Kitap Künyesi
Yazar: Mahmut Makal
Yayın Evi: Literatür Yayıncılık
İSBN: 9789750404504
Sayfa Sayısı: 215
--reklam--
Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Köy okullarında çağdaş eğitimin uygulanmasından tutun da, arıcılığın, hayvancılığın, tarımın geliştirilmesine, sebzeciliğin, meyveciliğin yaygınlaşmasına, köylerin yola, suya, bağa-bahçeye kavuşmasına, halk türkülerinin ve halk oyunlarının ortaya çıkarılmasına, yazgıcılık, bilisizlik, bürokrasi ile savaşarak yeni tutum ve düşüncelerin halka ulaşmasına kadar her alanda köy toplumunu nasıl etkileyip kıpırdattı Enstitülüler?
Eğitmen, öğretmen, sağlık memuru, ebe olarak; 21 Köy Enstitüsü’nde, 21 bin köy çocuğu eğitilmişti. Onları temsil edecek binde bir oranında sessiz, ünsüz, bazı Enstitülülerin savaşımlarını ve somut başarılarını, üretimlerini, yüzyıllarca uyutulmuş köylüyü ve köy yaşamını nasıl harekete geçirdiklerini izleyeceksiniz bu yapıtta. İzlerken, karakter, kişilik ve iş eğitiminden gelen becerileriyle 20. yüzyıl Türkiye’sine damgalarını vuran, 21. yüzyıl Türkiye’sinin de gereksinimi olan “yeni insan”ın ta kendisi olduklarını göreceksiniz.
Yapılan örnekleme olanaksızlık yüzündendir. Yoksa, onların birbirinden ayrımı yoktur aslında. Yani buradaki örnekleri binle çarpmak gerekir.
Cumhuriyet Türkiye’sindeki bu uygulamadan dönüldükten sonra, eğitim çıkmazına girişimizi, çağın dışına itilişimizi acı acı düşünecek ve insanlık 21. yüzyıla girmişken bizim ortaçağa doğru yol almamızın nedenlerine ineceksiniz. Demokratik ve çağdaş bir eğitimin ürünü olan, tuttuğunu koparan, başları dik, boyun eğdirilemez bir kitleyi tanıyacak, yenilerinin yetişmediğine yanacaksınız...”
Prof. Dr. Selva Ağırman
--reklam--
Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler Alıntıları - Sözleri
- Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.
- "Oysa eğitimin biricik ereği,gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir.."
- Ben bu yüzden dağları karşıma alıp uzun uzun yürümeyi Toprağı avuçlayıp koklamayı Sarı başakların parmaklarda ufalanan tanelerini Dağ esintileriyle dalgalanan ekin yeşilini Sesimi çığlık çığlık enginlere bırakmayı Çok sevdim
- Köylümüz, şehirlimiz, erimiz, generalimiz kumanyasına ne zaman kitabı da ekleyecek duruma gelirse o gün Türkiye gerçekten kurtulmuş demektir.
- Bir kezinde, bakanlık üst yetkililerinden biri bu imece çalışma anında yanlarına gelir. Çocuğun birinin ter kokusundan rahatsız olup, elinin tersiyle iteler. Burnunu kıvırır. Bunu öğretmenlerinden biri görür. Bir çekişte öğrencinin iş yeleğini üzerinden çıkartıp burnuna götürür, hışımla koklar ve döner bakanlık üst düzey yetkilisine: "Bunda tiksinecek ne var? Bu ter, alınteri, emek kokusu. Anadolu'nun çiçek kokusu..."
- Bizlerin çabası ülkeyi "mülk" olmaktan kurtarma, herkese, üzerine düşen sorumluluğu kavratma, kişinin kişiye kulluğuna son verip imeceli ve de esenlikli bir cumhuriyeti uygulanabilir duruma getirebilme çabasıdır.
- “Yalnız başıma 205 öğrenci ile çalışmaya başladım. Gündüzleri çocukları, akşamları halkı eğitmeye çalıştım. Muhtarın katibi, köylünün mektupçusu, arzuhalcisi, rehberi oldum. Arılarım, tavuklarım ve sebze bahçemin işlerini de zevkle yürütüyorum. Ve hep köy enstitüsünde bana bu kişilik eğitimini kazandıran öğretmenlerime, sisteme teşekkür ediyorum..”
