Kitap Künyesi
Yazar: Mahmut Makal
Yayın Evi: Literatür Yayıncılık
İSBN: 9789750404489
Sayfa Sayısı: 238
--reklam--
Köy Enstitüleri ve Ötesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Değeri dış ülkelerce de kabul edilmiş ve yapıtları birçok yabancı dile çevrilmiş olan seçkin eğitimci Mahmut Makal güçlü yazarlığını da bu alana adamış bir savaşçıdır. Bilirsiniz, köyden ilk tabloları sergileyerek acı gerçeklerin ürpertisini, ülke sorunlarına yabancı her alanın aydınlarına duyuran odur. Ve daha o zaman çarpıcı anlatım gücüyle, özgün biçimiyle usta bir yazıneri olduğunu da ortaya koymuştur.
Kimin ve neyin yazarı olduğunun bilincinde, kişiliğini oluştururken yaman bir toplumbilimciliği de ekledi bu oluşuma. Bilimin soyutundan eğitim ve uygulamanın somutuna geçerken karanlığın üstüne yürüyüp yığınlara ışık olmayı başaran yazarın, bu yapıtında dikkati çeken özelliklerden biri de, Köy Enstitülerindeki “iş eğitimi” uygulamasının köy yaşamında meyvelerini verdiğini örneklemesidir. Enstitü çıkışlı öğretmenlerin köyün tarımsal, eğitsel ve toplumsal yaşamında görülen yeniliklerdeki başarıları bugün artık somut olarak ortadadır.
Makal bu yapıtında Köy Enstitülerinde uygulanan çağcıl eğitimi ayrıntılarıyla anlatırken, Enstitüler kapatıldıktan sonra uygulanmaya başlanan çağdışı eğitime de ışık tutmaktadır...
Sami Karaören
--reklam--
Köy Enstitüleri ve Ötesi Alıntıları - Sözleri
- eğitimimiz ve de geleceğimiz olduğu apaçık ortadadır."
- İnceledikçe bağımsızlığın boynu Kalınlaşır boyunduruk Kan etmiş ekmeğimi yabancı tekme Suyumu irin etmiş, yerli yumruk Barış yiyip savaş kusar Et koynumda kör bir güvercin Ben türküm ya sen nesin Oturup emperyalist kucağına Altın kaşıkla mama yemişsin Ben mağarada, samanlıkta, ahırda Allah'ın emri emperyalizmin kavliyle Dünyaya borçlu gelmişim Vergi etmişim, yorganımı faiz etmişim Sen çıkıp milletin yorgun sırtına 'Milliyetçiyim' demişsin.
- İlk ve orta dereceli okullara din dersleri koyup çocuklara anlamını bilmedikleri Arapça sureleri ezberletiyoruz. Bilimselliğe ve olumluya karşı bir uygulamayı yürütmekte direniyor, boş inanışlarla kafa karıştırmayı sürdürüyoruz.
- Bilgili insan yönünden ülkemizin yoksul olduğunu söyleyemeyiz. Sanırım karakterli insana gereksinimi var.
- Köy Enstitülerine karşı olanlar dün olduğu gibi bugün de eğitimciler, düşünürler değil; politikacılar, din ve mukkaddesat bezirganları, sözde ulusçulardır.
- Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir.
- Bizim köyde muhtarlığı, geniş tarlalara ve birkaç sürüye sahip olan adam alır. Muhtar, aptal olmasına rağmen misafirlerini ağırlamasını ve şehirdeki işlerini yürütmesini bilir. Bucak müdürü ile ahbaptır. Tabii bucak müdürüyle nasıl ahbap olunur bilirsiniz. Bunda değişen, kırk yıl sonra, yani demokrasi geldikten sonra, Meclis'e girmenin de para zoruyla olduğudur.
- "Elinizdeki öğrenciyi öyle bir hale getireceksiniz ki, bir gün onlara maaş verilmese, yani memleket veremeyecek duruma gelse, felaketler birbiri üstüne yığılsa, onları ateş içinde bıraksa, yine onlar maaşların verildiği, ekmeklerin serbest satıldığı devirdeki haletiruhiye gibi sağlam bir imanla işlerini görebilmelidir..." Gerçekten böyle oldular. Her gün sınav verip yüz akıyla çıkıyorlar.
