Kitap Künyesi

Yazar: Şule Yüksel Şenler

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9789757544817

Sayfa Sayısı: 264

Uygarlığın Gözyaşları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Cemiyetleri, toplulukları meydana getiren insanların her biri, hayatının amacını ayrı yarı temeller üzerine kurmuş ve ömrü boyunca hep bu amaca ulaşmak için didinmiştir. Şule Yüksel′in duygu yüklü cümlelerinin yer aldığı bu kitapta bir toplumun ızabını okuyacak, yaşadıklarınızı daha bir güzel kavrayacak, belki de gözyaşları dökeceksiniz... Uygarlığın gözyaşları...

Uygarlığın Gözyaşları Alıntıları - Sözleri

  • Ölümü yok edip, ortadan kaldırmaya gücü yetmeyen biçareler, bütün hınç ve öfkelerini, yıllardır sesini, sedâsını kesmek için uğraştıkları İSLAM'dan almaya bakıyorlardı. Nice gayretler gösterilmedi, nice entrikalar düzenlenmedi ve nice servetler dökülmedi ki bu yolda. Nice kollar nice çamur ve balçıklara bulanmadı ki... Ama ne mümkün? Bâhsus sıvanmak, örtülmek istenilen İslâm güneşi olursa!
  • Stresi meydana getiren unsurların en büyüğü "ümitsizlik" hâletidir. Kapitalist sistemlerin, materyalist felsefeyle yetiştirdiği ve mâneviyattan mahrum bıraktığı insan yığınları; kaderi tâyin eden, hata ve kusurlarını bağışlayıp, günahları affeden bir Yaratıcıya inanarak sığınmadıklarından ümitsizlik içinde çırpınır; "Kaderi tenkit eden, başını örse vurur!" kaidesince çırpındıkça dibe batarlar.
  • Selam, müminleri gafillerden ayıran, birbirlerine sevgi ve muhabbet bağlarıyla bağlayan ve kardeşlik hislerini kuvvetlendiren müslümanların bir nevi alamet-i farikalarıdır. Selam, müslümanı benlik, gurur ve beşeri kusurlardan münezzeh kılmaya yarayan bir vasıta olduğu gibi, mütevazı, halim selim, terbiyeli iyi ahlaklı olmaya teşvik eden bir vâsıtadır da. Bunların yanında selamın faidelerinden biri de, yine beşeriyyet icabı müslümanlar arasındaki dargınlık ve kırgınlıkları yok edip ,onları birlik, beraberlik ve kardeşliğe meylettirmesi ve aralarında hiç bozulmayacak, sarsılmayacak ilahi bir râbıtaya sevketmesidir. Bu rabıtanın bize bahşedeceği ilâhi neş'e sonsuzdur.. Müslümanlar bu rabıta ile Kevser pınarlarından, billur kadehlerini dolduracak ve tek bir can gibi yek vücud olarak birbirlerine sarılacaklardır. Ne ilahi bir zevk, ne doyulmaz bir neş'e... Artık önümüze dağlar cesametinde düşmanlarda gelse, bu yekvücud kitle parçalanmaz, bölünmez. Çelikten bir sur gibi düşmana meydan okur. "Birbirinizi kardeşçe sevin" ve "Aranızda selâmı yayınız!" müslüman kardeşlerim! Allah'ın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun!.
  • Ey bugünün genç - yaşlı, kadın - erkek "ben de Müslümanım! " diyen nüfus kağıdı Müslümanları!. Ve ey uğruna şehit kanları dökülmüş şu mübârek toprakları tepen insan topluluğu!. Cevap verin, konuşun ve itiraf edin olanca samimiyetinizle : "Kusarken bin murdar ağız şeriatımızın, yani Hak olan Kur'an-ı'mızın bütün hükümlerine..", "Hak, haklının en mukaddes malıdır!" diyerek Âh! Bir ses yükselebiliyor mu hâlâ birimizden nefret namına?
  • Her ne kadar başlangıç tarihinin kesin tesbiti müşkül ise de gerçek şudur ki ; İslam toplumları Peygamber (a.s.m) çağından, o nur yumağı saadet asrından, uzaklaştıkça İslamın asli kaynaklarından uzaklaşmaya, özü, aslı unutup, kabuğa bağlanmaya başlamışlardır.
  • İçinde yaşadığımız cemiyetin mutlak tedavi gerektiren büyük hastalıklardan biri de "topluma uyma hastalığı" dır. Bu hastalığa bugün tıp sahasında bir isim bulunup, konuşulmuş mudur, konuşulmuşsa bunun tıbbi istilahı nedir bilmiyorum. Ancak cemiyetimiz insanlarını sâri bir hastalık gibi saran bu illete biz bir isim koyduk, ki daha ziyade yakışanı düşünülemez, :ŞAHSİYETSİZLİK!.. Evet "şahsiyetsizlik" olmalıdır bu hastalığın adı. Zira gerçek medeniyete ancak ve ancak Avrupai bir hayat yaşamak ve her hususta Batı'yı taklit etmek suretiyle ulaşılabileceği fikriyle beyni şartlandırılmış insanların, bu şartlandırma doğrultusunda yapmaya mecbur kaldıkları ilk şey kendi asli şahsiyetlerinden soyunmaktır. Kendi şahsiyetiyle ilgili öz cevher olarak her neyi varsa bir çuvala doldurup, adeta çöplüğe atarcasına küçümser bir edâyla şahsiyetinden uzaklaşan bu hasta ruhlu insanlara kızmaktan ziyade acımak gerekiyor..
  • Ne gariptir şu insanoğlu. Aklı ne kadar havalarda dolaşmaktadır ki kendisini yaratan Allah'a (C.C) tâbi olup, onun emirlerine uyacağına, tutup kendi gibi Allah yaratığı insanlar toplumuna uyumakta ayak diretiyor.

