Vali Hasan Duruer’in O5.01.2010 tarihli basın toplantısında dile getirdiği hususlar ve Üniversiteye yönelik eleştiriler ile Rektörün verdiği kısa ve özlü cevabı vesilesiyle bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hasıl olmuştur.
Üniversitenin kullanımına verilip de Mülkiyeti İl Özel İdaresinde bulunan Atatürk Kültür Merkezi ve bitişiğindeki binanın Valilikçe Üniversitemize tahsis edildiğini biliyoruz.
Ancak Atatürk Kültür Merkezinin içinde bulunan iki (konferans)salonun kullanımı ile ilgili sıkıntıların yaşandığı da bilinmektedir.
Rektörlük açısından bakıldığında Salonların da kendi kullanımlarında olduğu/olması gerektiği değerlendirilmektedir. Valilikçe olaya bakıldığında ise bu salonların kullanım izin ve hakkının kendilerinde olduğu, üniversiteye böyle bir zilyetlik hakkının verilmediği, dolayısıyla salonlar ile ilgili yetkisiz bir şekilde tasarruflarda bulunulduğu düşünülmektedir. Bu yaklaşımla da mekan olarak Rektörlüğün içinde yer almasına rağmen Rektörlükten habersiz hatta kendilerine rağmen bu salonların kullanımı bazı sıkıntılara ve karışıklıklara yol açmaktadır.
Bir diğer husus da, bu salonlara valiliğe rağmen Üniversite yönetimi tarafından eski iki valimizin adının verilmesidir ki, bu adeta bardağı taşıran damla olmuştur. Salonlardan birine Kılıçlar, diğerine de Koçaklar adının verilmesinin nedenleri de farklı algılanmaktadır.
Rektörlük, bu isimlerin bir vefa ve kadirşinaslık duygusuyla yapıldığını savunurken; Valilik, eski iki il valisi üzerinden mevcut valinin istiskal edilme gayreti olduğunu ve böyle bir tasarrufta bulunmanın da hakları olmadığını savunmaktadır.
Valilik, yirmi kadar personeline muvafakat verilerek üniversitemizin personel ihtiyacının karşılanmasında yardımcı olduğunu, eski hükümet konağı, Kültür Merkezi ve başka binaların üniversiteye tahsis edilmesiyle katkısını esirgemediğini ve yerleşke alanının da zamanında verildiğini ifade etmektedir.
Önceki Valimiz döneminde kampus alanının kültür ve tarihi varlıklar açısından sakıncasının olmadığını ve daha sonra da aynı yazıya ilgi konarak te’kid edildiği bilinmektedir. Ancak 2009 Nisan’ında kampus alanının genişletilmesi üzerine Valilik tarafından (İlgili müdürlükçe) Diyarbakır Bölge Müdürlüğüne yazılan yazıda bu alanın sit alanı olması talep edidi. Diyarbakır’dan gelen yazıda da 3. derece sit alanı olması kararlaştırıldı.
Bu yazışma ve karar neticesinde Üniversitemizin inşa çalışmalarının birkaç aylık zaman kaybına uğradığı iddia edilmektedir.
Vali bey’in basın toplantısında dile getirdiği; Üniversite Genel Sekreteri’nin odasını düzenleme adına ölçüsüz masraflarla imkânları müsrifçe kullandığı, derslik yerine daha çok makam odalarının döşendiği, öğrencilerinin hala Diyarbakır’da okumak zorunda kaldıkları… hususları ise kamuoyunda ciddi tepkiler oluşturmaktadır.
KAZANAN ve KAYBEDENLER
Bu anlamsız tartışmalarda kazanan kim ya da kimler?
El-cevap: Ufku parmak ve burun ucunu geçemeyen kerametleri kendilerinden menkul bir kısım zevat.
Bunun kaybedenleri kimler?
Başta ak ve pak muhterem Valimiz ile irfan ve bilgelik timsali değerli Rektörümüz olmak üzere cümle ehl-i ukul.
Artık medyaya da yansıdığı için ketum davranılmasının ahlaki olmadığı gerçeğiyle yazıya dökmenin gerekliliğine inanıyorum. Unutmayalım ki bu mesele, Vali’nin de ifade ettiği gibi maalesef şehrin bakkalından devletin zirvelerine kadar konuşulur oldu.
Keşke bir incir çekirdeğini doldurmayan ve daha çok mizaç, yaklaşım, üslup farklılığı ve diyalog eksikliğinden kaynaklanan bu husus dışarıya taşmadan aşılabilseydi. Böylece Vali’nin yüz vermediği ve gerçekten de artı değer taşımayan bazı kişiler Rektörün bu kadar yakınına ve çevresine sokulamazdı. Aynı şekilde, başka makam ve çevrelerden yüz bulmayan ve toplumda antipatik olan bir kısım zevatın sun-u müdahene’yi icra ederek Vali’nin yakınında yer alma imkanına kavuşmalarına yol açtığı da görülmektedir.
BEKLENTİMİZ BÜYÜK
Bunlar önemli makamda bulunan iki değerli insanın aşamayacağı problemler olamaz. Vali bey’in yanında Rektör hocadan bizar olduğunu hissettirerek; Rektör hocanın yanında da Vali beyden sıkıntılı olduğunu ima ederek yol almaya çalışan ahlaki ve kişilik açısından kusurlu insanların fesad u iğvasına müsaade edilmemelidir.
