Kitap Künyesi

Yazar: İsmet Özel

Yayın Evi: Çıdam Yayınları

İSBN:

Sayfa Sayısı: 62

--reklam--

Tahrir Vazifeleri 7 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Konuşurken (kimi zaman da yazarken) muhatabımızın söylediklerimizi anlamış olduğuna sevinebiliriz. Öyle ya, zaten o anlasın diye konuşmuyor muyuz? Yine de sonuç her zaman sevindirici olmayabilir. Karşımızdaki sözlerimizi anladığı için üzülmemiz de mümkün. Belki kötü bir haber verdik. Belki bir haberi kötü verdik. Muhatabımız söylediklerimizi anlamadı diye üzülebiliriz. Tersine, karşımızdakinin ne dediğimizi anlamamış olması sevinmemize yol açabilir. Anlasaydı her ikimiz için de iyi olmayacaktı, diye düşündüğümüz de olur. Bütün bu karmaşıklıklar içinde, sözlere karışan insanlar, insanlara karışan sözler arasında yaşayıp gideriz. Dilbilimciler olan biteni bir düzen çerçevesinde açıklamaya çabalarlar, dil felsefesiyle uğraşanlar meselenin mahiyetini çözümleme girişimindedirler. Ama aramızdaki melek veya melekler amellerimizle niyetlerimiz arasındaki boşluğu doldurur. Hatırlar mıyız hem sağımızda, hem solumuzda oturan; amellerimizi tespit eden iki de melek olduğunu?

--reklam--

Tahrir Vazifeleri 7 Alıntıları - Sözleri

  • Her an en vahim durumdayız. Vehamet bu dünyada bulunmaktan başka bir şey de­ğildir. Böyle diyorum ben.
  • *** Batı Medeniyeti günümüzün "ahiretsiz" toplumlarını doğurduysa bu sonuca kutsallı­ğı insan hayatından silmeye dönük tutumu yüzünden değil (böyle bir tutum takınmadı demiş olmayalım) kutsallıkla hurafeyi öz­deşleştiren tutumu yüzünden ulaştı. Bir yandan kutsal olanı hurafeden ibaret sayma saldırısına kalkışırken, bir yandan da hurafeleri kutsallaştırma çabasına girişti. Hem de bu ikili faaliyeti Hıristiyanlık fikriyatı içinde yürüttü.
  • Bir bakıma dünya hayatından geçmemizi mümkün kı­lan değer bize hayatı temin eden değerdir. Yani inancı uğruna ölen kişi kazandığı için kaybeder. Yahut peşin olarak bulduğu bir hayatı kaybetmesi sözkonusu olamıyacağın­dan başkalarının gözündeki bir hayata sırt çevirir.
  • *** Unutulmamalı ki haçlı ruhu hıristiyanca bir bağlanışın değil, çapulculuk özlemlerinin ve nihayet mahrumiyet karmaşasıyla kıvranan bir kültürün üstünlüğü ele geçirme çabala­rının bir ürünüdür.
  • Uzun sözün kısası, eğer bilinir bir dünya düşüncesine karşılık bilinemez bir ahiret düşüncesi bir kimsenin içinde varsa, veya o kimse böyle bir düşüncenin kalıntılarıyla davranır durumdaysa o kimse henüz girmiş yani inanmış sayılamaz. Çünkü o kimse var­lığını bir istikamete bağlamış değildir. Onun bildiği bir istikamet (bir anlam alanı) değil, sayılamayacak kadar çoklukla dolu kesret alanıdır.
  • Modern kültürden ne anlamalı diye sorulduğunda ise, verilebilecek bütün cevaplar bu kültürün tek dünyalılık anlayı­şının bir ürünü olduğunu söyleme sınırları içinde kalacaktır.
  • insan olarak biz inanmayı hayatımızın bir parçası kılamayız, bilakis hayatımızı inan­mamızla anlamlı kılabiliriz. Bu demektir ki inanma dışında hayatın bir anlama sahip ol­masına ne imkan, ne de gerek vardır.
  • Düşünce­lerin yalnızca bizim olabilmesi, o düşüncele­rin aynı zamanda herkesin düşüncesi olma gücünü taşımasıyla mümkün.
  • Neden çoğu kimse sağduyunun telkinleri­ne kapılarak dünyada bulunuşumuzu kolay kabul edilebilir bir vakıa saymakta ve ger­çekliği bu kolaylığın içine sıkıştırmaktadır?
  • Yani algılarımızla farkına vardığımız ve mevcudiyeti ya da ih­timali hakkında konuşabileceğimiz bir şeye veya şeylere mi inanabiliriz yalnızca? Yoksa inanç herhangi bir kategori içine alınama­yacak bir insan tecrübesi midir? Eğer inanç dil ile ikrar edilmekle tamamlanabilseydi inancı da bilinci anladığımız gibi anlayabi­lirdik. Ama inancın inanç olabilmesi için kalp ile tasdik edilmesi gerektiğini biliyo­ruz. Bir insanın dil ile ikrar ettiği "şey" üze­rinde konuşabiliriz; ama kalb ile tasdik etti­ği üzerinde değil.
  • Biz nereye gitmek istiyor­sak düşüncemiz orada odaklanır ve düşün­cenin çerçevesi ve hatta ne idüğü o yönle açıklık kazanır.
  • Dünya ve biz aynı mahiyette isek dünyada bulunuş her şeydir ve dünyadan başka bir yerde bu­lunuşu kavrayış (veya imgelem veya gerçeklik) alanımızın dışında sayarız. Ama bir kez kendi mahiyetimizin dünyanın mahiyetiyle bir tutulamayacağını anladık mı, işte o za­man durumun vehametini kavrarız.
  • Çin, Mı­sır, Aztek, Yunan, Roma ve İslam medeniyetlerinin kendilerine özgü teknolojileri el­bette vardı; ama insan hayatının devamını böylesine yaygın ve karmaşık mekanik sü­reçlerin işleyiş şartına bağlayan bir başka medeniyet bilmiyoruz.
  • *** Ucunda ölüm olan her şe­yi ciddiye almak zorundayız. ***
  • İnanıştaki doğruluk inanılan "şey"in doğruluğuna delil olur. Görürüz ki inancı arayan onu yalnızca inananda bulabilir, inandıranda değil.

