Kitap Künyesi

Yazar: Kemal Bilbaşar

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750725975

Sayfa Sayısı: 208

--reklam--

Bedoş Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Bedia, efendim!" dedi. "Dedem koymuş bana bu adı. Trenle geçerken Toros Dağları'nın güzelliğine bakıp hayran olmuş da, 'Bir doğa harikası bu, bir bedia,' demiş. Sonra beni kucağına almış, 'Benim torunum da doğa harikası… Adını Bedia koyacağım!' demiş, üç kez kulağıma, Bedia, Bedia, Bedia diyerek adımı koymuş."

Bedoş'ta Kemal Bilbaşar, öğretmen olmayı kafasına koyan Bedia'nın çocukluk ve ilkgençlik yıllarını anlatırken Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarının İstanbul'undan kesitler de veriyor. Bedoş'un Arnavut kökenli annesi Başo Hanım, Çerkes kökenli babası Memduh Bey ve kardeşleri Leman ve Fethi'den oluşan ailesinin bu sıkıntılı yıllarda ayakta kalma mücadelesini izlerken başarıyla çizilmiş ikincil tiplerle de karşılaşıyoruz.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Bedoş Alıntıları - Sözleri

  • Tombalak aşçı: "Ni hikmetse, Paşa mutfağının yimekleri, esker kullarının bozından geçmiyor bi türlü." dedi.
  • Telefon toprak hattını onardık. Paşa'yı Ayastefanos Tayyare karargahıyla görüşmüştük Yüzbaşım! Mutfak talanından başkaca vukuatımız yoktur.
  • Bedoş, Recebin anlattıklarını iri iri açmış gözlerle dinledi. Ne ki, bu sözlerde olasılık göremedi. Allah Baba Atpazarı'ndaki boş arsada, ayaklar üzerine çakılmış barakada torunuyla barınan, Arnavut aşçının çöp fıçısına döktüğü yemek artıklarıyla geçinen, Yunanistan göçmeni yırtık pırtık Hasan Dede'ye; cami cami dolaşıp kendisini fukaralıktan kurtarması için gözyaşlarıyla yakaran kimsesiz Ayşe bacıya bile acımazken, bu koca kafalı hödük oğlana mı acıyacaktı da, istediğini verecekti?
  • Eğer Tanrı merhametli olsa da duaları kabul etseydi, onca kadın Telli Baba'nın, ya da Denizabdal Dede'nin tüarbesine mum götürüp adak adarlar mıydı? Kasabanın evde kalmış kızına kocayı bile Telli Baba'nın gönderdiği söylemiyorlar mıydı komşu kadınlar?
  • Yeni elek! Nereye asayım seni? hesabı bu...
  • Ne deorsun Kumandarım? Yırtmamışsın, param parça etmişsindir Ezrail'in başına sardığı kefeni, açgıs yella ( gözüm çıksın!) Bundan böyle keyfine bak! Besiye yatıracağım seni.
  • Tanrı sevmediği kulunu ihtiyarlığında sefillikle süründürürdü. Eeee... düşmez kalmaz bir Allah! demişlerdi.
  • Başo Hanım, sarılıp bağrına bastı kızını. Üzüntüsünün nedenini gizlemek isteğiyle, "Anneler kimi zaman böyle ağlarlar yavrum," dedi. "Ağlamazlarsa yüreklerindeki ateş onları yakar, kül eder."