- Bütün iş bu “biz-siz” davasından çıkıyor. Biz bir toplumuz. Devletin yaptığı da ulusun parasıyla olmuyor mu? Bunu bile bilinçsiz halkımızdan saklayıp duruyoruz.
- Etle tırnağı ayırmaktan farkı ne çocukları böyle ayırmanın ? Laf başında okulun ,hayatın bir parçası olduğunu söyler dururuz. Ayrı oturmakla onları hem birbirinden ,hem hayattan koparıp aldığımızı neden düşünmeyiz? Okulda bulundukları saatler dışında gene bir arada oynamak , çalışmak o çocuklar için kaçınamayacakları bir doğa yasasıdır.Okula gelince de ayrı oturmak ? Kafalarında okulun hayatla ilgisi olmayan,yasaların koyduğu zorunluluk yüzünden belli bir süre için gidilecek sıkıcı bir yer olduğu kendiliğinden yerleşmiyor mu ? Ondan sonra da basarız bağırtıyı:Yok efendim ,okullarımız hayat adamı yetiştirmiyor,okumuşlar hayata atılınca apışıp kalıyorlar.Yok efendim gençlerde ahlak kalmadı…
- Fikirler, işkence ile imha edilemezler. İmha için tek çare, herhangi bir fikrin karşısına daha kuvvetli fikirlerle çıkmaktır.
- Hayat pahalılığının lafını ederken işin üretimle ilişkili olduğunu herhalde gözden ırak tutamayız. Doğadan yararlanarak üretimi artırmak, Köy Enstitülerinde başlıca ilkelerden biriydi. Bunu bir ulus olma açısından düşünürsek, kendi kendine yetmenin yolu başka yerden geçemez.
- Küçükten büyüğe yurt yönetiminde görev almış olanlar, yasaların ve yönetmeliklerin ruhuna göre değil; efendilerinin ve kendi çıkarlarının isterlerine göre davranış göstermişlerdir. Bunun sonucu olarak da halk yada devlet işyarı(memuru) zarara uğramıştır. Yüzyılların verdiği bu kör ve kötü alışkanlığı ne yazık ki yenebilmiş değiliz.
- Köy Enstitüleri için en iyi övgüyü Tevfik İleri yazmıştır:” Bugün dileğimiz, Türkiye için çok faydalı olan bu Köy Enstitüleri davasının muvaffak olması, gerçekleşmesidir...” Bunu yazan Tevfik İleri, Eğitim Bakanı olunca 1954’te çıkarttığı yasayla Köy Enstitülerinin kapanmasını sağladı. Gel de inanma “politika ikiyüzlülük sanatıdır ve insanı insanlıktan çıkarır” diyenlere...
--reklam--
Köy Enstitüleri ve Ötesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Öncesiyle sonrasıyla köy enstitüleri: Cumhuriyetin ilanından sonra girişilen bağımsız devlet hamlesinin, eğitim ayağındaki en önemli projesidir köy enstitüleri. Latin alfabesine geçtikten sonra hızla artan okuma yazma seferberliğinin bir ayağıdır bu proje. Köy enstitüleri kurulurken esas amaç geri kalmış köylerin kalkindirilmasi, köy çocuklarınin okutulmasiydi. Gerilik sadece temel bilimlerde değil, köy yaşamını ilgilendiren bilgilerde de çok büyüktü. Bu amaçla yola çıkılarak, Hasan Ali Yücel ve ilköğretim okulları müdürü İsmail Hakkı Tonguç köy enstitülerini kurdular. Kısa zamanda da büyük yararliliklar gösterdiler. Bu okullardan mezun olan öğretmenler, gittikleri köylerde sadece öğrencileri değil, onlarin ebeveynlerini de egittiler,yol gösterdiler. İşte böyle başarılı bir proje olan köy enstitüleri, ABD'nin direktifi ile kapatıldı. Sebep göstermeleri gerekiyordu, orada da dini devreye soktular. Komünizm propagandasi yapıyorsan tütün, kız erkek birarada olmaza kadar işi cirkinlestirdiler. Sonunda da kapandı bu okullar. Başrolde demokrat parti, ve özellikle