Gerimizde Mutlu Mezrası'nı bırakırken sol ufkumuzda duran Katarlı Köyü, mısır tarlaları ile fıstık ağaçlarının arasından Demirci'ye uzanan aracımıza tanıklık ediyordu. Yolumuzun üzerindeki yüksek gerilim hatları, güneş ışıklarına başak kabartan yemyeşil tarlaların üzerinden göz ufkumuza kadar uzanıyordu. Bu gözlemlerimiz ve bu gözlemlerimize eşlik eden duygularla ulaştık Demirciye!
Köy yerinin biraz dışında olan ve derli toplu bulduğumuz köy okuluna uğradık öncelikle. Önünde durduğumuz okulun içine girmek için hareketlendiğimiz sırada, köy öğretmeni Harun Pastırmacı, öğrencileriyle ders halindeydi. İstemeden de olsa böldüğümüz derste, Edirneli Harun Öğretmen'in durumunu sorduk ilk olarak. Ardından öğrendiğimiz şey, köydeki okur yazarlık oranının %85'lerde olduğuydu.
Temel geçim kaynağı tarım ve nakliyecilik olan köyün geçmişi ile ilgili bilgileri ise, o esnada okula davet ettiğimiz 54 yaşındaki Şeyhmus Gökdemir'den aldık.
Tamamı akraba olan köy halkının; Temereki kabilesine mensup olduğunu,
Köye ilk gelen kişinin ise Abdurrahman adlı şahıs olduğunu ve bu şahsın Doğu Anadolu tarafından Diyarbakır'a, ardından Konur (Şeb) Köyü'ne ve buradan da son durağı olan Demirci'ye geldiğini dinleyip notlarımızın arasına yazdıktan sonra köy okulundan ayrıldık.
Köy çıkışındaki bir tandırın başında ekmek pişirmekte olan köylü kadını fark edince yavaşladık. Sıcak bir tandır ekmeği iyi gelecekti bizlere. İyice yaklaştığımız tandırda, ekmeğin henüz pişmediğini fark edince yeniden hızlanarak uzaklaştık Demirci'den.
Ekmeğin pişmesini bekleyecek zamanımız yoktu!...
Yorumlar
0 yorum