  • Zavallı kız, kocasının o korkunç hastalıktan kurtulamayacağını anladığı zaman, geçinemediği, bundan sonra da geçinemeyeceği üvey anasıyla bir çatı altında yaşamak zorunda kalmamak için, hastalığı kendisine bulaştırmaya çalışmış, kocasının kaşığıyla yemek yemiş, onun bardağıyla su içmişti. Ne ki, hastalık kendisine bulaşmamıştı.
  • Kız evlat dul kaldıktan sonra gerçekten sığamazmış baba evine.
  • Bir taş attım arsaya Vardı gitti Bursa'ya Zamanenin kızları Bir okka pırasaya
  • Hocanım ev hanımlığı öğretisine, kendi yaşam deneylerinden çıkardığı geçim kurallarını belli etmek de işe başladı: Evin evin ihtiyaçları peşin parayla çarşıdan, pazardan sağlanacaktı. Mahalle bakkalından asla veresiye öteberi alınmayacaktı. Mahalle bakkalından yüz dirhemcik zeytinyağı, yarım lamba şişesi gaz yağı, elli dirhem şeker, pirinç ya da peynir alanların evlerinde bet bereket olmazdı. Erzak toptan getirilecekti eve. Odun, kömür yazdan atılacaktı. Tarhana, erişte, nişasta, salça gibi şeyler evde yapılacaktı. Sonra Bey'in ev harcamaları için verdiği paranın bir bölümü zor günler için saklanacaktı. Birkaç ay içinde biriken parayla sarahtan bir sarı lira alınacak, meşin kese içine konulacak, bu gizli hazine göbeğin altına gelecek biçimde bağlanarak her zaman üzerinde taşınacaktı. Geceleri yatağa girmeden meşin kesin emin bir yere saklanacak, evin Efendisi bile bu altınların varlığından habersiz olacaktı. Ancak işsiz kaldığı, ya da başı dara düştüğü zaman bunlardan birazı çıkarılıp ona verilebilecekti.
  • Hocanım, torunu gibi sevdiği, Bedoş diye çağırdığı bebeğin bakımıyla da ilgileniyordu. Kundağını çoğunlukla o açıp bağlıyor, kakasının renginden ve de kokusundan bebeğin hastalıklarını o saptıyor, sıcak havlu, günlük dumanına tutulmuş sıcak pamuk, anasonlu ıhlamur gibi zararsız ilaçlarla hastalığı o iyileştiriyordu.
  • Akşam konu komşuyu eve topladı. Diş buğdayı yenmezden önce, henüz yerde yastık desteğiyle oturabilen Bedoş'u geleneksel sınava soktu: Bir torbanın içine tarak, aynı, makas, yüksük, patik, kitap, kalem koydu, Bedoş'tan, torba içine kolunu sokup bunlardan birisini almasını istedi. Küçük bebek, söylenenleri henüz anlayamıyorsa da, etrafına gülücükler dağıtıyordu. Torbadan bir türlü elini çıkarmadığını gören Hocanım, Bedoş'un minik kolunu çekip kaldırdı. Küçük kızın ince parmakları, kitabın ciltli kapağını sımsıkı yakalamıştı, Hocanım, büyük sevgi gösterisiyle Beddia'yı kucakladı: "Görüyor musun Başo annesi, Bedoş kızın ne aynayı tarağı ne makası yüksüğü almadı. Onca şeyin içinden kitabı bulmuş, yakalanmış. Demek benim cici torunum, taranıp süslenmeyi, kesip biçmeyi değil, okumayı sevecek. Aferin benim kara gözlü kızıma, ederim minicik Bedoşuma. İnşallah ileride okuyacak, öğretmen olacak benim yavrum," dedi.