- Şapkanın, Latin harfinin ne demek olduğunu tam anlamıyla kavrayabilmek için yaşımızın otuza dayanması lazımmış. Bütün bunların hikmetini, çapını, değerini, faydasını ancak otuza doğru anlayabildik ve bütün canımızla, "Allah razı olsun!" dedik.
- Otobüsü kaçırmak için çocuk olmak şart değil. Çoğu zaman kendi kişilik dünyamıza öylesine gömülüyor, kendi elimizle kendi başımıza öyle ağlar, öyle arapsaçları örüyoruz ki, yanı başımızdan bütün hışmı ile gelip geçen en önemli olayları ıska geçiyoruz.
- Bizde aydın geçinenlerin ağzı vardır da belkemiği yoktur. Aktarma bilgilerle konuşur konuşur, gerektiğinde ayağa kalkmasını beceremez. Düşünemez bile. Resmi ağızların, Doğu'dan Batı'dan aktarılan bilgilerin hamalıdır. Bu bilgileri usunun süzgecinden geçiremez; ülke gerçeklerinin tartısına vuramaz. Dünkü medresede nasıl "nakli bilgiler" belletilip aktarılmışsa, bugünkü öğretim kurumlarında da sözümona "akli bilgiler" bellenip aktarılır. Böylece, aydın olunduğu sanılır...
- Paylaşım için dünyayı yakan savaş yıllarında başlatıldı Köy Enstitüleri. Ne altyapı ne üstyapı. Zenginliğimiz yokluklarımızdı. Savaş gürültüleri içinde sessiz ve derinden başlayan bir hareket. Bu hareketi yaratan iki büyük insan: Tonguç ve Yücel. Özverili ve pratiği çok çabuk yakalayan Anadolu İnsanları. İnsanlarımız yaratıcıdır. Bir olanak sağlarsa bunu en iyi şekilde kullanmasını, yararlanmasını bilir. Buna inanmıştı iki büyük insan.
- Müdür denen varlıklar, o denli birbirine benziyordu ki, sanki döküm eşyasıydılar. Siyasal iktidarın korkularını üzerimize yöneltiyorlardı.
- İnsanın yozlaştıktan sonra ne yaman bir güç olduğunu görüyordum.
--reklam--
Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Savaştan yeni çıkılmış daha Cumhuriyetin ilk yılları o dönem köylerde yaşayan nüfus %90 dolaylarında ancak köylerde okuma yazma bilen oranı %5 bile değil ne yazık ki. Ülkede öğretmen de yetersiz, şehirde yetişen öğretmenler var ama onlarda köye gitmek istemiyorlar. Köye giden öğretmen bocalıyor, bunalıyor... Köyler dipsiz bir kuyu gibi bırakın cahillikle mücadeleyi hastalıklarla bile mücadele edilemiyor. İşte böyle bir ahval içinde o dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından 1940 yılında iş ve eğitimi bir araya getirmek maksadı,yla kimimizin "eğitimin parlayan yıldızıydı." dediği kimimizin ise " komünist ve ahlaksizlarin yuvasıydı." dediği Köy Enstituleri kuruluyor. Amaç köye öğretmen yetiştirmek. Bunun için ülke, tarıma elverişli arazisi bulunan, tren yollarına yakin yerler olmak uzere 21 bolgeye ayrılıyor ve 21 Köy Enstitüsü kuruluyor. Bu sistem ile köylerde arıcılık, bağcılık, tarım gelişiyor. Enstitülerde yetişen öğretmenler bir okul inşa edebilecek kadar inşaat bilgisine sahip oldukları için köy halkıyla birlikte okullarını gittikleri yerlerde kendileri inşa ediyorlar. Köylerde sağlıkçı, terzi, marangoz, duvarcı oluyorlar eşiyle komşusuyla arası bozulan bile onlara geliyor. Civar köyler bu gelişmeleri duyuyor ve onlarda bu köyleri örnek alıyorlar. Gelişim, değişim dalga dalga yayılıyor. Bu kadarla kalmıyor her öğretmen dünya klasiklerinden sorumlu, tiyatro sergiliyorlar ve bir tane müzik aletini eksiksiz çalıyorlar. Çok kısa zamanda cahil denilen bir kesimden imkan verilince ağalara uşak değil, profesörler, hukukçular, doktorlar, yazarlar, şairler çıkacağını kanıtlıyorlar. Yüzyıllarca ilgi