Kitap Künyesi
Yazar: Mahmut Makal
Yayın Evi: Literatür Yayıncılık
İSBN: 9789750404467
Sayfa Sayısı: 167
--reklam--
Yeraltında Bir Anadolu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bizim Köy’ün ünlü yazarı Mahmut Makal, Orta Anadolu’yu anlatıp bitirdikten sonra bu kez de Doğu’ya yöneliyor. Bizim Köy’ün yalnızca dikine fakat yöntemsiz Makal’ı, yeni kitabı Yeraltında Bir Anadolu’da yalnız gören göz, duyan kulak, yazan kalem değildir. Makal, olaylara ya da oluşlara doğrudan doğruya yalın bir bilinçle bakıyor artık. Sert, keskin, hırçın, dirençli bir kalemle anlatıyor Doğu’yu. Doğu Anadolumuz daha önce anlatılmadı mı bize? Az buçuk röportaj yapmasını bilen herkes, hemen hemen her gazeteci Doğu’ya bir kere uzandı. Gidip geldi ve yazdı gördüklerini. Ama hiçbiri Makal değildi onların. Makal da onlar gibi değil. O yüzden, Makal’ınkiler daha acılı, daha batan, daha neşterleyici soyundan. Yeraltında Bir Anadolu bugün Sağırlar ve Dilsizler Okulu Öğretmeni Makal’ın bağıra bağıra konuştuğu bir kitaptır.
Tarık Dursun K. (Milliyet)
Yeraltında Bir Anadolu, yazarın Bakanlık emrine alındıktan sonra gezdiği Doğu Anadolu’daki gözlemlerini yansıtmaktadır. Yeraltında yaşayan Doğu’nun köyünü ve köylüsünü dile getirmektedir. Gerçekçi yazarın bu incelemesi, köy sorunlarımızın anlaşılmasında yararlı olacaktır... Türker Acaroğlu (Cumhuriyet)
Köy sorunlarını çok iyi bilen ve başarılı eserleri yalnız Türkiyemizde değil, pek çok yabancı ülkede basılan değerli yazar Mahmut Makal’ın Yeraltında Bir Anadolu adlı eseri gerçekten büyük yankılar yapacak niteliktedir. Günümüzde Doğu sorunları günlük konu haline gelmiştir. Makal, çok iyi bildiği Anadolu’nun bu bölgesini dolaşmış, yeraltında yaşayan Anadolumuzu dile getirebilmek için değerli kalemini kullanmıştır. Yirminci yüzyıldaki Anadolu’yu aydınlarımızın bilmesinde, öğrenmesinde anlatılamayacak kadar isabet vardır.
Gerçekçi yazar Makal, bu incelemesiyle okura ve yarınki kuşaklara bir belge sunmaktadır.
Mehmet Ali Yalçın (MAY)
--reklam--
Yeraltında Bir Anadolu Alıntıları - Sözleri
- Ozanın dediği gibi: "Başkente kar yağıyor/ İki nokta üst üste/Eğer köye de yağıyorsa/ Üç nokta yan yana..."
- Bu kadar ödlek bizim okumuşlar, ne zannettiniz!
- Türkiyenin iç yüzünü gavurun bil memesini ister, köyün yoksulluğunu yazanlara basardınız damgayi. Yurdun köşesine bucağına dağılmış Amerikan conileri bunu hem de karşıt amaçla ya- pınca vatan hizmeti mi oluyor?
- Anadolu insanı zıtlıklar içinde gelip zıtlıklar içinde gitmekten yakasını kurtarmayacak mı?Biri çok varsıl,biri çok yoksul;biri bütün olanaklara sahip,öteki değil.Biri bağımsızlıktan yana,öteki uşaklığa fit.
- Sigaranın her çeşidine zam var. Şekere zam var. Benzine, gaza zam var. Hayrını görün bundangilli dünyanın, hayırlı olsun.