görevlendirildiği belli olan Kazım Karabekir ve Şemsettin Günaltay. Yurt dışından birçok aydinin da gıptayla baktığı bu kurumlar birilerini rahatsız ettiği için kapatıldı. Ezberci, sorgulamayan, uygulamadan uzak yeni okullar oluşturuldu. Bu kitap özelinde kendisi de köy enstitü çıkışlı Mahmut Makal , bu okullarin nasıl işlediğini, hangi derslerin nasıl uygulandığını, tanımlarla ve gordukleriyle anlatıyor. Sonrasındaki durumu da yorumluyor. Ayrıca, bulunduğu bölgede, köylülerin hayatını olumlu anlamda nasıl guzellestirdigini de. İşte bu da böyle ibretlik bir kitap. İyi okumalar. (Barış)
Mahmut Makal'ın köy enstitülerini anlatan bu eseri; köy enstitülerinin kuruluş felsefesini, enstitüler kurulduktan sonra köye ve köy çocuklarının eğitimine ve köyün üretimine nasıl faydası olduğu anlatılmaktadır. Ayrıca köy enstitüleri kapatıldıktan sonra Türk eğitim sistemi ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir. Mahmut Makal'da aynı zamanda bir Köy enstitüsü öğrencisidir ve bir eğitmendir. Köy enstitüleri, köy çocuklarını alıp uygulamalı bir eğitimle eğitiyor ve köylerine bilinçli bir şekilde gönderip köylünün ve köydeki çocukların bilinçlenmesini sağlıyordu. Tarımdan hayvancılığa, sağlıktan eğitime her konuda bilinçli olan öğretmenler köylüyü bilinçlendirmiş tarımsal üretimin daha modern daha etkili olmasını sağlamışlardır. Köy Enstitüleri, köylünün bilinçlenmesini sağladığı için ağaları ve siyasi kesimleri, din bezirganlarını rahatsız etmiştir. Kızlar ve erkeklerin beraber eğitim alması üzerinden komünist anlayışı yaydığı gerekçesiyle demokrat parti iktidarı döneminde kapatılmıştır. Enstitüler kapatılmasaydı hedeflenen programa göre 1956 yılında bütün köylerde enstitü ve öğretmen olacak, öğretmensiz köy kalmayacaktı. Mahmut Makal Enstitüler kapatıldıktan sonra bütün Anadolu'yu gezmiş Anadolu'nun koylerinin okulsuz ve öğretmensiz kaldığına şahitlik etmiştir. Eğitimsiz kalan köylü ağaların, şeyhlerin ve eşkıyanın insafına kalmıştır. Yokluk ve cehaletin elinde Anadolu köylüsü büyük bir ızdıraba terk edilmiştir. Kitabın arka kısmında Köy Enstitüleriyle ilgili yazılmış diğer kitaplara da yer verilmiştir. İyi okumalar dilerim... (Şeref Namalır)
1 Ekim 2019 Salı 19:28 Sadece 17 kez okunmuş Mahmut Makal'ın bu eseri. Evet sadece 17 onunda deyimi ile: "Şöyle inceden inceye bir düşünmeye başlasak utançtan yerin dibine geçmek işten bile değil" Ne kadar da haklı değil mi, utançtan yerin dibine girmemiz gerekiyor lakin biz kafamızı kuma gömmüş vaziyette hayata devam ediyoruz. Mahmut Makal bu eserini İsmail Hakkı TONGUÇ'un anısına yazdı. Tonguç Baba'ya olan sevgisinin büyüklüğünü her daim anlatır Makal çünkü onu kaderi olan köy işçiliğinden kurtaran ve en büyük köy edebiyatı temsilcilerinden biri yapan Tonguç Babadır. Ben Enstitüler konusu geçince duygulanıyorum, onlar hakkında yazılan bir kitabı okurken, çekilen bir belgeseli, filmi izlerken gözlerim dolu dolu takip ediyorum. Bazen dayanamıyor okumalarımı erteliyorum. Bu zayıflıktan kaynaklanmıyor yaptıkları eğitim devriminin büyüklüğüne olan saygıdan ve onlara karşı yürütülen ahlaksız, seviyesiz saldırı ve insanlık dışı iftiraları hatırlamaktan