görmeyen köy insanı hakettiği değeri buluyor ve toplum temelinden gelişmeye ve ilerlemeye başlıyor. Öyle ki, ünü ülke sınırlarını aşıyor. John Dewey bu okullar için " Hayalimdeki okullar Türkiye'de kurulmaktadır." diyor. Aynı şekilde Tayland bu okulları cok beğendiklerini ve uygulayacaklarını açıklıyor. İşte Mahmut Makal da "Bozkirdaki Kıvılcım" kitabında bize bu okulları gezdiriyor. Bizi Çifteler'e, Hasanoğlan'a, Aksu'ya, Gönen'e, Gölköy'e ve daha nice enstitüye götürüyor. Oralarda yetişmiş, ülkeyi kalkındırmak, karanlığa umut olmak için bayrağın dikildiği her yerde görev yapmış, birçoğumuzun şimdi adını bile bilmediğimiz bu kahraman öğretmenlerle bizi tanıştırıyor. Hepsine selam olsun. Umarım açtıkları yolda yürümeyi basarabiliriz. (Seda topal)
Bozkırdaki Kıvılcım; Köy Enstitüleri: "Bak Makal, beni dinliyorsun, sıkılma, biraz daha dinle: Biz köylü çocuklarının kıskanılmasını iki noktada topluyorum ben: Ağaların çıkar kapılarını değiştirip yoksul ve geri kalmış köylümüze geçitler tanımış olmak. Öteki de, yaşam boyu toprağa basan ayakların, kaldırım taşları çiğneyenler karşısında görülüp sözü geçen, yol gösteren ve eğiten-öğreten olarak birdenbire belirmiş olmalarıdır.... Saygılı ve alçakgönüllü, masum oluşumuz, kent ağalarınca da sömürülmüştür. Bizi hep, boynu bükük, eyvallahçı, sanki hiçbir şeyden anlamayan bir kitle olarak görmek istemişlerdir. Bir 'arkeolog' olarak ortaya çıkan Tonguç Baba, toprağın altını üstüne getirdi ve orada yatan cevheri çıkardı.. akıllar durdu, gözler kamaştı. Bu kamaşmadan birçok göz bozuldu. Perişan oldular, düşünceye daldılar: Bu ışığı yok etmenin yollarını aradılar. Bunu başardılar da. Yalnız, açıkça ve gerçekçi, haklı bir savaşımın sonucu olarak değil, oyunla ve haksız suçlamalarla yaptılar bunu." (İsa Sarıaslan, Pazarören Köy Enstitüsü,1945 Mezunu) Evet sıkılmayın yüksek insanî değerlere sahip insanlar! Bu zevkle okuduğunuz romanlara, benzemez evet acı da verir lakin bu acı sadece bilinçli ruhlar tesir eder Köy Enstitülerinin varlığından bihaber yaşayıp yaşadım diyenlere değil. Bu kitapta Mahmut Makal yıldızı parlayan Köy Enstitüleri mezunlarını değil de, ismini çok az bildiğimiz emekçi, fedakarlık ve yaratıcılık abidesi diğer mezunların söylediklerini dinliyor ve aktarıyor. Bu mezunlar tabii ki unutuldu Tonguç BABA'larının unutulduğu gibi. 61 vilayette yaklaşık 10.000 köyü gezerek bu muhteşem ötesi projenin mimarı İsmail Hakkı TONGUÇ'un sağcı ve solcu ağaların bir araya gelerek onu sürdürerek, görevden alarak kederle ölmesine neden olarak vücudunu; sonrasında da eğitim felsefesini yıkarak, hümanist düşünceler yerine gerici, kutuplaşmaya vesile olan düşünceler aşılayan ve siyasi, dini militan yetiştiren yeni sistemlerle hafızalardan onun düşüncesinin her kırıntısını da yok ederek unutturulmaya çalışılıyor o ve onun çocukları. Köy Enstitüleri mezunlarının kendilerine ait rozetleri var ben bir köy çocuğu olarak bu hayatta en çok o rozetlerin birine sahip olmayı isterdim. Ve köy enstitülerinin sıkı takipçileri bence kendilerine bir köy enstitülü "kahraman" seçerler, çoğu kişi Fakir Baba diyebilir. Ben Mahmut Makal'ı seçiyorum... Bu sitede beni takip edenler bilir ki, benim kalemimden süslü cümleler pek çıkmaz, ben bir kitap incelemesini lüks mekanda sunulan servisler gibi de sunamam istersem yaparım lakin ben bu amaca hizmet etmiyorum. Benim