Kitap Künyesi
Yazar: İlker Başbuğ
Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
İSBN: 9786052982877
Sayfa Sayısı: 464
--reklam--
Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Tarih ilerisini göremeyenler için çok acımasızdır.
Dünü bilmeden ve anlamadan ileriyi görebilmek ise mümkün değildir.
İlker Başbuğ’un bu kitabı, “şu padişah döneminde şu savaşlar, şu padişah döneminde şu olaylar oldu” ya da “şu padişah döneminde Osmanlı’nın toprakları şu kadar büyüdü veya küçüldü” kitabı değildir. Kitap o savaş ve olaylara, o büyüme ve küçülmeye kaynaklık yapan mücadeleyi sınıflar; merkez-çevre mücadelesi, yani kısaca güç odakları bağlamında inceleyerek, askeri, siyasi ve ekonomik güçlerin tarihin akışına nasıl etki yaptığını ortaya koyar.
Osmanlı’dan Cumhuriyete 600 yıllık tarihsel kesitte yaşanan güç mücadeleleri, büyük çarpışmalar, taht kavgaları…
Hangi yüzyılda, hangi güç odakları ortaya çıktı? Bunlar o yüzyıldaki hangi güç odaklarıyla karşı karşıya geldi? Merkezdeki ve merkezi ele geçirmeye ya da merkezi etkilemeye çalışan bu odakların mücadelesi Osmanlı Devleti’nin iç ve dış politikasını nasıl etkiledi? Hangi güçler hangi sınıflara dayandı? Güç odaklarının mücadelesi, Osmanlı Devleti’nin ittifak politikalarına nasıl yansıdı? Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyete giden süreçte hangi güç odaklarıyla karşı karşıya kaldı, onlarla nasıl mücadele etti?
İleriyi görmek istiyorsanız, bu kitap size analitik ve sentezci bir yaklaşımla yardımcı olabilir.
--reklam--
Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi Alıntıları - Sözleri
- "Ağır ve kati bir kararın doğruluğuna inanmak için durumu her köşesinden incelemek lazimdir"(M.K.Atatürk )
- Devlet dört temele dayanmaktadır: Yönetilen toplum , yöneten merkezdeki yüksek siyasi otorite , üzerinde yaşanılan ve kontrol edilen topraklar ile devlet kurumları.
- Işte bu nedenler Osmanlı Devleti'ni çok ciddi bir isyanla karşı karşıya getirdi.
- Avrupa devletlerinin de , Osmanlıların Avrupa'dan kovulabilecegine olan inançları tamamen sarsıldı.
- Askerlik arkadaşlığı, ölünceye kadar silah arkadaşlığı olarak devam edecektir.
- Osman Gazi'nin Edebali kızı Bala Hatun'dan Alaeddin Ali Bey ile Mal Hatun'dan Orhan Bey adlı iki oğlu oldu .
- Ahiler arasında en yüksek mertebeye ulaştı.
- Bu kitapta merkezi gücün karşısında yer alan bütün guclerin tarihsel bir bakış açısıyla incelenmesi hedeflenmiştir.
- Hunlar bu topluluklar içinde yer alan ve günümüze kadar taninan bir halktır.