kaynaklanıyor. Okumuyoruz, okusak felsefelerinin çağdaşlık seviyesini anlayacağız ben bir eğitim fakültesi mezunu olarak eğitim konusunda ülkemin haline çok üzülüyorum. Geri kalan şeylerin hepsinin bozulma kaynağı eğitim sistemi olduğu için buna üzülsek yeterlidir. Mahmut Makal kitabında şahlanan köy çocuklarının nasıl saf dışı bırakıldığını satırlarında ifade ediyor. İlk önce uyanışın başladığı köyler Enstitüler kapatılarak sistemin dışına itiliyor. Öğretmen okullarına şehirli burjuvalar dolduruluyor ve bu burjuva öğretmenler köylere mutsuz gidiyor ya da gittikten sonra araya adam sokup rapor alarak yeniden şehirlere kaçıyor. Bu tanım size yabancı geliyor mu sevgili öğretmenler?Ağlayarak göreve giden arkadaşlar tanıyorum. Köyün ne olduğunu bile bilmiyor AVM köşelerinde Starbucks kahveleri ile büyüyen bir nesilden köy kalkınmalarına destek l bekliyorsanız hayal gücünüzü zorlamış olursunuz. Mahmut Makal ikinci olarak laik eğitim sisteminin yok edilmesi ve sistematik olarak imam hatip okullarının artışı ile ilerlemekten aciz hale gelen eğitim sisteminin çürüyen kısımlarının başlangıcına değiniyor. Ondan sonra üç beş hükümet yanlısı eğitimcinin hazırlandığı kitapların kalitesizliği ve dini programlara göre yetiştirilen öğrencilerin ilköğretim öğretmenliğine atanmalarına olanak sağlayan hükümetleri anlatıyor size. Yani kısaca devlet eliyle çürüyen eğitim sistemini çok iyi anlıyoruz. Devlet köylüye prangalarını takan en büyük aktör olarak gözüküyor. Devleti yönetenler bir avuç aristokrasisi mensubu ve bu insanlar çıkarları için milyonlarca öğrenciyi bile feda edebilecek çılgınlığı göze alabilir. Konuşacak daha çok şey var lakin bu konuda yazarken manevi olarak çok yorulduğumu hissediyorum. O yüzden okumaktan başka çaremiz yok kendine laik ve aydın bir eğitim sistemi savunucusu diyen her öğretmen köy enstitüleri hakkında yazılan her şeyi bilmelidir. Köy insanının kalkınması ile çağdaş uygarlık düzeyine ulaşılacağını bilmeli ve dünyaya örnek olan bu girişimi çok adi ve çok ahlâksız nedenlerle yok edenleri bilmeli... Mahmut Makal'ın özet bir şekilde hayatı ondan sonra bana göre izlemenmesi gereken belgesel ve filmler ile sonlandırıyorum. MAHMUT MAKAL KİM? Köy edebiyatı hareketinin ilk temsilcilerinden, yazar, düşün insanı, ama onlardan önce Cumhuriyet aydınlanmasının en önemli kurumu, İvriz Köy Enstitüsü ve Gazi Eğitim Enstitüsünde özgürleşme eylemini üreten öğretmen, yurtsever aydın. ‘İvriz Tonguç Işığının’ en önemli temsilcisi bir halk çocuğu… Mahmut Makal, Aksaray iline bağlı Demirci köyünde 1930 yılında doğdu. İlkokulu köylülerin imecesi ile yapılan kendi köyünün ilkokulunda tamamladı. 1943 yılında İvriz Köy Enstitüsü öğrencisi oldu. Edebiyata şiirle başladı. İlk olarak 1945’te “Türk’e Doğru” ve 1946’da “Köy Enstitüsü” dergilerinde şiirler yazdı. Varlık dergisindeki “Köy Notları” ile dikkat çekti. 1947′de İvriz Köy Enstitüsünü bitirdikten sonra altı yıl köy öğretmenliği yaptı. Ocak 1950’de öğretmenlik yıllarındaki gözlemlerini “Bizim Köy” adlı bir kitapta yayımlayarak büyük yankı uyandırdı. 