ne o süslü edebiyata ihtiyacım var ne de o edebiyatı takip eden insanlara benim derdim gerçeklerle yüzleşmeyi beceren insanlarla bir azınlık oluşturmak. Köy Enstitülerinin felsefesini her okuyuşta daha iyi kavrıyor ve kendi eğitim hayatıma dönüp baktığımda da üzüntüm her okuyuşta daha da katlanarak artmaktadır. Vali, kaymakam... Hatta İnönü demeden her mecrada kendini ifade edip, savunan enstitü mezunu ile kendimi kıyasladığım da, her söz alışta susturulan, ilkokulda yapılamayan her matematik işleminde aşağılayıcı ifadelerle saldıran o öğretmenin bastırıp yok ettiği o kendini ifade cesaretinin olumsuz yansımasını, geri dönüp bakınca en şiddetli şekilde lisede okurken psikoloji dersinde hissetmiştim, ben köyden gelmiş biri olarak şehirli çocukların o süslü hayatlarının yanından geçemezdim lakin aralarına karışmış derslere başlamıştık artık ders psikoloji ve ben sadece dersi dinliyorum hiçbir soruyu yanıtlayacak kadar cesaretim de yoktu, lakin hoca çok insancıl çok sevecen bir kadındı, şehirli serseri, şımarık kızlı erkekli öğrencilerin seviyesizliğini izler boş cevaplarını beklerdim o derste hiç konuşmadan yılı bitirmeme rağmen 100 üzerinden 90-95 arası notlar alırdım hoca beni çağırdı hiç derse katılmadan nasıl bu kadar iyi notlar alabilirsin dedi kopya falan mı çektinin? Tabii sessizliğimizin bile bir değerinin olmadığını nerden bilebilirdim ki? Şimdi valileri, kaymakamları il, ilçe milli eğitim müdürlerini dize getiren Enstitü mezunlarını sıkılmadan dinlerken kendimize ne kadar acısak da yetmeyecek onu biliyorum. O yüzden Enstitülerin yaz tatili zamanlarında ki yurt gezilerinin bir noktasında buluşalım ve bu karamsar havayı dağıtıp biraz özlem duyalım: "Yüksek Köy Enstitüsünde (Hasanoğlan'dan bahsediliyor) yaz tatilimizin 15 günü yurt gezisine ayrılırdı. Biz birinci sınıfın sonunda, coğrafya öğretmenimizin başkanlığında, Ankara'dan Karabük'e kadar 12 günde yaya gittik. Bu gezimizde Işık Dağı'nın tepesine temmuzda çıkıp soğuktan, battaniyelerimize sarınarak korunurken fotoğraf çektik. Işık Dağı'nın eteklerindeki çam ormanları arasında ayı yavrusu yakaladık. Okula getirdik büyüttük." (Hasan Gülel, Köy Enstitüsü mezunu) Ben bu konuda çok dolu biriyim her defasında yenilerim ama çok uzun yazmak istemiyorum, İsmail Hakkı TONGUÇ'un Canlandırılacak Köy kitabı yakın zamanda elimde olacak okuyunca Köy Enstitüsü hakkında en uzun incelememi yapabilirim. Size iki çarpıcı uzun alıntı seçtim biri baştaki şimdi ikicisine gelelim başka bir köy enstitüleri mevzusunda görüşmek üzere. " Sormayın artık... Bugüne sığmaz bir okuldu. Köy çocukları tarihinde bir kerecik kendini yakalamıştı. Kişiliğini buluyordu. Kul olmadığını anlıyordu. Kişi olmuştu. Feodal kalıntılardan temizleniyordu. İçinde özgürlük tutkuları gelişiyordu. Bir ateş sarmıştı. Dağ bayır Türkiye tutuşacaktı. Gerilik yenilecekti. Köylü halk olacaktı. Bilinçlenecek, kendi elleri ile kalkınacaktı. Demokrasiyi kendisi kuracaktı. Aydınlanma çağı Anadolu'da başlayacaktı. Rönesans başlamıştı, bağnazlık yenilecek, emperyalizmi nasıl yenmışsek öyle yenilecekti. 