çocuk gibi aciz bırakan bu yaşama küfürler ettim.''
- ''Bu acının tesellisi yok. Yardım istemiyorum.''
- ''Sonrası hiçlik, hiçbir şey, kara bir boşluk, bilinmezlik.''
- Beni kedere boğan kendi yıkımlarım, kendi ölülerim vardı.''
- "Yeterince çektim! İyi geceler!"
Sel İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sel, sayfa sayısı olarak okunması kolay bir kitap ama içeriği bakımından acılar barındırdığı için ben tek seferde okumadım. Bir ailenin sel felaketiyle başa çıkmaya çalışması anlatılıyor. Varlıklı bir aileden kız istemek için gelen bir adamdan bahsederek başlıyor kitabımız. Birbirine sevgiyle bağlı olan bir aile ve mahsulün iyi olacağına dair düşüncelerin bir anda suya batma hikayesi. Bana göre yazarlar çoğu zaman sadece bir olayı anlatmaya çalışmaz. Altta yatan başka bir anlam hep vardır. Belki de bu kitaptan çıkarabileceğimiz anlam, mal mülk suya kapılıp gitse de insan ölürken elinde kalan tek şeyi sevgidir. Bunu neden dediğimi kitabın sonunda anlayacağınızı düşünüyorum. Ne güzel demişler sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz (Burak yüksel)
Bir yıkımın öyküsü: Hayranı olduğum Zola'nın kısacık fakat sarsıcı uzun öyküsü Sel. Konusunu 1875'te Toulouse şehrinde yaşanan sel faciasından alan hikayesinde yazar çiftçilik yapan varlıklı bir ailenin bu afetle karşılaşmasını ailenin en yaşlı üyesi büyükbaba Louise Rouben'nin gözünden aktarıyor. 53 sayfalık bir hikaye de olsa Zola yine her zamanki bilim insanı bakış açısını korumuş ve belli ki karakterler üzerinde hep yaptığı gibi bu kez de çok çalışıp altyapılar oluşturmuş. Bunu kitabı 1 saatte bitirmenize rağmen karakterler hakkında net fikirleriniz oluşmasından anlıyorsunuz. Yarattığı tüm mal varlığını dişiyle tırnağıyla kazanmış olan büyükbaba Louis ve beraber yaşayıp çiftçilik yaptıkları kardeşleri, oğlu, gelini ve torunlarından oluşan geniş ailesi, torunu Veronique'in nişanlısı Gaspard'ı konuk ettikleri mutlu bir akşamüzeri yakalanırlar sel faciasına. Zola yine müthiş tasvir yeteneğiyle facianın her anını gözlerimiz önüne seriyor. Öyle ki yıkımı, koca bir köyün, insanların, hayvanların ve evlerin sular altında kalışını oradaymış gibi izliyoruz okurken. Afet sürerken ailenin her ferdinin korkuları, tepkileri ve çabaları her karakterde özgün bir halde ilerliyor. Hepsini ayrı ayrı kafanızda resmedebiliyorsunuz. Ki bu kısalıkta bir hikayede bunu sağlayabilmenin çok büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. En etkilendiğim kısım ise, Gaspard'ın sevgisinde sadakati ve Pierre'in fedakarlık anları her ne kadar çok vurucu olsa da, Marie'nin o eşsiz teslimiyeti oldu. Gözümde bir Ophelia imgesi canlandırdı o veda anı. Bu kısa ama çok çarpıcı öyküyü okumanızı tavsiye ederim. (Samet Taşdemir)
Sel yüzünden bütün çocuklarını ve sahip olduğu her şeyi kaybeden bir adamın anlattığı vurucu bir hikaye. Kısa sürüyor ancak etkili ve üzücü. Yazacak fazla bir şey yok, okunmasını öneririm. (Onur KARABAĞ)
Kitabın Yazarı Emile Zola Kimdir?
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.