- Benim de öğretmenim olan Abdülkadir Ariç, 'Arama' diyor, 'buralarda eğitim adına bir şey arama artık. Zorla atanan öğretmenler gelir, bir yıl bile durmadan işini uydurup giderler. gelgeç yeri buralar. Yönetmelik, program, yasa hep lafta kalır. O yönden de buralara ulaşamaz devletin kolu. Onlar da turist gibi uğrar geçerler. Bakanlık yönetmelikleri uygulasa, öğretmenler üç yıl falan dursalar, daha verimli ve yararlı olurlar. Sonra da, malum burası Doğu. Asıl öğretmen pek geçmez elimize. Muvakkatlarla, vekillerle durumu idare ediyoruz. Müfettişlerimizin de hepsi jet. Öyle ya, Doğu burası...'
- Konu Allahın büyüklüğü, dünyanın her tarafı nda gözü kulağı olduğu, yani her yeri kapladığı konusudur. Hoca anl atmakta olsun, o sırada Bektaşi kapı önünden geçmektedir Kulak kabartır, sonrada kapıdan içeri girip dinlemeye başlar. Ne yerde, nene gökte, ne sağda, ne solda, mekanda ...Bektaşi bağırır: Ne yekinip durursun be Hoca. çabuk söyle nerdeyse, gidip derdimi anlatmak istiyorum ... Yada yok deyip kurtul.
- Nereye gideceğini bilmeyen bir toplum. Nereye götüreceklerini bilmeyen yöneticiler. Hedef belli değil, yol belli değil. Yurdun gereksinimi olan adamı yetiştirmezlerde, böyle yığın ortada koyarlar milletin çocuğunu. Bektaşi'nin çamurdan adam yaptığında olduğu gibi, binlerce yetiştirip salıverirler ortalığa...
- Kim söyleyebilir zaten bu insanların yürekleri burkulmadan, korkusuz, kaygısız bir gün geçirdiklerini? Hele böyle bir yılda. Ne evde tane ürün, ne elde avuçta metelik. Yıl yıldan iyi geleceği umut edildikçe de yıl yıldan kötü gelmekteydi.
- Soyguncular, hırsızlar, vatan satanlar, hiçbir zaman ahlaksız, namussuz olmamıştır bu ülkede. Aç çıplak yığınların uyanmaması ve karıştırdıkları haltları görmemeleri için, onlara çok değil, bir kaç kelimelik afyon koklatmışlardır. Milliyetçiler derneği kur, namazını kıl, allaha dua et.
- «Zamanın birinde şişko bir adam çöp gibi birisine raslamış. Ne bu be ! demiş, seni gören dunyayı açliktan ölüyor sanır. Elde l af mı yok, demiş ki öteki: Arkadaş, seni görenler de böyle olmamın sebebini keşfetmiştir.
- Valla Kemal'in devri başkadır ...Atatürk iyi padişahtı . Hökumet vardı. Bulgurumu, yorganımı elimden alsalar hökümete gidemem hinci ...
- Ya ölürsün Doğu köylüsünün cektiklerini çekerek ya da yaza ölmeden çıkıp insan olursun . İnsan olmak çekmekledir cunkü . Halkının yaşadığını iliklerinde duyarak ya şamakladır.
- İhtiyaç, ihtilal gibidir.
- Aziz Nesin'in dediğide doğru öyleyse: Türkiye koskoca bir açıkhava hapishanesidir .