40 bin köy tümden aydınlanacak, bilinç, bilgi aydınlığı önünde kara dünyalar yıkılacaktı. Çağı yakalayacaktık. Bir eğitim ki, yapıtlara sığmaz. Bu günün kuşağı kolay kavrayamaz. Gelişmeyi, etkinliği, uyanmayı gören düzen sahipleri üstümüze gelmeye başladı. Sözde demokrasiyi kuracaklar, kendi demokrasilerini kurdular. Üstümüze yürüdüler. Halkın uyanışından, aydınlanması dan ürkenler, asılsız suçlamalarla üzerimize geldiler. Kendi çıkarlarının, çelişkilerinin anlaşılmasından korkanlar birlik oldular. Sağ ağa ile sol ağa anlaşıp Köy Enstitülerini kapattılar. Böyle yetiştim. Binlerce köy çocuğu yetişti. 17 binler, gene de kuşattı Anadolu'yu. Esintiler getirdiler, yapıtlar verdiler. Az da olsa, var olan atamalı demokraside paylarımız vardır. Dernekler, sendikalar, öğretmen örgütleriyle epeyce ses yükselttik. Halkımıza demokratikleşmesi için hizmet vermeyi sürdürüyoruz. Ne yaman eğitimdir ki, 52 yıldır ateşini söndüremediler. Tutuşup tutuşup sürüyor. O elden, öbürüne çalı yangını gibi sürüp gider. Bozkırı tutuşturan bir kıvılcım bu." Mustafa Şanlı, Aksu Köy Enstitüsü Mezunu... (Adem Yüce)
Eğitimde 80 yıl geriye gitme hevesi uyandırıyor...: İsmail Hakkı TONGUÇ ve Hasan Ali YÜCEL önderliğinde 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile öğretim hayatına başlayan Köy Enstitüsü en nihai ereği köylüleri; Başeğmez, sorgular, çalışır, üretmeden tüketmeyi ise kabul etmez hale sokar. Bunun yanında ise kültürel anlamda doyum noktasına ulaştırmayı hedeflemiştir. Mahmut Makal ise bu kitabında enstitüden mezun olan, sonrasında enstitüde ya da enstitüden o zamanın Milli Eğitim Bakanı Şemsettin SİRER görevi sırasında Köy Öğretmen Okullarında öğretmenlik yapan enstitü mezunlarının ulaştıkları köyleri arıcılık, bilinçli tarım, demir-döküm, sıfırdan yapı oluşturma ve nicelerini köylülerle beraber imece usulü ile yapıldığını mezunların anıları ile kitaba aktarır. Bunun yanında ise kurumdan mezun olanların öğretmenlik yaptığı sırada yerli yönetim, muhtarlar, imamlar, kaymakam, vali, müdürler ve en önemlisi cehalet ile savaşımlarını ilk elden okumaya, sindirmeye ve en önemlisi bu kurumların kaldırılmasının ne gibi yozlaşmalara yol açmasıyla kimlerin ekmeğine yağ sürüldüğü ise apaçık yansıtır niteliktedir. Tonguç, Yücel, Makal nice enstitülü aydınlar ile cehalet ve yozlaşmanın karanlığından kurtulmak umuduyla... (Muhammet özer)
--reklam--
Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mahmut Makal - Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mahmut Makal Kimdir?
Bir çiftçinin oğlu olarak Aksaray'da doğan Mahmut Makal, Konya Ereğlisi'nde bulunan İviz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Altı yıl köy öğretmenliği görevinde bulundu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne gitti. Mezun olduktan sonra çeşitli illerde ilköğretim müfettişliği yaptı, 1971'de Venedik Üniversitesi'ne giderek Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi verdi.
Köy öğretmenliği yaptığı dönemde, çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan Mahmut Makal, 1947 yılından başlayarak iki yıl süreyle Varlık dergisinde yayınlanan köy notları ve mektuplarıyla tanındı. Kırsal kesimde yaşayan insanların koşullarını son derece gerçekçi ve yalın bir dille kaleme aldığı bu notları ve mektupları 'Bizim Köy' adlı kitapta toplayan Mahmut Makal, geniş kitlelere seslenme imkanı buldu. Bu yazılarıyla Türk edebiyatında Köy Enstitülü yazarların ilki olarak bilinen Makal, köyü konu alan yeni bir edebiyat döneminin de ilk adımlarını attı. Bu türün ünlü isimleri, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın onun izinden yürüdü.