--reklam--
Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Değerli komutanım İlker Başbuğ'un "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Güç Odaklarının Mücadelesi" kitabını nihayet bitirdim. Nihayet dememe bakmayın, nasıl akıcı, nasıl güzel olduğunu ve bir anda nasıl bittiğini gerçekten idrak edebilmiş değilim. Kitaptan bahsetmeden önce biraz komutanım hakkında genellikle çoğunluğun bildiği (bazılarının bilmiyor olabileceğini tahmin ettiğim) bazı şeyler söylemek istiyorum. İlker Başbuğ Paşamız 1962'de bu ülkenin o çok kıymetli üniformasını 1962'de Kara Harp Okulundan mezun olarak giymis ve 2010 yılına kadar bu şerefi layığıyla icraa etmiştir. 2008-2010 yılları arasında Genel Kurmay Başkanlığı yapmıştır. Bu süre içinde de tıpkı tüm yaşamı boyunca olduğu gibi "Atatürk ilke ve devrimlerine sıkı sıkı bağlı olduğunu" hem Türkiye'ye hem de tüm dünya ülkelerine göstermiştir. Başbuğ Paşamız, bir çok önemli ulusal ve uluslararası ödülün de sahibidir. Türk milleti ona olan borcunu onun fikirlerini anlamaya çalışarak yerine getirecektir. Paşamızın sahip olduğu başarılar için biyografisine bakabilirsiniz. Ülkemizde Genel Kurmay Başkanlığı yaparak bu vatana en büyük hizmetlerden birini gerçekleştirmiş olan paşamız 2012 yılında cemaat-akp ortaklığı ile yargılanmaya başlamış ve cezaevine konulmuştur. Davanın ilerleyen zamanlarında ise müebbet hapse çarptırılmıştır. Ben yaşım gereği bunları tam olarak hatırlayamıyorum fakat yakın tarihimizin yüz karası kararları arasında kendini ilk sıraya yazdıran bu olayı ilk okuduğumda dehşete kapılmıştım. Fakat konu hakkında araştırmalar yaptıkça o dönem malum ittifak tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma çabasının nasıl adım adım gerçekleştirildiğini daha iyi anladım. Sizde anlamak istiyorsanız İlker Başbuğ'un "Ergenekon'dan Çıkış" isimli kitabını okuyabilirsiniz. Ben ilk okuduğumda bu sene içinde değerli komutanımın tüm kitaplarını okumaya dair kendime söz vermiştim. Nihayet bu hedef doğrultusunda ilk adımımı tamamladım. Sırada bu kitabın devamı niteliğinde "1923-1961" ve "1961-1980" arası güç odaklarını da okuyacağım. Onları, bu kitaptan da fazla begenecegime hiç şüphem yok. Şimdi gelelim bu kitaba. Kitap Osmanlı'nın kuruluşundan Cumhuriyet'imizin ilanına kadar olan süreçte merkez hükümet ile onun karşısında olan güç odaklarını tespit ve analiz etmek amacıyla yazılmış. Başbuğ, ilk başta güç odakları olarak askerî profilde olanları seçmeyi amaçlamış fakat sonra sivil güç odaklarını da dahil kılmayı tercih etmiş. "Osmanlı Beyliği öncesi güç odakları" hakkında kısa bir bölümden sonra Osman Gazi dönemi ile başlayan kitap, Cumhuriyet'imizin ilanına kadar bizler için 600 yıllık süreci gözler önüne seriyor. Aynı zamanda dönemin siyasal yapısı ve konjonktürel zemini hakkında da bilgiye sahip olmuş oluyorsunuz. En güzel yanı da bu bilgilerin özet niteliğinde olması. Benim gibi Osmanlı Tarihine biraz-cık- olsun vâkıf iseniz kitap sizin için çok daha eğlenceli olacaktır. Eğer değilseniz de okurken internetten, başka kaynaklardan birazcık yardım alarak daha eğlenceli ve anlaşılabilir hale getirebilirsiniz. Bu arada ülkemizde daima tartışılan konulardan birisi olan Abdülhamit konusuna kadar olan süreç 182 sayfada anlatılmış. 