--reklam--

Tahrir Vazifeleri 7 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Tahlil Vazifeleri 7: Bir şeyler kaybolmuştu. Bu kolayca fark edilebilen bir realiteydi. Fakat evimizin önündeki deniz, bir gecede kaybolmadı. Bir şeyler kaybolmuştu evet... Mühim şeylerdi kaybolan. Bizi bugüne taşıyan vasıtamız kaybolmuştu... "Kaybolan devemizin üzerinde biz vardık." diyor İsmet Özel. Bu devenin neyi ifade ettiğini tartışmaya dahi gerek yoktur. Asli vasıtamız olan inancımızı temsil ediyordu bu cümledeki "deve" Hal böyle olunca, tek başına kaybolması beklenemezdi. Zira bizler her zaman onun üzerindeydik. İnancını, yani özünü kaybeden, nasıl mukayyet olabilir ki kendine? İnancı konuşuyoruz bu defa. Altıncı istasyonumuz, inanç bulvarında. İnanmak bir emeğin ürünüdür. İnsan inanmak için çaba gösterir, uğraşır ve yorulur. Tanımadığımız, bilmediğimiz hangi şeye inanabiliriz ki? Tanımadığımız bir insana inanmayız, aldanırız. Aldanmak ise inanmaktan daha kolaydır. İnanmak bir ömür alabilir. Aldanmak ise bir göz kırpma miktarıncadır. Bizler inancımızı kaybettik. Ayaklarını feda eden bir insan için, herhangi bir mülk değildir deve. İnancın alternatifi yoktur. Ya yolun sonuna kadar devam edeceğiz, yahut aşağı düşeceğiz. Devemizin dizginlerini çalanlar, Bizleri kendi coğrafyalarına götürüyor. Yani küfrün kucağına.. İsmet Özel'in inanç olarak tabir ettiği şeyin karşılığı imandır. İman zafiyetine düştüğümüz gerçeğini tekellüm ediyor. Sadakat, gönül barajımızdaki bent. Bu barajda biriktirdiğimiz tüm erdemlerin sıhhati, sadakatimizin dirayetine bağlı. Bizlerin sadakat imtihanı; "Men Rabbuke?" sualiyle değil; "Belâ Ya Rabbi!" cevabı ile başladı. (Oğuzhan Âsım Güneş)

--reklam--

Tahrir Vazifeleri 7 PDF indirme linki var mı?