--reklam--
Yeraltında Bir Anadolu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yeraltında Bir Anadolu: Mahmut Makal ve Fakir Bayburt okumak Anadolu'ya ve Türk insanına olan bakış açımı değiştirdi. Lisedeyken köy enstitüleri konusunu çok tartışmalı öğrendik. Gerçekten insanlar ikiye bölünmüştü ; aradan yıllar geçmesine rağmen işin özünü kavrayamamıştık. Bir ülkenin istikbali iktidar olma mücadelesi veren sığ politikacılara kurban gitmişti. 《☆☆☆》 Mahmut Makal 17 yaşında köy enstitüsünden mezun olup kendi köyüne yalın bir köyde öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Bugün çevrenizde köy enstitüsünden mezun olan bir öğretmen kalmadıysa bile mutlaka dedeleriniz bir köy öğretmeninden ders almıştır. Onlardan dinlediğinizde aldıkları eğitimi, kendinize biz ne öğrendik diye sorarsınız mutlaka. Köy enstitülerinin özünde bir sistem eleştirisi, bir değişim arzusu vardı. Biz bunu başaramadık. Müsade etmediler. Eğer köy hayatını, köylü insanı çağımızın şartlarına göre eğitip, özünü koruyabilseydik bugün tarımdan eğitime, eğitimde ekonomiye kadar pek çok sorunu çözebilirdik. 《☆☆☆》 Mahmut Makal tecrübelerini yazdığı ve gerçekleri anlattığı kitaplarından dolayı sürgün yedi, görevinden uzaklaştırıldı, rütbesi düşürüldü ve hapis yattı. Böylesine bir mücadele içinde yurt dışında eğitim aldı ve ders verdi. Eserleri birçok dile çevrildi ve 1967 yılında UNESCO tarafından dünya gençliğine örnek bir insan olarak seçildi. Peki biz böylesine bir insanın değerini bildik mi? Onun fikirlerinden, tecrübesinden faydalanmak yerine işini yapmak istediği için hayatı zindan ettik. 《☆☆☆》 Yeraltında Bir Anadolu kitabı Makal'ın 1960'lı yıllarda Anadolu gezerken yaşadığı ve şahit olduğu olayların küçük bir özeti. Anlatılanları okuyunca maalesef 50 yılda değişen bir şey olmadığını görüyorsunuz. Yollar artık asfaltlı ama medeniyete giden yollar hâlâ taşlık. Köylere elektrik geldi ama köylünün fikir dünyası hâlâ zifiri karanlık... (Murat Koçhan)
1940 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, köylerde kalkınmayı amaçlayan bir proje başlattı: Köy Enstitüleri. Kısa sürede 21 tane köy enstitüsü açıldı ve hızla öğretmen yetiştirmeye başladı. İşte bu köy enstitülerinden birinde, İvriz Köy Enstitüsü’nde yetişti Mahmut Makal. İlk yazılarını da 1940’lı yılların sonunda, iki bavulu üst üste koyup masa yaparak veya büyük bir taşın üstüne döşeme koyarak yazmaya başladı. Aksaray’ın köylerinde öğretmenlik yaparken, yazılarında köyün sosyal ve ekonomik yapısını kötü gösterdiği gerekçesiyle gözaltına alındı. UNESCO’nun 20. Yıldönümü nedeniyle, Santé de Monde’nin, "İstikbal yarışı kazanmak üzere çaba sarf eden insanlardan." seçtiği dört örnekten biri de Mahmut Makal’dır. Köy Edebiyatı akımını başlatan isim olan Makal, köy okullarında öğretmenlik, müfettişlik ve Kültür Bakanlığı’nda danışmanlık yapmıştır. Ağustos 2018’de hayatını kaybeden yazar, ardında birçok eser bıraktı. Yeraltında Bir Anadolu kitabı ise, üç ana bölümden oluşuyor: Doğu Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ve Orta Anadolu’da Her Şey Var ve Batı Acısı. Kitabın, Doğu Cephesinde Yeni Bir Şey Yok bölümü, yazarın Ünseli’ne doğru yaptığı yolculukla başlıyor. Kış mevsiminde doğu insanının ne şartlarda yaşadığını, yiyecek ekmek, içecek su, yakacak gaz ve tezek bulmanın bile ne kadar zahmetli olduğunu, hayvanlarını dahi binbir güçlükle nasıl sulayıp doyurduklarını anlatıyor. Tabii tüm bunları anlatırken siyasi ve toplumsal mesajlar vermeyi de