182. Sayfadan sonrası Abdülhamit dönemi güç odaklarını incelemekle, Abdülhamit'in liderliğine objektif bir bakış açısı ile baktıktan sonra derin analizler yapmakla ve devamında yaşanan olaylar ile geçiyor. Yani 182. Sayfaya kadar olan bölümden sonrası (kitabın neredeyse %70'i) benim için çok daha eğlenceliydi. Bu dönemden sonrası ile ilgili hem yeni bilgiler öğrenmiş oldum hem de bilgilerimi tazeleme fırsatım oldu. Paşamız gerçekten müthiş bir anlatım gücüne sahip. Emekliye ayrıldıktan sonra düşüncelerini ve bilgisini satırlara dökmesi ve Türk milletine armağan etmesi onu daima hayat sahibi yüce bir karakter haline getirmiştir. Bunun için kendisine şükranlarımı sunuyorum. Daha fazla şey söylemek istemiyorum, alın okuyun, okutun Yüce Ordumuza kurulan kumpası öğrenin ve öğretin. Bu hainliği yapanları tarih bir kenara boylece silinmez mürekkepler ile yazmış olacak. İlker Başbuğ paşamıza allah uzun ve sağlıklı ömür versin. Nice mutlu seneleri olsun. Kitaba puanım:10/10 (Bahadır Üzüm)
Tarih ilerisini göremeyenler için çok acımasızdır. Dünü bilmeden ve anlamadan ileriyi görebilmek ise mümkün değildir. Ilker Başbuğ'un bu kitabı, " şu padişah döneminde şu savaşlar, şu padişah döneminde şu olaylar oldu " ya da " şu padişah döneminde Osmanlı 'nin toprakları şu kadar büyüdü veya küçüldü " kitabı değildir. (Semih özgün cankurt)
Merhaba... 3 ciltlik "Güç Odakları Serisi"nin ilk kitabını bitirdim. Serinin ilk kitabı Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Cumhuriyet'e kadar olan dönemdeki güç odaklarını, bu odakların birbirleriyle olan mücadelesini ve bu mücadelenin devlete olan yansımalarını bize gösteriyor. (32 bölümden oluşan kitabın ilk bölümü Osmanlı Devleti'nin öncesindeki güç odaklarına kısaca değiniyor.) 448 sayfalık kitabın ilk 187 sayfası 2. Abdülhamid dönemi öncesine ayrılmışken geri kalan büyük kısım ise 2. Abdülhamid dönemi ve sonrasına ayrılmış. Osmanlı Devleti her ne kadar iç ve dış güçlerle -sorunlarla- mücadele etmek zorunda kalsa da Kanuni Sultan Süleyman'ın son dönemlerine kadar büyüyen ve "dünya devleti" sıfatını kazanan bir devlet. (15. yüzyılın hemen başındaki Ankara Savaşı ve Fetret Devrini saymazsak. –Mehmet Çelebi üç kardeşler arasında yaşanan bu mücadeleden galip çıkarak bir felaket önlenecek ve binevi Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu unvanını kazanacak.) Kanuni Sultan Süleyman döneminin sonlarına doğru "birşeyler" yanlış gitmeye başlıyor ve "dünya devi" Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama ve çöküş dönemleri ardarda başlıyor. Artık Osmanlı Devleti her anlamda Avrupa'nın arkasında kalıyordu. İdari, sosyal, kültürel, ekonomik, askeri... Bunun farkına varan ilk padişah ise 3. Ahmed (1703-1730) oluyor. Ama yapılmaya başlanan reformlar çok kısıtlı ve ulema sınıfı yapılmaya başlanan reformları önlüyordu. Gerçek anlamda reform hareketlerini başlatan isim ise 3. Selim (1789-1807) ancak o da ulema sınıfının ciddi dirençleriyle karşılaşıyor. En fazla reformları yapan ise 2. Mahmud oluyor ama yıllar 1808'i gösteriyor ve çok geç kalınmıştı. Ve benim en çok zevk alarak okuduğum bölüm: 2. Abdülhamid ve sonrası. Bu dönemde Abdülhamid, tahta çıkmadan önce meşrutiyet / Anayasa vaadiyle Mithad Paşa'yı ikna ediyor ve V. Murad Osmanlı kabinesi tarafından tahttan indirilip Abdülhamid başa getiriliyor ve 33 yıllık o dönem başlıyor. Bu dönem karşılaştırmalar yapmama da izin veren bir okuma oldu. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, hak ve hukuk vadiyle gelen Abdülhamid'in Anayasa'yı kabul edip daha sonra feshetmesi, Anayasa dönemlerinde meclisi kapatma yetkisine sahip olması, İlk günlerde halk ile içiceyken daha sonra saraya kapanması, Abdülaziz ve V. Murad'ın tahtan indirilişine şahit olan Abdülhamid'in 33 yılı korku içinde yaşaması, darbe korkusu yaşaması ve hatta bu yüzden kendi ordusundan İngilizlerin, Bulgarların, Rusların ordularına nazaran daha çok korkması ve bu yüzden kendi ordusunu kasten güçsüz tutması, ülkede polis rejiminin hâkim olması, şiddetli derecede sansürün uygulanması ve bu yüzden yazılarda kullanılacak kelimelerin bile 'iyi sözcükler' ve 'kullanılması sakıncalı sözcükler' olarak ikiye ayrılması, (İyi sözcükler: Sadakat, tevazu, dua, melek... Kullanılması sakıncalı sözcükler: hürriyet, vatan, isyan, yıldız, cemiyet, buhran...) Abdülhamid sonrası İttihat ve Terakki döneminde yapılan doğrular ve yanlışlar, Enver Paşa, Talât Paşa ve Cemal Paşa'lar ve birbirleriyle ilişkisi, Enver Paşa - Mustafa Kemal Atatürk ve Vahdettin - Mustafa Kemal Atatürk arasındaki ilişki ve çatışmalar, Birinci Dünya Savaşı'na girmemiz ve Almanya kaybedince bizim de kaybetmiş sayılmamız, 31 Mart Ayaklanması, Babıâli Baskını, Mustafa Kemal Atatürk'ün İstanbul'da geçirdiği 6 ay ve tarihin cilvesi olarak İngilizlerin Vahdettin'den "Samsun'da Türklerin Rum köylerine saldırdığı olayı"nın araştırılmasını istemesi ve Vahdettin'in bu iş için Mustafa Kemal Atatürk'ü görevlendirmesi ve Samsun'a çıkıp Anadolu'yu ayağa kaldırması, Kongreler, Kurtuluş Savaşı, Kurtuluş Savaşı'nda yaşanan iç ayaklanmalar, Kuvayı Milliye / Düzenli ordu tartışması, 1921 Anayasası, çok renkli mecliste yaşanan hararetli tartışmalar, Büyük Taarruz, Saltanat ve hilafet'in tartışmaya açılması ve saltanatın kaldırılması, Lozan Konferansı, Boğazlar ve Musul konusu, Halk Fırkası'nın kurulması ve Mustafa Kemal'in en büyük eseri Cumhuriyet... Severek okuduğum bir kitap oldu. Birçok kaynaktan yararlanılmıştı. Akademik bir kitap olmasa da başlangıç için çok güzel bir kitap olduğunu ve okuması da hem çok akıcı hem de konuyla ilgilenenler için zevkli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar... (Bay C)
--reklam--
Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İlker Başbuğ - Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İlker Başbuğ Kimdir?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 26. Genelkurmay Başkanı. Görevini 30 Ağustos 2008 tarihinde, 25. Genelkurmay Başkanı Mehmet Yaşar Büyükanıt’tan devralmış olan Başbuğ, TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası ve TSK Şeref Madalyası sahibidir. Başbuğ 9 Ağustos 2010 tarihinde yapılan Y.A.Ş. sonrasında görevini 27. Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e bırakmıştır.
Mehmet İlker Başbuğ, 29 Nisan 1943 tarihinde Afyonkarahisar’da doğmuştur. Balkan Savaşı'ndan sonra Makedonya'nın Manastır şehrinden Türkiye Karaman’a göç eden ailesi daha sonra Afyonkarahisar’a yerleşmiştir. İlkokulu Afyon 27 Ağustos İlkokulu'nda, ortaokulu Afyon Lisesi’nin orta kısmında okuduktan sonra Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiştir. 1962 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olan Başbuğ, 1963 yılında Piyade Okulu’nu başarıyla bitirdi. 1963-1971 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birimlerde görev alan Başbuğ, 1973 yılında Kara Harp Akademisi’ni bitirerek kurmay subay ünvanı aldı.