--reklam--

İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri 7 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Tahrir Vazifeleri 7 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı İsmet Özel Kimdir?

1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara'da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi'ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı'nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.

--reklam--

İsmet Özel Kitapları - Eserleri

  • Tavşanın Randevusu
  • Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
  • Bir Yusuf Masalı
  • Henry Sen Neden Buradasın 1
  • İrtica Elden Gidiyor
  • Henry Sen Neden Buradasın 2
  • Surat Asmak Hakkımız
  • Tahrir Vazifeleri
  • Toparlanın Gitmiyoruz 1
  • Erbain
  • Taşları Yemek Yasak
  • Bakanlar Ve Görenler
  • Üç Mesele
  • Kırk Hadis
  • Şiir Okuma Kılavuzu
  • Zor Zamanda Konuşmak
  • İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir
  • Neyi Kaybettiğini Hatırla
  • Kalın Türk
  • Of Not Being A Jew
  • Faydasız Randevu
  • Çatlıycak Kadar Aşki
  • Ve'l-Asr
  • Sorulunca Söylenen
  • Desem Öldürürler Demesem Öldüm
  • Küfrün İhsanı Olmaz
  • Cuma Mektupları 1
  • Faydasız Yazılar
  • Tehdit Değil Teklif
  • Cuma Mektupları 2
  • Cuma Mektupları 3
  • Cuma Mektupları 4
  • Cuma Mektupları 5
  • Cuma Mektupları 6
  • Cuma Mektupları 7
  • Cuma Mektupları 8
  • Cuma Mektupları 9
  • Evet İsyan
  • Cinayetler Kitabı
  • Geceleyin Bir Koşu
  • Şiir Resitali
  • Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar
  • Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 2
  • Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 1
  • Bilinç Bile İlginç
  • Allah'ın Emri Zaid / Plus Peygamberin Kavli
  • Bileşenleriyle Basit
  • Siper Beden
  • Karz-ı Hasen
  • Neredeyizim
  • Başbaş Başbaşa Başabaş
  • Evet Mi, Hayır Mı?
  • Muvazzaf
  • Toparlanın Gitmiyoruz 2
  • Toparlanın Gitmiyoruz 3
  • Ebruli Külah
  • Evlenseydik Boşanacaktık
  • Türk Olamadıysan Oldun Amerikalı
  • Hayatın Manası Versus Manalı Bir Hayat
  • Çenebazlık
  • Dil ile İkrar
  • Tok Kurda Puslu Hava
  • Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar
  • Şiir Kitabı
  • Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidir
  • Tahrir Vazifeleri 2
  • Tahrir Vazifeleri 4
  • Tahrir Vazifeleri 3
  • Tahrir Vazifeleri 5
  • Tahrir Vazifeleri 6
  • Tahrir Vazifeleri 7
  • Tahrir Vazifeleri 8
  • Tahrir Vazifeleri 9
  • Tahrir Vazifeleri 10
  • Cuma mektupları 10
  • Tahrir Vazifeleri 11
  • Tahrir Vazifeleri 12
  • Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir
  • Bir Vefa Daha
  • Pergelin Yazmaz Sivri Ucu
  • İslamla Damgalanmış Varoluş
  • Tekne Kazıntısı