es geçmiyor. Orta Anadolu’da Her Şey Var kısmı ise –Derde devadan gayrı- diyerek söze başlıyor. Yine köylünün dertlerini, dönemin hükümetinin halkın cahil kalması için elinden geleni yaptığını, meşhur Marshall yardımlarıyla Amerika’nın bizim tek dostumuzmuş gibi gösterildiği günleri anlatıyor. Kitabın sonunda da Ara Güler’in kadrajından Yeraltında Anadolu’dan fotoğraflar görüyoruz. Mahmut Makal ve Yeraltında Bir Anadolu; Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt gibi köy edebiyatı konusunda önemli eserler vermiş yazarları okuyan okurların severek okuyacağı bir yazar ve kitap. (Fox Mulder)
Dikkat spoiler içerir. Yokluk içindeki çaresiz köylüler. Kış bir dert, yaz ayrı bir dert. Türkçe bilmeyen çocuklar, Kürtçe bilmeyen öğretmenler. Sağlam gidilip, mutlaka hasta dönülen yerleşim yerleri. Eğitimin karşısındaki gerici unsurlar. 'Kızlarınızı neden okutmuyorsunuz' dendiğinde ' biz namuslu insanlarız' diye alınan cevaplar gibi bir çok başlık altındaki konuların ibret dolu öyküsünü okudum. (Mehmet Kesdal)
--reklam--
Yeraltında Bir Anadolu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mahmut Makal - Yeraltında Bir Anadolu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Yeraltında Bir Anadolu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mahmut Makal Kimdir?
Bir çiftçinin oğlu olarak Aksaray'da doğan Mahmut Makal, Konya Ereğlisi'nde bulunan İviz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Altı yıl köy öğretmenliği görevinde bulundu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne gitti. Mezun olduktan sonra çeşitli illerde ilköğretim müfettişliği yaptı, 1971'de Venedik Üniversitesi'ne giderek Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi verdi.
Köy öğretmenliği yaptığı dönemde, çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan Mahmut Makal, 1947 yılından başlayarak iki yıl süreyle Varlık dergisinde yayınlanan köy notları ve mektuplarıyla tanındı. Kırsal kesimde yaşayan insanların koşullarını son derece gerçekçi ve yalın bir dille kaleme aldığı bu notları ve mektupları 'Bizim Köy' adlı kitapta toplayan Mahmut Makal, geniş kitlelere seslenme imkanı buldu. Bu yazılarıyla Türk edebiyatında Köy Enstitülü yazarların ilki olarak bilinen Makal, köyü konu alan yeni bir edebiyat döneminin de ilk adımlarını attı. Bu türün ünlü isimleri, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın onun izinden yürüdü.
Bizim Köy'ün ardından yazdığı yazılarda da Anadolu'nun çeşitli köylerini anlatan yazar; köy, kasaba, eğitim sorunları, öğretmen kıyımlarını konu alan, izlenime dayalı notlarlar yazdı.
Eserleri:
Bizim Köy (1950), Köyümden (1952), Memleketin Sahipleri (1954), Kuru Sevda (1957), Köye Gidenler (1959), 17 Nisan (1959), Kalkınma Masalı (1960), Kamçı Teslimi (1964), Ötelerin Havası (1965), Yer Altında Bir Anadolu (1968), Bu Ne Biçim Ülke (1968), Zulüm Makinası - Öğretmen Kıyımı (1969), Kokmuş Bir Düzende (1970), Bizim Köy 75 (1976), Karanlığı Zorlayanlar (1976), Bir İşçinin Günlüğünden (1980), Ağlatı (1989), Anımsı-Acımsı (1990), Bakırdaki Kıvılcım (1992)
--reklam--
Mahmut Makal Kitapları - Eserleri
- Bizim Köy
- Köy Enstitüleri ve Ötesi
- Hayal ve Gerçek
- Kuru Sevda
- Yeraltında Bir Anadolu
- Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler
- Memleketin Sahipleri
- Anımsı Acımsı
- Bir İşçinin Günlüğünden
- 17 Nisan
- Köye Gidenler
- Deli Memedin Türküsü
- Ötelerin Havası
- Değişenler
- Ağlatı
- Kalkınma Masalı
- Zulum Makinası
- Bu Ne Biçim Ülke?
