SPK Fon Krizi Nasıl Oluştu?
Değerli okurlarım,
Son günlerde Türkiye'nin finans gündeminin en çok konuşulan başlıklarından biri yatırım fonları ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) aldığı kararlar oldu.
Milyonlarca yatırımcının dikkatini çeken bu gelişme, yalnızca birkaç yatırım fonunun tasfiyesi meselesi değildir. Asıl tartışılması gereken konu; bazı fonlarda ortaya çıkan olağan dışı getiriler, düşük işlem hacimli bazı hisselerde yaşanan sert fiyat hareketleri, likidite sorunları ve bütün bunların ardından başlayan inceleme ve soruşturmalardır.
SPK'nın 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarına ilişkin tasfiye süreci başlatıldı. Daha sonra tasfiye kapsamındaki fon sayısının 131 olduğu ve bu fonlarda 455 binden fazla tekil yatırımcının bulunduğu açıklandı.
Bu rakamlar, olayın neden kamuoyunda büyük yankı uyandırdığını anlamak açısından önemlidir.
Olağanüstü kazanç nasıl ortaya çıktı?
Yatırım fonlarının temel amacı, yatırımcıların parasını farklı sermaye piyasası araçlarında değerlendirerek profesyonel biçimde yönetmektir.
Ancak bazı fonların kısa dönemlerde olağanüstü getiriler göstermesi dikkat çekti.
Burada sorulması gereken temel soru şudur:
Bu yüksek getiriler hangi varlıklardan ve hangi işlemlerden kaynaklandı?
Özellikle işlem hacmi düşük bazı hisselerde meydana gelen sert fiyat artışlarının, bu hisseleri portföylerinde bulunduran fonların değerlerini de yükselttiği iddiaları gündeme geldi.
Elbette bir hissenin değer kazanması tek başına bir usulsüzlük anlamına gelmez. Bir şirketin geleceğine ilişkin olumlu beklentiler, yeni yatırımlar veya piyasa koşulları da fiyatları yükseltebilir.
Fakat fiyat hareketleri olağan sınırların dışına çıktığında, bunun ekonomik bir gerekçeye mi yoksa piyasa işlemlerine mi dayandığının araştırılması gerekir.
Nitekim İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmanın önemli başlıklarından biri de bu işlemlerin niteliğinin ortaya çıkarılmasıdır.
Kâğıt üzerindeki servet ile gerçek para aynı şey değildir
Krizin belki de en önemli noktalarından biri likidite meselesidir.
Çünkü bir varlığın ekranda görünen fiyatı ile o varlığın büyük miktarda satıldığında gerçekten elde edilebilecek fiyatı her zaman aynı olmayabilir.
İşte bu nedenle yatırım fonlarında yalnızca "ne kadar kazandırdı?" sorusuna değil, "bu kazanç hangi varlıklara dayanıyor ve gerektiğinde ne kadar hızlı nakde dönüşebilir?" sorusuna da bakmak gerekir.
Finans piyasalarının temel taşı paradır ama piyasaların ayakta kalmasını sağlayan asıl unsur güvendir.
Bir yatırımcı parasını bir fona teslim ettiğinde, sadece yüksek getiri beklentisiyle hareket etmez. Aynı zamanda sistemin denetlendiğine, kuralların uygulandığına ve gerektiğinde yatırımcı hakkının korunacağına inanır.
Bu nedenle yaşanan gelişmelerden çıkarılması gereken en önemli derslerden biri, sermaye piyasalarında denetimin yalnızca kriz çıktıktan sonra değil, kriz oluşmadan önce de güçlü olması gerektiğidir.
SPK'nın açıkladığı 455.758 tekil yatırımcı rakamı, olayın yalnızca profesyonel yatırımcıları ilgilendirmediğini gösteriyor.
Bu insanların içinde birikimlerini değerlendirmek isteyen küçük yatırımcılar da bulunabilir.
AKP’li eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın iddialara göre 4 ay gibi kısa bir zaman aralığında 8 Nisan’da 255 TL’den 250 bin hisse alıyor bunu karşılığında 63milyon 359 TL yatırıyor. Eylül ayında her hisseyi 4 bin 482 TL’ye satarak 1 milyar 344 milyon TL ile çıkıyor.
Eşi İlyas Kaya ise 99 milyon 687 TL yatırıp 826 milyon TL ile ayrılıyor. Krizden hemen önce ayrılmaları onları haberdar edildiklerine dair şüphesi doğuyor.
17 Eylül’den beri yedi portföy şirketin 131 fonu tasfiye edildi. Mağdur edilen 455.758 yatırımcı var bunun sonucunda yaklaşık olarak 830 milyar TL buhar oluyor.
Bu nedenle bugün için kesinleşmemiş zarar rakamları üzerinden kamuoyunu yanıltacak değerlendirmeler yapmak doğru değildir.
Bu gelişmeler daha önce fark edilebilir miydi?
Eğer bazı fonlarda ve hisselerde uzun süre olağan dışı hareketler yaşandıysa, bunların risk sistemleri tarafından ne zaman fark edildiği önemlidir.
Piyasaların sağlıklı işlemesi için yalnızca işlem yapanların değil, sistemi denetleyen mekanizmaların da sürekli gözden geçirilmesi gerekir.
Çünkü sermaye piyasalarında güven bir kez zedelendiğinde, bunun etkisi yalnızca bir fonla sınırlı kalmaz. Yatırımcının bütün piyasaya bakışını etkileyebilir.
Yatırımcı parasını kaybedebilir ve yeniden kazanabilir. Fakat sisteme olan güvenini kaybederse onu yeniden kazanmak çok daha zordur.
Bu nedenle SPK fon krizinden çıkarılması gereken en önemli ders; şeffaflık, etkin denetim, güçlü risk yönetimi ve yatırımcı haklarının korunmasının sermaye piyasalarının vazgeçilmez unsurları olduğudur.
Piyasalar büyüyebilir, fonların hacmi artabilir, yatırım araçları çeşitlenebilir.
Ama bütün bunların üzerinde tek bir soru durmaya devam eder:
Yatırımcı, parasını emanet ettiği sisteme güveniyor mu?
Çünkü güvenin olmadığı yerde, en yüksek getiri bile yatırımcıya huzur vermez.
Günün Sözü :”Hükümdar göz yummazsa eşkıya kervan basamaz…” (Sadi-i Şirazi)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-B.Denetçi
SPK Fon Krizi Nasıl Oluştu?
Kaynak: Mardin Life
Yorumlar
0 yorum