--reklam--

Bedoş İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ne zaman özlem duysa, hemen yeniden birlikte yaşayacakları günleri düşünerek neşeli bir türkü tutturuyordu "Kadifeden kesesi Kahveden gelir sesi" Konusu Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen kitabımızın ana karakteri sadece ailesi tarafından değil, gittiği manavdan izlediği Kantocuya kadar herkes tarafından bir hanımefendi gibi sevilip sayılan, hürmet gören Bedia'dır. Yani namıdiğer Bedoş... Bedia o kadar herkesin gözbebeğidir ki ismine bile" Torosların yaradılış bediası" olmasından karar verilmiştir. Bedoş Hocanım Teyzesi ona küçüklüğünden beri bellettiği için, tıpkı Hocanım gibi öğretmen olmak istemektedir. O kadar istemektedir ki, birine adını söyledikten sonra öğretmen olma isteğini hemen sıralayıverir arkasına. Bu dileği lafta kalmaz. Eninde sonunda öğretmen olur bizim Bedoş... Kemal Bilbaşarın dilinin sadeliğinin yanında kitabın olay örgüsünü de çok sade buldum. Hatta o kadar sade buldum ki Bedoş'un herkesi kendine hayran bırakan, sempatisini kazanmasına sebep olan konuşmaları bile bana şirin gelmedi. Bir olay olmasını bekledim. Kitap bana göre çok yavandı. Bu kitabı araştırdığımda Kemal Bilbaşar' ın karısının hayatından ilham alarak bu eseri kaleme aldığını öğrendim. Onun dışında Türk kültürü açısından önemli unsurlar barındıran bir kitap olduğu söylenebilir. Zengin Konak yaşantısıyla birlikte tok gözlü bir yaşam, kantoculuk, asker yarenliği, Meşhur İstanbul yangınları, kurban kesmek, mektuplaşma, manicilik daha ne ararsak bu kitapta bizden şeyler bulabiliriz bulmasına ama kitapta sadece durağan geçen bir zamanı okuyor olmamız biraz beklediğimi alamama sebep olmuştur. Yine de yazarımızın diğer kitaplarını mutlaka okumak istiyorum (Semanur ÇOBAN)

1800 lü yılların sonun dan başlayıp Cumhuriyetin ilk yıllarına dek giden, bir ailenin yaşam süreci... Bu ailenin küçük kızı Bedia'nın yani Bedoş'un öğretmen olma tutkusundaki hedefe yönelme heyecanını anlatan kitap... Bu kitapta dikkatimi çeken hususlardan bahsetmek isterim: - Bir kere çok süslü akılda kalıcı ifadelerin olmadığı çok basit anlatımlı olması. - Bu basitlik içinde zaman zaman bilhassa Bedoş'un diyaloglarında çocuk kitabı havası estirdiğini hissettiriyor. - Kısmen de olsa, tarihsel süreç içinde dönemin önemli kesitlerinden bahsetmesi ama yüzeysel geçmiş olması. - O gün ki azınlıkların ve çocukların konuşmalarını çok güzel yansıtması. - Her bir şeyin şeker tadında, herkeslerin, hemen hemen her davranışı güzellik ve iyilik içinde olması. Hep mutlu sona ulaşacak ilişkiler olması. İyi okumalar dileği ile... (Halil Yavuz KAYA)

Sıcacık saran bir kitap. Akşamüstü oturmasında çayın yarenliğinde yorgunluk attıran sohbetler gibi. Bedoş’un heyecanı, masumiyeti elle tutulabilecek kadar gerçekçi. (Meryem Olkun Barlak)

--reklam--

Bedoş PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Kemal Bilbaşar - Bedoş kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bedoş PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Kemal Bilbaşar Kimdir?

1910 yılında Çanakkale'de doğan Bilbaşar, orta öğretimini 1929 yılında Edirne Öğretmen Okulu'nda tamamlamış, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Yüksek öğretimini Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümünde tamamlamış, 1935 yılında mezun olmuştur. Aynı yılın resim-iş bölümü mezunlarından Bedia Bilge ile evlenmiş, İzmir'e yerleşmiştir. Hayatları boyunca biribirlerinden bir gün olsun ayrılmayan çiftin iki çocuğu olmuştur. Nazilli ve İzmir Karataş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrılmış, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966'da İstanbul'a yerleşmiş, kendini tümüyle yazmaya vermiştir. Yazar 21 Ocak 1983'te ölmüştür.

Kemal Bilbaşar edebiyatla ilgilenmeye Gazi Eğitim Enstitüsü'nde başlamış, ilk öykülerini İzmir'de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımlamıştır (1939). Bu dönemde Halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımlamış, radyo oyunları yazmış, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıkmıştır. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 1961 den sonra daha çok roman türüne ağırlık vermiştir.