- Halktan Ayrı Düşenler
- Bizim Köy
- Karanlığı Zorlayanlar
- Deli Memedin Türküsü
- Bizim Köy
- Memleketin Sahipleri - Köye Gidenler
- Hayal Ve Gerçek
- Kamçı Teslimi
--reklam--
Mahmut Makal Alıntıları - Sözleri
- Ardindan Orhan Veli geliyor, « icmeyip de ne haltedeceksin?» diyor. icmek!.. Orhan gitti. Cahit bu yuzden dustu bu hale .. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Ay yoksulların lambasıdır. (Memleketin Sahipleri)
- Fatma Ankara Hastahanesinde çalışıyor. Trabzonun Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. «Yaşını biliyor musun?» diyorum. «On dört» diyor. «Peki ama on dört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?» «Babam on sekize çıkarttı.>> Yaşı on dörttür ama, bırakmamışız on dörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp on sekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna. Babasının kör isteği uğruna, ayakta kalabilme uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninin gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın. Bir ak önlük beribenzer. Bir ak örtü başına. Bir elinde su leğeni, bir elinde fay kutusu. Odalar, odalar. Musluklar, banyolar, pencere camları, kapı kolları, etajerler... Sonra gelsin yemek tepsileri, toplansın yemek kapları.. Silmeye, taşımaya, getirmeye - götürmeye: FATMA. Saffet Hanımlar, Saynur Hanımlar da hemşire ya da hemşire adayıdırlar sözgelimi. Hemşire adaylara söylenir görevi gereği: «Etajerlere bakın, toz toprak varsa sildirin...» Her biri bir odaya girer adayların. Etajerlerin gözlerini takırtıyla çekip, ondan sonra bağırırlar: «Fatma!» Fatma günde on yedi saat çalışıyor. Kaytarma bilmediği gibi dinlenme de bilmiyor. Çok çalıştığını, bu yaşta dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylediğinizde darılır. Kendisine en kötü telkini yaptığınızı düşünür. «Çalışmayacam da işim ne burada?» der. Sorarsanız, aydan günden, okumadan yazmadan olduğu kadar, saatten dakikadan da haberi olmamıştır. Haktan hürriyetten hiç olmayacak bu gidişle. Fatma okulsuz, Fatma sağlıksız, sapsarı. Fatma kendinin farkında değil. (Kalkınma Masalı)
- Ah ! En küçük bir çıkar karşısında ,insanları kardeşlerine düşman eden cehalet. (Bizim Köy)
- Camisiz köy, minaresiz cami kalmamalıdır. Ezanın Arapça okunmasını sağlamak ilk işimiz olacaktır. (Köye Gidenler)
- Tezek dumanı bacaları çabuk tıkadığından içerinin dumanlanmasından sonra kapının açılması ''tilki çıkarmak'' deyimiyle anlatılır. (Kamçı Teslimi)
- Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı? (Kuru Sevda)
- "Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek o da yeter." (Bizim Köy)
- Çocuğun konuşamamasını bir hata saymıyorum. Bunlar asırlardan beri sustukları için elbette birden bire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğiniz şey konuşturmak, konuşmalarını ve düşüncelerini söyleyebilmelerini sağlamak olmalıdır! (17 Nisan)
- Ne deseniz, yüzyılların kuşaktan kuşağa bıraktığı ve Anadolu köylüsünün iliğine işlemiş olan kendi yağı ile kavrulma alışkanlığını kırmada etkili olamıyorsunuz. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Neydi Makal'ın suçu ? Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halk kalkınamayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak... (Zulum Makinası)