Bizim Köy'ün ardından yazdığı yazılarda da Anadolu'nun çeşitli köylerini anlatan yazar; köy, kasaba, eğitim sorunları, öğretmen kıyımlarını konu alan, izlenime dayalı notlarlar yazdı.
Eserleri:
Bizim Köy (1950), Köyümden (1952), Memleketin Sahipleri (1954), Kuru Sevda (1957), Köye Gidenler (1959), 17 Nisan (1959), Kalkınma Masalı (1960), Kamçı Teslimi (1964), Ötelerin Havası (1965), Yer Altında Bir Anadolu (1968), Bu Ne Biçim Ülke (1968), Zulüm Makinası - Öğretmen Kıyımı (1969), Kokmuş Bir Düzende (1970), Bizim Köy 75 (1976), Karanlığı Zorlayanlar (1976), Bir İşçinin Günlüğünden (1980), Ağlatı (1989), Anımsı-Acımsı (1990), Bakırdaki Kıvılcım (1992)
--reklam--
Mahmut Makal Kitapları - Eserleri
- Bizim Köy
- Köy Enstitüleri ve Ötesi
- Hayal ve Gerçek
- Kuru Sevda
- Yeraltında Bir Anadolu
- Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler
- Memleketin Sahipleri
- Anımsı Acımsı
- Bir İşçinin Günlüğünden
- 17 Nisan
- Köye Gidenler
- Deli Memedin Türküsü
- Ötelerin Havası
- Değişenler
- Ağlatı
- Kalkınma Masalı
- Zulum Makinası
- Bu Ne Biçim Ülke?
- Halktan Ayrı Düşenler
- Bizim Köy
- Karanlığı Zorlayanlar
- Deli Memedin Türküsü
- Bizim Köy
- Memleketin Sahipleri - Köye Gidenler
- Hayal Ve Gerçek
- Kamçı Teslimi
--reklam--
Mahmut Makal Alıntıları - Sözleri
- Ardindan Orhan Veli geliyor, « icmeyip de ne haltedeceksin?» diyor. icmek!.. Orhan gitti. Cahit bu yuzden dustu bu hale .. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Ay yoksulların lambasıdır. (Memleketin Sahipleri)
- Fatma Ankara Hastahanesinde çalışıyor. Trabzonun Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. «Yaşını biliyor musun?» diyorum. «On dört» diyor. «Peki ama on dört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?» «Babam on sekize çıkarttı.>> Yaşı on dörttür ama, bırakmamışız on dörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp on sekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna. Babasının kör isteği uğruna, ayakta kalabilme uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninin gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın. Bir ak önlük beribenzer. Bir ak örtü başına. Bir elinde su leğeni, bir elinde fay kutusu. Odalar, odalar. Musluklar, banyolar, pencere camları, kapı kolları, etajerler... Sonra gelsin yemek tepsileri, toplansın yemek kapları.. Silmeye, taşımaya, getirmeye - götürmeye: FATMA. Saffet Hanımlar, Saynur Hanımlar da hemşire ya da hemşire adayıdırlar sözgelimi. Hemşire adaylara söylenir görevi gereği: «Etajerlere bakın, toz toprak varsa sildirin...» Her biri bir odaya girer adayların. Etajerlerin gözlerini takırtıyla çekip, ondan sonra bağırırlar: «Fatma!» Fatma günde on yedi saat çalışıyor. Kaytarma bilmediği gibi dinlenme de bilmiyor. Çok çalıştığını, bu yaşta dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylediğinizde darılır. Kendisine en kötü telkini yaptığınızı düşünür. «Çalışmayacam da işim ne burada?» der. Sorarsanız, aydan günden, okumadan yazmadan olduğu kadar, saatten dakikadan da haberi olmamıştır. Haktan hürriyetten hiç olmayacak bu gidişle. Fatma okulsuz, Fatma sağlıksız, sapsarı. Fatma kendinin farkında değil. (Kalkınma Masalı)
- Ah ! En küçük bir çıkar karşısında ,insanları kardeşlerine düşman eden cehalet. (Bizim Köy)
- Camisiz köy, minaresiz cami kalmamalıdır. Ezanın Arapça okunmasını sağlamak ilk işimiz olacaktır. (Köye Gidenler)
- Tezek dumanı bacaları çabuk tıkadığından içerinin dumanlanmasından sonra kapının açılması ''tilki çıkarmak'' deyimiyle anlatılır. (Kamçı Teslimi)
- Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı? (Kuru Sevda)
- "Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek o da yeter." (Bizim Köy)
- Çocuğun konuşamamasını bir hata saymıyorum. Bunlar asırlardan beri sustukları için elbette birden bire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğiniz şey konuşturmak, konuşmalarını ve düşüncelerini söyleyebilmelerini sağlamak olmalıdır! (17 Nisan)