--reklam--

İsmet Özel Alıntıları - Sözleri

  • Biz Türkiye'de yaşayan insanlar olarak öyle yalan yanlış seylere inandırılmış, öyle kabul edilemez şeyleri kabul etmişiz ki, insanlara kendileri hakkında ya da birlikte yaşadıkları insanlar hakkında ne söylersen söyle söylediğin şeyler asla mantıklı gelmez. (Çenebazlık)
  • Türkiye, bir imparatorluk ihdas etme üstünlüğü gösterdiğimiz için değil, dar-ül İslam olması, dar-ül İslam vasfı kazanması sebebiyle vatanımızdı. (Cuma Mektupları 6)
  • ölümle ölüme yaraşan bağı nasıl kurabiliriz? (Tahrir Vazifeleri 3)
  • Taarruz bombalarının tahrip gücü kadar gürültüsü de önemlidir. Çünkü düşman yalnızca öldürülerek veya mevzileri yıkılarak püskürtülmez, aynı zamanda düşmanı, başına büyük bir felâket geleceğine inandırmak da gereklidir. Bu yüzden toplumda hâkimiyet tesis etmeye yönelmiş her hareketin, yürürlüğe koyduğu işler kadar kopardığı gürültü de önemlidir. Nitekim son birkaç yılda Müslümanlara karşı haçlı ve Siyonist seferberlik düzenlemiş odakların kopardıkları gürültü bir hesap sonucudur. Diyelim ki, tesettüre uyan öğrencileri üniversiteye almayacaklar. Bunu idarî tedbirlerle sessiz sedasız uygulamaya koyabilecekleri halde, bu konuda bir kamuoyu husule getirmek üzere, basın organlarının büyük bir şamata çıkarması istenmiştir. Bir gürültü koparan siyasî hareket, taarruza geçmeye hazırlanmış ve belki de taarruzu fiilen başlatmış demektir. Taarruza geçen kuvvet, büyük ve geniş taleplerle insanların önüne çıkar. Onun düsturu şudur: Çok çok istemeliyim ki, az az versinler. Bu tutumun beynelmilel arenada en iyi uygulayıcısı İsrail olmuştur. İsrail, henüz üzerinde devlet olmaya çalıştığı toprakların kendi hakkı olup olmadığı tartışma konusu iken, daha geniş topraklara ihtiyacı olduğunu dile getirmiştir. Yani her zaman çok çok istemiş ve alabildiği az miktarı yanına kâr bilmiştir. Böylece ilk yerleştiği toprakları tartışma konusu olmaktan çıkarılmış ve işgal ettiği topraklar görüşmelere esas alınır olmuştur. Türkiye'deki İslâm düşmanları çok çok neyi istiyorlar ve az az neye razı olacaklar? Onların çok çok istedikleri, Müslümanların Türkiye'de hiçbir sosyal varlık gösterememeleridir. Yani tek parti, tek şef döneminde olduğu gibi, Müslümanlar kendi memleketlerinde sürgün muamelesi görmelidirler. Ticarî hayatta geri plana itilmeli, iyi eğitim veren mekteplere sokulmamalı ve bürokraside yükselme sınırları pek düşük tutulmalıdır. Bu en geniş taleplerin tam tamına gerçekleşmeyeceğini bildiklerinden, kopardıkları gürültüyle bir tek siyasî sonuca razıdırlar. O da, Müslümanların bağımsız bir siyasî alternatif olarak ortaya çıkmamaları ve gözleri yılarak kimliği Müslüman olmayan siyasî organizasyonların şemsiyesi altında olmayı nimet bilmeleridir. (İrtica Elden Gidiyor)
  • İnsanın gereğinden çok şeyi fark ediyor olması, esas olan şeyi fark etmekten mahrum kalması anlamına da gelebilir. (Kırk Hadis)
  • İnsanlar artık aya , güneşe Lât ve Menât putuna tapmıyorlar ama devlet adamlarına , piyasaya , makinalara, teşkilatlara, teorilere tapıyorlar. Yeni putları mukaddes kılabilmek için kitaplı dinleri terkediyorlar. Bu tarz putperestliğin Doğu'da ve Batı'da birbirinden farkı yok. (Üç Mesele)
  • Bugün yaşama biçimi olarak dünya çapında yaygın bir batılılaşma var. Mutfaklar yemek hazırlama laboratuvarı, televizyonlu yaşama alanları bir kamu toplantısının dinlenme anı gibi, yatak odalarımıza değil koğuşlara gidiyoruz. Çalışma ve eğitim hayatımız mekanik ölçüleri hiçbir zaman aşamıyor. (Bakanlar Ve Görenler)