- Antalya dolaylarındaki Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı Behçet Uz gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, sayın bakan da onlara “nutuk” atacak. Tarih boyunca onlar nutuk atmış karşısındakiler ses çıkarmadan dinlemiştir. Ama bu kez bir aksilik olur. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan “ Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor…” demeye, Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünüzü ettiğiniz öğrenci benim herkesi suçlamayın!” der. Köy Enstitüsü öğrencileri, paçası lastikle büzülen golf pantolon giymektedirler. Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır. Ayrıca, Köy Enstitüsü öğrencileri, giysilerin, yattıkları ve çalıştıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalarıyla, düzgün yerleştirmeleriyle bilinirler. Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a “Sen benimle idareye gel!” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır. Doğallaşmıştır. Saygı-sevgi sınırı içinde müdür de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi, olan engeller de ortadan kaldırılmıştır. 1989 yılında İzmir’de ve İstanbul Küçükköy’de birer lise öğrencisi düşündüklerini söyledikleri gerekçesiyle okullarından atılmışlar, akıllarından kuşkulanılarak adli tıbba yollanmışlar ve mahkeme edilmişlerdir. Küçükköy’deki öğrenci, kendisini eleştirdiği için Başbakanca mahkeme verilmiştir. Oysa eğitimin tek ereği, gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir. Toplumların gereksinimi de bu tiptir. Şimdi Aksu Köy Enstitüsü’nün idare binasına gelelim: Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?” Aksakal: “Ben düşündüklerimi söylerim.” Bakan: “ Seni gittiğin her yerde izleteceğim!” Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.” (Deli Memedin Türküsü)
- Deniz kiyisinda birkac saat kaldik. Aslinda denize girecektik. Hava sogudugu icin yalniz Yasar Kemal girdi. Onu da Sait taşladı. Gozüne sövdü. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar... (Kalkınma Masalı)
- Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir. (Köy Enstitüleri ve Ötesi)
- Kendimize gelmeli, sağlam bir tutumla, korkusuzca iyi yayınların bütün okullarımıza sokulması için harekete geçmeliyiz. Ortaya sağlam ilkeler koymalı, günümüzle bağdaşmayan "okutmaktan korkma" anlayışını yırtıp atmalıyız. Çocuklarımızın okuma sorununu gelişigüzellikten, dilencilikten kurtarmalıyız. Çünkü, elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz!... (Halktan Ayrı Düşenler)
- Köy enstitüleri robot değil, düşünen, düşündüğünü uygulayan nitelikte ögretmenler yetiştirmiştir. Ezberelikten bu memleketin neler kazandığını ise birbirimize sormadan kestirebiliriz. (17 Nisan)
- Biz çoğunlukla düşünmeden yargısını belirtmek eğiliminde olan bir toplumun bireyleriyiz. Davranışlardan çok dış görünüşler, biçimler ilgilendiriyor bizi. Böyle düşüne düşüne, gerçekten uzaklaşıyor, ufacık bir görüntüden tutun da yurt sorunlarına kadar her şeyi daracık açılardan görmiye alışıyoruz. (17 Nisan)
- Bu 1946 tarihi, aynı zamanda o yıl eğitim bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer'in, İlköğretim genel müdürlüğü'nden uzaklaştırdığı Hakkı Tonguç'a (Enstitülerin fikir babası) suçunun ne olduğunu anlattığı tarihtir: 'Hakkı, köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden önce okumayı öğrettin sen!' (Deli Memedin Türküsü)
- « Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. - 'Yaşını biliyor musun?' diyorum. - 'Ondört' diyor. - 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?' - 'Babam onsekize çıkarttı.' Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.» (Kuru Sevda)
Yorumlar
0 yorum