DONALD TRUMP: TOPAL ÖRDEK Mİ, YOKSA GÜCÜNÜ KAYBEDEN LİDER Mİ?
Değerli okurlarım,
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan seçimler, yalnızca ülkenin iç siyasetini değil, dünya siyasetinin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. 3 Kasım’da yapılan seçimlerin Demokratların üstünlüğüyle sonuçlanması ve Kongre’de dengelerin değişmesi, Donald Trump’ın siyasi geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’da Demokratların çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın bundan böyle kararlarını istediği gibi uygulamasını zorlaştıracaktır. Amerikan siyasetinde başkanın yetkileri geniş olsa da Kongre’nin denetimi, yargının bağımsızlığı ve demokratik kurumların işleyişi, başkanın hareket alanını belirleyen temel unsurlardır.
İşte bu nedenle Donald Trump, siyasi literatürde sıkça kullanılan “topal ördek” kavramıyla anılmaya başlanabilir. Ancak asıl mesele, Trump’ın siyasi gücünün ne ölçüde sınırlandırılacağıdır.
Dünya siyaseti Trump’ın kararlarıyla sarsıldı
Donald Trump’ın son yıllarda dünya siyasetinde izlediği politikalar, birçok ülkede ciddi tartışmalara neden oldu. Uluslararası hukuk, diplomasi ve insan hakları konularında aldığı kararlar, yalnızca ABD’nin değil, bütün dünyanın geleceğini etkiledi.
Özellikle Filistin-İsrail savaşında İsrail’e verdiği güçlü destek, uluslararası kamuoyunda büyük tepki topladı. Filistin’de yaşanan insani dram, binlerce insanın hayatını kaybetmesi ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi, Ortadoğu’da barışın ne kadar uzak olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Bir ülkenin güvenliğini savunmak başka, sivillerin yaşam hakkını göz ardı etmek başkadır. Dünya liderlerinin görevi, savaşları körüklemek değil, insanlığın ortak geleceğini korumaktır.
Venezuela ve İran politikaları: Güç mü, hukuk mu?
ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikaları da uluslararası ilişkilerde tartışmaların merkezinde yer aldı. Venezuela’nın siyasi geleceği ve ülkenin doğal kaynakları üzerindeki mücadele, ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarını yeniden gündeme getirdi.
Petrol zengini Venezuela’ya yönelik müdahaleler, dünya kamuoyunda şu soruyu doğuruyor: Büyük devletler, başka ülkelerin egemenlik haklarına ne ölçüde saygı gösteriyor?
Benzer bir durum İran konusunda da yaşandı. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, İsrail’in bölgesel politikalarıyla birleşince Ortadoğu’da yeni bir savaş tehlikesini beraberinde getirdi.
İran’a yönelik saldırılar, suikastlar ve karşılıklı tehditler, bölgedeki istikrarsızlığı daha da derinleştirdi. Savaşın yalnızca İran ekonomisine değil, ABD ekonomisine ve küresel piyasalara da ağır maliyetler yüklediği görülüyor.
Savaşların kazananı olduğu iddia edilse de kaybeden çoğu zaman masum insanlar, ekonomik refah ve insanlığın ortak geleceğidir.
Trump’ın önünde yeni bir Kongre engeli
ABD’yi önümüzdeki dönemde oldukça hareketli bir siyasi süreç bekliyor. Kongre’de değişen dengeler, Trump’ın özellikle dış politika ve bütçe kararlarını daha fazla tartışmaya açabilir.
Trump’ın daha önce İsrail’e yönelik milyarlarca dolarlık yardımların durdurulması konusunda yaptığı açıklamalar da yeniden gündeme gelebilir. Yeni Kongre’nin İsrail’e silah satışları ve askeri yardımlar konusunda daha farklı bir tutum sergilemesi ihtimal dâhilindedir.
Bunun yanında Trump’ın bazı kararlarının federal yargı tarafından geri çevrilmesi, başkanlık makamının sınırsız bir güce sahip olmadığını göstermektedir.
Kongre’nin denetim yetkisi ve yargının bağımsızlığı, Amerikan demokrasisinin temel unsurlarıdır. Bu kurumların etkin çalışması, yalnızca ABD için değil, dünya siyasetinin dengeleri açısından da önem taşımaktadır.
Türkiye-ABD ilişkilerinde F-35 meselesi
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde de uzun süredir çözülemeyen önemli sorunlar bulunmaktadır. Bunların başında F-35 savaş uçakları meselesi gelmektedir.
Türkiye’nin F-35 programı kapsamında ödediği yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bedel ve uçakların teslim edilmemesi, iki ülke arasındaki güven sorununu derinleştirmiştir.
Türkiye’nin parasını ödediği altı adet F-35 savaş uçağının yıllardır teslim edilmemesi, yalnızca askeri bir mesele değildir. Aynı zamanda uluslararası ilişkilerde güven, müttefiklik ve verilen sözlerin yerine getirilmesi konularını da gündeme getirmektedir.
Yeni Kongre’nin oluşumu ve ABD’deki siyasi dengelerin değişmesi, bu meselenin yeniden ele alınmasına zemin hazırlayabilir.
Sözün Özü: Güçlü liderlik, sınırsız yetki değildir
Donald Trump’ın siyasi geleceği, yalnızca kendi kararlarına değil, Amerikan kurumlarının nasıl işleyeceğine de bağlıdır.
Demokratik sistemlerde hiçbir lider, ülkenin bütün kurumlarından daha güçlü değildir. Kongre’nin denetimi, yargının bağımsızlığı ve halkın iradesi, demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Dünya artık savaşlardan, ekonomik krizlerden ve siyasi gerilimlerden yorulmuştur. İnsanlığın ihtiyacı, yeni çatışmalar değil; barış, adalet, ekonomik refah ve uluslararası hukuka saygıdır.
Trump’ın karşısına çıkan yeni siyasi dengeler, ABD’nin dış politikasında daha ölçülü ve daha sorumlu bir dönemin kapısını aralayabilecek mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir devletin gücü, başka halkların acıları üzerine inşa edilmemelidir.
 Abdulbaki Akbal