- Ne deseniz, yüzyılların kuşaktan kuşağa bıraktığı ve Anadolu köylüsünün iliğine işlemiş olan kendi yağı ile kavrulma alışkanlığını kırmada etkili olamıyorsunuz. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Neydi Makal'ın suçu ? Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halk kalkınamayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak... (Zulum Makinası)
- Antalya dolaylarındaki Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı Behçet Uz gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, sayın bakan da onlara “nutuk” atacak. Tarih boyunca onlar nutuk atmış karşısındakiler ses çıkarmadan dinlemiştir. Ama bu kez bir aksilik olur. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan “ Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor…” demeye, Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünüzü ettiğiniz öğrenci benim herkesi suçlamayın!” der. Köy Enstitüsü öğrencileri, paçası lastikle büzülen golf pantolon giymektedirler. Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır. Ayrıca, Köy Enstitüsü öğrencileri, giysilerin, yattıkları ve çalıştıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalarıyla, düzgün yerleştirmeleriyle bilinirler. Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a “Sen benimle idareye gel!” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır. Doğallaşmıştır. Saygı-sevgi sınırı içinde müdür de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi, olan engeller de ortadan kaldırılmıştır. 1989 yılında İzmir’de ve İstanbul Küçükköy’de birer lise öğrencisi düşündüklerini söyledikleri gerekçesiyle okullarından atılmışlar, akıllarından kuşkulanılarak adli tıbba yollanmışlar ve mahkeme edilmişlerdir. Küçükköy’deki öğrenci, kendisini eleştirdiği için Başbakanca mahkeme verilmiştir. Oysa eğitimin tek ereği, gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir. Toplumların gereksinimi de bu tiptir. Şimdi Aksu Köy Enstitüsü’nün idare binasına gelelim: Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?” Aksakal: “Ben düşündüklerimi söylerim.” Bakan: “ Seni gittiğin her yerde izleteceğim!” Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.” (Deli Memedin Türküsü)
- Deniz kiyisinda birkac saat kaldik. Aslinda denize girecektik. Hava sogudugu icin yalniz Yasar Kemal girdi. Onu da Sait taşladı. Gozüne sövdü. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar... (Kalkınma Masalı)
- Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir. (Köy Enstitüleri ve Ötesi)
- Kendimize gelmeli, sağlam bir tutumla, korkusuzca iyi yayınların bütün okullarımıza sokulması için harekete geçmeliyiz. Ortaya sağlam ilkeler koymalı, günümüzle bağdaşmayan "okutmaktan korkma" anlayışını yırtıp atmalıyız. Çocuklarımızın okuma sorununu gelişigüzellikten, dilencilikten kurtarmalıyız. Çünkü, elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz!... (Halktan Ayrı Düşenler)
- Köy enstitüleri robot değil, düşünen, düşündüğünü uygulayan nitelikte ögretmenler yetiştirmiştir. Ezberelikten bu memleketin neler kazandığını ise birbirimize sormadan kestirebiliriz. (17 Nisan)
- Biz çoğunlukla düşünmeden yargısını belirtmek eğiliminde olan bir toplumun bireyleriyiz. Davranışlardan çok dış görünüşler, biçimler ilgilendiriyor bizi. Böyle düşüne düşüne, gerçekten uzaklaşıyor, ufacık bir görüntüden tutun da yurt sorunlarına kadar her şeyi daracık açılardan görmiye alışıyoruz. (17 Nisan)
- Bu 1946 tarihi, aynı zamanda o yıl eğitim bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer'in, İlköğretim genel müdürlüğü'nden uzaklaştırdığı Hakkı Tonguç'a (Enstitülerin fikir babası) suçunun ne olduğunu anlattığı tarihtir: 'Hakkı, köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden önce okumayı öğrettin sen!' (Deli Memedin Türküsü)
- « Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. - 'Yaşını biliyor musun?' diyorum. - 'Ondört' diyor. - 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?' - 'Babam onsekize çıkarttı.' Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.» (Kuru Sevda)
Yorumlar
0 yorum