Zat-ı devletlu Valimizin çalışma azmi ve cevvaliyetinin ‘kavl-ı leyyin’ ve daha nitelikli istişare üsuluyla hizmet çıtasını yükseltebileceğine inanıyorum.
İrfan ve ufkuyla Artuklu Üniversitesini kadim gelenekten evrensel değerlerle buluşturma hedefine yürüyen bilge Rektörümüzün ‘vel kaziminel ğayz’ düsturuyla daha çok mesafe alabileceğini düşünüyorum.
Klasik üniversite sınırlarına sığ/dırıla/mayan Artuklu Üniversitesinin başta Rektörü olmak üzere akademisyen camiasının kahir ekseriyeti üniversitemizi yalnız Türkiye’de değil, dünyada adından söz ettirecek bir marka yapacağı gözükmektedir.
Ülkede demokratik çıtanın yükselmesi, bilimsel çabaların artması, stratejik derinliğinin inkişafı, özgürlük ve huzurun artması ve İran’dan Mısır’a ortak kültürün paylaşımı hususlarında üniversite rektör ve hocalarından yüksek bir beklenti olmuştur. Ülke, bölge ve dünya konjoktürü de bunu beklemektedir.
Hakkında hiçbir yolsuzluk, karanlık, kirlilik, çıkarcılık şaibesi olmayan ve düşünce örgüsü ile bu hükümetçe atanması takdir edilen bir Valiye sahip olmanın icraatını her alanda ve daha çok beklemek hakkımızdır.
Demokratik açılım/ Milli Birlik ve Kardeşlik açılımı konseptinin hükümet ve hatta devlet için bir beka meselesine dönüştüğü, devlet adına/devlet gücüyle çetecilik ve cunta faaliyetlerine bulaşanların üzerine kararlılıkla gidildiği, ulusal sınırların flulaştığı ve nüfuz alanımızın ufka sığmadığı, klasik milliyetçiliklerin iflas ettiği ve tarih, kültür, inanç ve medeniyet eksenli yeni ilişkilerin hız kazandığı bir dönemde hangi sorumluluk ve önceliklerin olduğu üzerinde yeniden düşünülmeli değil mi? Özellikle Sayın Valimizin referans ve ilişkilerinde bunun tecdidi beklenmektedir.
Şehrin mimari, tarihi dokusuna aşkla verilen mesainin benzerinin, bu şehrin insan ve fikir kaynağına da hasredilmesi gerekmektedir.
Bu şehir ne sadece siyasilerden, ne tüccarlardan, ne akademisyenlerden, ne bürokratlardan, ne STK’lardan, ne da gazetecilerden ibaret değildir. Her kesimin dürüst, fedakar ve cefakarları gibi düzenbaz ve hokkabazları da bulunmaktadır. Önemli olan müsbet olanları bulup değerlendirmektir. Toptancı ve fikr-i sabit olmaktan kaçınılmalıdır.
Kayıkçı kavgasından hiç kimseye fayda ve hayır yoktur.
Sayın Valinin, Muhterem Rektörün ve ez cümle sorumluluk makamında bulunanların kendileri, icraatları, ilişkileri ve üslupları üzerine kendilerine yöneltilen eleştirilere dostane, samimi ve ciddi bir şekilde yaklaşmaları beklenmektedir.
Kırıcı, yıpratıcı ve aşağılayıcı söz sahibine döner. Elbette maksadı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olanlar da vardır. Feraset, basiret ve irfan ehli bunları ayıklama idrakine sahiptir.
Gayemiz, ilimizin enerji ve birikiminin heder edilmeden ortak bir havuza aktarılarak bir sinerji oluşturmasıdır.
Hukukçu ve mütevazı kişiliğiyle şehre bir şeyler katma telaşında bulunan Sayın Belediye reisinin de bu atmosferde üstüne düşen mesuliyeti deruhte edeceğine inanıyorum. Seçilmiş bir makam olarak kendisinin daha aktif olması ve etkinlik göstermesini beklemek de hakkımızdır.
Ortak dili, hissiyatı, fikriyatı, dostları ve yarınlara dair hayalleri olan başta bu rical-i selase olmak üzere diğer rical-ı şahanelerin de katkısıyla tüm sıkıntıların aşılabileceği muhakkaktır.
Yakın zamanda daha güzel üslup, görüntü, ilişki ve icraatların herkesi kıskandıracak şekilde boy vereceğinin emareleri görülmektedir. Gönül gönüle olanların el ele, omuz omuza yol aldığı günlere şahit olacağız artık.
Binaenaleyh, bu yazı benim açımdan bu minvaldeki son yazı olacaktır. Dilerim ki buna ihtiyaç da kalmayacaktır.
Ne kaybedecek zamanımız, ne feda edilecek insanımız ne de israf edilecek kaynağımız vardır. Ulvi hedeflere, kutsal yolculuğa ve derin anlamlara yürüyenlerin hiçbir bahanesi bulunamaz.
Yorumlar
0 yorum