Kara Harp Akademisi’nden mezun olmasının ardından Genelkurmay Plan Harekât Daire Başkanlığında Karargâh Subaylığı, Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği, Belçika / Brüksel'de NATO Uluslararası Askerî Karargâhında Cari İstihbarat Plan Subaylığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanlığı Savunma Araştırma Şube Müdürlüğü ve 51'inci Piyade Tümeni 247'nci Piyade Alay Komutanlığı görevlerini yürüten Başbuğ, ayrıca İngiltere Kara Harp Akademisi ve NATO Savunma Koleji’ndeki eğitimlerini de başarıyla tamamladı.
1989 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi ettirilen Başbuğ, 1993 yılında ise Tümgeneral’liğe terfi ettirildi. Tümgeneral olarak Belçika’da, Milli Askeri Temsil Heyeti Başkanı olarak görev yapmasının ardından 1997 yılında Korgeneralliğe terfi ettirilen Başbuğ, Korgeneral olarak görev yaptığı sırada 2. Kolordu Komutanlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcılığı görevlerinde bulundu.
2002 yılında Orgeneral rütbesine terfi eden İlker Başbuğ, 30 Ağustos 2008 tarihinde, Mehmet Yaşar Büyükanıt’dan Genel Kurmay Başkanlığı görevini devralarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı ünvanını aldı.
TSK Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası ve TSK Şeref Madalyası sahibi olan Orgeneral İlker Başbuğ, Sevil Başbuğ ile evlidir ve çiftin iki çocuğu bulunmaktadır.
Başbuğ 9 Ağustos 2010 tarihinde yapılan Y.A.Ş. sonrasında görevini 27. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'e bırakmıştır.
İlker Başbuğ, Emekliliğinde kitap yazmaya başladı.
6 Ocak 2012 tarihinde “silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamalarından tutuklandı. 5 Ağustos 2013 tarihinde Mahkemenin karar duruşması yapılarak kararın açıklanması bekleniyor.
Yazdığı Kitaplar :
2011 - Terör Örgütlerinin Sonu
2012 - 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Mustafa Kemal
2012 - 20. Yüzyılın En Büyük Lideri: Atatür
--reklam--
İlker Başbuğ Kitapları - Eserleri
- Suçlamalara Karşı Gerçekler
- Nasıl Bir Türkiye
- Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi
- Ergenekon'dan Çıkış
- 20. Yüzyılın En Büyük Lideri Mustafa Kemal
- 15 Temmuz Öncesi ve Sonrası
- Sorunlarla Yüzleşmek
- Unutulan Ada Kıbrıs
- 20. Yüzyılın En Büyük Lideri Atatürk
- Türkiye Cumhuriyeti'nde Güç Odaklarının Mücadelesi
- Terör Örgütlerinin Sonu
- Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler
- Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi
- Mustafa Kemal Atatürk (2 Cilt)
- Güç Odaklarının Mücadelesi
--reklam--
İlker Başbuğ Alıntıları - Sözleri
- Ermeni ihtilalcilerin amaçları diğer milliyetçi ihtilalcilerinkinden çok farklıydı. İtalya'da yaşayan insanlar İtalyan idi ve İtalyan devrimcileri çoğunluğun yönettiği bir devlet istiyorlardı. Polonyalı milliyetçiler, Rus bir azınlık tarafından yönetilen ve bastırılmış bir çoğunluk olan Polonyalılar için bir devlet oluşturmak istiyorlardı. Aynı şey tüm dünyada geçerliydi, yöntemleri her ne olursa olsun, iyi ya da kötü, milliyetçiler en azından çoğunluğun kendini yönetebileceği bir devlet için savaştılar. Ermeni milliyetçileri için bu böyle değildi. Ermeni isyancıları, kendilerinin nüfusun %20'sinden daha az bir kısmını oluşturdukları bir toprağı ele geçirmek