Haram lokma, bir Müslümanın manevi dünyasına sızan en sinsi, en yıkıcı zehirdir; ruhu içten içe kemiren büyük bir felakettir. Günümüzde özellikle ticari hayatı sarıp sarmalayan faizli krediler, bereketi yok eden doyumsuzluklar ve şükürsüzlük, insanı adeta dipsiz kuyulara doğru sürüklemektedir. Belki farkında değiliz ama toplumun üzerine çöken bu karanlık kasvetin ve kalpleri katılaştıran huzursuzluğun asıl sebebi; bünyemize giren o şüpheli ve haram zerrelerdir.
Ne acıdır ki bu durum zamanla normalleşti. Faiz parasıyla kutsal beldelere gidenler; kul hakkı ve emek sömürüsüyle servetine servet katanlar, bu yaptıklarının hesabını Allah’a nasıl vereceklerini hiç düşünmezler mi?
Oysa haram mal, sahibini asla ihya etmez; aksine bereketi söküp alır, bünyeyi yakar ve eninde sonunda yıkıcı bir felakete dönüşür. Yenilen tek bir haram lokma, insanın kendi ahlakını zedelemekle kalmaz; evlatlarının, geleceğinin ve neslinin iradesine de sirayet ederek maneviyatlarını zehirler. Kalbin o nazik hassasiyetini öldürür; hakikate ve hikmete giden yolları tıkar. İbadetin lezzetini, secdelerin coşkusunu yok eder; insanı zikirden ve hayırdan uzaklaştırarak ruha ağır bir miskinlik verir.
Şah-ı Nakşibend Hazretleri, lokmanın manevi hayattaki kritik yerini şu derin hikmetle ifade eder:
"Namazda huzur, ihlas ve huşû ararsan, evvela yediğin lokmaya dikkat et. Çünkü huzurlu bir kalp, ancak helal lokmayla beslenen bedende bulunur."
Nitekim boğazından haram lokma geçen bir kimsenin duaları gök kubbede yankılanmaz olur, rahmet kapıları yüzüne kapanır.
Tarihin karanlık sayfalarında anlatılan Haccâc-ı Zâlim kıssası, bu hakikatin en sarsıcı şahididir. Haccâc, Kûfe valiliği sırasında insanlara kan kustururken, duaları kabul olan salih zatların varlığını öğrenir. Onların bedduasından korktuğu için kurnazca bir plan yapar ve bu zatları sarayına yemeğe davet eder. Sofradaki her şey haram ve şüpheli kazançlarla hazırlanmıştır. İyi niyetle davete katılan o garipler yemeği yedikten sonra Haccâc büyük bir sevinçle etrafındakilere şöyle der:
"Artık onların bedduasından eminim. Midesine haram lokma giren bir kimsenin duasını Allah asla kabul etmez!"
İşte helal kazancın ve temiz lokmanın duadaki sırrı buradadır; haram, kul ile Rabbi arasındaki o mübarek bağı koparan en kalın perdedir.
Hz. Mevlânâ da Mesnevî'sinde bu tehlikeyi ne kadar güzel dile getirir:
"İlim, hikmet, aşk ve merhamet helal lokmanın meyvesidir.
Ve eğer bir lokmadan husûle gelen haset ve gafletse, bil ki o lokma haramdır."
Haramla beslenen bedenlerde zamanla hayra ve hakikate karşı derin bir soğukluk başlar. İnsan, kendi vicdanını rahatlatmak için müminlerin kusurlarını aramaya, başkalarının gıybetini yapıp durmaya başlar. Salih amellere karşı gönlü katılaşır; âlimleri, arifleri ve yol göstericileri acımasızca eleştirmeye koyulur. Böylece farkında olmadan, adım adım Sırat-ı Müstakîm’den sapar. Bütün bu manevi çöküşü evlatlarının gözü önünde sergilediği için körpe zihinleri de zehirler. Nihayetinde o haram mallar dünyada telef olup gider, geriye sadece günahı kalır.
Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (s.a.v.) ferman buyurduğu gibi; “Haramla beslenen et ve kemiğin varacağı yer ancak cehennem ateşidir.” Bedenimizi ve ruhumuzu bu zehirden korumadığımız, dünyadayken samimiyetle tövbe edip kul haklarını helalleşerek ödemediğimiz takdirde, ahiretin o çetin gününde kaçacak hiçbir sığınağımız kalmayacaktır.
Yorumlar
0 yorum