Uygarlığın Gözyaşları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Şule Yüksel Şenler... Onu bir çoğumuz Huzur Sokağı adlı romanıyla tanırız. Kendisi Risale-i Nur eserleriyle tanıştıktan sonra hayatı değişmiş, dönemin sıkıntılarına baş kaldırıp "Her şey İslam için!" diyerek sayısız konferanslar düzenlenmiş, bu konferanslar nedeniyle defalarca mahkemelerde yargılanmış, türk tarihinin fikir ve inançlarından ötürü mahkûm edilmiş ilk kadın yazarıdır. Tüm bu sıkıntılar arasında yılmamış, binlerin örtünmesine, iman hakikatlerini tanımasına vesile olmuştur. 20. Asrın dertleriyle dertlenmiş olan yazarımız bu kitapta ; dergi, kitap, gazete gibi neşriyatlarda yer alan materyalist felsefe, ateizm, müstehcenlik, İslamafobi vs düşüncelerinin toplumda yol açtığı yozlaşmayı ve bir toplumun nasıl da köklerinden koparılmaya, özünün unutturulmaya çalışıldığını çarpıcı başlıklar halinde anlatıyor. "Kitapta bir ümmetin ızdırabını okuyacak, okudukça o dönemlerde atılan zehirli tohumların günümüzde nasıl da yaygınlaşıp sıradanlaştığını fark edecek;  yaşadıklarınızı daha bir güzel kavrayacak, belki de gözyaşı dökeceksiniz. " (Nuran)

Kitabın Yazarı Şule Yüksel Şenler Kimdir?