için savaştılar. Altı vilayet dedikleri bölgede, Müslümanlar Ermenilerin dört katı fazlaydı. Polonyalılar, İtalyanlar, Özbekler, Güney Afrikalılar, Cezayirliler ya da İrlandalıların aksine, Ermeniler imparatorluk tarafından yönetilen büyük bir çoğunluk değildiler. Çoğunluğu yenerek topraklarını ele geçirmek isteyen küçük bir gruptular. Ülkelerinin düşmanlarından yardım alan küçük bir gruptular; çünkü dışarıdan yardım almadan Müslüman çoğunluğu yenmeleri imkânsızdı. Eğer başarılı olsalardı, Ermeni milliyetçileri ne yapacaktı? Balkanlar'daki Türklerin acı kaderini örnek vererek gösteriyor tarih bunu bize. Bir Ermenistan kurmanın tek yolu çoğunluğu sürmek ya da öldürmekti. İhtilalciler Müslümanları saf dışı etmediği sürece, Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulamazdı. Osmanlıların Ermeni isyancılara verdiği karşılık her düşünüldüğünde, bu gerçek hatırlanmalı. Osmanlılar sadece iktidarlarını savunmuyorlardı. Çoğunluğun yönetimini reddedenlere karşı çoğunluk olan halkı savunuyorlardı. Dahası, isyancılar başarıya ulaştıkları takdirde isyancıların öldüreceği ya da yurtlarından süreceği insanları savunuyorlardı. (Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler)
- Mustafa Kemal Atatürk'e göre; lider, ülkesinin ve ulusunun şerefi ve kurtuluşu için çalışandır. Kendilerini ilahlaştırmak için çalışanlar lider olamaz. Kamu hizmetinin en yüce şekli, bencil olmayan çabadır. (20. Yüzyılın En Büyük Lideri Mustafa Kemal)
- İyi durum da olmayan ülke yönetimi için tek çıkış yolu vardır. O da meşruti idarededir. Bunu sağlayacak tek güç de ordudur. (15 Temmuz Öncesi ve Sonrası)
- Diplomaside yapılan hatanın daha sonra düzeltilebilmesi hemen hemen imkânsızdır. (Unutulan Ada Kıbrıs)
- Türkler ve Ermeniler arasında oluşan gerginliğin rasyonel sebeplerini aramak daha uygun olacaktır. Türklerin Ermenilere karşı savaşmalarının gerçek nedeni kolayca açıklanabilir ve tamamen rasyoneldir. Türkler kendilerini savunuyorlardı.* * Justin McCarthy, "Kim başlattı?", 24 Nisan 2002 tarihinde İstanbul'da yaptığı konuşma. (Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler)
- "Türkiye'de seçimler yapılacak olursa, CHP bu seçimleri kazanabilecektir." –cia başkanı alen dulles / 28 nisan 1960 (Türkiye Cumhuriyeti’nde Güç Odaklarının Mücadelesi)
- McCarthy'nin dediği gibi "Bir taraf ölülerini sayarken diğer tarafın kendi ölülerinden bihaber olması" olaylara soykırım görüntüsü veriyor. (Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler)
- Okuduğunu, gördüğünü, isittigini sorgulayan insandan korkmayın. Onlardan zarar gelmez. (Nasıl Bir Türkiye)
- Biz teslim etmezsek, kendimize olan saygımızı alamazlar. (Ergenekon'dan Çıkış)
- Hunlar bu topluluklar içinde yer alan ve günümüze kadar taninan bir halktır. (Osmanlı’dan Cumhuriyete Güç Odaklarının Mücadelesi)
- Cemaatlerin oluşumunda ekonomik çıkarlar var. Din bu amaç için bir araç olarak kullanılıyor. Bu olay sonra eğitim, daha sonra da siyaset alanına sıçrıyor. (Ergenekon'dan Çıkış)
- Fırtınalı denizde gemisini en az hasarla karaya yanaştıran kaptanların tarihi başka, gemisini terk edenlerin tarihi başka yazılır. (Suçlamalara Karşı Gerçekler)