1950 yılında kitap dört basım yaptı. Ülkeyi yönetenlerin görmek istemediği köy gerçeğini topluma sunmuştu… Makal ile başlayan bu köy gerçekliğini topluma sunma çabası 1950 sonrası Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Dursun Akçam ve diğer enstitülü yazarlarca sürdürüldü. Köy Edebiyatı akımının başlangıcı olarak anılan bu kitap nedeni ile tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldı. Öğretmenlikten sonra 1953 yılında Fakir Baykurt’un “Halk Üniversitesi” adını verdiği Gazi Enstitüsüne girdi ve o yıllarda Fransa’da Avrupa Sosyoloji Merkezine araştırma yapmaya gitti. 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden İstanbul milletvekili adayı oldu. Sırasıyla Antalya, Ankara ve Adana bölgesinde ilköğretim müfettişliğinde bulundu. 1971’de İstanbul Sağır ve Dilsizler Okulunda Türkçe öğretmeniyken görevi bıraktı. 1971-1972 yılları arasında Bizim Köy Yayınları’nı yönetti. 1972 yılında Venedik Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. 1979 başında Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı’nın danışmanı oldu ve Kültür Yüksek Kurulu üyeliği ve sekreterliği yaptı. Daha sonraki yıllarda da yazmaya, düşüncelerini paylaşmaya, Köy Enstitülerini anlatmaya hep devam etti. Makal’ın 88 yıllık onurlu kısa özgeçmişi böyle. https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/08/16/mahmut-makal-canlandirilacak-koyden-bizim-koye Mahmut Makal Köy Enstitülerini Anlatıyor: https://youtu.be/Ua5NYWY9Yv8 Köy Enstitüleri Belgeseli https://youtu.be/xaFpyN8UrYw Toprağın Çocukları https://youtu.be/OjlqlgUwCiE Yücel'in Çiçekleri https://youtu.be/ENHfGoaPzV0 "Yarım Kalan Mucize https://www.youtube.com/watch?v=VTxmrcIFJH0 (Adem Yüce)
--reklam--
Köy Enstitüleri ve Ötesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mahmut Makal - Köy Enstitüleri ve Ötesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Köy Enstitüleri ve Ötesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mahmut Makal Kimdir?
Bir çiftçinin oğlu olarak Aksaray'da doğan Mahmut Makal, Konya Ereğlisi'nde bulunan İviz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Altı yıl köy öğretmenliği görevinde bulundu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne gitti. Mezun olduktan sonra çeşitli illerde ilköğretim müfettişliği yaptı, 1971'de Venedik Üniversitesi'ne giderek Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi verdi.
Köy öğretmenliği yaptığı dönemde, çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan Mahmut Makal, 1947 yılından başlayarak iki yıl süreyle Varlık dergisinde yayınlanan köy notları ve mektuplarıyla tanındı. Kırsal kesimde yaşayan insanların koşullarını son derece gerçekçi ve yalın bir dille kaleme aldığı bu notları ve mektupları 'Bizim Köy' adlı kitapta toplayan Mahmut Makal, geniş kitlelere seslenme imkanı buldu. Bu yazılarıyla Türk edebiyatında Köy Enstitülü yazarların ilki olarak bilinen Makal, köyü konu alan yeni bir edebiyat döneminin de ilk adımlarını attı. Bu türün ünlü isimleri, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın onun izinden yürüdü.
Bizim Köy'ün ardından yazdığı yazılarda da Anadolu'nun çeşitli köylerini anlatan yazar; köy, kasaba, eğitim sorunları, öğretmen kıyımlarını konu alan, izlenime dayalı notlarlar yazdı.