1960lı yıllarda gazete yazıları ve konferanslarla ün kazanmıştır.rnrnAslen Kıbrıslıdır. Küçükken ailesiyle birlikte İstanbula göç etti. Öğrenimini ortaokul ikinci sınıfta bıraktı.Bir terzinin yanında çalışmaya başladı. O bunun ileride kendi başörtüsü modelini yaratmasına yol açtı. 21 yaşında gazetecilik yapmaya başladı. 1965te görüntüsü ile düşüncelerinin uymadığını düşünerek tesettüre girdi. Yeni İstiklal Gazetesi’ndeki yazıları nedeniyle hakkında davalar açıldı. Anadoluyu dolaşarak verdiği konferanslarla tartışmalar başlatmıştır. Onu taklit eden genç kızların başlarını aynı şekilde örtmeleriyle bu tarz örtü şulebaşı olarak anılmaya başlandı. Cevdet Sunaya yazdığı bir mektup yüzünden cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı, sekiz ay cezaevinde kaldı.rnrnHür Söz, Yeni İstiklal, Babıalide Sabah gazetelerinde kadın sayfası yaptı. Bugün gazetesinde 1967-71de köşeyazarı idi. Seher Vakti dergisi başyazarı oldu. 1971de hapis yattı. 1980den sonra Zaman ve Milli Gazetede yazdı.rnrnHuzur Sokağı adlı romanı filme alındı. Yücel Çakmaklının yönettiği Birleşen Yollar adlı filmin başrollerinde İzzet Günay ve Türkan Şoray oynadı.

28 ağustos 2019 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir

Şule Yüksel Şenler Kitapları - Eserleri

  • Huzur Sokağı
  • Hidayet
  • Bize Ne Oldu
  • Kadın ve Evlilik
  • Gençliğin Izdırabı
  • Uygarlığın Gözyaşları

  • Kız ve Çiçek
  • İslam'da ve Günümüzde Kadın
  • Her Şey İslam İçin

Şule Yüksel Şenler Alıntıları - Sözleri

  • Ey Müslüman Türk kadını! Düşün ve bil ki: Senin dirilişin, topyekûn milletinin dirilişi ve düşmanlarının sonu olacaktır. Bizi sevince, düşmanını hüsrana garketmek istiyorsan, silkin ve uyan! (Kadın ve Evlilik)
  • "Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku." (Huzur Sokağı)
  • Sen ey Müslüman Kadın!.. Sen, yüzünü, gözleğini, dudaklağını böyle boyuyoğ, başöğtü takmıyoğ, mini etek giyiyoğ, çıplak geziyoğ... Tuuu!.. Sana lâzım cehennem!.. (Hidayet)
  • Büyüklerinin geleneksel yaşantı ve fikirlerine değil, İslâm'ın özünde mündemiç olan sağlam düsturlara göre hayatını tanzim etmelisin. (Kız ve Çiçek)
  • "Sahipsiz olan gençliğin mahvolması haktır, Sen sahip olursan, bu gençlik, mahvolmayacaktır." Mehmet Âkif (Gençliğin Izdırabı)
  • "Hidayet, Cenab-ı Hakkın seçkin kullarına sunduğu gül kokulu bir şerbettir." (Hidayet)

  • Ve hissediyorsunuz. Evet ta derinden derine.. (Bize Ne Oldu)
  • Beyinleri türlü "İZM" lerle, köksüz felsefelerle şartlandırılmış inançsız, başıboş, gayesiz genc kardeşim! Gel, sen de inanmanın lezzetini tadan bu iman, ahlak ve fazilet timsali genç kardeşlerinin saflarına katıl ve içindeki devamlö huzursuzluktan, mânevi boşluktan, sonu gelmez buhran ve ızdırablardan kurtul artık. (Kız ve Çiçek)
  • Zira Müslüman, İslâm'ı yalnız kâl ile (yâni söz ile) değil, ancak hâl ile de yaşadığı takdirde alnının akıyla "Müslümanım!" demeye hak kazanacak ve işte ancak o zaman gerçek saadet ve huzura nail olabilecektir. (Kadın ve Evlilik)
  • Adamlar, Avrupa gibi bir yerde sırf kadınlar, erkeklerle temas etmesin, kadınlar, kendi hemcinsleri ile daha rahat konuşup hareket ediyorlar, şeklindeki muhafazakar bir düşünceyle koskoca bir kadın müessesesi meydana getirirler de, biz, aynı zamanda dinimizin icabettirdiği bu şekli, halkımın yüzde doksan dokuzunu Müslümanların teşkil ettiği memleketimizde niçin daha esaslı bir şekilde ele almaktan bu derece içtinab ederiz, bilinmez ... (Kadın ve Evlilik)
  • "Özgürlük, ilâhî kanuna uymaktır." (Hidayet)
  • Evet, istiklal, Hakk'a tapan bir milletin elbette hakkıydı... Lakin o milletin kaderini elinde bulunduran kimseler , Hak yerine Haksızlığa taparlarsa, o millet için istiklal gülünç bir hayal değil miydi? (Huzur Sokağı)
  • Ne gurbettir çöken İslam'a, İslam'ın diyarında? (Huzur Sokağı)