- Toplumu terörle mücadelenin süresi hakkında yanlış beklentiler içine sokacak söylem ve ifadelerden kaçınılmalıdır. Terörle mücadele karmaşık bir süreçtir. 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda altı günde zafer kazanan İsrail Silahlı Kuvvetleri, 2007'de birkaç bin kişiden oluşan Hizbullah örgütünü Lübnan'da etkisiz hale getirememiştir. (Terör Örgütlerinin Sonu)
- Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler , dervişler , müritler , meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat , medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve taleplerini yapmak , insan olmak İçin kâfidir. (15 Temmuz Öncesi ve Sonrası)
- Etkisiz hale getirilen teröristlerin yaş durumu incelendiğinde ortalama olarak, örgüte katılım yaşının 19, örgütte kalma süresinin 7 yıl, ölüm yaşının ise 26 olduğu görülmektedir. (Terör Örgütlerinin Sonu)
- Uluslararası alanda ciddi bir konuda adım atmadan önce her şeyi çok detaylı ve iyi şekilde değerlendirmek zorundasınız. Hesapsız olarak atılan adımlardan geriye çekilme o ülkeye çok büyük zararlar da verebilir. Dış politikaya; sağduyulu, gerçekçi ve ideolojik görüşlerden arındırılmış şekilde yaklaşılmalıdır. (Unutulan Ada Kıbrıs)
- Mustafa Kemal 1922'de eğitim ve öğretime ilişkin şunları da not defterine yazmıştır: "Milleti kurtarmak isteyen her vatansever için milli onur ve fedakarlık başlıca özelliklerdir. Fakat bunlar yeterli değildir. Bir milleti kurtarmak için iyi niyet de yeterli değildir. Aynı zamanda ilim ve eğitim lazımdır. Düşmanı mağlup eden ordularımızın sevk ve idaresinde fenni bilim ve ilmi kurallar rehberimiz olmuştur. Bir milletin geleceğini elde etmesi ve idare etmesi için de eğitim bilimi lazımdır. Eğitim biliminin faaliyet merkezi: Mekteptir. Milletin siyasi ve toplumsal hayatında, düşünce yapısında; her türlü dış etkiye koyabilmesi için ilmi ve fenni bilimi rehber kabul edeceğiz." (Sorunlarla Yüzleşmek)
- Sıkıştığımız zaman bizim başvuracağımız tek rehber vardır, o da Mustafa Kemal Atatürk'tür. (Sorunlarla Yüzleşmek)
- Başarı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin harekata katılan bütün personeline ve özellikle bu harekatta şehit düşen, 498 ölümsüz kahramana aittir. (Unutulan Ada Kıbrıs)
- Bu nedenle, Malta Yargılaması tarihi bir gerçektir. Bu yargılamada, Malta'da o günün deyimiyle “Ermeni Kırımı” bugünün deyimiyle ise “soykırım” iddiasıyla yargılanan Türkler yargı önünde aklanmışlardır. Suçsuz bulunmuşlardır. Malta kararı, Osmanlı devletinin ve İttihatçı liderlerin “soykırım” suçunu işlemediklerini ortaya koyan tarihi bir yargı kararıdır. Bu kararın, uluslararası meşruiyetini kimse sorgulayamaz. Savcılıkların, “suçsuzluk” anlamı taşıyan “kovuşturmaya yer olmadığı”, ya da “takipsizlik” kararı da yargı sürecinin bir parçasıdır. 1919-1921 Malta Yargılaması, yargısal olarak “bir soykırım soruşturması”dır. Bu açıdan çok önemli bir olaydır. Bu gerçeği hiçbir şey ortadan kaldıramaz. Son söz; 1915 Tehcir olayı; Malta'da yargılanmıştır. Kraliyet Savcılığı, soruşturma sonunda verdiği “kovuşturmaya yer olmadığı” veya “takipsizlik” kararı ile Tehcir olayında kovuşturma açılmasını gerektirecek, herhangi bir “suç unsuruna” veya “deliline” ulaşamamıştır. Bu, bir şekilde “suçsuzluk” anlamına gelmektedir. (Ermeni Suçlamaları ve Gerçekler)
Yorumlar
0 yorum