Eserleri:
Bizim Köy (1950), Köyümden (1952), Memleketin Sahipleri (1954), Kuru Sevda (1957), Köye Gidenler (1959), 17 Nisan (1959), Kalkınma Masalı (1960), Kamçı Teslimi (1964), Ötelerin Havası (1965), Yer Altında Bir Anadolu (1968), Bu Ne Biçim Ülke (1968), Zulüm Makinası - Öğretmen Kıyımı (1969), Kokmuş Bir Düzende (1970), Bizim Köy 75 (1976), Karanlığı Zorlayanlar (1976), Bir İşçinin Günlüğünden (1980), Ağlatı (1989), Anımsı-Acımsı (1990), Bakırdaki Kıvılcım (1992)
--reklam--
Mahmut Makal Kitapları - Eserleri
- Bizim Köy
- Köy Enstitüleri ve Ötesi
- Hayal ve Gerçek
- Kuru Sevda
- Yeraltında Bir Anadolu
- Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler
- Memleketin Sahipleri
- Anımsı Acımsı
- Bir İşçinin Günlüğünden
- 17 Nisan
- Köye Gidenler
- Deli Memedin Türküsü
- Ötelerin Havası
- Değişenler
- Ağlatı
- Kalkınma Masalı
- Zulum Makinası
- Bu Ne Biçim Ülke?
- Halktan Ayrı Düşenler
- Bizim Köy
- Karanlığı Zorlayanlar
- Deli Memedin Türküsü
- Bizim Köy
- Memleketin Sahipleri - Köye Gidenler
- Hayal Ve Gerçek
- Kamçı Teslimi
--reklam--
Mahmut Makal Alıntıları - Sözleri
- Ardindan Orhan Veli geliyor, « icmeyip de ne haltedeceksin?» diyor. icmek!.. Orhan gitti. Cahit bu yuzden dustu bu hale .. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Ay yoksulların lambasıdır. (Memleketin Sahipleri)
- Fatma Ankara Hastahanesinde çalışıyor. Trabzonun Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. «Yaşını biliyor musun?» diyorum. «On dört» diyor. «Peki ama on dört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?» «Babam on sekize çıkarttı.>> Yaşı on dörttür ama, bırakmamışız on dörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp on sekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna. Babasının kör isteği uğruna, ayakta kalabilme uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninin gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın. Bir ak önlük beribenzer. Bir ak örtü başına. Bir elinde su leğeni, bir elinde fay kutusu. Odalar, odalar. Musluklar, banyolar, pencere camları, kapı kolları, etajerler... Sonra gelsin yemek tepsileri, toplansın yemek kapları.. Silmeye, taşımaya, getirmeye - götürmeye: FATMA. Saffet Hanımlar, Saynur Hanımlar da hemşire ya da hemşire adayıdırlar sözgelimi. Hemşire adaylara söylenir görevi gereği: «Etajerlere bakın, toz toprak varsa sildirin...» Her biri bir odaya girer adayların. Etajerlerin gözlerini takırtıyla çekip, ondan sonra bağırırlar: «Fatma!» Fatma günde on yedi saat çalışıyor. Kaytarma bilmediği gibi dinlenme de bilmiyor. Çok çalıştığını, bu yaşta dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylediğinizde darılır. Kendisine en kötü telkini yaptığınızı düşünür. «Çalışmayacam da işim ne burada?» der. Sorarsanız, aydan günden, okumadan yazmadan olduğu kadar, saatten dakikadan da haberi olmamıştır. Haktan hürriyetten hiç olmayacak bu gidişle. Fatma okulsuz, Fatma sağlıksız, sapsarı. Fatma kendinin farkında değil. (Kalkınma Masalı)
- Ah ! En küçük bir çıkar karşısında ,insanları kardeşlerine düşman eden cehalet. (Bizim Köy)
- Camisiz köy, minaresiz cami kalmamalıdır. Ezanın Arapça okunmasını sağlamak ilk işimiz olacaktır. (Köye Gidenler)
- Tezek dumanı bacaları çabuk tıkadığından içerinin dumanlanmasından sonra kapının açılması ''tilki çıkarmak'' deyimiyle anlatılır. (Kamçı Teslimi)
- Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı? (Kuru Sevda)
- "Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek o da yeter." (Bizim Köy)
- Çocuğun konuşamamasını bir hata saymıyorum. Bunlar asırlardan beri sustukları için elbette birden bire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğiniz şey konuşturmak, konuşmalarını ve düşüncelerini söyleyebilmelerini sağlamak olmalıdır! (17 Nisan)