Aldığı Ödüller :

Bilbaşar 1939 yılında Budakoğlu öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü yarışmasını, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü'nü kazanmıştır.

--reklam--

Kemal Bilbaşar Kitapları - Eserleri

  • Cemo
  • Yonca Kız
  • Denizin Çağırışı
  • Memo
  • Başka Olur Ağaların Düğünü
  • Cevizli Bahçe
  • Ay Tutulduğu Gece
  • Bedoş
  • Zühre Ninem
  • Yeşil Gölge
  • Irgatların Öfkesi
  • Kölelik Dönemeci
  • Kurbağa Çiftliği
  • Memo 2. Cilt
  • Pembe Kurt
  • Anadolu'dan Hikayeler

--reklam--

Kemal Bilbaşar Alıntıları - Sözleri

  • Bu millet bol vaat ile göynünü havalandırana kul köle olur. (Ay Tutulduğu Gece)
  • Benim yüreğim, onun yüreğiyle bir çarpardı. (Cemo)
  • "Yonca kız adam olmaya bir türlü akıl erdiremiyordu. Ama Kocanine'sine de niye kadın değil de adam olacağını bir türlü soramıyordu." (Yonca Kız)
  • Her kadının içinde bir iskelet gören adam aşka yükselebilir mi? (Cevizli Bahçe)
  • Benim gözlerimde karartan, çirkinleştiren bir mercek vardı. Yaşamayı tatsız, dünyayı sınırlı gösteren bu mercek bana babamdan mı yadigâr kalmıştı? Yoksa yaşadığım zamanın eseri mi idi, bilmiyorum. (Denizin Çağırışı)
  • "Tabutnan gömmeğe günah derler." "Günah senin benim için. Ağa oldu mu iş değişir. İmam fetvasını verdi." (Irgatların Öfkesi)
  • Memo'nun hamaylı asılı göğsüne yatanda dünyayı unuturdum. Kırk anahtarlı dilinin açmadığı kapı, sevdalı elinin çözmediği büyü yoğdu. Onun ağzında her iş kolaylaşırdı, olmayacak şeyleri oldurur, uyanık göze düş gördürürdü. (Memo)
  • “Gençlik aklın, mantığın yüksek duvarlarına tırmanıp aşan bir duygu coşkunluğu demekti.” (Başka Olur Ağaların Düğünü)
  • Düşkırıklığı gibi yıkan dert yoktur kişiyi. (Kölelik Dönemeci)
  • Muhabbet de, kazanç da karşılıklı olur katip. Sev beni, seveyim seni. Kazandır beni, kazandırıyım seni! (Yeşil Gölge)
  • Bu iradesizlik varken bende ben adam olmam. (Cevizli Bahçe)
  • Ne zaman uyanıp kalkınacak Bu memleket? (Kurbağa Çiftliği)
  • "Tanrım verince birden verir. Oğlumuz pavlikeye katip oldu, bubamız da belediye ireisi..." (Yeşil Gölge)
  • Herkesin önünden kaçmak için can attığı bu kapıları, sen zorlayıp açmak cesaretini göster. (Denizin Çağırışı)
  • Kırılmış hayatlar da mesut isteğinde haklıdırlar. (Cevizli Bahçe)
  • Mal tamahına tutulan beyin kulağı, vicdanının da, törenin de, halkının da sesine sağır olur. (Kölelik Dönemeci)
  • Hünerli kişi ne birine kul olur, ne birini kendine kul eder. (Cemo)
  • "İnsan sevdiğinden ayrılanda, yüreğinden kök sökülür kurban." (Cemo)
  • "Cesur bir kez ölür, korkak olan her saat ecel teri döker," (Cemo)
  • Bataklığın içinde bir çiçek görsen bataklığa saplanırım korkusuyla gidip onu almaktan vazgeçer misin? (Ay Tutulduğu Gece)