  • Daha doğrusu bir ordu ilgili olduğu toplumun bir ürünü olduğu oranda gerçektir. Ordunun gerçekliğinin gösterilebilir iki dayanağı var: Bir toplum kendi savaş gücünü ne oranda yeniden üretebiliyor? Bir toplum kendi değerlerine ne oranda sahip çıkıyor? Savaş gücünü yeniden üretebilmenin toplumun sermaye gücüyle olduğu kadar nitelikli insan potansiyeliyle doğrudan ilgisi var. ABD Pearl Harbour baskınında bombalanan gemilerini bir yıl içinde yeniden inşa etti. Bunun için malî güce elbet sahipti, ama yeniden üretim için gerekli uzmanlığı da ithal etmek zorunda değildi. Bir toplumun kendi değerlerine sahip çıkmasının iki parlak örneği Almanya ve Japonya'dır. Her iki dünya savaşından yenik çıkmış Almanya'nın ve son savaştan sonra ordusuzluğa mahkûm edilmiş Japonya'nın bugün beymelmilel sahada hâlâ belli bir belirleyici güç sahibi olmalarının her iki toplumun da kendi değerlerinden vazgeçmeyişlerinden başka bir açıklaması yoktur. (Cuma Mektupları 3)
  • Neyi öğrenmek istiyorsak zihnimizi onu öğrenmeye müsait duruma getirmek zorundayız. Bazı şeyleri bütün çabalarımıza rağmen bir türlü öğrenemiyorsak, bunun sebebini zihnimizin düştüğü elverişsiz durumdan başka bir şeye bağlamayalım. Âmiyâne bir ifadeye başvurarak şöyle diyebiliriz: Ancak işimize gelen şeyler aklımıza yatar veya aklımız ancak işimize gelen şeylere yatar. Dünyaya isteklerimiz doğrultusunda bakarız. Zihnimizin dış dünyayla ilişkisinde bütün mesele "irade" (istem) meselesinden ibaret değildir. Bir de zihin kilitleri meselesi var. Nelerin işimize geldiğini tanımamız açısından bazı bölgelerde zihnimiz kilitlenmiştir. Bazen menfaatimizi zihnimizin kilitleri sayesinde koruyabiliriz. Bazen de zihnimizdeki kilitleri kırmak menfaatimizi korumanın kaçınılmaz gerek-sartı olur. Zihnimizdeki kilitlerin hangilerinden güç almanın vakti ne zamandır? Hangi zihin kilitlerimizi ve ne vakit kırmalıyız? (Henry Sen Neden Buradasın 1)
  • İslâm’a yerküre üzerinde hangi varoluş tarzı yakışıyorsa Türkler o tarzı tecessüm ettirmekle bir kavim karakteri edinmişlerdir. Türk’ü İslâm’dan, İslâm’ı Türk’ten ayırın geriye ne Türk kalır, ne İslâm. Amerikalıyı paradan, parayı Amerikalıdan ayırın geriye ne Amerikalı kalır, ne para. (Pergelin Yazmaz Sivri Ucu)
  • gitti deriz ölenler için yalnız yaşayanların işidir yola çıkmak, yolu kat etmek. (Bir Yusuf Masalı)
  • İnsanlar içlerinde yaşattıkları bir mükemmelliğin özlemini duyarak hep varolan şartları beğenmediler. (Bileşenleriyle Basit)
  • tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemeyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim. (İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir)
  • Çin, Mı­sır, Aztek, Yunan, Roma ve İslam medeniyetlerinin kendilerine özgü teknolojileri el­bette vardı; ama insan hayatının devamını böylesine yaygın ve karmaşık mekanik sü­reçlerin işleyiş şartına bağlayan bir başka medeniyet bilmiyoruz. (Tahrir Vazifeleri 7)
  • "Bana göre insanın tarifi: "Geç kalmış yaratıktır." Neye geç kalmıştır? Her şeye." (Tahrir Vazifeleri 12)
  • kalbe gizlice batan kıymık geçecek. (Şiir Resitali)
  • İnanıştaki doğruluk inanılan "şey"in doğruluğuna delil olur. Görürüz ki inancı arayan onu yalnızca inananda bulabilir, inandıranda değil. (Tahrir Vazifeleri 7)
  • Canının kıymetini bilmek insanın kendi nefsini en rahat edeceği, azami derecede zevk alma ortamında bulunmak anlamına gelseydi batı medeniyetinin hakimiyet kurmasıyla biçimlenen dünya şartları haklılık kazanmış olurdu. (Tahrir Vazifeleri 9)
  • Oysa salaklar hayati kalin cizgilerle cevrelemekten hoslanir (Henry Sen Neden Buradasın 2)
  • "İslâmi hareket sözkonusu olduğunda Türkiye'ye dünyanın herhangi bir yerine verdiğimden daha çok önem veriyorum." (Cuma Mektupları 1)