- Ne deseniz, yüzyılların kuşaktan kuşağa bıraktığı ve Anadolu köylüsünün iliğine işlemiş olan kendi yağı ile kavrulma alışkanlığını kırmada etkili olamıyorsunuz. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Neydi Makal'ın suçu ? Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halk kalkınamayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak... (Zulum Makinası)
- Antalya dolaylarındaki Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı Behçet Uz gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, sayın bakan da onlara “nutuk” atacak. Tarih boyunca onlar nutuk atmış karşısındakiler ses çıkarmadan dinlemiştir. Ama bu kez bir aksilik olur. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan “ Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor…” demeye, Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünüzü ettiğiniz öğrenci benim herkesi suçlamayın!” der. Köy Enstitüsü öğrencileri, paçası lastikle büzülen golf pantolon giymektedirler. Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır. Ayrıca, Köy Enstitüsü öğrencileri, giysilerin, yattıkları ve çalıştıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalarıyla, düzgün yerleştirmeleriyle bilinirler. Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a “Sen benimle idareye gel!” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır. Doğallaşmıştır. Saygı-sevgi sınırı içinde müdür de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi, olan engeller de ortadan kaldırılmıştır. 1989 yılında İzmir’de ve İstanbul Küçükköy’de birer lise öğrencisi düşündüklerini söyledikleri gerekçesiyle okullarından atılmışlar, akıllarından kuşkulanılarak adli tıbba yollanmışlar ve mahkeme edilmişlerdir. Küçükköy’deki öğrenci, kendisini eleştirdiği için Başbakanca mahkeme verilmiştir. Oysa eğitimin tek ereği, gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir. Toplumların gereksinimi de bu tiptir. Şimdi Aksu Köy Enstitüsü’nün idare binasına gelelim: Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?” Aksakal: “Ben düşündüklerimi söylerim.” Bakan: “ Seni gittiğin her yerde izleteceğim!” Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.” (Deli Memedin Türküsü)
- Deniz kiyisinda birkac saat kaldik. Aslinda denize girecektik. Hava sogudugu icin yalniz Yasar Kemal girdi. Onu da Sait taşladı. Gozüne sövdü. (Bir İşçinin Günlüğünden)
- Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar... (Kalkınma Masalı)
- Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir. (Köy Enstitüleri ve Ötesi)
- Kendimize gelmeli, sağlam bir tutumla, korkusuzca iyi yayınların bütün okullarımıza sokulması için harekete geçmeliyiz. Ortaya sağlam ilkeler koymalı, günümüzle bağdaşmayan "okutmaktan korkma" anlayışını yırtıp atmalıyız. Çocuklarımızın okuma sorununu gelişigüzellikten, dilencilikten kurtarmalıyız. Çünkü, elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz!... (Halktan Ayrı Düşenler)
- Köy enstitüleri robot değil, düşünen, düşündüğünü uygulayan nitelikte ögretmenler yetiştirmiştir. Ezberelikten bu memleketin neler kazandığını ise birbirimize sormadan kestirebiliriz. (17 Nisan)
- Biz çoğunlukla düşünmeden yargısını belirtmek eğiliminde olan bir toplumun bireyleriyiz. Davranışlardan çok dış görünüşler, biçimler ilgilendiriyor bizi. Böyle düşüne düşüne, gerçekten uzaklaşıyor, ufacık bir görüntüden tutun da yurt sorunlarına kadar her şeyi daracık açılardan görmiye alışıyoruz. (17 Nisan)
- Bu 1946 tarihi, aynı zamanda o yıl eğitim bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer'in, İlköğretim genel müdürlüğü'nden uzaklaştırdığı Hakkı Tonguç'a (Enstitülerin fikir babası) suçunun ne olduğunu anlattığı tarihtir: 'Hakkı, köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden önce okumayı öğrettin sen!' (Deli Memedin Türküsü)
- « Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha. - 'Yaşını biliyor musun?' diyorum. - 'Ondört' diyor. - 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?' - 'Babam onsekize çıkarttı.' Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.» (Kuru Sevda)
Yorumlar
0 yorum