  • Peygamberimiz(s.a.v): "Kim bir topluluğa ken­dini benzetirse, onlardan olur." Buyurmuştur. (Bize Ne Oldu)
  • Yetiştirdiği, etkilediği, hayatını değiştirdiği, yol gösterdiği insanlar bugün devleti yönetiyor. (Hidayet)
  • Bir insanın gafletten uyanıp hakikatleri görmesini ve giyimini, yaşayışını o İlâhî hakikatlere göre değiştirmesini istemek, en güzel bir istek olmakla beraber, gafletteki bir insan için de maalesef yerine getirilmesi en güç, en zor bir istektir. Zira, bâhusus câzibedar fitnenin alabildiğine yayıldığı şu dehşetli zamanda, gafletten hakikate dönüş, her insan için zannedildiği kadar kolay olmamaktadır... Bu bir sabır, anlayış ve şefkat işidir ki, bunların aksi olan şiddet hareketleri ekseriyetle menfi neticeler vermektedir. (Kadın ve Evlilik)
  • Onlanın prensibi hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak, bizim prensibimiz ise; yarın ölecekmişiz gibi, tedbirli ve temkinli bir şekilde hiç kimseden fütur getirmeksizin Allah'ın emirlerine sımsıka sarılmaktır. (Kadın ve Evlilik)
  • Devir değişti diyorlar.Değişen devir değil, değişen insanlardır. (Bize Ne Oldu)
  • “Sorarım sana Feyza , Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen , bu yüce emirlere karşı gelen bir kalp nasıl temiz olabilir ?” (Huzur Sokağı)
  • Selam, müminleri gafillerden ayıran, birbirlerine sevgi ve muhabbet bağlarıyla bağlayan ve kardeşlik hislerini kuvvetlendiren müslümanların bir nevi alamet-i farikalarıdır. Selam, müslümanı benlik, gurur ve beşeri kusurlardan münezzeh kılmaya yarayan bir vasıta olduğu gibi, mütevazı, halim selim, terbiyeli iyi ahlaklı olmaya teşvik eden bir vâsıtadır da. Bunların yanında selamın faidelerinden biri de, yine beşeriyyet icabı müslümanlar arasındaki dargınlık ve kırgınlıkları yok edip ,onları birlik, beraberlik ve kardeşliğe meylettirmesi ve aralarında hiç bozulmayacak, sarsılmayacak ilahi bir râbıtaya sevketmesidir. Bu rabıtanın bize bahşedeceği ilâhi neş'e sonsuzdur.. Müslümanlar bu rabıta ile Kevser pınarlarından, billur kadehlerini dolduracak ve tek bir can gibi yek vücud olarak birbirlerine sarılacaklardır. Ne ilahi bir zevk, ne doyulmaz bir neş'e... Artık önümüze dağlar cesametinde düşmanlarda gelse, bu yekvücud kitle parçalanmaz, bölünmez. Çelikten bir sur gibi düşmana meydan okur. "Birbirinizi kardeşçe sevin" ve "Aranızda selâmı yayınız!" müslüman kardeşlerim! Allah'ın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun!. (Uygarlığın Gözyaşları)