Emile Zola Kitapları - Eserleri
- Paris Yıldızı
- Nana
- Meyhane
- Yaşama Sevinci
- Therese Raquin
- Hulya
- Suçluyorum
- Bir Aşk Sayfası
- Gerçek
- Emek (1 Cilt)
- Döl Bereketi - 1
- Döl Bereketi - 2
- Apartman
- Germinal
- İtiraf
- Hayvanlaşan İnsan
- Paris'in Karnı
- Toprak 1
- Rahip Mouret'nin Günahı
- Sel
- Bir Gecelik Aşk Uğruna
- Doktor Paskal
- Para
- Plassans Papazı
- Marsilya'nın Gizemleri
- Medan Geceleri
- Aşk Bitmesin
- Toprak 2
- Emek 2. Cilt
- Deneysel Roman
- Değirmene Hücum
- Canlı Ölü
- Başyapıt
- Germinal
- Nana
- Captain Burle
- Yıkılış
- Döl Bereketi 3
- Seçilmiş Əsərləri
- Nasıl Ölünür
- Meyhane (II. Cilt)
- Rougon'ların Yükselişi
- Rougon'ların Yükselişi 2.Cilt
- Bir Aşk Sayfası 2
- Aşkların En Güzeli
- Bir Aşk Gecesi
- Beşerdeki İfrit
Emile Zola Alıntıları - Sözleri
- Bu adamlar sevmiyorlar, sevmekten âciz insanlar, bunlar! Para, iktidar, ihtiras, zevk, evet, bunlar ellerinden gelir, fakat aşk onların kârı değil! (Döl Bereketi - 1)
- Sonra, tek bir sözcükle sürükledi Pauline'i içeri: "Gel, pis çocuk." (Paris'in Karnı)
- Elindeki minik demeti, büyük bir hazla kokladı. Evet! İşte kardeşlik bağının getirdiği iyilik, bir başına mutluluk yaratan sevgi, evreni kurtararak, yeni baştan kuracak olan aşk! (Emek (1 Cilt))
- ''Bu acının tesellisi yok. Yardım istemiyorum.'' (Sel)
- "Evlendirin; eğer onlar aileleriyle böyle çekişmeye, bütün engelleri aşmaya yönelten büyük bir aşkla birbirlerini seviyorlarsa evlendirin. Mutluluğu ancak sevgi sağlar." (Emek (1 Cilt))
- Bütün ihtilaller burjuvalar için yapılıyor. (Paris'in Karnı)
- Gene hasta sandı kendini, sağlığının tamamen yerine gelmesi için son bir şeye gereksinimi vardı: Nerede arayacağını, nerede bulabileceğini bilmediği bir bütünlük gereksinimi, eksiksiz bir doyum gereksinimiydi bu. (Rahip Mouret'nin Günahı)
- Therese'nin odasındaydı ve bu içini mutlulukla doldurdu. Sonra bir anda, bir adamın cesedinin de orada olduğu, nişin oyuğundaki perdelerin tenine dediği aklına geldi. Tüyleri ürperdi, bayılacak gibiydi. Therese bu ufak tefek adamı sevmişti, Aman Tanrım! Bu mümkün müydü? Adamı öldürdüğü için kızı affedebilirdi; asıl kanını kaynatan şey , Colombel'in çıplak ayaklarının dantelli yatak örtülerinin ortasında uzanıyor oluşuydu. (Bir Gecelik Aşk Uğruna)
- ... sonunda sahidende pis bir hal alıyor bu iş. Ben peşleri sıra bir sürü çocuk sürükleyen insanlar gördüğüm zaman sarhoş bir aile görmüş gibi tiksiniyorum. Ondan hiç farkı yok, hatta daha pis. (Döl Bereketi - 1)
- -İstemiyorum! Kimse gelmesin! (Apartman)
- Boşa harcanan paradan söz edildiğini ne zaman duysa acı çekiyor, bu konuda yapılan şakaları bile anlamıyordu. (Medan Geceleri)
- Savunma artık savaşı,savaştan kirli bir şey yok bu dünyada ! (Yıkılış)
- insan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır. (Germinal)
- İnsan tehlikenin gözüne bakarsa ona meydan okur. Kahramanlık denen şey de budur, bundan daha gizemli ya da daha fazla bir şey değil. (Yıkılış)
- Fakat insanlar gerçekleri bildikleri halde, bunu itiraf etmek istemezler. Bu nedenle suçu daima talihe yüklüyorlar, Tanrı 'nın gazabına uğradıklarını ileri sürüyorlardı. (Meyhane)
- Kentleri ateşe verin, insanları kırıp geçirin, her şeyi kökünden kazıyın, bu çürümüş dünyadan hiçbir şey kalmadığı zaman yerine daha iyisi biter belki. (Germinal)
- İşte böyle… Tutku denen şey kaçınılmazdı… (Bir Aşk Sayfası)
- Ben sözcükleri sevmem... İnsan birini sevdi mi, yapabileceği en iyi şey onu göstermektir. (Apartman)
- "Beni olduğum gibi kabul etmelisin." (Nana)
- Evet, modern konuyu ele alıyorlar. Aydınlık renklerle boyuyorlar, fakat bayağı ve düzgün resim tarzını, herkesin yaptığı göze hoş görünür tertibi, hasılı, beri tarafta burjuvalar beğensin diye öğrenilen formülü muhafaza ediyorlar... Sonra işin kolayına bakıyorlar, tahtadan oyuncak boyar gibi çırpıştırma iş görüyorlar. Bu el çabukluğu, bu rahat iş görme tarzı başarı kazandırıyor. Halbu ki kürek cezasına layık görülmeli... Anlıyor musunuz? (Başyapıt)
Yorumlar
0 yorum